Merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2023 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

         Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:  

  مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فيِ تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ: إِذاَ اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداَعَى لَهُ ساَئِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى


 “Müminler, birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet etme ve birbirlerine şefkat gösterme konusunda bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsız olsa, diğer organlar uykusuzluk ve hararette ona ortak olurlar”.

                                              (Malik, Muvatta: Şiir 16.)

6 Ağustos 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.08.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR

                           ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR




Muhterem Müslümanlar!

Geçen hafta afet gerçeğiyle bir kez daha karşılaştık. Cennet yurdumuzun akciğerleri ormanlarımızda çıkan yangınların çoğu söndürüldü elhamdülillah. Bazı bölgelerimizde ise söndürme çalışmaları devam ediyor. Cenâb-ı Hak, en kısa sürede bu afetten de kurtulmayı bizlere nasip eylesin. Milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.

Aziz Müminler!

Evet, bugün mahzunuz, üzüntümüz çok büyük. Kaybettiğimiz kardeşlerimiz, yanan ormanlarımız, yitirdiğimiz masum canlar her birimizin yüreğini dağlıyor. Ancak biliyor ve inanıyoruz ki bizi biz yapan değerlerin etrafında kenetlenip kardeşlik şuurumuzu diri tuttukça başaramayacağımız imtihan yoktur. Tarih boyunca Allah’ın yardımı, devletimizin kararlılığı ve milletimizin azmiyle nice zorluğu birlikte göğüsledik. Bugün de devlet millet dayanışması içinde aşamayacağımız engel yoktur. Toplu vurdukça yüreklerimiz üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur. Nitekim Rabbimizin müjdesi açıktır: 

“Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber kolaylık vardır.”[1]

Kıymetli Müslümanlar!

Gün, ayrışma değil kenetlenme günüdür. Gün, birliğimizi, beraberliğimizi ve muhabbetimizi canlı tutma günüdür. Sevinç ve mutluluğumuz gibi hüzün ve kederimizi de paylaşma günüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) biz müminleri şöyle tarif etmektedir: 

“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.[2]

Değerli Müminler!

İbrahim (a.s)’ın atıldığı ateşi söndürmeye koşan karınca misali, bugün her birimize düşen sorumluluklar vardır. Her şeyden önce sağduyumuzu ve sükûnetimizi muhafaza edelim. Yangın, sel, deprem ve salgın hastalık gibi afetlere karşı bilinçli, duyarlı ve tedbirli olmayı milli bir mücadele olarak görelim. Gerekli hallerde yetkili mercileri haberdar edelim. Küçücük bir hata ve ihmalin çok ağır neticeleri olabileceğini unutmayalım.

Bu vesileyle başta yangınlar olmak üzere afetlerde hayatını

 kaybedenlere Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılara acil şifalar

 diliyorum. Yüce Rabbimiz, afetlerle canla başla mücadele eden

 kardeşlerimizin işini kolaylaştırsın ve onların yardımcısı olsun.



[1] İnşirâh, 94/5,6.

[2] Müslim, Birr, 66.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:



11 Temmuz 2021 Pazar

Hadis-i Şerifler Aydınlatıyor-9

                         Babaların Hakkı Çok Büyük

Yılın bir gününü babalar günü olarak ilan edip, o gün babaların gönlünü almak suretiyle onların hakkı ödenemez.

Anne ve baba hakkı her evladın önemseyeceği şeylerin en başında yer almalıdır. Onların üzerimize olan hakkını ödemeye kalkarsak bunu yapamayız. Yani tam olarak yapamayız demek istiyorum. Çünkü hakları asla ödenemez.

Hiçbir baba evlatlarına yaptıklarını bir hak olarak görmez. Analık ve babalık duygusu Allah’ın insanoğluna vermiş olduğu bir özelliktir. Anneler ve babalar herhangi bir karşılık beklemeden rollerini eksiksiz yerine getirirler.

Önemli olan bizler bir evlat olarak anne ve babamızın kıymetini ve değerini bilmektir. Onlara karşı sorumluluğumuz çok büyüktür. Onların hakkı kolay kolay ödenmez. 

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde bizi şöyle aydınlatır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Hiçbir evlât, babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse (hürriyetine kavuşturursa), babalık hakkını (ancak o zaman) ödemiş olur.”

(Müslim, İtk, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120; Tirmizî, Birr, 8/1906).

Bu hadis-i şerifte babanın hakkının ne kadar büyük olduğunu görmekteyiz. Burada anne ve babamıza karşı çok daha fazla hassas olmamız kastedilmektedir.

Anne ve babalarımıza karşı görev ve sorumluluklarımızdan bazılarını sıralamak istiyorum:

1-Anne ve babalarımızın  gönlünü almaya gayret edelim.

2- Hediyelerimiz yanında, onlara vereceğimiz en büyük hediye ; yalnız olmadıklarını ,bir gün değil her gün gerektiğinde yanlarında olabileceğimiz güvenini verebilmeye çalışalım.

3-Gerektiğinde yanlarına koşalım. İş ve güçlerinde onlara yardım edelim.

4-Sağlık hizmetlerini takip ederek onların huzurlu yaşamalarına ön ayak olalım.

5-Maddi ve manevi yönden her zaman yanlarında olmaya çalışalım.

6-Onları mutlu etmek için bizim nasıl olmamızı istiyorlarsa (iyi bir kişi) öyle biri olmaya gayret edelim.

7- Eğer anne ve babamız vefat etmişse ruhlarını analım. Onlar için sadaka verelim. İyilik yapalım.

Ne mutlu anne ve babasına karşı davranışlarından dolayı cennete gidebilenlere…

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:


11 Haziran 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 11.06.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:AILEMDE MERHAMET VE HUZUR VAR

      ailemde MERHAMET ve huzur var




Muhterem Müslümanlar!


Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Rahmet Elçisi (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Merhamet edene Rahmân da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”[2]


Aziz Müminler!


Yüce Allah, varlıkların en kıymetlisi olan insanoğlunu dünya hayatında yalnız bırakmamış, ona aile olmayı lütfetmiştir. Aile, insanoğlunun ruhuna huzur, sükûnet ve şifa veren bir nimettir.

 Yüce Rabbimizin rahmeti ile korunan; sevgi, şefkat ve merhametle güzelleşen bir kurumdur. Kadının erkeğe, erkeğin kadına hâsılı bütün aile fertlerinin birbirine emanet edildiği sıcak bir yuvadır. Aile, toplumun çekirdeği ve özüdür. Bunun içindir ki aile kurmak, aynı zamanda bir toplum inşa etmektir.


Kıymetli Müminler!


Aile kurmak kadar aile olmak da önemlidir. Aile

 olmak, aynı duygu ve düşünce dünyasında

 buluşmaktır. Allah’ın rızası doğrultusunda bir

 ömrü paylaşmaktır. Sadece bu dünyada değil

 ahirette de bir arada olacağı bilinciyle

 yaşamaktır.

Aile olmak, aileyi ayakta tutan değerlere sımsıkı sarılmaktır. Aileyi ayakta tutan değerlerin başında ise merhamet gelmektedir. Rabbimizin “Rahmân” isminin tecellisi olan merhamet; yaratılanı, Yaratandan dolayı sevmektir. Merhamet, hiçbir canı incitmemek ve hiç kimseden incinmemektir. Merhamet; paylaşmaktır, affetmektir ve hoş görmektir. Merhamet, yufka yürekli olmak, sevgi diliyle konuşmaktır.


Değerli Müminler!


Günümüzde yüreklerimizi ve vicdanlarımızı merhametle eğitmeye ne kadar da muhtacız. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu tavsiyesine kulak vermeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır. İçinizde ailesine karşı en hayırlı olan da benim.”[3]

O halde Allah’ın emri Peygamberimizin sünneti

 üzere kurduğumuz yuvalarımızı huzurla

 buluşturmak, aile olmak ve aile kalmak için

 gayret gösterelim. Sevgiyle mayalanan aile

 ocağımızda gönül dilini, nezaketi ve adaleti

 hâkim kılalım. Ailemizin her bir ferdinin,

 özellikle çocuklarımızın ve yaşlılarımızın

 merhamet pınarından kana kana içmesine vesile

 olalım. Hanemiz, merhamet rehberimiz Allah

 Resûlü’nün aile saadetinden izler taşısın. Hep

 birlikte, aileden başlayıp topluma yayılan

 merhamet medeniyetini yeniden inşa edelim.



[1] Rûm, 30/21.

[2] Ebû Dâvûd, Edeb, 58.

[3] Tirmizî, Menâkıb, 63.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

14 Mayıs 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının14.05.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:VAKIF: ŞEFKAT VE MERHAMET MEDENİYETİ

                 VAKIF: Şefkat ve MERHAMET                                          mEDENİYETİ





Muhterem Müslümanlar!


Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir gün ashâbına şöyle demiştir: “İnsan ölünce şu üçü dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye yani faydası kalıcı hayır, kendisinden istifade edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât.”[1]

 Bu hadis-i şerifte ifade edilen sadaka-i cariyenin en güzel örneklerinden biri, İslam medeniyetinin simgesi olan vakıflardır.


Aziz Müminler!


Vakıflar, İslam’ın bütün varlık âlemine karşı şefkat ve merhametinin müesseseleşmiş halidir. İnsana emanet olarak verilen malın, bütün insanlığın hatta bütün canlıların hizmetine sunulmasıdır. Zayıf ve düşkünlerin elinden tutma, muhtaçların sıkıntısına kalıcı çözüm bulma çabasıdır. Nitekim Hz. Ömer (r.a), bir gün Peygamberimize gelerek, 

“Yâ Resûlallah! Benim çok güzel bir hurma bahçem var. Bu bahçeyi bağışlamak istiyorum.” deyince, Allah Resûlü (s.a.s), ona şu tavsiyede bulunmuştur: 

“Aslını vakfet. Mahsulünü de sadaka olarak dağıt.”[2]


Kıymetli Müslümanlar!


Ecdadımız, vakıfları birer “vefa müessesesi” olarak görmüş ve kazandığı serveti, tekrar insanlığın hizmetine sunmuştur. Bu anlayışla cami, mescit, mektep, medrese, kütüphane, hastane, aşevi, çeşme, köprü gibi nice eser inşa etmiştir. Böylece işsize iş, yoksula aş, borçluya destek, evsize yuva, hastaya şifa götürmüştür. “Kardeşlik sınır tanımaz” şiarıyla iyiliği yeryüzüne egemen kılmış, mazlumlara yurt, gariplere umut olmuştur. İslam’ın bu engin şefkat ve merhametinden sadece insanlar değil, sahipsiz hayvanlar, yuvasız kuşlar hatta yırtıcılar dahi nasibini almıştır.


Aziz Müminler!


Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Ölümsüz olan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”[3]

O halde, geçici dünya nimetlerini amel defterimizi ebedi açık tutacak vesileler olarak görelim. Vakıfların kurulmasına, korunmasına ve ihya edilmesine katkı sunalım. Unutmayalım ki vakıf medeniyetinin temeli merhamettir. Merhamet ise Allah Teâlâ’nın Rahmân ve Rahîm ism-i şeriflerinin tecellisidir.


Kardeşlerim!


Hak ve hukuk tanımayan, insaf ve vicdandan

 yoksun zalimler, Filistin’deki kardeşlerimizin

 topraklarını işgal etmeye, çocuk, yaşlı, kadın

 demeden canice saldırmaya devam ediyor.

 Geliniz, duaların kabul edildiği bu icabet

 vaktinde ellerimizi açıp Rabbimize yalvaralım:

Ya Rab! Sen kimsesizlerin sahibi, mazlumların

 sığınağısın, bizlere rahmetinle muamele eyle.

Sen bizim Mevla’mızsın, zalimlere karşı bize

 yardım eyle.

Şu mübarek günler hürmetine, ilk kıblemiz

 Mescid-i Aksâ’yı ve Peygamberler şehri

 Kudüs’ü zalimlerin işgalinden kurtar Allah’ım!

Ya Rabbi! Miracın basamağı Mescid-i Aksâ’yı

 korumayı, bu uğurda mücadele etmeyi

 yeryüzündeki bütün Müslümanlara ve bizlere

 nasip eyle.

Allah’ım! Evlerinden yurtlarından kovulan, öz

 vatanlarında garip kalan mazlum bütün

 Müslümanlara kurtuluş nasip eyle.

Mazlumların umudu, gariplerin yurdu cennet

 vatanımızı ve aziz milletimizi her türlü

 tehlikeden koru Allah’ım!



[1] Müslim, Vasiyyet, 14.

[2] Müslim, Vasiyyet, 15.

[3] Kehf, 18/46.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK: