Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
|
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ |
|
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. (Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.) |
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
|
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ |
|
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. (Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.) |
müslüman şahsiyeTİ
Muhterem Müslümanlar!
İslam,
insanı şahsiyetiyle inşa eden bir dindir. İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve
değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer
yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine,
varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve
estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde
cevaplarını bulur.
Aziz Müminler!
Müslüman şahsiyetini oluşturan en
önemli imkân, dünyayı ve ahireti anlamlandıran imandır. İman, kişiyi kulluk
yolculuğundaki savrulmalardan koruyup ebedî mutluluğa ulaştıran en büyük
hazinedir.
Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında
imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut
neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer,
zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslümanın ayırt edici vasfıdır. Bu sebeple
Müslümandan beklenen imanının göstergesi olan ibadetlere ve güzel ahlaka
yönelmesidir. Çünkü ibadet, onun
yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise
zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır.
Aziz Müminler!
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar,
Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik
vardır.”[1]
O halde bize düşen, Peygamber Efendimizin örnekliğinden bir an
olsun ayrılmamaktır. Tıpkı onun gibi, temelinde tevhid olan, ibadetlerle mayalanan,
ahlakla olgunlaşan bir duruş sergilemektir. İslam’ın izzet ve şerefini
kuşanmak, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir
karaktere sahip olmaktır. Daima hayrın peşinde koşmak, hayırlı işlerde
yarışmaktır. Haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemektir. Başta anne ve babamız, eşimiz ve
çocuklarımız olmak üzere hayat bulan her cana şefkat ve merhametle
davranmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç
kimsenin zarar görmediği bir Müslüman”[2]
olabilmek için gayret göstermektir.
Hutbemi Yüce Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum:
“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra
dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki:
‘Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilen cennetle sevinin!’”[3]
Kur’an’ı Kerim’den Mesaj Var
Allah
insanları ve tüm varlıkları yaratandır. İnsanı en iyi tanıyan Yüce Allah’tır.
Yaratıcımız İnsanın ihtiyaçlarını ve insan için gerekli olan her şeyi
bildirmiştir.
İnsanoğlu
tabiatı gereği iyilik yapmaya da kötülük yapmaya da yatkındır.
Allah
insanın yaratılıştan gelen güzelliklere yönelmesini ve hoş olmayan davranışlardan uzak durmasını ister.
Bunun için de Allah insanlara bazı vecibeler yüklemiştir.
Bu
vecibelerle insanı kötülüklerden uzak tutarak iyi olan şeylere yöneltir.
Rabbimiz
inananlara, namaz, oruç, zekat, hac, kurban vs. ibadetleri emrederek onları
çirkin davranışlardan koruyarak iyi ve güzel
olan davranışlara yöneltmek istemiştir.
Yüce Allah
Müslümanları kendilerini günahlardan korunması için orucu farz kılmıştır.
Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Ey iman sahipleri! oruç
sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu
sayede korunmanız umulmaktadır.” (Bakara,2/183)
Bu ayette Allah oruç ibadetini her ümmete farz kılmak suretiyle, orucun değerinin ne kadar büyük olduğunu vurgulamak istemiştir.
Ayette ayrıca İnananların korunması için orucun çok
önemli bir fonksiyon olduğunu da dile getirilmiştir.
Oruçlu bir kimse, her an oruç ibadeti içinde olduğundan
davranışlarında dikkatli ve ölçülü olur. İbadet içinde olan bir kimsenin ibadet
ile aynı anda çirkin bir davranış sergilemesi düşünülemez.
Eğer kötü bir
davranışta bulunursa ibadeti boşa çıkacak ve oruç için aç susuz kalması gereksiz
hale gelecektir.
İnanan birinin oruç ibadetinin Allah katında değeri
olması için, tüm davranışlarını Allah’ın
rızasına uygun olarak yapması gerekir. Aynı zaman da kötü, çirkin ve
beğenilmeyen davranışlardan da uzak durmalıdır.
İslam dinide yasak olan ve yapılmasında sakınca görülen tüm
davranışlardan uzak durması gereken oruçlu bir kimse,
kendini günahlardan korumuş olur. Buda peygamberimizin
belirttiği bibi oruç sayesinde olur. Çünkü peygamberimiz
orucun Müslümanlar için “Kalkan” olduğunu ifade etmiştir. (Buhari, Savm. 2)
Oruçlu
aşağıda sıralayacağımız bazı davranışlardan uzak kalırsa, kendisini korumuş
olacaktır:
1-Yalan
söylemek.
2-İftira
yapmak.
3-Gıgbet ve
dedikodu yapmak.
4-Kişilerin
gizli hallerini araştırmak.
5-İki
yüzlülük yapmak.
6-Başkalarına
beğenmeyeceği bir isimle çağırmak.
7-Çirkin ve
kötü söz söylemek.
8-Haset
yapmak.(Çekememezlik)
9-Kin ve
nefret beslemek.
10-Fitne ve
fesat çıkarmak.
11-Hırsızlık
yapmak, Kumar oynamak.
12-İçki
içmek, sarhoş olmak.
13-Zina
yapmak ve Edepsiz olmak.
14-Rüşvet
almak ve vermek.
15-Devlet
ve Millet malına zarar vermek.
16-Kul ve
yetim hakkı yemek.
17-Haksızlık,zulüm
ve işkence yapmak.
18-İsraf yapmak.
19-Hayvanlara
eziyet etmek ve çevreye zarar vermek.
20-Asalak
olmak, başkalarının sırtından geçinmek.
21-Adaletsizlik
yapmak. Yetkisini taraflı kullanmak.
22-Toplumun
genel ahlak kurallarının dışına çıkmak vb.
İşte, Oruçlu
ve her daim ibadet bilincinde olan bir Müslüman, yukarıda sıraladığımız uygun olmayan
davranışlardan uzak durur. Bu davranışlardan uzak durduğu içinde günahlardan
korunmuş olur.
Tuttuğu
oruç açlığın ötesinde gerçek bir kurtuluş olur.
Ne mutlu bu
bilinçle oruç ibadetini yerine getirip, kurtuluşa erenlere….
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
|
إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ
عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ |
|
Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur. Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334. |