Berat gecesi: Af ve mağfiret gecesi
Muhterem
Müslümanlar!
On bir ayın sultanı Ramazan-ı şerifin gölgesi
üzerimize
düştü. Yarın, Ramazan’ın muştusu olan Berat gecesini
idrak edeceğiz.
Cenâb-ı Hak, bu gece hürmetine aziz
Milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayır ve
bereket
ihsan eylesin. Berat Gecemiz mübarek olsun.
Aziz Müminler!
Yine böyle bir gece vakti Hz. Âişe validemiz
uyanmış, Resûl-i Ekrem (s.a.s)’i yanında göremeyince dışarı çıkıp aramaya
koyulmuştu. Nihayetinde onu Bakî‘ mezarlığında, başını göğe kaldırmış, dua eder
vaziyette bulmuştu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), hem Hz. Âişe’nin merakını
gidermek hem de Allah’ın rahmetinin bu gece ne kadar geniş olduğunu anlatmak
için şöyle buyurmuştu:
“Şaban ayının yarısına denk gelen bu gece, Allah
dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının yünlerinden
daha fazla sayıda insanı affeder.”[1]
Kıymetli Müslümanlar!
Hidayet
rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de, ebedi kurtuluş
beratını alanların ahiretteki
durumu şöyle anlatılır:
“İşte o vakit, kitabı
sağ tarafından verilen kimse der ki,
‘Alın kitabımı okuyun; Doğrusu ben,
hesabımla
karşılaşacağımı zaten biliyordum.’ Artık o, hoşnut
olacağı bir hayat
içindedir; yüce bir cennettedir.”[2]
Bu ayet-i kerimeden öğreniyoruz ki Allah’ın rızasını
kazanıp cennetine
kavuşmak, dünyadayken ahiret için
hazırlık yapmakla; iman, ibadet ve istikamet
üzere hayat
sürmekle mümkündür.
Cenâb-ı Hakkın bize lütfettiği bu özel fırsat ve bereket ayları,
geçmişin muhasebesini ve geleceğin planlamasını yapacağımız tefekkür
vakitleridir. Nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerine göre değil, Rabbimizin
rızası doğrultusunda yaşamaya azmedeceğimiz karar vakitleridir. Hata ve
günahlarımızdan tevbe edip, Rabbimizin af ve mağfiretine sığınacağımız dua ve
niyaz vakitleridir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) bize şu tavsiyede
bulunmaktadır:
“Şâban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın.
Gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ dünyaya rahmet
nazarı ile bakar ve fecir oluncaya kadar şöyle buyurur: ‘Benden af dileyen yok
mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Sıkıntıya
uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim!..’”[3]
Değerli Müminler!
Hutbemin
sonunda önemli bir hususu tekrar hatırlatmak
istiyorum. Salgın hastalıkla mücadelemiz
devam ediyor.
Tedbirlere riayet konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz
hassasiyeti bundan sonra da aynı ciddiyetle devam
ettirelim. Yüce Rabbimiz en kısa
zamanda salgın
hastalıktan kurtulmayı bizlere nasip eylesin.
[3] İbn Mâce, İkâmet, 191.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: