Cuma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 13.08.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:KERBELÂ’YI İBRET NAZARIYLA OKUYALIM

             KERBELÂ’YI İBRET NAZARIYLA OKUYALIM




Muhterem Müslümanlar!

Geçtiğimiz Pazartesi, Muharrem ayının ilk günüydü. Yeni bir hicri yıla daha kavuştuk elhamdülillah. Hicri 1443. yılımızın aziz milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Aziz Müminler!

Hicri takvim, Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve ashabının Mekke’den Medine’ye hicretiyle başlar. Hicret, bir mekândan diğerine yapılan yolculuk değildir sadece. Hicret, Allah’a ve O’nun kutlu elçisine gönülden bağlılığın, sadakat ve teslimiyetin ifadesidir. Bâtıldan, boş şeylerden, ömrü israf eden her türlü arzu ve istekten uzaklaşarak hak ve hakikate, ahlak ve irfana yolculuğun adıdır. Hicret, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, dostluk ve kardeşliğin öyküsüdür.

Kıymetli Müslümanlar!

Hicri yılımızın ilk ayı, Muharrem’dir. Muharrem, hürmete layık demektir. Bu ayın fazilet ve rahmeti bol, ilahî feyz ve bereketi çoktur. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s),

 Ramazan orucundan sonra en faziletli orucun bu ay içinde tutulan oruç olduğunu bizlere haber vermiştir.[i]

Değerli Müminler!

Önümüzdeki Çarşamba ise 10 Muharrem Âşûrâ günüdür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Âşûrâ orucu tuttuğunu görmüş ve bunun sebebini sormuştu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın, Musa’yı ve kavmini kurtarıp Firavun’u ve kavmini suda boğduğu büyük bir gündür. Musa, şükretmek için bugün oruç tutardı, biz de bu amaçla oruç tutuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s), 

“Biz Musa’ya sizden daha yakınız.”[ii] buyurdu ve bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla birlikte Âşûrâ orucu tutmayı ümmetine tavsiye etti.[iii]

Aziz Müslümanlar!

Âşûrâ günü aynı zamanda hatırladıkça yüreklerimizi dağlayan büyük bir hüznün, Kerbelâ hadisesinin yaşandığı gündür. Peygamberimizin 

“Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım”[iv] buyurduğu ve “Cennet gençlerinin efendisi”[v] olarak nitelediği sevgili torunu Hz. Hüseyin Efendimiz ve çoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan olan 70’i aşkın mümin, bir Âşûrâ günü Kerbelâ’da katledilerek şehadet şerbetini içmişlerdir. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleriyle, doğruluk adına samimi yürüyüşleriyle, bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuşlardır. Onlara bu zulmü reva görenler ise Müslümanların ortak vicdanında mahkûm edilmişlerdir.

Kıymetli Müminler!

Kerbelâ, İslam ümmeti olarak hepimizin ortak acısı, tarihimizin yürek yarasıdır. Ne hazindir ki geçmişteki acı olaylardan yeterince ibret alınmadığı için bugün de İslam coğrafyasında hırs ve menfaat uğruna yeni Kerbelâlar yaşanmaktadır. Hâlbuki Kerbelâ denince bağrı yanan, Hz. Hüseyin anılınca “Ah!” eden her Müslümana düşen, Kerbelâ’yı doğru okumak ve anlamaktır. Yeni Kerbelâlar yaşamamak için tevhid ve vahdet bilincini kuşanmak, birlik ve beraberliğimize sahip çıkmaktır. Hakkın yanında, hakikatin yolunda olmaktır. Fitne zamanlarında basiret ve ferasetle hakikati görmektir. Tıpkı Hz. Hüseyin gibi zulme ve haksızlığa karşı çıkmaktır.

Bu vesileyle Seyyidü’ş-Şühedâ Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere mukaddesat uğruna canını feda eden bütün şehitlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet diliyorum. 

Hutbemi Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum: 

“Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[vi]



[i] Tirmizî, Savm, 40.

[ii] Müslim, Sıyâm, 128.

[iii] İbn Hanbel, I, 240.

[iv] Buharî, Fezâil-ü Ashâbi’n-Nebî, 22.

[v] Tirmizî, Menâkıb, 30.

[vi] Enfâl, 8/46.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

6 Ağustos 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.08.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR

                           ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR




Muhterem Müslümanlar!

Geçen hafta afet gerçeğiyle bir kez daha karşılaştık. Cennet yurdumuzun akciğerleri ormanlarımızda çıkan yangınların çoğu söndürüldü elhamdülillah. Bazı bölgelerimizde ise söndürme çalışmaları devam ediyor. Cenâb-ı Hak, en kısa sürede bu afetten de kurtulmayı bizlere nasip eylesin. Milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.

Aziz Müminler!

Evet, bugün mahzunuz, üzüntümüz çok büyük. Kaybettiğimiz kardeşlerimiz, yanan ormanlarımız, yitirdiğimiz masum canlar her birimizin yüreğini dağlıyor. Ancak biliyor ve inanıyoruz ki bizi biz yapan değerlerin etrafında kenetlenip kardeşlik şuurumuzu diri tuttukça başaramayacağımız imtihan yoktur. Tarih boyunca Allah’ın yardımı, devletimizin kararlılığı ve milletimizin azmiyle nice zorluğu birlikte göğüsledik. Bugün de devlet millet dayanışması içinde aşamayacağımız engel yoktur. Toplu vurdukça yüreklerimiz üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur. Nitekim Rabbimizin müjdesi açıktır: 

“Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber kolaylık vardır.”[1]

Kıymetli Müslümanlar!

Gün, ayrışma değil kenetlenme günüdür. Gün, birliğimizi, beraberliğimizi ve muhabbetimizi canlı tutma günüdür. Sevinç ve mutluluğumuz gibi hüzün ve kederimizi de paylaşma günüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) biz müminleri şöyle tarif etmektedir: 

“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.[2]

Değerli Müminler!

İbrahim (a.s)’ın atıldığı ateşi söndürmeye koşan karınca misali, bugün her birimize düşen sorumluluklar vardır. Her şeyden önce sağduyumuzu ve sükûnetimizi muhafaza edelim. Yangın, sel, deprem ve salgın hastalık gibi afetlere karşı bilinçli, duyarlı ve tedbirli olmayı milli bir mücadele olarak görelim. Gerekli hallerde yetkili mercileri haberdar edelim. Küçücük bir hata ve ihmalin çok ağır neticeleri olabileceğini unutmayalım.

Bu vesileyle başta yangınlar olmak üzere afetlerde hayatını

 kaybedenlere Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılara acil şifalar

 diliyorum. Yüce Rabbimiz, afetlerle canla başla mücadele eden

 kardeşlerimizin işini kolaylaştırsın ve onların yardımcısı olsun.



[1] İnşirâh, 94/5,6.

[2] Müslim, Birr, 66.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:



18 Haziran 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 18.06.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:MÜSLÜMAN ŞAHSIYETİ

 

müslüman şahsiyeTİ




Muhterem Müslümanlar!


İslam, insanı şahsiyetiyle inşa eden bir dindir. İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine, varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde cevaplarını bulur.

Aziz Müminler!

Müslüman şahsiyetini oluşturan en önemli imkân, dünyayı ve ahireti anlamlandıran imandır. İman, kişiyi kulluk yolculuğundaki savrulmalardan koruyup ebedî mutluluğa ulaştıran en büyük hazinedir.

Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer, zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslümanın ayırt edici vasfıdır. Bu sebeple Müslümandan beklenen imanının göstergesi olan ibadetlere ve güzel ahlaka yönelmesidir. Çünkü ibadet, onun yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır.

Aziz Müminler!

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”[1]

O halde bize düşen, Peygamber Efendimizin örnekliğinden bir an olsun ayrılmamaktır. Tıpkı onun gibi, temelinde tevhid olan, ibadetlerle mayalanan, ahlakla olgunlaşan bir duruş sergilemektir. İslam’ın izzet ve şerefini kuşanmak, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir karaktere sahip olmaktır. Daima hayrın peşinde koşmak, hayırlı işlerde yarışmaktır. Haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemektir. Başta anne ve babamız, eşimiz ve çocuklarımız olmak üzere hayat bulan her cana şefkat ve merhametle davranmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği bir Müslüman”[2] olabilmek için gayret göstermektir.

Hutbemi Yüce Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum: 

“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilen cennetle sevinin!’”[3]



[1] Ahzâb, 33/21.

[2] İbn Hanbel, VI, 22.

[3] Fussilet, 41/30.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

11 Haziran 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 11.06.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:AILEMDE MERHAMET VE HUZUR VAR

      ailemde MERHAMET ve huzur var




Muhterem Müslümanlar!


Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Rahmet Elçisi (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Merhamet edene Rahmân da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”[2]


Aziz Müminler!


Yüce Allah, varlıkların en kıymetlisi olan insanoğlunu dünya hayatında yalnız bırakmamış, ona aile olmayı lütfetmiştir. Aile, insanoğlunun ruhuna huzur, sükûnet ve şifa veren bir nimettir.

 Yüce Rabbimizin rahmeti ile korunan; sevgi, şefkat ve merhametle güzelleşen bir kurumdur. Kadının erkeğe, erkeğin kadına hâsılı bütün aile fertlerinin birbirine emanet edildiği sıcak bir yuvadır. Aile, toplumun çekirdeği ve özüdür. Bunun içindir ki aile kurmak, aynı zamanda bir toplum inşa etmektir.


Kıymetli Müminler!


Aile kurmak kadar aile olmak da önemlidir. Aile

 olmak, aynı duygu ve düşünce dünyasında

 buluşmaktır. Allah’ın rızası doğrultusunda bir

 ömrü paylaşmaktır. Sadece bu dünyada değil

 ahirette de bir arada olacağı bilinciyle

 yaşamaktır.

Aile olmak, aileyi ayakta tutan değerlere sımsıkı sarılmaktır. Aileyi ayakta tutan değerlerin başında ise merhamet gelmektedir. Rabbimizin “Rahmân” isminin tecellisi olan merhamet; yaratılanı, Yaratandan dolayı sevmektir. Merhamet, hiçbir canı incitmemek ve hiç kimseden incinmemektir. Merhamet; paylaşmaktır, affetmektir ve hoş görmektir. Merhamet, yufka yürekli olmak, sevgi diliyle konuşmaktır.


Değerli Müminler!


Günümüzde yüreklerimizi ve vicdanlarımızı merhametle eğitmeye ne kadar da muhtacız. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu tavsiyesine kulak vermeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır. İçinizde ailesine karşı en hayırlı olan da benim.”[3]

O halde Allah’ın emri Peygamberimizin sünneti

 üzere kurduğumuz yuvalarımızı huzurla

 buluşturmak, aile olmak ve aile kalmak için

 gayret gösterelim. Sevgiyle mayalanan aile

 ocağımızda gönül dilini, nezaketi ve adaleti

 hâkim kılalım. Ailemizin her bir ferdinin,

 özellikle çocuklarımızın ve yaşlılarımızın

 merhamet pınarından kana kana içmesine vesile

 olalım. Hanemiz, merhamet rehberimiz Allah

 Resûlü’nün aile saadetinden izler taşısın. Hep

 birlikte, aileden başlayıp topluma yayılan

 merhamet medeniyetini yeniden inşa edelim.



[1] Rûm, 30/21.

[2] Ebû Dâvûd, Edeb, 58.

[3] Tirmizî, Menâkıb, 63.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

28 Mayıs 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 28.05.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:YÜCE ALLAH, MÜMİNLERİN YARDIMCISIDIR

              YÜCE ALLAH, MÜMİNLERİN YARDIMCISIDIR




Muhterem Müslümanlar!

Hicretin beşinci yılıydı. Uhud’da isteklerine ulaşamayan

 müşrikler, son kez Medine’ye büyük bir saldırı kararı almışlardı.

 Durumdan haberdar olan Peygamberimiz (s.a.s), her zaman

 olduğu gibi ashabıyla istişare etti. Savunma savaşı yapılmasına

 ve Medine çevresine hendek kazılmasına karar verildi.

 Müminler el birliğiyle hendeği kazarken büyük bir kaya

 parçasına denk geldiler. Bu devasa kaya ne yerinden oynuyor ne

 de parçalanabiliyordu. Ashabın ümidi tükenirken Resûl-i Ekrem

 (s.a.s) çıkageldi. O, bir yandan arkadaşlarının kırmakta

 zorlandığı kayayı parçalıyor diğer yandan da o günün şartlarında

 düşünülmesi bile zor olan, Kisrâ’nın, Kayser’in şehirlerinin

 fethedileceğini müjdeliyordu.[1]

Aziz Müminler!

Ashab-ı kiram, Allah Resûlü (s.a.s)’in bu müjdesine nail olmak için İslam’ın evrensel mesajlarını diyardan diyara taşıyordu. Anadolu’muzda ilk defa İyâz b. Ganem ve Halid b. Velid’in de içinde bulunduğu sahabe ordusu Diyarbakır’a İslam’ın kutlu sancağını dikiyor, bu şehri Anadolu’nun İslam’a açılan ilk kapısı haline getiriyordu. Sahabe şehri Diyarbakır o günden beri Müslümanların kalbi, İslam’ın kalesi olmaya devam ediyor elhamdülillah.

Kıymetli Müslümanlar!

İslam ile müşerref olan ve devraldığı İslam sancağını bir daha bırakmayan aziz milletimizin î’lây-i kelimetullah aşkı, Allah’ın adını yüceltme gayreti hiç eksik olmamıştır. Bu uğurda yılmadan, yıkılmadan, seferden sefere, zaferden zafere koşan şanlı ecdadımız, Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu bize vatan kılmıştır. İstanbul’u fethederek Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, şu kutlu müjdesine nail olmuştur: Konstantiniyye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Ve o asker, ne güzel askerdir![2]

Değerli Müminler!

İstanbul’un fethi sadece bir şehre hâkim olmaktan ibaret değildir. Bu fetih, Peygamberimizin müjdesi, ashab-ı kiramın arzusu,  Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin hayali ve ecdadımızın sevdasıdır. Bu fetih, çağ kapatıp çağ açan yeni bir altın dönemin başlangıcıdır. Bu fetih, Mekke, Medine ve Kudüs ile İstanbul’u kardeş kılan bir zaferdir.

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:Müminlere yardım etmek, üzerimizde bir gerekliliktir.[3] Hamd olsun ki, Rabbimizin yardımı daima, hak ve hakikatten ayrılmayan, mazlum ve mağdurların yanında yer alan aziz milletimizle beraber olmuştur. Asırlardır milletimizin her cephede kazandığı zaferler bunun en büyük şahididir.

Aziz Kardeşlerim!

Bugün bize düşen, ecdadımızın aziz hatırasını ve şanlı mirasını gelecek nesillere aktarmaktır. Din ü devlet, mülk ü millet yolunda var gücümüzle gayret göstermektir. Birlik ve beraberliğimizden asla ödün vermemektir. Unutmayalım ki girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Yedi düvel de üzerimize gelse, vatanımızı bölemeyecek, bayrağımızı indiremeyecek, ezan-ı Muhammedi’yi dindiremeyecektir.  نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَر۪يبٌۜ   Yardım Allah’tandır ve Allah’ın yardımı ile fetih yakınlaşır.[4]



[1] Nesâî, Cihâd, 42.

[2] Ahmet b. Hanbel, Müsned IV, 325.

[3] Rûm, 30/47.

[4] Saf, 61/13.

 Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

13 Mayıs 2021 Perşembe

Diyanet İşleri Başkanlığının13.05.2021 Tarihli Ramazan Bayramı Hutbesi:KÜDÜS’ÜN ÖZGÜR OLDUĞU BAYRAMLARA

 

KÜDÜS’ÜN ÖZGÜR OLDUĞU

 BAYRAMLARA




Muhterem Müslümanlar!


Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da salgın hastalığın gölgesinde buruk bir bayram sevinci yaşıyoruz. Ancak bu bayram sabahında ulu mabetlerin altında buluştuk elhamdülillah. Rabbimizden dileğimiz odur ki tedbirlere riayet ederek geçireceğimiz bu bayram, coşkulu bayramlarımızın müjdecisi olsun. O’nun nusret ve inayet kapılarının ardına kadar açılmasına vesile olsun. 

“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”[1] ayet-i kerimesi, Müslümanlar ve tüm insanlık için tecelli etsin.


Aziz Müminler!


Bayramlar, yıkılan gönülleri tamir etme, ülfet, ünsiyet ve muhabbet köprüleri kurma günleridir. Öyleyse, hastalığın yayılmasına sebep olmamak ve kul hakkına girmemek için bu bayram da ziyaretlerimizi erteleyelim. Ancak iletişim imkânlarımızı kullanarak ana babamızla, dost, akraba ve komşularımızla bayramlaşıp hallerini ve hatırlarını soralım. Bir arada olamasak da manen yanlarında olduğumuzu hissettirelim. Bayram günlerini küskünlükleri ve dargınlıkları sonlandırmak için fırsat bilelim. Ramazan-ı şerifte kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı kaybetmemeye özen gösterelim.


Kıymetli Müslümanlar!


Bu bayram, mahzunuz; çünkü ismiyle mukaddes, çevresiyle mübarek kılınmış Kudüs yaralıdır. Mescid-i Aksâ’ya ve Filistinli kardeşlerimize karşı azgın ve zorba bir topluluğun barbarca saldırılarına şahit oluyoruz. Bu bayram hüzünlüyüz; zira hukuku, ahlakı, kutsal değerleri hiçe sayan işgalciler, Kudüs’ün kutsiyetini ve insanlık için değerini ihlal etmektedir. Çocuk, yaşlı, kadın demeden masum canları şehit etmekte, Müslümanların Kudüs’e giriş ve çıkışlarını, Mescid-i Aksâ’da ibadet etme hürriyetlerini engellemektedir. Hâlbuki Rabbimizin buyruğu son derece açıktır:

“Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada zillet, ahirette ise büyük azap vardır.[2]


Değerli Müminler!


İnsanlığın en köklü mirasına şahitlik eden

 Kudüs, bir İslam  yurdudur. 

İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-

 Aksâ,  Müslümanlara aittir.


 Kudüs meselesi,  sadece  Filistinlilerin

 değil bütün  Müslümanların ortak meselesidir.

 Dün  olduğu gibi bugün  de desteğimiz ve

 duamız, Filistinli  kardeşlerimizin yanındadır.

 Yüce Rabbim, bu bayram sabahının hürmetine

 bütün  mazlumlara, evlerinden ve yurtlarından

 çıkarılmış mağdurlara  kurtuluş nasip eylesin.

 Ümmet bilincimizi ve  iman  kardeşliğimizi

 pekiştirmeyi bizlere lütfeylesin. 

 Kudüs, Mescid-i  Aksâ ve işgal altındaki bütün

 İslam beldelerinin  özgürce  kutlayacağı gerçek

 bayramlara bizleri  kavuştursun. Bayramımız

 mübarek olsun.

Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyorum:

“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.[3]



[1] İnşirâh, 94/5,6.

[2] Bakara, 2/114.

[3] Müslim, Birr, 66.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK: