Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظٖيمٌ
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
(Hac Sûresi(22) 1. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظٖيمٌ
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
(Hac Sûresi(22) 1. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) erdirir.
(Yunus Sûresi(10) 9. Ayet)
İman Edip İyi İşler Yapanlar
Dünya hayatı geçici bir süreyle bizlere bahşedilmiştir. Allah bizi dünyaya gönderirken bizden maddi bir şey istemiyor. O insanı sadece Rabbini tanıması, büyüklüğünü görebilmesi ve O’na kulluk etmesi için yaratmıştır.
Allah insanı sayısız nimetlerle donattığı bir dünyaya gönderiyor. Bu nimetlerin kıymetini bilerek Yüce Allah’a şükretmeli ve kulluğumuzu yerine getirmeliyiz.
İnsanoğlu yaratılış gayesini ve kulluk vazifesinin ne olduğunu kendi kendine bilemez. Allah bunları peygamberleri aracılığıyla bildirmiştir.
Allah tüm insanları elçileriyle uyarmıştır. Çeşitli kitap ve peygamberler gönderen Yüce ALLAH en son gönderdiği peygamberi Hz. Muhammed’e kıyamete kadar tüm insanlığı uyarıcı nitelikte olan Kur’an’ı indirmiştir.
Kur’an’da dünya hayatında insanların uyacağı her husus bildirilmiştir. Dünya hayatının ahiret hayatının kazanılacağı bir saha olduğu bildirilmiştir. Adete dünyanın ahiretin bir tarlası olduğu vurgulanmıştır. Tarla ekilir, sulanır ve bakımı yapılırsa, bol ürünler elde edilir.
Bunun gibi dünyada inanan ve güzel işler yapan ve düzgün hayat sürdüren bir kişi buradan ayrılıp öteki aleme geçiş yaptığında orada dünyada yaptıklarının karşılığını alacaktır. Yaptığı iyiliklerine karşı cennetteki nimetleri hak edecektir.
Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar olacaklardır.”( Rûm Sûresi 15. Ayet)
Cennetteki nimetlere mazhar olmak için öncelikli şart Allah’a iman etmektir. Allah’a iman etmek için; Allah’ın bir tek olduğuna inanmak, Hz.Muhammed’in peygamber olduğuna ve ona gönderilen Kur’an’a inanmak gerekir.
İman ettikten sonra cennetteki nimetlere kavuşmak için; bol ibadet, bol iyilik, güzel ve faydalı şeyler yapmak gerekir.
Allah kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’de bu dünya yaşamımızda ne yapmamız ve nelerden uzak durmamız gerektiğini ortaya koymuştur. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in emir ve nehiylerini insanlara öğretmiş ve onların Kur’an’a uymalarını sağlamıştır. Bu şekilde Kur’an’a inanan ve Hz. Muhammed’in elçiliğini kabul edip, Allah’a iman eden Mü’minlerin yaptıkları her iyilik ve güzel işler karşılığında cennetle mükafatlandırılacaktır.
Müslümanlar, Ahirette mükafat olarak cennette karşılaştıkları nimetlerle sevince mazhar olacaklardır.
Ne mutlu ahirette nimetler içinde mutlu sonsuz bir hayata ulaşabilenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web
Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Dürüst ve Güvenilir Ticaret Erbabı Şehitlerle Beraberdir
İnsanoğlunun
yaşamını sürdürebilmesi ve hayatta kalabilmesi için maddi ihtiyaçlarını
karşılaması şarttır. Maddi bir bolluğa ve zenginliğe ulaşmak için çalışmak ve
mücadele vermek gerekir.
Toplumda
birçok kimse maddi kazanç elde etmek için esnaflık ve tüccarlık yapmaktadır.
Ticaretin para kazanmada önemli bir araç olduğu eskiden beri süre gelmektedir.
Ticaret herkesi ilgilendiren bir faaliyettir. İnsanlar ya satıcı veya alıcıdır.
Herkes alıcı durumdadır. Dolayısıyla satıcı olan esnaf ve tüccarların toplumsal
yaşamda rolleri çok büyüktür. Bunların dürüst ve güvenilir olmaları da çok
önemli bir davranıştır.
Tüccar
ve esnaflar topluma karşı sorumludurlar. Ticaret erbabının dürüstlüğü ve
güvenirliği toplumda örnek alınan güzel bir erdemdir. Çünkü toplumun temeli
güven ve samimiyete dayanır.
Tüccar
ve esnafların yani ticaretle uğraşan kişilerin en önemli vasıfları dürüst ve
güvenilir olmalarıdır. Bir ürünü, üreten, pazarlayan, satan kişi dürüst
olmalıdır. Ürün hakkında söylenenlerin gerçeğe uygunluğu ve ürünün kalitesi
noktasında dürüst davranılması çok mühimdir. Ürün ile ilgili yanıltıcı bilgiler
alıcıyı aldatma ve kandırma olarak kabul edilir. Dinimizde aldatma ve
yalancılık kötü bir davranıştır.
Ticarette
dürüstlük söz ile değil, yapılan alış verişte belli olur. Gerçekten ticaret
yapan kişi dürüst davrandığında Allah katında onun değeri çok büyük olur.
Peygamberimiz
Hz. Muhammed bir hadis-i şerifinde bu konuda bize şöyle mesaj vermektedir:
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: ”Dürüst ve kendisine
güvenilen tüccar; nebiler, Sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”(Tirmizi,buyū,4)
Her çeşit yapılan ticari faaliyetlerde dürüst ve güvenilir olmak
dinimizde çok önemsenmiştir. Çünkü İslam dinin temeli dürüstlüktür. Bir
Müslüman dürüst olmak zorundadır. Peygamberimiz dürüstlüğün ve güvenilir
olmanın ne kadar çok önemli olduğunu işte bu sözüyle dile getirmek istiyor.
Düşünebiliyor musunuz, insanların manen en değerlileri
nebilerdir, (peygamberler), Sıddıklardır, (dosdoğru olanlar) ve şehitlerdir. Bu
değerli kişilerle birlikte olmak her Mü’minin en büyük arzusudur.
Peygamberimiz de dürüst olan ticaret erbabının bu güzel
insanlarla beraber olacağını müjdeleyerek dürüst ve güvenilir olmanın önemini
vurgulamak istemiştir.
Çünkü, dürüstlük dinimizin temeli sayılır, Bir gün bir Müslüman
Peygamberimize gelerek şöyle bir soru sorar: Ey Allah’ın elçisi, bana İslam’a
dair öyle bir söz söyle ki, o hususta sizden başka hiçbir kimseden sormaya
ihtiyacım kalmasın. Diyen bir Müslüman’a peygamberimiz:”-Allah’a inandım de,
sonra dosdoğru ol.” buyurmuştur.(Müslim,iman,62.)
Ne mutlu her hususta doğruluktan ayrılmayan güvenilir olan
imanlı kişilere…
Efkan VURAL
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
|
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ
بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun. |
(Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.)
|
|
Birkaç saatlık Dünya Hayatı
İnsanoğlu doğar büyür yaşar ve
belli bir zaman sonra dünya hayatını terk eder.
İnsanın dünyada kalma ve
hayatını yaşama zamanını tayin etme,
kendi elinde değildir. Bazılarımız doğmadan, bazılarımız genç yaşta, bazılarımız
orta yaşlarda, bir kısmımız da yaşlı olduğumuz zamanlarda ömrümüzü
tamamlayarak, bu dünyayı terk ederiz.
Bu durum “Her nefis ölümü
tadacaktır” ayeti gereği gerçekleşmektedir. (Âl-i İmrân Suresi 185.
Ayet)
Hiçbir kimse dünyaya kazık
çakıp kalamayacaktır. Hepimiz bir yolcu misali istasyonumuz geldiğinde oradan
inerek treni terk edeceğiz.
Dünya hayatını geçirip buradan
ayrılıp, öteki aleme geçiş yaptığımızda orada yeni bir hayat başlayacak. Orada
yani ahirette yaşam sonsuz olacaktır. Ahirette başlayacak hayatın yanında bu
dünyada yaşadığımız hayatımız birkaç saatlik yaşadığımız bir hayat olarak
anımsanacaktır.
Bu
konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Kıyamet gününü gördüklerinde
(dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını
sanırlar.” (Nâziât Sûresi,46. Ayet)
Bu birkaç saatlik olarak anımsanan dünya hayatımız kısada olsa
sonsuz ahiret hayatının kazanılmasını sağlayacak çok önemli bir andır.
Bu dünya hayatı
sınav anı gibidir. Bu öyle sınav ki, bu sınava bir kere girme şansınız
var. Bu sınavı kazanmak zorundasın.
İşte yaşantımızda sonsuz olan
ahiret hayatını kazanmak için bize sunulan ömür çerçevesinde sınavımızı başarmak
zorunda olduğumuzu fark etmeliyiz.
Çok uzun yaşasan da çok kısa
yaşasan da önemli olan asıl ebedi hayatı hak edebilmektir.
İnsanın çok yaşaması uzun
ömürlü olması elde ettiği bir başarı değildir. Dünyada ne kadar uzun kalırsan
kal. Bu öldükten sonra kısa bir süre olarak algılanacak. Önemli olan insanın
dünya hayatında imanlı olarak yaşayıp güzel şeyler yapmasıdır. Ve yine imanlı
olarak göç edebilmek önemlidir.
İmanlı olabilmek için İslam dini üzerinde
olmamız şarttır. Allah’a ve Peygamberi Hz.Muhammed’e inanmalıyız. Hz.Muhammed’in Allah’tan aldıklarına yani
Kur’an’a inanmak,imanın diğer şartlarına inanmak, Kur’an ve sünnete uygun bir
hayat yaşamaktır önemli olan. Uzun veya kısa ömürlü olmak değil.
Güzel ahlak üzerine olabilmek
ve ahireti kazanabilmektir, mesele….
Ne mutlu şu kısacık dünya
hayatını anlamlı geçirenlere.
Ne mutlu iman ehli olup, imanlı
olarak göç edenlere.
Ne mutlu Allah’ın kendisinden
razı olanlara.
Ne mutlu ebedi hayatını kazananlara…
Efkan VURAL
Efkan VURAL
ZULÜM CEZASIZ KALMAZ
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz
şöyle buyuruyor:
“Allah’ı zalimlerin yaptıklarından
habersiz sanma! Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı
fırlayacağı bir güne erteliyor.”[1]
Bu ayet, mazlumlar için bir umut ve teselli; zalimler için
bir ihtar ve tehdittir. Bu tehdide aldırış etmeyen zalimler, dünyada da
ahirette de huzur bulamayacaktır. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise
büyük bir azap vardır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi,
“Zulüm,
zalim için kıyamet gününde zifiri karanlık olacaktır.”[2]
Aziz Müminler!
İnsaf, vicdan ve merhamet duygularının yitirildiği,
zulmün sıradanlaştığı ve zalimin destek bulduğu bir çağda yaşıyoruz. Hak ve
hukuk tanımayan zorbalar, çocuk, yaşlı, kadın demeden mazlum Filistin halkının
üzerine bombalar yağdırıyor. Gözü dönmüş caniler, dünyanın gözleri önünde
Filistinli masum kardeşlerimizi katlediyor. Kan ve gözyaşından beslenenler, Kudüs
ve çevresindeki Müslümanları, baskı ve şiddetle evlerinden, yurtlarından
çıkarıyor, yaşama haklarını ellerinden alıyor. Mabet dokunulmazlığını hiçe
sayıp Mescid-i Aksâ’nın maneviyatını çiğniyor. Ancak biz inanıyoruz ki mazlumla
Allah arasında perde yoktur.[3]
“Kahhâr” olan Rabbimiz, zalimleri kahr u perişan edecektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Mümin, zulme taraftar olmaz ve zulmü alkışlamaz. Zulüm
karşısında susmaz, zalimin sesi olmaz. Müminin gönlü asla zulme razı
değildir. Mümin, hak ve adaletin yanındadır, zulmün karşısında daima dimdik
ayaktadır. Mümin, zalime hasım, mazluma umuttur. Yeryüzünün her neresinde
olursa olsun kanayan bir yara gördü mü ciğeri yanar. Zira o, Hakka tabidir ve
Hak yolunun yolcusudur. Mümin bilir ki hak ve adaletin hizmetinde olduğu sürece
Allah’ın rahmeti ve yardımı kendisiyle birliktedir. Hakkı tutup kaldırdığı
sürece zalimler asla mazluma ve mağdura zarar veremeyecektir.
Değerli Müminler!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir hadisinde
şöyle buyurur:
“Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; eğer
buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbi ile o
kötülüğe tavır koysun. Bu da imanın asgarî gereğidir.”[4]
O halde, mazlumların feryadı arşa uzanırken, ümmet-i
Muhammed olarak bir araya gelip zulme ve işgale karşı çıkalım. Mazlum
kardeşlerimize gücümüz nispetinde destek olalım. Bilelim ki Rabbimizin yardımı,
müminlerin vahdeti, feraseti, cesareti ve onurlu duruşuyla zalimlerin sonu
berbat olacak, huzura ve barışa kastedenler er ya da geç cezasını bulacaktır.
Aziz Kardeşlerim!
Bugün Filistin’de yaşananlar bize önemli sorumluluklar
yüklemektedir. Gün, Müslüman idrakiyle yola revan olup Rabbimize samimiyetimizi
arz etme günüdür. Gün, Sevgili Peygamberimizin ümmet idealini kuşanma günüdür.
Gün, kardeşlerimizle bir olma günüdür. Sizleri Cuma namazından sonra
Filistin’deki kardeşlerimize el uzatmaya, onların yaralarını sarmaya davet
ediyorum. Yüce Mevlâ, iyiliklerimizi kabul buyursun.
[1] İbrâhîm, 14/42.
[2] Buhârî, Mezâlim, 8.
[3] Buhârî, Zekât, 63.
[4] Müslim, Îmân, 78.
KÜDÜS’ÜN ÖZGÜR OLDUĞU
BAYRAMLARA
Muhterem
Müslümanlar!
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da salgın hastalığın gölgesinde buruk bir bayram sevinci yaşıyoruz. Ancak bu bayram sabahında ulu mabetlerin altında buluştuk elhamdülillah. Rabbimizden dileğimiz odur ki tedbirlere riayet ederek geçireceğimiz bu bayram, coşkulu bayramlarımızın müjdecisi olsun. O’nun nusret ve inayet kapılarının ardına kadar açılmasına vesile olsun.
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”[1] ayet-i
kerimesi, Müslümanlar ve tüm insanlık için tecelli etsin.
Aziz Müminler!
Bayramlar, yıkılan gönülleri tamir etme, ülfet,
ünsiyet ve muhabbet köprüleri kurma günleridir. Öyleyse, hastalığın yayılmasına
sebep olmamak ve kul hakkına girmemek için bu bayram da ziyaretlerimizi
erteleyelim. Ancak iletişim imkânlarımızı kullanarak ana babamızla, dost,
akraba ve komşularımızla bayramlaşıp hallerini ve hatırlarını soralım. Bir
arada olamasak da manen yanlarında olduğumuzu hissettirelim. Bayram günlerini
küskünlükleri ve dargınlıkları sonlandırmak için fırsat bilelim. Ramazan-ı
şerifte kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı kaybetmemeye özen gösterelim.
Kıymetli Müslümanlar!
Bu bayram, mahzunuz; çünkü ismiyle mukaddes, çevresiyle mübarek kılınmış Kudüs yaralıdır. Mescid-i Aksâ’ya ve Filistinli kardeşlerimize karşı azgın ve zorba bir topluluğun barbarca saldırılarına şahit oluyoruz. Bu bayram hüzünlüyüz; zira hukuku, ahlakı, kutsal değerleri hiçe sayan işgalciler, Kudüs’ün kutsiyetini ve insanlık için değerini ihlal etmektedir. Çocuk, yaşlı, kadın demeden masum canları şehit etmekte, Müslümanların Kudüs’e giriş ve çıkışlarını, Mescid-i Aksâ’da ibadet etme hürriyetlerini engellemektedir. Hâlbuki Rabbimizin buyruğu son derece açıktır:
“Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların
harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara
ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada zillet, ahirette
ise büyük azap vardır.”[2]
Değerli Müminler!
İnsanlığın en köklü mirasına şahitlik eden
Kudüs, bir İslam yurdudur.
İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-
i Aksâ, Müslümanlara aittir.
Kudüs meselesi, sadece Filistinlilerin
değil bütün Müslümanların ortak meselesidir.
Dün olduğu gibi bugün de desteğimiz ve
duamız, Filistinli kardeşlerimizin yanındadır.
Yüce Rabbim, bu bayram sabahının hürmetine
bütün mazlumlara, evlerinden ve yurtlarından
çıkarılmış mağdurlara kurtuluş nasip eylesin.
Ümmet bilincimizi ve iman kardeşliğimizi
pekiştirmeyi bizlere lütfeylesin.
Kudüs, Mescid-i Aksâ ve işgal altındaki bütün
İslam beldelerinin özgürce kutlayacağı gerçek
bayramlara bizleri kavuştursun. Bayramımız
mübarek olsun.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyorum:
“Müminler, birbirlerini
sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı
rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı
paylaşan bir beden gibidir.”[3]
Ayın Seçme Sözü ve Yorumu
“İstanbul elbette alınacaktır. Onu fetheden komutan ne
güzel komutandır. Onun askeri ne güzel askerdir.”
(Ahmed bin Hanbel, Müsned; c.4, s.335)
Mayıs ayında İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi
nedeniyle bu ayın sözünü İstanbul’un fethiyle ilgili Sevgili
Peygamberimizin müjdesi olan hadisini seçmiş
bulunmaktayız.
İstanbul’un fethi dünya tarihinde çok önemli bir yer tutar.
İstanbul’un fethiyle Fatih Sultan Mehmet Han yeni bir çağ
açmıştır.
İstanbul Türkler ve Müslümanlar için önemli bir simge şehir
olmuştur. İstanbul’un fethiyle Türk ve İslam birliği güçlenmiştir.
İstanbul’un fethiyle Anadolu artık ebed müddet Müslüman
Türklerin ana yurdu olmuştur.
Ve yine Allah’ın izniyle, Anadolu ebed müddet ana yurdumuz
olarak kalacaktır.
Bugün ve her zaman ülkümüz şudur: “Devlet Ebed Müddet”
dir.
İstanbul’un fethi yıl dönümlerinde de milletimizin birlik ve
beraberliğinin ne derece önemi olduğunu bir kez daha
hatırlamış oluyoruz.
Peygamberimizin müjdesine mazhar olan milletimiz için
İstanbul’un alınması kadar korunması da o kadar hatta daha
fazla önem arz etmektedir.
İstanbul’u korumak, yurdu korumaktır. Yani vatanı korumaktır.
Vatanı sevmek ve korumak bizim için imanın gereğidir.
İman bir Müslümanı bu dünyada ve ebedi alemde sonsuz
mutluluğa erdirir.
İstanbul’u korumak ve İstanbul’u Türk ve İslam şehri olarak
yaşatmak ta Türk Milletinin ülküsüdür.
Bu ahirette kurtuluşumuzu sağlayacak imanımız gibi
önemlidir.
Allah göstermesin; Vatansız olmak çok kötü bir durum.
Vatansız olmak din ve imansız olmak gibi.
Bağımsız vatanın yoksa din ve inancın da başkalarının
müsaadesinde kalacaktır. Din ve imanda özgürlük esastır.
İman zoru ve esareti kabul etmez.
İman isteyerek ve gönülden olur. Bundan dolayıdır ki,
İstanbul ve tüm vatanımız bağımsız olarak, kıyamete kadar
bizim olacaktır.
“Devlet Ebed Müddet”
“Söz Konusu Vatan İse Gerisi Teferruattır”
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web
Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Ey iman sahipleri! Oruç sizden
öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır.
Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
(Bakara Suresi 183. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُو
İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «İman ettik» demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
(Ankebût Suresi 2. Ayet)
Muhsin Yazıcıoğlu
Vefatının 12. Sene-i devriyesinde Muhsin YAZICIOĞLUNU
rahmetle anıyor, mekanının cennet olmasını Allahtan diliyorum.
Türk siyasetinin öncü isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart
2009 tarihinde yaşanan bir helikopter kazasında hayatını
kaybetmişti.
O karlı ve soğuk günde kulaklarımızı çınlatan Muhabir İsmail
Güneş’ın telefon konuşmasını ve ölüme
yolculuğunu anımsıyoruz.
Kaza Haberini duyan tüm vatandaşlarımız hüzne boğuldu. Kurtarma
çalışmalarında kaza yerine uzun zaman sonra varılması ve başarı
sağlanamaması hepimizin içinde bir yara ve bir de şüpheli bir ölüm
bıraktı.
Muhsin Yacıcıoğlu, gönüllere taht kuran, herkesin gönlünü
kazanmış, sağlam inançlı ve güven veren bir kişiydi.
Gençlerin İslam ahlakıyla ahlaklanmasını ve sağlam imanlı
olmalarını isterdi.
Şanlı Türk Milletinin tarihteki yerinin bugünde yaşanabilmesi için
çok çalışmamız gerektiğini savunurdu.
Bu güzel insan herkesin gönlüne yer etmiş ve sevgisi her daim
devam etmiştir. Bizden sonra gelecek nesillerimize her zaman
örnek olacaktır.
dillerde terennüm edilen bazı önemli sözlerini sıralamak
istiyorum:
Önümüzde iki seçenek var: Ya ibret almayanlar gibi tarihin
tekerrürüne seyirci kalacağız ya da bu ezberi bozacağız. Bizler
ikinci yolu seçiyoruz.
İnanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek
başıma yürürüm.
Zor yola kolay insanlarla çıkarsanız… Seni de satar, yolu da satar
yolcuyu da satar!. Bu bayrak öyle bir bayraktır ki; içinde VATAN
vardır, dökülen KAN vardır, iki CİHAN vardır, DİN vardır, İMAN
vardır.
Vatanı sevmenin çilesini biz çektik,
edebiyatını onlar yaptı.
Türk ata bindiğinde Alparslan’dır, Yavuz’dur… Attan indiğinde ise
Mevlana’dır, Yunustur…
İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak
olmaya gerek yok.
Zindanmış bu karanlık oda
ne gam! Bana imanımın ışığı yeter!
Bizim milliyetçiliğimiz ete, kemiğe, kana veya ırka değil, kültüre
dayanır.
Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak söz konusu vatan ise;
dünyanın şah damarını keseriz.
Namlusunu millete çeviren
tanka selam durmam.
Bizim çocukları kitap okumak sıkar. O yüzden fikri tartışmalarda
biraz zayıf kalırlar. Ama kavga var dersen, Ayrancı’dan Kızılay’a
koşa koşa gelirler.
Bu ülkede dürüst olmak
başa beladır ama o bela başımızın tacıdır.
Biz, Fatih Sultan Mehmed Han kadar Türk, Said Nursi Hz. kadar
Kürdüz! Ve hepimiz aynı kilimin
desenleriyiz.
Vatanı sevmenin çilesini
biz çektik, edebiyatını onlar yaptı.
Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne
kadar zevkli bir başlangıçtır!
Bir elinde Bilgisayar, Bir
elinde KUR’AN olsun.
Firavun’a karşı çıkmak
yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir!
Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne
kadar zevkli bir başlangıçtır!
İslam hassasiyeti olmayan
milliyetçiliğin içi boştur.
Hayat böyledir dostum geçer beklemekle. Ümitlerin bittiği yerde
abdest al ve sabahı bekle.
Zulüm
Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım.
Mukaddes
davalarda ölüm bile güzeldir.
Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı
tercih ederim.
Yönetenlerine güvensin bu millet
dünyayı yerinden kaldırır.
Vatan aşkı maya gibidir.
Sütü bozuklarda tutmaz…
Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu! Bana baskı sökmez! Bizim
Allah’tan başka kimseden korkumuz yok.
Ben Avrupa Birliği kapısında zorlanan, aşağılanan Türkiye
istemiyorum. Ben kendi medeniyetimle olurum. Ben yeniden Türk-
İslam medeniyetinin inşaatını istiyorum.
söylenen bazı sözleri paylaşmak istiyorum:
Türk siyasi hayatında iz bırakan, vatan ve millet sevdalısı bir dava
adamı.
Kurtlar
dağlarda ölür.
Büyük
Reis Ruhun Şâd mekanın cennet olsun.
Sen
yoksun biz hala üşüyoruz.
Milletin
has evladı, iman ve mücadele adamı,
Mekanın
cennet olsun koca yürekli adam
Ömür
yürüyüşünü dümdüz bir hak çizgisine konuşlandırdı.
Türk
Milliyetçilerinin Abisi.
Ülkücülerin Yol Arkadaşı.
Tehditlere, şantajlara boyun eğmeyen, ne davasını ne de kendini
satmayan O'dur.
Vatan
için canımı seve seve veririm diyen O'dur
.Başına ne geldiyse Allah'tan bilip;Kahrın hoş lûtfun da hoş diyen
O'dur.
yapmışım dediğim adam. Siyaset dünyamızın ilkeli, namuslu, temiz
kalmış ismi.
Her zaman
birleştirici vasfı olan Yazıcıoğlu.
Yazıcıoğlu,
duruşundan taviz vermeyen değerli bir siyasetçiydi.
Büyük bir vatansever, büyük bir vatan evladı, millet için çok acı
çekmiş, ıstırap çekmiş
büyük bir vatansever.
Milletimizin varlığı, birliği ve geleceği konusunda çok büyük
hizmetler sunmuş bir dava
insanı.
Milletin
gönlüne girmiş, sevgi ve saygı kazanmış er kişi.
Türk-İslam düşünce sistemi ve Türk milliyetçilik hareketinin büyük
lideri, çok iyi yetişmiş çok büyük mücadeleler vermiş, aziz bir
evlat.
Muhsin başkan kendisini milletin birliğine, dirliğine, devletimizin
sonsuza dek yaşamasına adamış değerli bir dava adamıydı. Çok
sıkıntı, çok çile çekti ama hiçbir zaman bu davasından, ülküsünden
taviz vermedi. O sıradan bir siyasetçi değildi. Yüzlerce, binlerce
gencimize yeni ufuklar açmış, onları etrafında toplamış büyük bir
dava adamıydı.
Türk siyaseti çok kıymetli, ahlak ve doğruluk simgesi, dürüst, örnek
bir insanı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşamaktadır. Yeri
doldurulamayacak, yokluğu her
daim hissedilecektir.
Milletimiz yiğit bir evladını, ülkemiz dürüst bir siyasetçisini,
gençliğimiz doğru bir
liderini kaybetmiştir.
"Ben
sonsuzluğu düşünüyorum
Ey
sonsuzluğun sahibi
Sana
ulaşmak istiyorum"
Üşüyorum
Bir coşku var içimde bugün
kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri
özlüyorum
Gözlerim parke parke taş
duvarlarda
Açılıyor hayal
pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi,
süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan
aşarak
Güvercinler ülkesinde
dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi
bırakıp
Mis gibi nane kokuları
arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken
papatyalar
Dualar gibi yükselir
ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda
koşarak
Siz peygamber çiçekleri
toplarken
Ben çeşme başında uzanmak
istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi,
sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın
pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum…
Muhsin
Yazıcıoğlu
Yazıyı Düzenleyen:
Efkan VURAL