Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
اَلْيَدُ الْعُلْياَ خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى
“Veren el, alan elden daha hayırlıdır”.
Buharî: Zekât 18; Müslim: Zekât 94
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
اَلْيَدُ الْعُلْياَ خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى
“Veren el, alan elden daha hayırlıdır”.
Buharî: Zekât 18; Müslim: Zekât 94
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
صَلاَةُ الْجَمَاعَةِ أَفْضَلُ مِنْ صَلاَةِ الْفَذِّ بِسَبْعٍ وَعِشْـرِينَ دَرَجَةً
“Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha
faziletlidir”.
(Buharî: Ezan 30; Müslim: Mesacid 249)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فيِ تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ: إِذاَ اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداَعَى لَهُ ساَئِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى
“Müminler, birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet etme ve birbirlerine
şefkat gösterme konusunda bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsız
olsa, diğer organlar uykusuzluk ve hararette ona ortak olurlar”.
(Malik, Muvatta: Şiir 16.)
Allah’ın bizden istediği hayat Müslümanca yaşamaktır. Müslümanca yaşamak
ise Fatiha suresinin ışığında yürümekle mümkün olur.
Yüce Allah insanı yarattıktan
sonra ihtiyaç duyacağı her şeyi de var etmiştir. İnsanın yaşamını
sürdürebilmesi için tüm gereksinimlerine ulaşması için Allah birçok sebep
vermiştir.
İnsan aklı sayesinde istediği
ve ihtiyaç duyduğu şeylere ulaşabilir. Allah insana sayısız nimetler sunmuştur.
Bunları saymakla bitiremeyiz.
Allah insanı maddi ve manevi
ihtiyaçlarla yaratmıştır. Allah maddi ihtiyaçlarını gidermesi için verdiği
nimetler gibi manevi ihtiyaçlarını da giderebilmesi için peygamberler
aracılığıyla vahiyler göndermiştir.
Allah insanlara dünya
hayatında lazım olan kuralları ve prensipleri ilahi kitaplarında bildirmiştir.
Allah’ın gönderdiği ilahi kurallar insanlar tarafından zaman içinde bozulmuş ve
değiştirilmiştir. Bu ilahi kurallar bozuldukça veya değiştirildikçe Allah
tekrar yenilerini göndermiştir.
Allah hiçbir zaman bozulmayacak
ve değiştirilemeyecek ilahi kuralları, ilke ve prensipleri son elçisi Hz.Muhammed’e
göndermiştir.
Allah’ın gönderdiği bu
ilkelere uymamız istenmektedir. Dinimizin ilke ve prensipleri kutsal kitabımız
Kur’an’da bildirilmiştir.
Kur’an’ın önsözü sayılan ve
kitabın özünü teşkil eden Fatiha suresinin
Önemi çok büyüktür. Fatiha
suresinin ışığında hayatımızı düzenlemek dinimizin gereğidir.
Fatiha suresi Kur’an’ın özeti
sayılır. Fatiha suresi kitabın anası kabul edilmiştir.
Fatiha suresi Müslümanın
hayatının kırmızı çizgilerini oluşturur. Fatiha suresi kurtuluş yoludur. Fatiha
suresi adeta köprüden önce son çıkış gibidir.
Fatiha suresine göre bir
Müslümanın şu şekilde olması istenmektedir.
Müslüman yapacağı bir işe
besmele ile başlamalı. Bir işe Allah’ın
adıyla başlayan biri zihninde yüce Allah’ın yanında olduğunu hatırlar ve işini
yürütürken titiz davranarak harama ve günaha giremez.
Fatiha suresinin bize
kazandırdığı diğer bir konu ise hamdüsenadır. İnsan sahip olduğu tüm değerler
için Allah’a şükretmesi gerekir. Sağlığımız başta olmak üzere birçok nimete
sahip olduğumuzdan dolayı şükretmeliyiz. Sağlığımız yerinde olmazsa rızkımızı
kazanamazdık. Rızkı bize nasip eden Allah’a şükretmeliyiz. Allah’ın vermiş
olduğu bunca nimete şükretmemek nankörlüktür.
Bir nimetin kıymetini o nimeti
kaybettiğimizde anlarız. Önemli olan nimetin güzelliğini önceden anlayıp,
Allah’a şükretmektir.
Fatiha suresinin ışığıyla
hayatımızı etkileyen diğer bir alan da ahiretin varlığıdır. Fatiha suresinde
Allah’ın din gününün sahibi olduğu bildirilmektedir. Fatiha suresine göre bir
Müslümanın öldükten sonra hesaba çekileceğini ve dünyada yaptıklarının
karşılığını göreceğine inanır. Hayat felsefesini buna göre gerçekleştirir.
Fatiha suresi yolumuzu
aydınlatarak bizi yalnızca Allah’a kulluğa ve yalnızca ona ibadet etmeye yönlendirir.
Ve yine Fatiha suresi ile yalnızca Allah’tan yardım istememiz gerektiği bildirilmektedir.
Allah’tan başkasına kulluk
yapılamaz. Allah’ın dışındaki herhangi bir kişi ve varlıktan yardım istenmez.
Allah’ın dışında başka varlıklardan yardım istemek ve onlara kulluk yapmak
şirktir.
Fatiha suresiyle birlikte her
daim doğruluk üzerinde olmayı Allah’tan istemekteyiz.
Fatiha suresinin çizdiği yol
“sırat-ı müstakım”dir. Yani dosdoğru yol. O yol k, nimet verilen iyi kimselerin
yolu, kötü kişilerin yolu değil tabi ki. İyi bir Müslüman her zaman dosdoğru
yol üzerinde yürümelidir. Namazın her rekatında günde kırk defa dosdoğru yol
üzerinde olmayı niyaz eden bir Müslümanın şeytanın yolundan gitmesi mümkün
olamaz.
Namazına devam eden biri
Fatiha’nın bu ışığıyla kendisinin doğru yolda yürümesi gerektiğini anlar ve
doğru yol olan İslam yolunda yürümeye gayret eder.
Namazlarda günde kırk defa
Fatiha suresi bize ışık oluyor yol gösteriyor.Ama; bu ışığı görmeden karanlıkta
yürüyoruz. Işığın farkında bile değiliz.
Oysa ışık bize yolumuzu gösteriyor.
İşaretleri gösteriyor.
Tehlikeleri gösteriyor.
Çıkmaz yolları belirliyor.
Ters yönleri gösteriyor.
Doğru ve düzgün yolu
gösteriyor.
Fatiha’nın ışığı dünyada
olduğu gibi öldükten sonra da ruhumuza okunacak bir Fatiha ile kabrimiz
nurlanacaktır, İnşallah! Bunun için ölülerimize Fatiha suresini esirgemeyelim.
Kabirdeki ölülerimize Fatiha
okurken, Fatiha’nın anlamını düşünerek Fatiha’nın ışığını kendimize tutalım.
Fatiha’nın ışığıyla dosdoğru yol olan İslam yolunda yürüyelim…
Ne mutlu Fatiha suresinin
anlamını kavrayarak, yaşam ışığını Fatiha’dan alabilenlere…
Ne mutlu dosdoğru yolda olabilenlere…
Fatiha’nın yolunda…
Efkan VURAL
Fatiha Suresinin Anlamı:
Bismillahirrahmânirrahîm (1)
(Rahman ve Rahim olan Allah’ın
adıyla)
Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret
gününün) maliki Allah'a mahsustur. (2-4)
(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden
yardım dileriz. (5)
Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna
ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. (6-7)
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Kur'an-ı Kerim'de Mesaj var:
Hikmet
Dolu Kitap
Evreni
ve içindeki her şeyi yaratan Allah’tır. Allah’ın yarattığı her varlığın
hayatını sürdürebilmesi için birtakım ilkeler ortaya koymuştur.
Her
varlığın kendine has özellikleri ve kendilerine ait özel gereksinimleri vardır.
Allah hepsinin ihtiyaçlarını bir sistem dahilinde gidermektedir.
Allah’ın
yarattığı varlıkların içinde farklı özelliklere sahip insanın ihtiyaç duyduğu
maddi ve manevi şeyleri oluşturarak hizmetine vermiştir.
İnsanın
ihtiyaç duyduğu manevi şeylerin en önemlisi “din” dir. Allah gönderdiği dinleri
peygamberleri aracılığıyla öğretmiştir.
Dinlerin
tüm ilkelerini ortaya koyan kitaplar göndermiştir. İnsanlar kendilerine gelen
dinleri ve kutsal kitapları değiştirmiş, kendi istek ve arzularına göre yeniden
şekillendirerek orijinallerini yok etmişlerdir. Bozulan ve değiştirilen kutsal
kitapların yerine yenilerini gönderen Yüce Allah en son gönderdiği kitap olan
Kur’an-ı Kerim’i değiştirilemeyecek bir vaad ile kıyamete kadar koruma altına
almıştır. Muhkem olarak
Son
ilahi kitabımız Kur’an, “Hikmet Sahibi”,”Hakim” ve “Muhkem” olarak insanlığın
ortak kutsal kitabıdır. Allah’ın
bu konuda Kur’an’daki mesajı şöyledir:
Yüce Allah şöyle buyurur:”
“Hakîm (Hikmet dolu)Kur'an
hakkı için” (Yâsîn Suresi 2. Ayet)
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’i
tüm insanlığa hikmet dolu, muhkem bir kitap olarak, gerçeği açıklayan, şüpheyi
gideren delil, sahih ve muhkem bir söz, ilmi ve gerçeği bulduran, önünden ve
arkasından batılın sızmadığı, işleri sağlam ve kusursuz yapan bir uyarıcı kitap
olarak göndermiştir.
Kur’an evrensel bir ölçüde insanlık
için yüzlerce güzel bilgi, emir, ibadet, dua, öğüt vb. şeyler içermektedir.
Bunlara birkaç örnek verecek
olursak;
Allah bir tektir eşi benzeri
yoktur. (Şûrâ Suresi – 11)
Muhammed Allah’ın Rasûludür. (Fetih Suresi 29. Ayet)
Andolsun, Allah’ın Resûlünde
sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden
kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzâb Sûresi, 21. Ayet)
Kim,
bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız
yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı
kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. (Mâide Suresi 32. Ayet)
Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert
olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar.
İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt
veriyor.
(Nahl Suresi,90.Ayet)
Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri
sevmez. (A'râf Suresi,31.Ayet)
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa
onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını)
görür.
(Zilzâl Suresi,7-8.Ayetler)
Siz kendinizi unutarak diğer
insanlara iyilik yapmayı ve erdemli olmayı mı emredersiniz, hem de Allah'ın
kitabını okuyup durduğunuz halde, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? (Bakara
Suresi, 44. Ayet)
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi
de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.”
(Kâf Suresi 16. Ayet)
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bunlar gibi nice ayeti kerime
vardır.
Kur’an bize bu hayatta yol gösteren
yegane ilahi belgedir.
Günümüzde ve her zaman kıyamete kadar tek çözüm kaynağı
Kur’an’dır.
Sözde değil özde Müslüman
olmalıyız. Kur’an’ı yaşamalıyız.
Bilmek değil yaşamak çok önemli,
Uygulamak çok önemli…
Ne mutlu Allah’ın kitabını yaşam ölçüsü haline
getirebilenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî,
"Zühd", 26)
Hadis-i Şerifler aydınlatıyor:
Davete İcabet Sünnettir
İnsanların yalnız başına yaşamaları zor bir durumdur. Her işimizi kendi
başımıza yapmamız mümkün değildir. İnsan yalnız başına fert olarak hayatını
sürdürürken kendini toplumdan sıyıramaz. İnsan oğlu her an başkalarına
muhtaçtır.
Tamamen kendini yalnızlığa itenler sorunlarıyla baş edemez ve içine
kapanarak hayatını kaosa çevirir.
Hayatın getirdiği sorunları ve
problemleri eşimizle ve dostumuzla çözüme kavuşturabiliriz.
Hayatımızı kolaylaştırmak için ailemize, komşularımıza ve diğer
katmanlara ihtiyacımız olacaktır. Bunun için insanlar iç içe yaşamak zorunda.
Toplumdan kaçamayız. Bu hem inancımıza ve hem de kültürümüze ters düşer.
Dinimiz komşusu aç iken ,tok sabahlayanlardan olmamamızı ister.
Atalarımız da ne güzel söylemiş. “Ev alma komşu al.” “Komşu komşunun
külüne muhtaçtır.”
İnsanlar toplu halde yaşarlar. Sorunlarını birlikte çözerler.
Hastalık anında, düğünde, cenaze de ve diğer törenlerde birlikte olmak ve birbirine destek olmak insanlığın ve insanca
yaşamanın gereğidir.
Bu konuda peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde bizi şöyle aydınlatır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Biriniz din kardeşini düğün ve benzeri bir şeye davet
ettiği zaman o, (bu davete icabet etsin).” (Buhari,Nikah,74.)
Evet, şu koronalı
günlerde birbirimizi unutur olduk. Cenaze ve düğünlere gitmez olduk.
Davetlere katılma konusundaki eksikliklerimizi ve kusurumuzu korona bahanesiyle görmemezlikten geliyoruz.
Bu durumu gözden geçirmeliyiz…
Davetleri ihmal etmemeliyiz. Eş, dost, akraba ve tanıdıklarımızın
davetlerine hasta ve riskli değilsek; maske mesafe ve hijyene dikkat ederek
katılmaya çalışmalıyız.
Düğün ve hayırlı işlere katılamadığımız durumlarda
hediyelerimizi gönderebilir ve bu şekilde birbirimizi desteklemiş oluruz.
İyi bir insan ve samimi bir Müslüman yakınlarının
davetine gerekli özeni göstermelidir.
Unutmayalım ki, şu geçici boş dünyada yarayışlı ve iyi
şeyler yaparsak; gerçek ve sonsuz olan ahiret hayatına (azık) hazırlık yapmış
oluruz.
Ne mutlu dünya hayatında iyi şeyler yaparak sevaplarını
biriktirenlere…
Ne mutlu davetlere icabet edenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
"Kıyamet günü Allah katında insanların en kötüsü, dünyadayken
şerrinden korunmak için diğer insanların kendisinden
uzaklaştığı kimsedir."
(Müslim,
"Birr", 73)
Kur’an ayetleri aydınlatıyor:
Allahtan
başka ilah yoktur.
İbadet
yalnızca Allah’a yapılır.
Yüce
Allah tüm evreni ve evrenin içindeki varlıkları yaratmıştır. Allah evreni
yaratıp bir kenara bırakmadı. O evreni idare edip her daim yönetmektedir. Tüm
canlılara rızıklandırıyor ve onları yalnız bırakmıyor.
İlk
insanı yaratan Allah, ona Cebrail meleğini göndererek hayatla ilgili her şeyi
öğretiyor. Yine melek aracılığı ile Allah kendini tanıtıyor ve kulluğun ne
olduğunu öğretiyor. Kendisinden başka ilah olmadığını ve yalnızca kendisine
ibadet edileceğini bildiriyor.
Allah
ilk insan olan Hz. Adem’e kulluk adına bildirdiği şeyleri sonraki peygamberlere
de tekrar tekrar bildirmiştir.
Peygamberler
Allah’tan aldıkları mesajları kavimlerine ileterek onları doğru yola
çağırmışlardı.
Her
peygamber öncelikle yaratıcının bir tek olduğunu ve O’ndan başka ilah
olmadığını ve yalnızca O’na kulluk edileceğini bildirmiştir.
Allah
bu konuda Kur’an’da bizi bir ayette şöyle aydınlatır:
Yüce
Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Senden önce gönderdiğimiz her
peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye
vahyetmişizdir.”( Enbiyâ Sûresi,25.
Ayet)
Her
peygamber insanlara Allah’ın bir tek olduğunu, eşi ve benzeri olmadığını,
O’ndan başka tapılacak Tanrının bulunmadığını ve yalnızca kendine ibadet
edileceğini öğretmiştir.
Tüm
peygamberlere bildirilen bu ilahi ferman son olarak ve kıyamete kadar devam
edecek şekilde Hz. Muhammed’e de bildirilmiştir. Çünkü Allah’ın gönderdiği tüm
ilahi dinlerde en önemli esasın TEVHİD
olduğu görülmektedir.
İslam
dininin temelini oluşturan esasın da tevhid olduğunu yani Yüce Allah’ın bir tek oluşudur.
Bugün
de bizler dinimizin bu temel esasını göz önüne alarak, Allah’tan başka hiçbir ilahın
olmadığına ve kulluğun yalnızca Allah’a yapılması gerektiğini iyice bilmeliyiz.
İbadetlerimizi bu bilinçle yerine getirmeliyiz. İbadetler yalnızca Allah rızası
için yapılmalıdır. Yapılan ibadetlerde, kulluk ta, gösteriş ve menfaata yer
vermemeliyiz. Bunun için çok dikkatli davranmalıyız.
Gösteriş
ve menfaat düşünerek ibadet edenlerin yaptıkları ibadetlerin kendilerine bir
fayda vermeyecektir.
Yaptığımız
her davranışı Allah rızası için yapmalıyız.
İbadet,
dua ve yardım konularında yalnız Allah’a yönelmeliyiz.
Dini
sadece Allah’a mahsus bir şekilde yaşamaya çalışmalıyız.
Allah’ın
dışında hiçbir şeye, hiçbir güce ve kuvvete yer vermemeliyiz.
Yalnızca
ve yalnızca Allah’a yönelmeliyiz.
Ne mutlu yalnızca Allah’a inananlara ve yalnız O’na ibadet edenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Hadis-i Şeriften Mesaj Var
Helal Yolda Yürümek Harama Yaklaşmamak
İnsanlar hayatlarını
sürdürebilmeleri ve refah içinde yaşayabilmeleri için rızık peşinde
koşmalıdırlar.
Rızkımızı helal yollardan elde
etmeye çalışmalıyız.
Hiçbir uğraş vermeden, eziyet
çekmeden, çalışıp çabalamadan geçimimizi sağlayamayız.
Dünya hayatını huzurlu,
sağlıklı ve rahat geçirebilmek için maddi ve manevi ihtiyaçların yerine
getirilmesi şarttır.
Maddi ihtiyaçlarımızı elde
etmek için helal yolları kullanarak çalışıp rızkımızı temin etmeliyiz. İşimize
gücümüze haramı karıştırmamalıyız. Kazancımızı elde ederken yalandan ve hileden
uzak durmalıyız. Yaptığımız her türlü faaliyetler helal çizgi üzerinde
olmalıdır.
Dinimizin yasakladığı haram
olan şeyleri yaşam alanlarımızın her köşesinden uzakta tutmalıyız.
Resmi işlerimizde, ticari
faaliyetlerimizde, kazancımızda, üretim faaliyetlerimizde, tarımsal işlerimizde
ve bil umum yaptığımız her işimizi helal yoldan yapmalıyız. Haramı haram bilip,
her daim haramdan ve şüpheli olan şeylerden uzak durmalıyız.
Peygamberimiz
Hz. Muhammed bir hadis-i şerifinde bu konuda bize şöyle mesaj vermektedir:
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
”(Rızık temin
ederken)helal olanı alın haram olanı terk edin.” (İbni Mace,Ticaret,2.)
Peygamberimizin bu hadisinde bize vermiş olduğu mesajı iş
hayatımızda kısaca şu şekilde uygulamaya çalışabiliriz:
1-Öğrencilik hayatımızda, ders ve sınavlarımızda usulsüzlük
yapmamalıyız.
2-İş ve çalışmalarımızda dürüst olmalıyız.
3-Çevremizde yaptığımız davranışlarımızla güven vermeliyiz.
4-Yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı düşünerek, ölçerek ve
aklımızı kullanarak yerine getirmeliyiz.
5-İş ahlakımızdan yalan, hile ve dolandırıcılığı tamamen
uzaklaştırmalıyız.
6-Her daim çalışkan, samimi ve dürüst olmalıyız.
7-Rızkı veren Allah’tır. Bize düşen çalışmak ve gayrettir.
Rızık konusunda endişeye kapılıp, yalan ve hileye baş vurmamalıyız.
8-Kazancımızı helal yollardan elde etmeye çalışmalıyız.
9-İşimize besmele ile (Allah’ın adıyla) başlamalıyız. Allah’ın
adıyla işimize samimi olarak başlarsak, harama düşmekten korkar, Allah’tan
utanır ve bu durumu hatırımızdan çıkarmamış oluruz.
10-Yaptığımız iş ve davranışlarımızda (her türlü
faaliyetlerde) Allah’ın bizi her daim gördüğünü, meleklerin de izleyip kayıt
ettiklerini düşünmeliyiz. Bu şekilde de haramdan ve günahtan uzak durmaya
çalışırız.
Ne mutlu helal-haram çizgisini takip edip, helal yoldan
rızıklarını kazananlara…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
ALLAH İLİM YOLCUSUNA CENNETİ KOLAYLAŞTIRIR
Muhterem Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir
defasında ilmin kıymetini ashabına şöyle anlatmıştır: “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete
giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine
kanatlarını serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim
kişinin bağışlanması için Allah’a yakarır. Âlimin, âbide üstünlüğü, ayın diğer
yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin
vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır;
onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir
pay almış olur.”[1]
Aziz Müminler!
İslam’ın gönderiliş hikmetlerinden biri de insana hak ve hakikate
götüren yolları öğretmek, cehaleti ortadan kaldırmaktır. İnsan,
hangi yaşta ve hangi konumda olursa olsun eğitim ve öğretime,
edep ve terbiyeye muhtaçtır. Zira insan, vahyi ilimle ve eğitimle
doğru anlar. Dünyasını ilimle ve eğitimle imar eder. Kalbini,
ruhunu ve vicdanını ilimle aydınlatır. Yaratılış gayesine ilimle
ulaşır. Ahlak ve adabı ilimle kuşanır.
Kıymetli Müslümanlar!
İlmin kaynağı, Allah Teâlâ’dır. O, Alîm’dir, her şeyi bilendir. İnsana bilmediklerini ve kalemle yazmayı öğretendir. Dolayısıyla ilim, kişiyi Allah’a ulaştırdığı ve imanla buluşturduğu oranda değerlidir. Yoksa dünyevi menfaat elde etmek, fertleri karanlığa ve toplumları fesada sürüklemek için yapılan ilmî faaliyetlerin Allah katında kıymeti yoktur. Böylesi bir uğraş beyhûdedir ve ayet-i kerime gayet açıktır:
“Onlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları
boşa giden kimselerdir.”[2]
Değerli Müminler!
Kur’an-ı Kerim’de
“Allah’a karşı ancak kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”[3] buyrulur.
Evet, ilim Yüce Rabbimizi hakkıyla
bilmeye, gönlümüzde O’nun sevgisini ve saygısını sürekli hissetmeye vesiledir. Diğer
yandan insanlığa faydalı olan her türlü bilgi ve yöntem kıymetlidir. Ancak, dünya
huzuru ve ahiret mutluluğu, amele yani pratiğe dönüşen bilgiyle gerçekleşir. Bu,
öylesine önemlidir ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) fayda vermeyen ilimden
Rabbine sığınmıştır.[4]
Aziz Müslümanlar!
Uzun bir aradan sonra göz aydınlığı çocuklarımız, okullarına
kavuşuyor elhamdülillah! Ancak, çocuklarımızın okullarından
bir daha ayrı kalmamaları için salgın hastalıkla mücadelede
hepimize düşen sorumluluklar olduğunu unutmayalım ve her
türlü tedbiri elden
bırakmayalım.
Bu vesileyle Cenâb-ı
Hak’tan çocuklarımızı ve bizi, gönüllerimize ve bedenlerimize isabet edebilecek
her türlü maddî ve manevî hastalıktan muhafaza buyurmasını niyaz ediyor, öğretmen ve yavrularımıza başarılar diliyoruz.
KERBELÂ’YI İBRET NAZARIYLA OKUYALIM
Muhterem
Müslümanlar!
Geçtiğimiz Pazartesi, Muharrem ayının ilk günüydü. Yeni bir hicri yıla
daha kavuştuk elhamdülillah. Hicri
1443. yılımızın aziz milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Aziz Müminler!
Hicri takvim, Peygamber Efendimiz
(s.a.s) ve ashabının Mekke’den Medine’ye hicretiyle başlar. Hicret, bir
mekândan diğerine yapılan yolculuk değildir sadece. Hicret, Allah’a ve O’nun
kutlu elçisine gönülden bağlılığın, sadakat ve teslimiyetin ifadesidir.
Bâtıldan, boş şeylerden, ömrü israf eden her türlü arzu ve istekten uzaklaşarak
hak ve hakikate, ahlak ve irfana yolculuğun adıdır. Hicret, yardımlaşma,
dayanışma, paylaşma, dostluk ve kardeşliğin öyküsüdür.
Kıymetli Müslümanlar!
Hicri yılımızın ilk ayı, Muharrem’dir. Muharrem, hürmete layık demektir. Bu ayın fazilet ve rahmeti bol, ilahî feyz ve bereketi çoktur. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s),
Ramazan orucundan
sonra en faziletli orucun bu ay içinde tutulan oruç olduğunu bizlere haber
vermiştir.[i]
Değerli
Müminler!
Önümüzdeki Çarşamba ise 10 Muharrem Âşûrâ günüdür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Âşûrâ orucu tuttuğunu görmüş ve bunun sebebini sormuştu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın, Musa’yı ve kavmini kurtarıp Firavun’u ve kavmini suda boğduğu büyük bir gündür. Musa, şükretmek için bugün oruç tutardı, biz de bu amaçla oruç tutuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s),
“Biz
Musa’ya sizden daha yakınız.”[ii] buyurdu ve bir gün öncesi veya bir gün
sonrasıyla birlikte Âşûrâ orucu tutmayı ümmetine tavsiye etti.[iii]
Aziz Müslümanlar!
Âşûrâ günü aynı zamanda hatırladıkça yüreklerimizi dağlayan büyük bir hüznün, Kerbelâ hadisesinin yaşandığı gündür. Peygamberimizin
“Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım”[iv] buyurduğu ve “Cennet
gençlerinin efendisi”[v] olarak nitelediği sevgili torunu
Hz. Hüseyin Efendimiz ve çoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan olan 70’i aşkın mümin,
bir Âşûrâ
günü Kerbelâ’da katledilerek şehadet şerbetini
içmişlerdir. Hz.
Hüseyin ve beraberindekiler, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleriyle,
doğruluk adına samimi yürüyüşleriyle, bütün müminlerin gönüllerinde taht
kurmuşlardır. Onlara bu zulmü reva görenler ise Müslümanların ortak vicdanında
mahkûm edilmişlerdir.
Kıymetli Müminler!
Kerbelâ, İslam ümmeti olarak hepimizin ortak acısı, tarihimizin yürek yarasıdır. Ne hazindir ki
geçmişteki acı olaylardan yeterince ibret alınmadığı için bugün de İslam
coğrafyasında hırs ve menfaat uğruna yeni Kerbelâlar yaşanmaktadır. Hâlbuki
Kerbelâ denince bağrı yanan, Hz. Hüseyin anılınca “Ah!” eden her Müslümana düşen,
Kerbelâ’yı doğru okumak ve anlamaktır. Yeni Kerbelâlar yaşamamak için tevhid ve
vahdet bilincini kuşanmak, birlik ve beraberliğimize sahip çıkmaktır. Hakkın yanında,
hakikatin yolunda olmaktır. Fitne zamanlarında basiret ve ferasetle hakikati
görmektir. Tıpkı Hz. Hüseyin gibi zulme ve haksızlığa karşı çıkmaktır.
Bu vesileyle Seyyidü’ş-Şühedâ Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere mukaddesat uğruna canını feda eden bütün şehitlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet diliyorum.
Hutbemi Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum:
“Allah’a
ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz,
devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[vi]