Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî,
"Zühd", 26)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî,
"Zühd", 26)
MÜSLÜMAN, DİNÎ VE AHLAKİ DEĞERLERİYLE YAŞAR
Muhterem
Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği
emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz…”[i]
Aziz Müminler!
“En hayırlı ümmet” övgüsüne mazhar olan her bir
mümin, zihnine ve gönlüne yalnızca İslam’ın yüce değerlerini nakşeder.
Kaynağı vahiy olmayan her çeşit düşünce, uygulama ve alışkanlıklar
karşısında dikkatli davranır. İmanına zarar verebilecek tehlikelerden uzak
durur. Söz ve davranışlarına İslam ahlakını yansıtır. Dünyevî heves ve arzuların peşinden koşmaz. Alın terinin kıymetini, helal kazancın bereketini unutmaz. Aldığının ve
sattığının hesabını vereceğini aklından çıkarmaz. Az da olsa yalnızca helalle
yetinir. Aklı uyuşturan alkolle, ocaklar söndüren kumarla ömrünü zayi etmez.
Kıymetli Müslümanlar!
Kimliğini muhafaza eden bir
Müslüman, popüler kültürün girdabında kaybolmaz. Başka dünyalara ait yaşam
tarzlarını bilinçsizce taklit etmez. Dinimizde ve sahih geleneğimizde yeri
olmayan sembolleri, eğlence biçimlerini, tutum ve davranışları benimsemez.
Bunun, Müslüman kimliğini zedelediğini, toplumu ve gelecek nesilleri dinine,
tarihine ve değerlerine yabancılaştırdığını bilir. Tarih sahnesinden silinen
nice milletin önce inanç ve değerlerini, sonra da kültür, edebiyat ve sanatını
kaybettiğini unutmaz.
Değerli Müminler!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde bizleri şöyle uyarmaktadır:
“Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”[ii]
Yani bir
kimse, kendi değerlerini yaşamak ve yaşatmak yerine başkasına özenir, onun
inanç ve adetlerini benimserse, sonunda onlar gibi düşünmeye ve onlar gibi
yaşamaya başlar. Zira maddi ve fiziki benzeşmenin manevi sonuçlar doğurması
kaçınılmazdır.
O halde, Rabbimize, insanlığa ve gelecek
nesillerimize karşı sorumluluğumuzun bilincinde olalım. Kur’an’a ve sünnete
sımsıkı sarılalım. Hayatımızın her alanında İslam ahlakını ve terbiyesini
kuşanalım. Yaratılış gayemizden uzaklaştıran, kültür ve medeniyetimizi
yozlaştıran her türlü söz, anlayış ve davranıştan uzak duralım. Unutmayalım ki
toplumlar, dinî ve ahlaki değerleriyle ayakta durur ve bu değerlerden beslenen
şuurla yaşarlar.
KÜDÜS’ÜN ÖZGÜR OLDUĞU
BAYRAMLARA
Muhterem
Müslümanlar!
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da salgın hastalığın gölgesinde buruk bir bayram sevinci yaşıyoruz. Ancak bu bayram sabahında ulu mabetlerin altında buluştuk elhamdülillah. Rabbimizden dileğimiz odur ki tedbirlere riayet ederek geçireceğimiz bu bayram, coşkulu bayramlarımızın müjdecisi olsun. O’nun nusret ve inayet kapılarının ardına kadar açılmasına vesile olsun.
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”[1] ayet-i
kerimesi, Müslümanlar ve tüm insanlık için tecelli etsin.
Aziz Müminler!
Bayramlar, yıkılan gönülleri tamir etme, ülfet,
ünsiyet ve muhabbet köprüleri kurma günleridir. Öyleyse, hastalığın yayılmasına
sebep olmamak ve kul hakkına girmemek için bu bayram da ziyaretlerimizi
erteleyelim. Ancak iletişim imkânlarımızı kullanarak ana babamızla, dost,
akraba ve komşularımızla bayramlaşıp hallerini ve hatırlarını soralım. Bir
arada olamasak da manen yanlarında olduğumuzu hissettirelim. Bayram günlerini
küskünlükleri ve dargınlıkları sonlandırmak için fırsat bilelim. Ramazan-ı
şerifte kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı kaybetmemeye özen gösterelim.
Kıymetli Müslümanlar!
Bu bayram, mahzunuz; çünkü ismiyle mukaddes, çevresiyle mübarek kılınmış Kudüs yaralıdır. Mescid-i Aksâ’ya ve Filistinli kardeşlerimize karşı azgın ve zorba bir topluluğun barbarca saldırılarına şahit oluyoruz. Bu bayram hüzünlüyüz; zira hukuku, ahlakı, kutsal değerleri hiçe sayan işgalciler, Kudüs’ün kutsiyetini ve insanlık için değerini ihlal etmektedir. Çocuk, yaşlı, kadın demeden masum canları şehit etmekte, Müslümanların Kudüs’e giriş ve çıkışlarını, Mescid-i Aksâ’da ibadet etme hürriyetlerini engellemektedir. Hâlbuki Rabbimizin buyruğu son derece açıktır:
“Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların
harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara
ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada zillet, ahirette
ise büyük azap vardır.”[2]
Değerli Müminler!
İnsanlığın en köklü mirasına şahitlik eden
Kudüs, bir İslam yurdudur.
İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-
i Aksâ, Müslümanlara aittir.
Kudüs meselesi, sadece Filistinlilerin
değil bütün Müslümanların ortak meselesidir.
Dün olduğu gibi bugün de desteğimiz ve
duamız, Filistinli kardeşlerimizin yanındadır.
Yüce Rabbim, bu bayram sabahının hürmetine
bütün mazlumlara, evlerinden ve yurtlarından
çıkarılmış mağdurlara kurtuluş nasip eylesin.
Ümmet bilincimizi ve iman kardeşliğimizi
pekiştirmeyi bizlere lütfeylesin.
Kudüs, Mescid-i Aksâ ve işgal altındaki bütün
İslam beldelerinin özgürce kutlayacağı gerçek
bayramlara bizleri kavuştursun. Bayramımız
mübarek olsun.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyorum:
“Müminler, birbirlerini
sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı
rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı
paylaşan bir beden gibidir.”[3]