Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظٖيمٌ
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
(Hac Sûresi(22) 1. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظٖيمٌ
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
(Hac Sûresi(22) 1. Ayet)
MÜSLÜMAN, DİNÎ VE AHLAKİ DEĞERLERİYLE YAŞAR
Muhterem
Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği
emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz…”[i]
Aziz Müminler!
“En hayırlı ümmet” övgüsüne mazhar olan her bir
mümin, zihnine ve gönlüne yalnızca İslam’ın yüce değerlerini nakşeder.
Kaynağı vahiy olmayan her çeşit düşünce, uygulama ve alışkanlıklar
karşısında dikkatli davranır. İmanına zarar verebilecek tehlikelerden uzak
durur. Söz ve davranışlarına İslam ahlakını yansıtır. Dünyevî heves ve arzuların peşinden koşmaz. Alın terinin kıymetini, helal kazancın bereketini unutmaz. Aldığının ve
sattığının hesabını vereceğini aklından çıkarmaz. Az da olsa yalnızca helalle
yetinir. Aklı uyuşturan alkolle, ocaklar söndüren kumarla ömrünü zayi etmez.
Kıymetli Müslümanlar!
Kimliğini muhafaza eden bir
Müslüman, popüler kültürün girdabında kaybolmaz. Başka dünyalara ait yaşam
tarzlarını bilinçsizce taklit etmez. Dinimizde ve sahih geleneğimizde yeri
olmayan sembolleri, eğlence biçimlerini, tutum ve davranışları benimsemez.
Bunun, Müslüman kimliğini zedelediğini, toplumu ve gelecek nesilleri dinine,
tarihine ve değerlerine yabancılaştırdığını bilir. Tarih sahnesinden silinen
nice milletin önce inanç ve değerlerini, sonra da kültür, edebiyat ve sanatını
kaybettiğini unutmaz.
Değerli Müminler!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde bizleri şöyle uyarmaktadır:
“Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”[ii]
Yani bir
kimse, kendi değerlerini yaşamak ve yaşatmak yerine başkasına özenir, onun
inanç ve adetlerini benimserse, sonunda onlar gibi düşünmeye ve onlar gibi
yaşamaya başlar. Zira maddi ve fiziki benzeşmenin manevi sonuçlar doğurması
kaçınılmazdır.
O halde, Rabbimize, insanlığa ve gelecek
nesillerimize karşı sorumluluğumuzun bilincinde olalım. Kur’an’a ve sünnete
sımsıkı sarılalım. Hayatımızın her alanında İslam ahlakını ve terbiyesini
kuşanalım. Yaratılış gayemizden uzaklaştıran, kültür ve medeniyetimizi
yozlaştıran her türlü söz, anlayış ve davranıştan uzak duralım. Unutmayalım ki
toplumlar, dinî ve ahlaki değerleriyle ayakta durur ve bu değerlerden beslenen
şuurla yaşarlar.
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) erdirir.
(Yunus Sûresi(10) 9. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
"Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel."
(Müzzemmil Suresi 8. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَر۪يمًا
Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.
(İsrâ Suresi 23. Ayet)
müslüman şahsiyeTİ
Muhterem Müslümanlar!
İslam,
insanı şahsiyetiyle inşa eden bir dindir. İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve
değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer
yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine,
varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve
estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde
cevaplarını bulur.
Aziz Müminler!
Müslüman şahsiyetini oluşturan en
önemli imkân, dünyayı ve ahireti anlamlandıran imandır. İman, kişiyi kulluk
yolculuğundaki savrulmalardan koruyup ebedî mutluluğa ulaştıran en büyük
hazinedir.
Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında
imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut
neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer,
zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslümanın ayırt edici vasfıdır. Bu sebeple
Müslümandan beklenen imanının göstergesi olan ibadetlere ve güzel ahlaka
yönelmesidir. Çünkü ibadet, onun
yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise
zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır.
Aziz Müminler!
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar,
Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik
vardır.”[1]
O halde bize düşen, Peygamber Efendimizin örnekliğinden bir an
olsun ayrılmamaktır. Tıpkı onun gibi, temelinde tevhid olan, ibadetlerle mayalanan,
ahlakla olgunlaşan bir duruş sergilemektir. İslam’ın izzet ve şerefini
kuşanmak, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir
karaktere sahip olmaktır. Daima hayrın peşinde koşmak, hayırlı işlerde
yarışmaktır. Haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemektir. Başta anne ve babamız, eşimiz ve
çocuklarımız olmak üzere hayat bulan her cana şefkat ve merhametle
davranmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç
kimsenin zarar görmediği bir Müslüman”[2]
olabilmek için gayret göstermektir.
Hutbemi Yüce Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum:
“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra
dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki:
‘Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilen cennetle sevinin!’”[3]
ZULÜM CEZASIZ KALMAZ
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz
şöyle buyuruyor:
“Allah’ı zalimlerin yaptıklarından
habersiz sanma! Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı
fırlayacağı bir güne erteliyor.”[1]
Bu ayet, mazlumlar için bir umut ve teselli; zalimler için
bir ihtar ve tehdittir. Bu tehdide aldırış etmeyen zalimler, dünyada da
ahirette de huzur bulamayacaktır. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise
büyük bir azap vardır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi,
“Zulüm,
zalim için kıyamet gününde zifiri karanlık olacaktır.”[2]
Aziz Müminler!
İnsaf, vicdan ve merhamet duygularının yitirildiği,
zulmün sıradanlaştığı ve zalimin destek bulduğu bir çağda yaşıyoruz. Hak ve
hukuk tanımayan zorbalar, çocuk, yaşlı, kadın demeden mazlum Filistin halkının
üzerine bombalar yağdırıyor. Gözü dönmüş caniler, dünyanın gözleri önünde
Filistinli masum kardeşlerimizi katlediyor. Kan ve gözyaşından beslenenler, Kudüs
ve çevresindeki Müslümanları, baskı ve şiddetle evlerinden, yurtlarından
çıkarıyor, yaşama haklarını ellerinden alıyor. Mabet dokunulmazlığını hiçe
sayıp Mescid-i Aksâ’nın maneviyatını çiğniyor. Ancak biz inanıyoruz ki mazlumla
Allah arasında perde yoktur.[3]
“Kahhâr” olan Rabbimiz, zalimleri kahr u perişan edecektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Mümin, zulme taraftar olmaz ve zulmü alkışlamaz. Zulüm
karşısında susmaz, zalimin sesi olmaz. Müminin gönlü asla zulme razı
değildir. Mümin, hak ve adaletin yanındadır, zulmün karşısında daima dimdik
ayaktadır. Mümin, zalime hasım, mazluma umuttur. Yeryüzünün her neresinde
olursa olsun kanayan bir yara gördü mü ciğeri yanar. Zira o, Hakka tabidir ve
Hak yolunun yolcusudur. Mümin bilir ki hak ve adaletin hizmetinde olduğu sürece
Allah’ın rahmeti ve yardımı kendisiyle birliktedir. Hakkı tutup kaldırdığı
sürece zalimler asla mazluma ve mağdura zarar veremeyecektir.
Değerli Müminler!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir hadisinde
şöyle buyurur:
“Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; eğer
buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbi ile o
kötülüğe tavır koysun. Bu da imanın asgarî gereğidir.”[4]
O halde, mazlumların feryadı arşa uzanırken, ümmet-i
Muhammed olarak bir araya gelip zulme ve işgale karşı çıkalım. Mazlum
kardeşlerimize gücümüz nispetinde destek olalım. Bilelim ki Rabbimizin yardımı,
müminlerin vahdeti, feraseti, cesareti ve onurlu duruşuyla zalimlerin sonu
berbat olacak, huzura ve barışa kastedenler er ya da geç cezasını bulacaktır.
Aziz Kardeşlerim!
Bugün Filistin’de yaşananlar bize önemli sorumluluklar
yüklemektedir. Gün, Müslüman idrakiyle yola revan olup Rabbimize samimiyetimizi
arz etme günüdür. Gün, Sevgili Peygamberimizin ümmet idealini kuşanma günüdür.
Gün, kardeşlerimizle bir olma günüdür. Sizleri Cuma namazından sonra
Filistin’deki kardeşlerimize el uzatmaya, onların yaralarını sarmaya davet
ediyorum. Yüce Mevlâ, iyiliklerimizi kabul buyursun.
[1] İbrâhîm, 14/42.
[2] Buhârî, Mezâlim, 8.
[3] Buhârî, Zekât, 63.
[4] Müslim, Îmân, 78.
VAKIF: Şefkat ve MERHAMET mEDENİYETİ
Muhterem
Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir gün ashâbına şöyle
demiştir: “İnsan ölünce şu üçü dışında bütün amellerinin
sevabı kesilir: Sadaka-i câriye yani faydası kalıcı hayır, kendisinden istifade
edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât.”[1]
Bu hadis-i şerifte ifade edilen sadaka-i
cariyenin en güzel örneklerinden biri, İslam medeniyetinin simgesi olan
vakıflardır.
Aziz Müminler!
Vakıflar, İslam’ın bütün varlık âlemine karşı şefkat ve merhametinin müesseseleşmiş halidir. İnsana emanet olarak verilen malın, bütün insanlığın hatta bütün canlıların hizmetine sunulmasıdır. Zayıf ve düşkünlerin elinden tutma, muhtaçların sıkıntısına kalıcı çözüm bulma çabasıdır. Nitekim Hz. Ömer (r.a), bir gün Peygamberimize gelerek,
“Yâ Resûlallah! Benim çok güzel bir hurma bahçem var. Bu bahçeyi bağışlamak istiyorum.” deyince, Allah Resûlü (s.a.s), ona şu tavsiyede bulunmuştur:
“Aslını vakfet. Mahsulünü
de sadaka olarak dağıt.”[2]
Kıymetli Müslümanlar!
Ecdadımız,
vakıfları birer “vefa müessesesi” olarak görmüş ve kazandığı serveti, tekrar
insanlığın hizmetine sunmuştur. Bu anlayışla cami, mescit, mektep, medrese,
kütüphane, hastane, aşevi, çeşme, köprü gibi nice eser inşa etmiştir. Böylece işsize iş, yoksula aş, borçluya destek, evsize yuva,
hastaya şifa götürmüştür. “Kardeşlik sınır tanımaz” şiarıyla iyiliği yeryüzüne
egemen kılmış, mazlumlara yurt, gariplere umut olmuştur. İslam’ın bu engin
şefkat ve merhametinden sadece insanlar değil, sahipsiz hayvanlar, yuvasız
kuşlar hatta yırtıcılar dahi nasibini almıştır.
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Ölümsüz olan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem
sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”[3]
O halde, geçici
dünya nimetlerini amel defterimizi ebedi açık tutacak vesileler olarak görelim.
Vakıfların kurulmasına, korunmasına ve ihya edilmesine katkı sunalım.
Unutmayalım ki vakıf medeniyetinin temeli merhamettir. Merhamet ise Allah
Teâlâ’nın Rahmân ve Rahîm ism-i şeriflerinin tecellisidir.
Kardeşlerim!
Hak ve hukuk tanımayan, insaf ve vicdandan
yoksun zalimler, Filistin’deki kardeşlerimizin
topraklarını işgal etmeye, çocuk, yaşlı, kadın
demeden canice saldırmaya devam ediyor.
Geliniz, duaların kabul edildiği bu icabet
vaktinde ellerimizi açıp Rabbimize yalvaralım:
Ya Rab! Sen kimsesizlerin sahibi, mazlumların
sığınağısın, bizlere rahmetinle muamele eyle.
Sen bizim Mevla’mızsın, zalimlere karşı bize
yardım eyle.
Şu mübarek günler hürmetine, ilk kıblemiz
Mescid-i Aksâ’yı ve Peygamberler şehri
Kudüs’ü zalimlerin işgalinden kurtar Allah’ım!
Ya Rabbi! Miracın basamağı Mescid-i Aksâ’yı
korumayı, bu uğurda mücadele etmeyi
yeryüzündeki bütün Müslümanlara ve bizlere
nasip eyle.
Allah’ım! Evlerinden yurtlarından kovulan, öz
vatanlarında garip kalan mazlum bütün
Müslümanlara kurtuluş nasip eyle.
Mazlumların umudu, gariplerin yurdu cennet
vatanımızı ve aziz milletimizi her türlü
tehlikeden koru Allah’ım!
Kur’an’ı Kerim’den Mesaj Var
Allah
insanları ve tüm varlıkları yaratandır. İnsanı en iyi tanıyan Yüce Allah’tır.
Yaratıcımız İnsanın ihtiyaçlarını ve insan için gerekli olan her şeyi
bildirmiştir.
İnsanoğlu
tabiatı gereği iyilik yapmaya da kötülük yapmaya da yatkındır.
Allah
insanın yaratılıştan gelen güzelliklere yönelmesini ve hoş olmayan davranışlardan uzak durmasını ister.
Bunun için de Allah insanlara bazı vecibeler yüklemiştir.
Bu
vecibelerle insanı kötülüklerden uzak tutarak iyi olan şeylere yöneltir.
Rabbimiz
inananlara, namaz, oruç, zekat, hac, kurban vs. ibadetleri emrederek onları
çirkin davranışlardan koruyarak iyi ve güzel
olan davranışlara yöneltmek istemiştir.
Yüce Allah
Müslümanları kendilerini günahlardan korunması için orucu farz kılmıştır.
Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Ey iman sahipleri! oruç
sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu
sayede korunmanız umulmaktadır.” (Bakara,2/183)
Bu ayette Allah oruç ibadetini her ümmete farz kılmak suretiyle, orucun değerinin ne kadar büyük olduğunu vurgulamak istemiştir.
Ayette ayrıca İnananların korunması için orucun çok
önemli bir fonksiyon olduğunu da dile getirilmiştir.
Oruçlu bir kimse, her an oruç ibadeti içinde olduğundan
davranışlarında dikkatli ve ölçülü olur. İbadet içinde olan bir kimsenin ibadet
ile aynı anda çirkin bir davranış sergilemesi düşünülemez.
Eğer kötü bir
davranışta bulunursa ibadeti boşa çıkacak ve oruç için aç susuz kalması gereksiz
hale gelecektir.
İnanan birinin oruç ibadetinin Allah katında değeri
olması için, tüm davranışlarını Allah’ın
rızasına uygun olarak yapması gerekir. Aynı zaman da kötü, çirkin ve
beğenilmeyen davranışlardan da uzak durmalıdır.
İslam dinide yasak olan ve yapılmasında sakınca görülen tüm
davranışlardan uzak durması gereken oruçlu bir kimse,
kendini günahlardan korumuş olur. Buda peygamberimizin
belirttiği bibi oruç sayesinde olur. Çünkü peygamberimiz
orucun Müslümanlar için “Kalkan” olduğunu ifade etmiştir. (Buhari, Savm. 2)
Oruçlu
aşağıda sıralayacağımız bazı davranışlardan uzak kalırsa, kendisini korumuş
olacaktır:
1-Yalan
söylemek.
2-İftira
yapmak.
3-Gıgbet ve
dedikodu yapmak.
4-Kişilerin
gizli hallerini araştırmak.
5-İki
yüzlülük yapmak.
6-Başkalarına
beğenmeyeceği bir isimle çağırmak.
7-Çirkin ve
kötü söz söylemek.
8-Haset
yapmak.(Çekememezlik)
9-Kin ve
nefret beslemek.
10-Fitne ve
fesat çıkarmak.
11-Hırsızlık
yapmak, Kumar oynamak.
12-İçki
içmek, sarhoş olmak.
13-Zina
yapmak ve Edepsiz olmak.
14-Rüşvet
almak ve vermek.
15-Devlet
ve Millet malına zarar vermek.
16-Kul ve
yetim hakkı yemek.
17-Haksızlık,zulüm
ve işkence yapmak.
18-İsraf yapmak.
19-Hayvanlara
eziyet etmek ve çevreye zarar vermek.
20-Asalak
olmak, başkalarının sırtından geçinmek.
21-Adaletsizlik
yapmak. Yetkisini taraflı kullanmak.
22-Toplumun
genel ahlak kurallarının dışına çıkmak vb.
İşte, Oruçlu
ve her daim ibadet bilincinde olan bir Müslüman, yukarıda sıraladığımız uygun olmayan
davranışlardan uzak durur. Bu davranışlardan uzak durduğu içinde günahlardan
korunmuş olur.
Tuttuğu
oruç açlığın ötesinde gerçek bir kurtuluş olur.
Ne mutlu bu
bilinçle oruç ibadetini yerine getirip, kurtuluşa erenlere….
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
“Şâban
ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Gündüzünde
oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet nazarı ile
bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af dileyen yok mu, onu
bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya
uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!..’”
Berat gecesi: Af ve mağfiret gecesi
Muhterem
Müslümanlar!
On bir ayın sultanı Ramazan-ı şerifin gölgesi üzerimize
düştü. Yarın, Ramazan’ın muştusu olan Berat gecesini
idrak edeceğiz. Cenâb-ı Hak, bu gece hürmetine aziz
Milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayır ve bereket
ihsan eylesin. Berat Gecemiz mübarek olsun.
Aziz Müminler!
Yine böyle bir gece vakti Hz. Âişe validemiz uyanmış, Resûl-i Ekrem (s.a.s)’i yanında göremeyince dışarı çıkıp aramaya koyulmuştu. Nihayetinde onu Bakî‘ mezarlığında, başını göğe kaldırmış, dua eder vaziyette bulmuştu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), hem Hz. Âişe’nin merakını gidermek hem de Allah’ın rahmetinin bu gece ne kadar geniş olduğunu anlatmak için şöyle buyurmuştu:
“Şaban ayının yarısına denk gelen bu gece, Allah
dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının yünlerinden
daha fazla sayıda insanı affeder.”[1]
Kıymetli Müslümanlar!
Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de, ebedi kurtuluş
beratını alanların ahiretteki durumu şöyle anlatılır:
“İşte o vakit, kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki,
‘Alın kitabımı okuyun; Doğrusu ben, hesabımla
karşılaşacağımı zaten biliyordum.’ Artık o, hoşnut
olacağı bir hayat
içindedir; yüce bir cennettedir.”[2]
Bu ayet-i kerimeden öğreniyoruz ki Allah’ın rızasını
kazanıp cennetine kavuşmak, dünyadayken ahiret için
hazırlık yapmakla; iman, ibadet ve istikamet üzere hayat
sürmekle mümkündür.
Cenâb-ı Hakkın bize lütfettiği bu özel fırsat ve bereket ayları, geçmişin muhasebesini ve geleceğin planlamasını yapacağımız tefekkür vakitleridir. Nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerine göre değil, Rabbimizin rızası doğrultusunda yaşamaya azmedeceğimiz karar vakitleridir. Hata ve günahlarımızdan tevbe edip, Rabbimizin af ve mağfiretine sığınacağımız dua ve niyaz vakitleridir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) bize şu tavsiyede bulunmaktadır:
“Şâban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın.
Gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet
nazarı ile bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af dileyen yok
mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya
uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!..’”[3]
Değerli Müminler!
Hutbemin sonunda önemli bir hususu tekrar hatırlatmak
istiyorum. Salgın hastalıkla mücadelemiz devam ediyor.
Tedbirlere riayet konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz
hassasiyeti bundan sonra da aynı ciddiyetle devam
ettirelim. Yüce Rabbimiz en kısa zamanda salgın
hastalıktan kurtulmayı bizlere nasip eylesin.