Diyanet Cuma Hutbeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyanet Cuma Hutbeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 24.12.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:AHİRET DAHA HAYIRLI VE SÜREKLİDİR

 

AHİRET DAHA HAYIRLI VE SÜREKLİDİR





Muhterem Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s) ashabıyla beraber bir cenazedeydi. Peygamber Efendimiz kabrin kenarına oturdu. Şahit olduğu manzara kendisini çok etkilemişti. Mübarek yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı. Öyle ki gözyaşlarıyla toprak ıslandı. Ümmetinin dünya ve ahiret mutluluğunu her şeyden daha fazla arzulayan Resûl-i Ekrem (s.a.s) ashabına şöyle buyurdu: “Kardeşlerim! Ölüm için hazırlık yapın.”[i] 

Aziz Müminler!

Geleceğe dair bitmez tükenmez emellerin peşinde koşarken kimi zaman yaratılış amacımızı unutuyor, ölümü aklımızın ucundan dahi geçirmiyoruz. Çevremizde veya medyada karşılaştığımız ölüm hadiselerini sıradan karşılıyor, aldırış etmiyoruz. Her gün salgın hastalıktan kaybettiğimiz canların sayısına bile göz ucuyla bakıp geçiyoruz maalesef.

Nitekim hepimiz bilir ve iman ederiz ki, ölüm ve yeniden diriliş haktır. Gelip geçici misafirleriz bu hayatta. İmtihan için geldiğimiz bu dünyadan ansızın göçüp gideceğiz asıl yurdumuz olan ahirete. Âlemlerin Rabbinin huzurunda iyi ya da kötü yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Ya sonsuz bir mükâfata kavuşacak ya da elim bir azaba dûçâr olacağız.

Kıymetli Müminler!

Hayatımıza yön veren, anlam ve değer katan en önemli esas ahirete olan imanımızdır. Zira ahirete iman eden kişi, ebedî mutluluğun anahtarının bu dünyada olduğunun bilincindedir. Bu şuur ve inançla Allah’ın rızasını kazandırabilecek bir hayatı yaşama gayretindedir. Mümin, imanının bir gereği olarak işlediği salih amellerle hayatını bereketlendirir. Yaşantısını güzel ahlakla süsler. Takva azığı ile Cenâb-ı Hakkın katında yücelmeye çalışır. Huzuru Allah’ı anmakta bulur. Rabbini unutturacak çirkinliklerden uzak durur. Dua ile Yüce Yaratan’a kulluğunu arz eder. Nimetlere şükreder. Ailesi, çevresi ve toplumu ile barışık yaşar.

Değerli Müslümanlar!

Ahiret yurdunun daha hayırlı ve kalıcı olduğunun idrakinde olalım. Dünyayı ahirete tercih edenlerden olmayalım.[ii]

 يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْـكَر۪يمِۙ

Ey insan! Yüce Rabbin hakkında seni yanıltıp aldatan nedir?[iii] sorusuna muhatap olmamak için Rabbimize hakkıyla kulluk edelim.

 اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ

“Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.”[iv] nidasıyla karşılaşmadan önce, kendimizi hesaba çekelim. Rahatlıkla, “Alın kitabımı okuyun. Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum.”[v] diyebilmek için amel defterimizi salih amellerle dolduralım. Unutmayalım ki, “Kim ahireti ister ve bir mümin olarak ahiret için ona yaraşır bir çabayla çalışırsa işte böylelerinin çabaları karşılık görecektir.”[vi]



[i] İbn Mâce, Zühd, 19.

[ii] A’lâ, 87/16, 17.

[iii] İnfitâr, 82/6.

[iv] İsrâ, 17/14.

[v] Hâkka, 69/19, 20.

[vi] İsrâ, 17/19.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

17 Aralık 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 17.12.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:MÜSLÜMAN, DİNÎ VE AHLAKİ DEĞERLERİYLE YAŞAR

       MÜSLÜMAN, DİNÎ VE AHLAKİ DEĞERLERİYLE YAŞAR




Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: 

“Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz…”[i] 

Aziz Müminler!

“En hayırlı ümmet” övgüsüne mazhar olan her bir mümin, zihnine ve gönlüne yalnızca İslam’ın yüce değerlerini nakşeder.  Kaynağı vahiy olmayan her çeşit düşünce, uygulama ve alışkanlıklar karşısında dikkatli davranır. İmanına zarar verebilecek tehlikelerden uzak durur. Söz ve davranışlarına İslam ahlakını yansıtır. Dünyevî heves ve arzuların peşinden koşmaz. Alın terinin kıymetini, helal kazancın bereketini unutmaz. Aldığının ve sattığının hesabını vereceğini aklından çıkarmaz. Az da olsa yalnızca helalle yetinir. Aklı uyuşturan alkolle, ocaklar söndüren kumarla ömrünü zayi etmez.

Kıymetli Müslümanlar!

Kimliğini muhafaza eden bir Müslüman, popüler kültürün girdabında kaybolmaz. Başka dünyalara ait yaşam tarzlarını bilinçsizce taklit etmez. Dinimizde ve sahih geleneğimizde yeri olmayan sembolleri, eğlence biçimlerini, tutum ve davranışları benimsemez. Bunun, Müslüman kimliğini zedelediğini, toplumu ve gelecek nesilleri dinine, tarihine ve değerlerine yabancılaştırdığını bilir. Tarih sahnesinden silinen nice milletin önce inanç ve değerlerini, sonra da kültür, edebiyat ve sanatını kaybettiğini unutmaz.

Değerli Müminler!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde bizleri şöyle uyarmaktadır: 

“Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”[ii] 

Yani bir kimse, kendi değerlerini yaşamak ve yaşatmak yerine başkasına özenir, onun inanç ve adetlerini benimserse, sonunda onlar gibi düşünmeye ve onlar gibi yaşamaya başlar. Zira maddi ve fiziki benzeşmenin manevi sonuçlar doğurması kaçınılmazdır.

O halde, Rabbimize, insanlığa ve gelecek nesillerimize karşı sorumluluğumuzun bilincinde olalım. Kur’an’a ve sünnete sımsıkı sarılalım. Hayatımızın her alanında İslam ahlakını ve terbiyesini kuşanalım. Yaratılış gayemizden uzaklaştıran, kültür ve medeniyetimizi yozlaştıran her türlü söz, anlayış ve davranıştan uzak duralım. Unutmayalım ki toplumlar, dinî ve ahlaki değerleriyle ayakta durur ve bu değerlerden beslenen şuurla yaşarlar.



[i] Âl-i İmrân, 3/110.

[ii] Ebû Dâvûd, Libâs, 4.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

3 Eylül 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 03.09.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:ALLAH İLİM YOLCUSUNA CENNETİ KOLAYLAŞTIRIR

 ALLAH İLİM YOLCUSUNA CENNETİ KOLAYLAŞTIRIR

Muhterem Müslümanlar!

Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir defasında ilmin kıymetini ashabına şöyle anlatmıştır: “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim kişinin bağışlanması için Allah’a yakarır. Âlimin, âbide üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir pay almış olur.[1]

Aziz Müminler!

İslam’ın gönderiliş hikmetlerinden biri de insana hak ve hakikate

 götüren yolları öğretmek, cehaleti ortadan kaldırmaktır. İnsan,

 hangi yaşta ve hangi konumda olursa olsun eğitim ve öğretime,

 edep ve terbiyeye muhtaçtır. Zira insan, vahyi ilimle ve eğitimle

 doğru anlar. Dünyasını ilimle ve eğitimle imar eder. Kalbini,

 ruhunu ve vicdanını ilimle aydınlatır. Yaratılış gayesine ilimle

 ulaşır. Ahlak ve adabı ilimle kuşanır.

Kıymetli Müslümanlar!

İlmin kaynağı, Allah Teâlâ’dır. O, Alîm’dir, her şeyi bilendir. İnsana bilmediklerini ve kalemle yazmayı öğretendir. Dolayısıyla ilim, kişiyi Allah’a ulaştırdığı ve imanla buluşturduğu oranda değerlidir. Yoksa dünyevi menfaat elde etmek, fertleri karanlığa ve toplumları fesada sürüklemek için yapılan ilmî faaliyetlerin Allah katında kıymeti yoktur. Böylesi bir uğraş beyhûdedir ve ayet-i kerime gayet açıktır:

“Onlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.[2]

Değerli Müminler!

Kur’an-ı Kerim’de 

“Allah’a karşı ancak kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”[3] buyrulur. 

Evet, ilim Yüce Rabbimizi hakkıyla bilmeye, gönlümüzde O’nun sevgisini ve saygısını sürekli hissetmeye vesiledir. Diğer yandan insanlığa faydalı olan her türlü bilgi ve yöntem kıymetlidir. Ancak, dünya huzuru ve ahiret mutluluğu, amele yani pratiğe dönüşen bilgiyle gerçekleşir. Bu, öylesine önemlidir ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) fayda vermeyen ilimden Rabbine sığınmıştır.[4]

Aziz Müslümanlar!

Uzun bir aradan sonra göz aydınlığı çocuklarımız, okullarına

 kavuşuyor elhamdülillah! Ancak, çocuklarımızın okullarından

 bir daha ayrı kalmamaları için salgın hastalıkla mücadelede

 hepimize düşen sorumluluklar olduğunu unutmayalım ve her

 türlü tedbiri elden bırakmayalım.

Bu vesileyle Cenâb-ı Hak’tan çocuklarımızı ve bizi, gönüllerimize ve bedenlerimize isabet edebilecek her türlü maddî ve manevî hastalıktan muhafaza buyurmasını niyaz ediyor, öğretmen ve yavrularımıza başarılar diliyoruz.



[1] Tirmizî, İlim, 19.

[2] Kehf, 18/104.

[3] Fâtır, 35/28.

[4] Nesâî, İstiâze, 13.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

13 Ağustos 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 13.08.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:KERBELÂ’YI İBRET NAZARIYLA OKUYALIM

             KERBELÂ’YI İBRET NAZARIYLA OKUYALIM




Muhterem Müslümanlar!

Geçtiğimiz Pazartesi, Muharrem ayının ilk günüydü. Yeni bir hicri yıla daha kavuştuk elhamdülillah. Hicri 1443. yılımızın aziz milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Aziz Müminler!

Hicri takvim, Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve ashabının Mekke’den Medine’ye hicretiyle başlar. Hicret, bir mekândan diğerine yapılan yolculuk değildir sadece. Hicret, Allah’a ve O’nun kutlu elçisine gönülden bağlılığın, sadakat ve teslimiyetin ifadesidir. Bâtıldan, boş şeylerden, ömrü israf eden her türlü arzu ve istekten uzaklaşarak hak ve hakikate, ahlak ve irfana yolculuğun adıdır. Hicret, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, dostluk ve kardeşliğin öyküsüdür.

Kıymetli Müslümanlar!

Hicri yılımızın ilk ayı, Muharrem’dir. Muharrem, hürmete layık demektir. Bu ayın fazilet ve rahmeti bol, ilahî feyz ve bereketi çoktur. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s),

 Ramazan orucundan sonra en faziletli orucun bu ay içinde tutulan oruç olduğunu bizlere haber vermiştir.[i]

Değerli Müminler!

Önümüzdeki Çarşamba ise 10 Muharrem Âşûrâ günüdür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Âşûrâ orucu tuttuğunu görmüş ve bunun sebebini sormuştu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın, Musa’yı ve kavmini kurtarıp Firavun’u ve kavmini suda boğduğu büyük bir gündür. Musa, şükretmek için bugün oruç tutardı, biz de bu amaçla oruç tutuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s), 

“Biz Musa’ya sizden daha yakınız.”[ii] buyurdu ve bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla birlikte Âşûrâ orucu tutmayı ümmetine tavsiye etti.[iii]

Aziz Müslümanlar!

Âşûrâ günü aynı zamanda hatırladıkça yüreklerimizi dağlayan büyük bir hüznün, Kerbelâ hadisesinin yaşandığı gündür. Peygamberimizin 

“Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım”[iv] buyurduğu ve “Cennet gençlerinin efendisi”[v] olarak nitelediği sevgili torunu Hz. Hüseyin Efendimiz ve çoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan olan 70’i aşkın mümin, bir Âşûrâ günü Kerbelâ’da katledilerek şehadet şerbetini içmişlerdir. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleriyle, doğruluk adına samimi yürüyüşleriyle, bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuşlardır. Onlara bu zulmü reva görenler ise Müslümanların ortak vicdanında mahkûm edilmişlerdir.

Kıymetli Müminler!

Kerbelâ, İslam ümmeti olarak hepimizin ortak acısı, tarihimizin yürek yarasıdır. Ne hazindir ki geçmişteki acı olaylardan yeterince ibret alınmadığı için bugün de İslam coğrafyasında hırs ve menfaat uğruna yeni Kerbelâlar yaşanmaktadır. Hâlbuki Kerbelâ denince bağrı yanan, Hz. Hüseyin anılınca “Ah!” eden her Müslümana düşen, Kerbelâ’yı doğru okumak ve anlamaktır. Yeni Kerbelâlar yaşamamak için tevhid ve vahdet bilincini kuşanmak, birlik ve beraberliğimize sahip çıkmaktır. Hakkın yanında, hakikatin yolunda olmaktır. Fitne zamanlarında basiret ve ferasetle hakikati görmektir. Tıpkı Hz. Hüseyin gibi zulme ve haksızlığa karşı çıkmaktır.

Bu vesileyle Seyyidü’ş-Şühedâ Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere mukaddesat uğruna canını feda eden bütün şehitlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet diliyorum. 

Hutbemi Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum: 

“Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[vi]



[i] Tirmizî, Savm, 40.

[ii] Müslim, Sıyâm, 128.

[iii] İbn Hanbel, I, 240.

[iv] Buharî, Fezâil-ü Ashâbi’n-Nebî, 22.

[v] Tirmizî, Menâkıb, 30.

[vi] Enfâl, 8/46.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

6 Ağustos 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.08.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR

                           ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR




Muhterem Müslümanlar!

Geçen hafta afet gerçeğiyle bir kez daha karşılaştık. Cennet yurdumuzun akciğerleri ormanlarımızda çıkan yangınların çoğu söndürüldü elhamdülillah. Bazı bölgelerimizde ise söndürme çalışmaları devam ediyor. Cenâb-ı Hak, en kısa sürede bu afetten de kurtulmayı bizlere nasip eylesin. Milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.

Aziz Müminler!

Evet, bugün mahzunuz, üzüntümüz çok büyük. Kaybettiğimiz kardeşlerimiz, yanan ormanlarımız, yitirdiğimiz masum canlar her birimizin yüreğini dağlıyor. Ancak biliyor ve inanıyoruz ki bizi biz yapan değerlerin etrafında kenetlenip kardeşlik şuurumuzu diri tuttukça başaramayacağımız imtihan yoktur. Tarih boyunca Allah’ın yardımı, devletimizin kararlılığı ve milletimizin azmiyle nice zorluğu birlikte göğüsledik. Bugün de devlet millet dayanışması içinde aşamayacağımız engel yoktur. Toplu vurdukça yüreklerimiz üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur. Nitekim Rabbimizin müjdesi açıktır: 

“Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber kolaylık vardır.”[1]

Kıymetli Müslümanlar!

Gün, ayrışma değil kenetlenme günüdür. Gün, birliğimizi, beraberliğimizi ve muhabbetimizi canlı tutma günüdür. Sevinç ve mutluluğumuz gibi hüzün ve kederimizi de paylaşma günüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) biz müminleri şöyle tarif etmektedir: 

“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.[2]

Değerli Müminler!

İbrahim (a.s)’ın atıldığı ateşi söndürmeye koşan karınca misali, bugün her birimize düşen sorumluluklar vardır. Her şeyden önce sağduyumuzu ve sükûnetimizi muhafaza edelim. Yangın, sel, deprem ve salgın hastalık gibi afetlere karşı bilinçli, duyarlı ve tedbirli olmayı milli bir mücadele olarak görelim. Gerekli hallerde yetkili mercileri haberdar edelim. Küçücük bir hata ve ihmalin çok ağır neticeleri olabileceğini unutmayalım.

Bu vesileyle başta yangınlar olmak üzere afetlerde hayatını

 kaybedenlere Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılara acil şifalar

 diliyorum. Yüce Rabbimiz, afetlerle canla başla mücadele eden

 kardeşlerimizin işini kolaylaştırsın ve onların yardımcısı olsun.



[1] İnşirâh, 94/5,6.

[2] Müslim, Birr, 66.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:



9 Temmuz 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09.07.2021 Tarihli Cuma Hutbesi: İHANETE KARŞI SADAKATE, CESARETE VE ŞEHADETE ŞAHİDİZ

 İHANETE KARŞI SADAKATE, CESARETE VE ŞEHADETE ŞAHİDİZ




Muhterem Müslümanlar!

İslâmiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından münafıklar rahatsız oluyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için hayıflanıyordu. Her geçen gün güçlerini kaybeden münafıklar, Müslümanların birliğine kasteden bozgunculuk faaliyetlerinden de geri durmuyordu. Müslümanlar aleyhine gizlice ve rahatça görüşebilmek amacıyla bir mescit inşa ettiler. Kur’ân-ı Kerîm’de “Mescid-i Dırâr” olarak isimlendirilen bu mescitte Peygamber Efendimizin namaz kılmasını istediler. Böylece meşruiyet kazanacak olan bu mekân, şehirde sürdürdükleri nifak hareketlerinin merkezi olacaktı. Allah Resûlü (s.a.s), bu mescitte namaz kılmaya hazırlanırken meselenin iç yüzünü haber veren şu ayet-i kerimeler nazil oldu:

“Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, müminler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, ‘Bizim iyilikten başka hiçbir kastımız yok’ diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar. Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha layıktır...[i]

Aziz Müminler!

Henüz Peygamberimiz hayattayken gerçekleşen bu hadise, din istismarının en bariz örneklerinden biridir.  Tarih boyunca da birçok kişi ve grup, dinin insanlar üzerindeki etkisinden faydalanarak çıkar elde etmekten, din istismarcılığı yapmaktan çekinmemiştir. İslami değer ve kavramları istismar eden fırsatçılar dün olduğu gibi bugün de karşımızdadır. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır:

“Dini dünyaya alet eden insan ne kötüdür! Arzu ve isteklerinin kendisini saptırdığı insan ne kötüdür!”[ii]

Kıymetli Müslümanlar!

Bundan beş yıl önce 15 Temmuz gecesi, muazzez değerlerimizin arkasına gizlenen FETÖ’nün hain darbe girişimine hep birlikte şahit olduk. İhanet şebekesi olan bu örgüt, istiklal ve istikbalimizi hedef aldı. Vatanımıza, devletimize ve aziz milletimizin canına kastetti.

Unutmayalım ki FETÖ, İslam’ın yüce hakikatlerini kendi menfaati için kullanmıştır. Dinimizin temel değerlerini ve kavramlarını tahrif etmiştir. İnsanımızın dinî duygularını istismar etmiştir. Suret-i haktan görünerek aramıza fitne ve fesat tohumları ekmekten, bozgunculuk yapmaktan asla çekinmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de fesatçılar hakkında şöyle buyrulmaktadır: “Onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Şunu bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamak istemezler.”[iii]

Değerli Müminler!

Rabbimize sonsuz hamd ü sena olsun ki 15 Temmuz’da, Rabbimizin yardımına, hakkın batıl karşısında zaferine şahit olduk. Bizler o gece, hainlerin emellerini kursaklarında bırakan milletimizin destansı direnişine ve cesaretine şahit olduk. Bedenlerini bu vatan için siper eden şehitlerimizin şehadetine, gazilerimizin kahramanlıklarına şahit olduk.

Bir daha böyle bir tabloyla karşılaşmamak için bize düşen, güvenilir kaynaklardan öğreneceğimiz sahih dini bilgiyle hayatımıza yön vermektir. Kur’an-ı Kerim’in rehberliği ve Peygamberimizin örnekliğiyle hayatımıza istikamet vermektir. Millî ve manevî değerlerimizi istismar etmek isteyenlere asla fırsat vermemektir. Ülkemizi ve milletimizi fitneye sürüklemek isteyen istismarcılara karşı yekvücut, tek yürek olmaktır.

Hutbemi bitirirken geçmişten günümüze din ü devlet, mülk ü millet yolunda canından geçen aziz şehitlerimize ve dâr-ı bekâya irtihal eden kahraman gazilerimize Yüce Rabbimden rahmet diliyorum.



[i] Tevbe, 9/107,108.

[ii] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 17.

[iii] Bakara, 2/11,12.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:


2 Temmuz 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 02.07.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:DÜĞÜNLERIMIZDE NEBEVÎ ÖLÇÜYE RIAYET EDELIM

 düğünlerimizde nebevî ölçüye riayet edelim




Muhterem Müslümanlar!


Peygamber Efendimiz (s.a.s), sevgili kızı Fâtıma’yla

 amcasının oğlu Hz. Ali’yi evlendirmişti. Hz. Fâtıma’nın

 çeyizi, bir parça kadife, bir su tulumu ve bir yastıktan

 ibaretti. Hz. Fâtıma’nın çeyizi gibi mehri ve düğün yemeği

 de gayet sadeydi. Bu mütevazı düğüne şahit olanlar, 

“Biz, Fâtıma’nın düğününden daha güzel bir düğün

 görmedik.” demişlerdi.[1]


Aziz Müminler!


Evlilik, Allah’ın emri, Resûlüllah’ın sünnetidir. Dünyada

 mutluluğa ve berekete, ahirette ise huzura ve cennete

 ulaştıran kıymetli bir başlangıçtır. Sevgili Peygamberimizin

 buyurduğu gibi evlilik, “dinin yarısını korumaya” vesiledir.[2]

Evliliğin ilk adımı olan nikâh ve düğünlerimiz ise

 sevdiklerimizin şahitliği ve güzel dilekleri eşliğinde

 gerçekleşen törenlerdir. Düğünle yeni bir ailenin kurulduğu

 ilan edilir. Sevinçler paylaşılır; geleceğe dair umutlar

 güçlenir. Eşler arasına muhabbet ve merhamet lütfetmesi,

 onlara sağlıklı ve hayırlı nesiller ihsan etmesi için Allah’a

 dua edilir.


Kıymetli Müslümanlar!


Dinimiz, hem düğün hazırlıklarımızın hem de nikâh ve düğün törenlerimizin kolaylaştırılmasını öğütler. Her işimizde olduğu gibi düğünlerimizin de gösterişten uzak ve sade yapılmasını tavsiye eder. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurur: “En bereketli nikâh, zorluğu ve külfeti en az olanıdır.”[3]


Değerli Müminler!


Maalesef günümüzde, evlenmek isteyen birçok gencimiz, düğün masraflarının makul ölçüleri aşması sebebiyle zorlanmakta, hatta evlilikten uzak durmaktadır. Gereğinden fazla yapılan düğün harcamaları ile aileler, düğünden sonra uzun süre borç ödemektedir. Bu durum genç çiftlerin, evliliklerinin ilk yıllarını maddi sıkıntı ve huzursuzlukla geçirmesine neden olmaktadır. Hâlbuki Nebevî ölçü açıktır: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin!”[4]


Aziz Müslümanlar!


Her işimizde olduğu gibi düğünlerimizde de Allah’ın rızasına, Resûlü’nün sünnetine uygun davranalım. Evliliklerimizi kolaylaştıralım. Düğünlerimizi israfa ve gösterişe dönüştürmeden yapmaya gayret edelim. Eğlenirken İslam’ın çizdiği meşruiyet dairesinde hareket edelim; ölçülü ve dengeli olalım, helale ve harama riayet edelim. Düğünlerimizi, Kur’an’da “Kendileriyle huzur bulmamız için bizlere eşler yarattığını, aramızda sevgi ve rahmet bağları var ettiğini”[5] buyuran Rabbimize şükretmek için birer vesile kılalım.



[1] İbn Mâce, Nikâh, 24.

[2] Beyhaki, Şuabü’l-İman IV, 382.

[3] İbn Hanbel, VI, 83.

[4] Buhârî, İlim, 11.

[5] Rûm, 30/21.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK: