Kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2023 Pazartesi

HAFTANIN AYETİ

              Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:


ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ

O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

                     Bakara Suresi 2. Ayet

30 Aralık 2021 Perşembe

Fatiha’nın Işığında Yaşamak

          Allah’ın bizden istediği hayat Müslümanca yaşamaktır. Müslümanca yaşamak

 ise Fatiha suresinin ışığında yürümekle mümkün olur.

Yüce Allah insanı yarattıktan sonra ihtiyaç duyacağı her şeyi de var etmiştir. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için tüm gereksinimlerine ulaşması için Allah birçok sebep vermiştir.

İnsan aklı sayesinde istediği ve ihtiyaç duyduğu şeylere ulaşabilir. Allah insana sayısız nimetler sunmuştur. Bunları saymakla bitiremeyiz.

Allah insanı maddi ve manevi ihtiyaçlarla yaratmıştır. Allah maddi ihtiyaçlarını gidermesi için verdiği nimetler gibi manevi ihtiyaçlarını da giderebilmesi için peygamberler aracılığıyla vahiyler göndermiştir.

Allah insanlara dünya hayatında lazım olan kuralları ve prensipleri ilahi kitaplarında bildirmiştir. Allah’ın gönderdiği ilahi kurallar insanlar tarafından zaman içinde bozulmuş ve değiştirilmiştir. Bu ilahi kurallar bozuldukça veya değiştirildikçe Allah tekrar yenilerini göndermiştir.

Allah hiçbir zaman bozulmayacak ve değiştirilemeyecek ilahi kuralları, ilke ve prensipleri son elçisi Hz.Muhammed’e göndermiştir.

Allah’ın gönderdiği bu ilkelere uymamız istenmektedir. Dinimizin ilke ve prensipleri kutsal kitabımız Kur’an’da bildirilmiştir.

Kur’an’ın önsözü sayılan ve kitabın özünü teşkil eden Fatiha suresinin

Önemi çok büyüktür. Fatiha suresinin ışığında hayatımızı düzenlemek dinimizin gereğidir.

Fatiha suresi Kur’an’ın özeti sayılır. Fatiha suresi kitabın anası kabul edilmiştir.

Fatiha suresi Müslümanın hayatının kırmızı çizgilerini oluşturur. Fatiha suresi kurtuluş yoludur. Fatiha suresi adeta köprüden önce son çıkış gibidir.

Fatiha suresine göre bir Müslümanın şu şekilde olması istenmektedir.

Müslüman yapacağı bir işe besmele  ile başlamalı. Bir işe Allah’ın adıyla başlayan biri zihninde yüce Allah’ın yanında olduğunu hatırlar ve işini yürütürken titiz davranarak harama ve günaha giremez.

Fatiha suresinin bize kazandırdığı diğer bir konu ise hamdüsenadır. İnsan sahip olduğu tüm değerler için Allah’a şükretmesi gerekir. Sağlığımız başta olmak üzere birçok nimete sahip olduğumuzdan dolayı şükretmeliyiz. Sağlığımız yerinde olmazsa rızkımızı kazanamazdık. Rızkı bize nasip eden Allah’a şükretmeliyiz. Allah’ın vermiş olduğu bunca nimete şükretmemek nankörlüktür.

Bir nimetin kıymetini o nimeti kaybettiğimizde anlarız. Önemli olan nimetin güzelliğini önceden anlayıp, Allah’a şükretmektir.

Fatiha suresinin ışığıyla hayatımızı etkileyen diğer bir alan da ahiretin varlığıdır. Fatiha suresinde Allah’ın din gününün sahibi olduğu bildirilmektedir. Fatiha suresine göre bir Müslümanın öldükten sonra hesaba çekileceğini ve dünyada yaptıklarının karşılığını göreceğine inanır. Hayat felsefesini buna göre gerçekleştirir.

Fatiha suresi yolumuzu aydınlatarak bizi yalnızca Allah’a kulluğa ve yalnızca ona ibadet etmeye yönlendirir. Ve yine Fatiha suresi ile yalnızca Allah’tan yardım istememiz  gerektiği bildirilmektedir.

Allah’tan başkasına kulluk yapılamaz. Allah’ın dışındaki herhangi bir kişi ve varlıktan yardım istenmez. Allah’ın dışında başka varlıklardan yardım istemek ve onlara kulluk yapmak şirktir.

Fatiha suresiyle birlikte her daim doğruluk üzerinde olmayı Allah’tan istemekteyiz.

Fatiha suresinin çizdiği yol “sırat-ı müstakım”dir. Yani dosdoğru yol. O yol k, nimet verilen iyi kimselerin yolu, kötü kişilerin yolu değil tabi ki. İyi bir Müslüman her zaman dosdoğru yol üzerinde yürümelidir. Namazın her rekatında günde kırk defa dosdoğru yol üzerinde olmayı niyaz eden bir Müslümanın şeytanın yolundan gitmesi mümkün olamaz.

Namazına devam eden biri Fatiha’nın bu ışığıyla kendisinin doğru yolda yürümesi gerektiğini anlar ve doğru yol olan İslam yolunda yürümeye gayret eder.

Namazlarda günde kırk defa Fatiha suresi bize ışık oluyor yol gösteriyor.Ama; bu ışığı görmeden karanlıkta yürüyoruz. Işığın farkında bile değiliz.

Oysa ışık bize yolumuzu gösteriyor.

İşaretleri gösteriyor.

Tehlikeleri gösteriyor.

Çıkmaz yolları belirliyor.

Ters yönleri gösteriyor.

Doğru ve düzgün yolu gösteriyor.

Fatiha’nın ışığı dünyada olduğu gibi öldükten sonra da ruhumuza okunacak bir Fatiha ile kabrimiz nurlanacaktır, İnşallah! Bunun için ölülerimize Fatiha suresini esirgemeyelim.

Kabirdeki ölülerimize Fatiha okurken, Fatiha’nın anlamını düşünerek Fatiha’nın ışığını kendimize tutalım. Fatiha’nın ışığıyla dosdoğru yol olan İslam yolunda yürüyelim…

Ne mutlu Fatiha suresinin anlamını kavrayarak, yaşam ışığını Fatiha’dan alabilenlere…

Ne mutlu dosdoğru yolda olabilenlere…

Fatiha’nın yolunda…

Efkan VURAL

Fatiha Suresinin Anlamı:

Bismillahirrahmânirrahîm (1) 

(Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)

Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret

 gününün) maliki Allah'a mahsustur. (2-4)

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (5)

Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. (6-7)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog: 



 

 

26 Aralık 2021 Pazar

Kur'an-ı Kerim'den Mesaj var-48

                        Kur'an-ı Kerim'de Mesaj var:

                                Hikmet Dolu Kitap

Evreni ve içindeki her şeyi yaratan Allah’tır. Allah’ın yarattığı her varlığın hayatını sürdürebilmesi için birtakım ilkeler ortaya koymuştur.

Her varlığın kendine has özellikleri ve kendilerine ait özel gereksinimleri vardır. Allah hepsinin ihtiyaçlarını bir sistem dahilinde gidermektedir.

Allah’ın yarattığı varlıkların içinde farklı özelliklere sahip insanın ihtiyaç duyduğu maddi ve manevi şeyleri oluşturarak hizmetine vermiştir.

İnsanın ihtiyaç duyduğu manevi şeylerin en önemlisi “din” dir. Allah gönderdiği dinleri peygamberleri aracılığıyla öğretmiştir.

Dinlerin tüm ilkelerini ortaya koyan kitaplar göndermiştir. İnsanlar kendilerine gelen dinleri ve kutsal kitapları değiştirmiş, kendi istek ve arzularına göre yeniden şekillendirerek orijinallerini yok etmişlerdir. Bozulan ve değiştirilen kutsal kitapların yerine yenilerini gönderen Yüce Allah en son gönderdiği kitap olan Kur’an-ı Kerim’i değiştirilemeyecek bir vaad ile kıyamete kadar koruma altına almıştır. Muhkem olarak

Son ilahi kitabımız Kur’an, “Hikmet Sahibi”,”Hakim” ve “Muhkem” olarak insanlığın ortak kutsal kitabıdır. Allah’ın bu konuda Kur’an’daki mesajı şöyledir:

Yüce Allah şöyle buyurur: 

“Hakîm (Hikmet dolu)Kur'an hakkı için” (Yâsîn Suresi 2. Ayet)

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’i tüm insanlığa hikmet dolu, muhkem bir kitap olarak, gerçeği açıklayan, şüpheyi gideren delil, sahih ve muhkem bir söz, ilmi ve gerçeği bulduran, önünden ve arkasından batılın sızmadığı, işleri sağlam ve kusursuz yapan bir uyarıcı kitap olarak göndermiştir.

Kur’an evrensel bir ölçüde insanlık için yüzlerce güzel bilgi, emir, ibadet, dua, öğüt vb. şeyler içermektedir.

Bunlara birkaç örnek verecek olursak;

Allah bir tektir eşi benzeri yoktur. (Şûrâ Suresi – 11)

Muhammed Allah’ın Rasûludür. (Fetih Suresi 29. Ayet)

Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzâb Sûresi, 21. Ayet)

De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer suresi 9. Ayet)

Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. (Mâide Suresi 32. Ayet)

Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert

 olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar.

 İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt

 veriyor. (Nahl Suresi,90.Ayet)

Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri

 sevmez. (A'râf Suresi,31.Ayet)

Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür. (Zilzâl Suresi,7-8.Ayetler)

Siz kendinizi unutarak diğer insanlara iyilik yapmayı ve erdemli olmayı mı emredersiniz, hem de Allah'ın kitabını okuyup durduğunuz halde, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? (Bakara Suresi, 44. Ayet)

“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi

 de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.”

 (Kâf Suresi 16. Ayet)

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bunlar gibi nice ayeti kerime

 vardır.

Kur’an bize bu hayatta yol gösteren yegane ilahi belgedir.

Günümüzde ve her zaman kıyamete kadar tek çözüm kaynağı

 Kur’an’dır.

Sözde değil özde Müslüman olmalıyız. Kur’an’ı yaşamalıyız.

Bilmek değil yaşamak çok önemli,

Uygulamak çok önemli…

Ne mutlu Allah’ın kitabını yaşam ölçüsü haline

 getirebilenlere…


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

12 Aralık 2021 Pazar

Kur’an ayetleri aydınlatıyor-13

 Kur’an ayetleri aydınlatıyor:

Allahtan başka ilah yoktur.

İbadet yalnızca Allah’a yapılır.

Yüce Allah tüm evreni ve evrenin içindeki varlıkları yaratmıştır. Allah evreni yaratıp bir kenara bırakmadı. O evreni idare edip her daim yönetmektedir. Tüm canlılara rızıklandırıyor ve onları yalnız bırakmıyor.

İlk insanı yaratan Allah, ona Cebrail meleğini göndererek hayatla ilgili her şeyi öğretiyor. Yine melek aracılığı ile Allah kendini tanıtıyor ve kulluğun ne olduğunu öğretiyor. Kendisinden başka ilah olmadığını ve yalnızca kendisine ibadet edileceğini bildiriyor.

Allah ilk insan olan Hz. Adem’e kulluk adına bildirdiği şeyleri sonraki peygamberlere de tekrar tekrar bildirmiştir.

Peygamberler Allah’tan aldıkları mesajları kavimlerine ileterek onları doğru yola çağırmışlardı.

Her peygamber öncelikle yaratıcının bir tek olduğunu ve O’ndan başka ilah olmadığını ve yalnızca O’na kulluk edileceğini bildirmiştir.

Allah bu konuda Kur’an’da bizi bir ayette şöyle aydınlatır:   

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir.”( Enbiyâ Sûresi,25. Ayet)

Her peygamber insanlara Allah’ın bir tek olduğunu, eşi ve benzeri olmadığını, O’ndan başka tapılacak Tanrının bulunmadığını ve yalnızca kendine ibadet edileceğini öğretmiştir.

Tüm peygamberlere bildirilen bu ilahi ferman son olarak ve kıyamete kadar devam edecek şekilde Hz. Muhammed’e de bildirilmiştir. Çünkü Allah’ın gönderdiği tüm ilahi dinlerde en önemli esasın TEVHİD  olduğu görülmektedir.

İslam dininin temelini oluşturan esasın da tevhid olduğunu yani  Yüce Allah’ın bir tek oluşudur.

Bugün de bizler dinimizin bu temel esasını göz önüne alarak, Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığına ve kulluğun yalnızca Allah’a yapılması gerektiğini iyice bilmeliyiz. İbadetlerimizi bu bilinçle yerine getirmeliyiz. İbadetler yalnızca Allah rızası için yapılmalıdır. Yapılan ibadetlerde, kulluk ta, gösteriş ve menfaata yer vermemeliyiz. Bunun için çok dikkatli davranmalıyız.

Gösteriş ve menfaat düşünerek ibadet edenlerin yaptıkları ibadetlerin kendilerine bir fayda vermeyecektir.

Yaptığımız her davranışı Allah rızası için yapmalıyız.

İbadet, dua ve yardım konularında yalnız Allah’a yönelmeliyiz.

Dini sadece Allah’a mahsus bir şekilde yaşamaya çalışmalıyız.

Allah’ın dışında hiçbir şeye, hiçbir güce ve kuvvete yer vermemeliyiz.

Yalnızca ve yalnızca Allah’a yönelmeliyiz.

Ne mutlu yalnızca Allah’a inananlara ve yalnız O’na ibadet edenlere…

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:


1 Eylül 2021 Çarşamba

AYIN SÖZÜ

                                Ayın Seçme Sözü ve Yorumu

(Resûlüm!) De ki:

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

                                                         (Zümre Suresi 9. Ayet)                                                                                                                                Okulların açılmaya başladığı Eylül ayında elbette en önemli

 konu eğitim, öğretim, öğretme ve öğrenmedir.

Öğrencilerimiz maalesef 1,5 yıldır eğitim ve öğretimlerini uzaktan

 almaya çalışıyorlardı.

Bu pandemi döneminden en fazla olumsuz etkilenen şeylerin başında

 eğitim ve öğretim faaliyetleri gelmektedir.

Toplumun kalkınması ve ileri seviyeye ulaşması için eğitim ve öğretim

 işleri çok önemlidir.

Bilginin olmadığı yerde cahillik ve bilgisizlik meydana gelir. Bilgiden

 yoksun kalan toplumlar geriler, zayıflar ve başkalarına bağlı

 yaşamaya başlar.

Sahip olduğumuz inancımız gereği okumak ve öğrenmek şarttır.

Allah’ın bize ilk emri Oku! Dur. Okumadan öğrenme olmaz.

 Öğrenmeden de bilgiye ulaşamayız.

Bilgi sahibi olarak bilimsel çalışmalarla tüm insanlığa ışık olmak en

 büyük yardımdır. İnsanlığa karşı yapılan güzel ve faydalı buluşlar

 kutsal niteliktedir.

Bugün dünyayı esareti altına alıp korku saçan “KORONA” illetine karşı

 bulunacak bir ilaç veya etkili bir aşı insanlığa yapılacak en büyük bir

 katkıdır.

Sağlıklı ve güven içinde yaşanacak bir hayat insan oğlunun en çok

 istediği bir durumdur.

Böyle bir hayatı yaşayacak buluşları ancak okumak, öğrenmek ve

 araştırmakla elde edebiliriz.

Yüce Allah bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını belirterek bizleri

 bilime ve araştırmaya yönlendirmektedir.

Kur’an’da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “(Resûlüm!) De ki: Hiç

 bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri

 bunları hakkıyla düşünür.” (Zümre Suresi 9. Ayet)

İlim yapmak, ilim yolunda olmak ve bu uğurda can vermek dinimizde

 üstünlük olarak telakki edilmiştir.

Okulların (İlk,orta,lise ve Üniversiteler) açılmaya başladığı Eylül ayı

 vesilesiyle okumaya daha fazla önem vermeye gayret edelim.

Sadece öğrenciler değil! Hepimiz okuyup öğrenelim.

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

 Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

 

 

 

 

 

 

 

29 Ağustos 2021 Pazar

Kur'an-ı Kerim'den Mesaj var-44

 Kur'an-ı Kerim'den Mesaj var:

Orman Yangınları Allah’a   Yapılan

 Tesbihatı Engelliyor.

Bu yıl ülkemizde bu güne kadar böylesi büyük çaplı orman yangınlarına şahit olmamıştık.

Orman yangınlarında binlerce ağaç ve milyonlarca canlı yanarak yaşamları sona ermektedir.

Ormanlarda yaşamlarını sürdüren tüm canlıların hayat hakkını yok edenler ve yangınlara sebep olanların hesabı Allah tarafından görülecektir.

Bilerek orman yangınlarını çıkaranlar ve yangınlara sebep olanlar yok ettikleri canların kul hakkı olarak karşılarına çıkacaklarını iyi bilmelidirler. Kul hakkı en büyük günahlardandır. Allah kul hakkını asla affetmeyecek.

Kul hakkının ödenmesi için kullardan helallik almaları lazım.

Yani ormanlarda yanan tüm canlılardan helallik almak gerekmektedir.

Bir de çok önemli bir husus gözlerden uzak tutulmamalıdır.

Bu husus her bir varlığın Yüce Allah’ı tesbih etmesi ve zikretmesidir.

Yangınlarda canlarını yitiren tüm varlıkların aynı zamanda Allah’ı tesbih ve zikretmeleri engellemiş olmaktadır.

Allah’ı anmaktan ve O’nu zikretmekten alıkoymak çok büyük bir günahtır.

Ormanları ve ağaçları ve içindeki milyonlarca canlıyı yakmakla Allah’a tesbih eden bunca varlığın ibadetini de engellenmiş olmaktadır. İşin bu yönü de düşünülmesi gerekir.

Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.” (İsrâ Suresi 44. Ayet)

Yine bu konuda başka bir ayette Yüce Allah mesajında şöyle devem etmektedir.

“Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir…” (Hac Sûres,18. Ayet)

İnsanlar kendi dışındaki varlıklarında hak ve hukuklarına riayet etmelidir. Başkalarının hak ve hukukunu çiğnemek kul hakkıdır. İnancımızda kul hakkı Allah’ın affetmediği günahlardandır.

Yaptıklarımız yanımıza kalmayacaktır. Elbette bir gün bunlarla yüzleşeceğiz.

Çünkü Allah her şeyin hesabını en ince noktasına kadar soracaktır. Zerre miktarı da olsa karşılığı sevap veya günah olarak verilecektir.

İşte bu bakımdan orman yangınları gibi kul hakkına giren birçok şeye dikkat etmeliyiz.

Hiçbir canlı ve cansız varlığın hakkını engellememeliyiz.

Ne mutlu yaptığı her şeyin hesabını vereceğine inananlara ve bu şuurla hareket edenlere….

 Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

 

 

19 Temmuz 2021 Pazartesi

HAFTANIN AYETİ

 Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:


وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ


"Onlara Âdem’in iki oğlunun başından geçen ibret verici şu gerçeği anlat: Onlar Allah’a birer kurban takdîm etmişlerdi de birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kıskanıp: “Seni mutlaka öldüreceğim” deyince, öteki şu cevabı vermişti: “Allah ancak takvâ sahiplerinin ibâdetini kabul buyurur.”
                     (Mâide Sûresi(5) 27. Ayet)

18 Temmuz 2021 Pazar

Kur'an-ı Kerim'den Mesaj var-43

                 İman Edip İyi İşler Yapanlar

Dünya hayatı geçici bir süreyle bizlere bahşedilmiştir. Allah bizi dünyaya gönderirken bizden maddi bir şey istemiyor. O insanı sadece Rabbini tanıması, büyüklüğünü görebilmesi ve O’na kulluk etmesi için yaratmıştır.

Allah insanı sayısız nimetlerle donattığı bir dünyaya gönderiyor. Bu nimetlerin kıymetini bilerek Yüce Allah’a şükretmeli ve kulluğumuzu yerine getirmeliyiz.

İnsanoğlu yaratılış gayesini ve kulluk vazifesinin ne olduğunu kendi kendine bilemez. Allah bunları peygamberleri aracılığıyla bildirmiştir.

Allah tüm insanları elçileriyle uyarmıştır. Çeşitli kitap ve peygamberler gönderen Yüce ALLAH en son gönderdiği peygamberi Hz. Muhammed’e kıyamete kadar tüm insanlığı uyarıcı nitelikte olan Kur’an’ı indirmiştir.

Kur’an’da dünya hayatında insanların uyacağı her husus bildirilmiştir. Dünya hayatının ahiret hayatının kazanılacağı bir saha olduğu bildirilmiştir. Adete dünyanın ahiretin bir tarlası olduğu vurgulanmıştır. Tarla ekilir, sulanır ve bakımı yapılırsa, bol ürünler elde edilir.

Bunun gibi dünyada inanan ve güzel işler yapan ve düzgün hayat sürdüren bir kişi buradan ayrılıp öteki aleme geçiş yaptığında orada dünyada yaptıklarının karşılığını alacaktır. Yaptığı iyiliklerine karşı cennetteki nimetleri hak edecektir.

Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 

İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar olacaklardır.”( Rûm Sûresi 15. Ayet)

Cennetteki nimetlere mazhar olmak için öncelikli şart Allah’a iman etmektir. Allah’a iman etmek için; Allah’ın bir tek olduğuna inanmak, Hz.Muhammed’in peygamber olduğuna ve ona gönderilen Kur’an’a inanmak gerekir.

İman ettikten sonra cennetteki nimetlere kavuşmak için; bol ibadet, bol iyilik, güzel ve faydalı şeyler yapmak gerekir.

Allah kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’de bu dünya yaşamımızda ne yapmamız ve nelerden uzak durmamız gerektiğini ortaya koymuştur. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in emir ve nehiylerini insanlara öğretmiş ve onların Kur’an’a uymalarını sağlamıştır. Bu şekilde Kur’an’a inanan ve Hz. Muhammed’in elçiliğini kabul edip, Allah’a iman eden Mü’minlerin yaptıkları her iyilik ve güzel işler karşılığında cennetle mükafatlandırılacaktır.

Müslümanlar, Ahirette mükafat olarak cennette karşılaştıkları nimetlerle sevince mazhar olacaklardır.

Ne mutlu ahirette nimetler içinde mutlu sonsuz bir hayata ulaşabilenlere…

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

7 Temmuz 2021 Çarşamba

HAFTANIN AYETİ

 Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا


"Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır."

                      (Kehf Suresi 54. Ayet)

4 Temmuz 2021 Pazar

Kur'an Ayetleri Aydınlatıyor-9

 Sahip Olduğumuz Nimetlere Karşılık

               Çok Az Şükrediyoruz.

İnsan yaratılanlar içerisinde en mükemmel olanıdır. Allah insana birçok özellik ve nitelik vermiştir. Bütün yaratılar kendilerine has birtakım özelliklere sahiptir.

Canlı cansız tüm varlıkların sahip olduğu farklılıkları görmekteyiz. Bu farklı olma durumlarını hiçbiri kendi kendine elde etmesi mümkün değildir. Her şey bir etki ve tepkiye göre meydana gelmektedir.

       Elimizde bulunan bir cep telefonunu düşünelim. Telefondaki yazılım ve tüm programlar cihaza yüklenmemiş olsa telefonun hiçbir özelliği olmaz. Telefonun değerini artıran yazılım ve programlardır. Cihazın teknik kalitesi de çok önemlidir elbette. Telefonu değerli ve kullanılır kılan tüm özellikleri, mühendislik ölçüsünde birtakım çalışmalarla yapılır. Hiçbir cihaz kendiliğinden meydana gelmez. Her şeyin bir tasarımcısı ve ustası var.

       İşte bunun gibi insanoğlunun ve diğer tüm canlıların sahip olduğu özellikler Yüce Allah tarafından tasarlanıp oluşturulmuştur.

       Doğuştan sahip olduğumuz, görme, işitme, ses çıkarma, yeme, içme, tat alma, kalp damar sistemi, beyin sinir sistemi, karaciğer, akciğer, kan dolaşımı, mide, kalın bağırsak ve boşaltım sistemi gibi sayısız özellik ve nitelikler bize programlanarak karşılıksız hibe edilmiştir.

       Biz bu programları hazır bulduk. Hiçbir uğraş vermeden sahip olduğumuz bunca özellikleri bize yükleyen yüce bir varlık olan Allah’tır. Allah bize bunları karşılıksız verdi. Nimetlere karşılık, bize de şükretmek düşer.

Allah bizi bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle aydınlatır:

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“(Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Mülk Sûresi,23.Ayet)

       Bunca nimete karşılık Allah bizden kendisini tanımayı, kendisine ibadet etmeyi kısaca bizden kulluk istemektedir. Allah’a yaptığımız kulluk karşılığında da cennetle ödüllendirilmiş olacağız.

      Size bir kişi bir ikramda bulunursa, bir çay ikram etse, ona hemen teşekkür edersiniz memnuniyetinizi belli edersiniz. Önemli bir işimizde bize yardım eden birine karşı ne kadar çok müteşekkir oluruz. Onun yaptığı iyiliği unutamayız. Biz de onun iyiliğine karşılık veririz.

       Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimetine karşılık biz de O’na bolca şükretmeliyiz. Şükrümüzü söz ile ifade etmek yeterli değil. Şükrümüzü, Allah’a karşı özel ibadetlerimizle göstermeliyiz.

       Namaz, oruç, zekat, iyilik ve yardım yapmak, zikir, Kur’an okumak, yetimle ilgilenmek, çalışmak, ilim yapmak gibi işlerle şükrümüzü fiiliyata çevirmeliyiz.

       İbadetlerimizle ve güzel ahlaklı yaşam süreciyle şükrümüzü her daim

       göstermeliyiz.

        Ne mutlu Allah’ın verdiği nimetleri fark ederek, hayatını şükür ve ibadetle geçirenlere…

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:


25 Haziran 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 25.06.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:KUR’AN’IN MANEVÎ İKLİMİYLE BULUŞALIM

 KUR’AN’IN MANEVÎ İKLİMİYLE BULUŞALIM




Muhterem Müslümanlar!

Medine’nin huzur dolu günlerinden biriydi. Peygamber Efendimiz (s.a.s), Abdullah b. Mesûd’u çağırdı ve ona şöyle seslendi: “Ey Abdullah! Bana Kur’an oku.” Bir an şaşkınlık yaşayan Abdullah, “Yâ Resûlallah, Kur’an size indirilmişken, ben mi size okuyayım?” diye cevap verdi. Allah Resûlü, “Evet, ben Kur’an’ı başkasından dinlemeyi çok seviyorum.” buyurdu. Abdullah b. Mesûd, Nisâ Suresi’nden okumaya başladı. Nihayet,



 “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!”  ayetine gelince Rahmet Elçisi’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı ve “Bu kadar yeter.” buyurdu. 

Aziz Müminler!

Kur’an; Allah’ın kitabı, sözlerin en güzeli ve en doğrusudur. O, bizi en doğru yola ileten şifa kaynağımız, hidayet rehberimiz ve rahmet vesilemizdir. Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olan Kur’an geldi.” 

Evet! Kur’an-ı Kerim, insanları inançsızlığın karanlıklarından hidayetin aydınlığına çıkarmak için Yüce Allah’tan gelen eşsiz bir hitaptır. Daralan gönüllerimize ferahlık veren Rahmânî bir ses ve nefestir. Sevgili Peygamberimizin ümmetine bıraktığı en değerli emanettir. 

Kıymetli Müslümanlar!

Kur’an-ı Kerim’i okumak, doğru anlamak ve en güzel şekilde yaşamak hayatımızın ana gayesi olmalıdır. Göz aydınlığımız olan yavrularımızı Kur’an’ın manevî iklimiyle buluşturmak, onun mesajlarını, helal ve haramlarını evlatlarımıza öğretmek en büyük idealimiz olmalıdır. Unutmayalım ki çocuklarımız, Yüce Allah’ın bize birer emanetidir. Bu nadide emanete sahip çıkmak, onları Kur’an ve sünnetin rehberliğinde büyütmekle mümkündür. Yavrularımızı Allah’a kul, Resûlüllah’a ümmet olma şuuru kazanmış,  güzel ahlaklı, vatanına, milletine ve insanlığa faydalı nesiller olarak yetiştirmek en önemli görevimizdir. Peygamberimizin buyurduğu gibi “Hiçbir anne baba çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” 

Kıymetli Müminler!

Çocuklarımızın Kur’an’la, ibadetle, Sevgili Peygamberimizin örnek hayatıyla buluşup tanışacakları güzel bir fırsat mevsimi yaklaşıyor. 5 Temmuz Pazartesi gününden itibaren yavrularımız,  hem yüz yüze hem de çevrim içi olarak Yaz Kur’an Kurslarımız ile buluşacak inşallah. Bu vesileyle sizleri bir an önce cami ve Kur’an kurslarımıza başvurarak ya da Başkanlığımızın web sitesi üzerinden kayıt yaptırmaya davet ediyorum. 

Geliniz, göz aydınlığımız ve yarınlarımız olan evlatlarımızı Allah’ın yeryüzündeki manevî sofrası Kur’an’la nimetlendirelim. Gönüllerinin ve zihinlerinin Kur’an’ın nuruyla aydınlanmasına öncülük edelim. Masum yüreklerine Allah ve Resûlü’nün, İslam ve Kur’an’ın sevgisini nakşetmeye vesile olalım. 

Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” 

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

20 Haziran 2021 Pazar

Kur'an-ı Kerimden Mesaj Var-42

                                    Birkaç  saatlık Dünya Hayatı

İnsanoğlu doğar büyür yaşar ve belli bir zaman sonra dünya hayatını terk eder.

İnsanın dünyada kalma ve hayatını yaşama  zamanını tayin etme, kendi elinde değildir. Bazılarımız doğmadan, bazılarımız genç yaşta, bazılarımız orta yaşlarda, bir kısmımız da yaşlı olduğumuz zamanlarda ömrümüzü tamamlayarak, bu dünyayı terk ederiz.

Bu durum “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti gereği gerçekleşmektedir. (Âl-i İmrân Suresi 185. Ayet)

Hiçbir kimse dünyaya kazık çakıp kalamayacaktır. Hepimiz bir yolcu misali istasyonumuz geldiğinde oradan inerek treni terk edeceğiz.

Dünya hayatını geçirip buradan ayrılıp, öteki aleme geçiş yaptığımızda orada yeni bir hayat başlayacak. Orada yani ahirette yaşam sonsuz olacaktır. Ahirette başlayacak hayatın yanında bu dünyada yaşadığımız hayatımız birkaç saatlik yaşadığımız bir hayat olarak anımsanacaktır.

Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 

“Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.” (Nâziât Sûresi,46. Ayet)

Bu birkaç saatlik  olarak anımsanan dünya hayatımız kısada olsa sonsuz ahiret hayatının kazanılmasını sağlayacak çok önemli bir andır.

Bu dünya  hayatı  sınav anı gibidir. Bu öyle sınav ki, bu sınava bir kere girme şansınız var. Bu sınavı kazanmak zorundasın.

İşte yaşantımızda sonsuz olan ahiret hayatını kazanmak için bize sunulan ömür çerçevesinde sınavımızı başarmak zorunda olduğumuzu fark etmeliyiz.

Çok uzun yaşasan da çok kısa yaşasan da önemli olan asıl ebedi hayatı hak edebilmektir.

İnsanın çok yaşaması uzun ömürlü olması elde ettiği bir başarı değildir. Dünyada ne kadar uzun kalırsan kal. Bu öldükten sonra kısa bir süre olarak algılanacak. Önemli olan insanın dünya hayatında imanlı olarak yaşayıp güzel şeyler yapmasıdır. Ve yine imanlı olarak göç edebilmek önemlidir.

 İmanlı olabilmek için İslam dini üzerinde olmamız şarttır. Allah’a ve Peygamberi Hz.Muhammed’e inanmalıyız.  Hz.Muhammed’in Allah’tan aldıklarına yani Kur’an’a inanmak,imanın diğer şartlarına inanmak, Kur’an ve sünnete uygun bir hayat yaşamaktır önemli olan. Uzun veya kısa ömürlü olmak değil.

Güzel ahlak üzerine olabilmek ve ahireti kazanabilmektir, mesele….

Ne mutlu şu kısacık dünya hayatını anlamlı geçirenlere.

Ne mutlu iman ehli olup, imanlı olarak göç edenlere.

Ne mutlu Allah’ın kendisinden razı olanlara.         

 Ne mutlu ebedi hayatını kazananlara…

Efkan VURAL

Efkan VURAL

 Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

 

13 Haziran 2021 Pazar

İslam Öğretisi-18

 İslam Öğretisi-18

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-14

Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz  ismini  açıklamaya devam ediyoruz.

70-MUKTEDİR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muktedir’dir.

Sözlükte “gücü yetmek; ölçü ile yapmak, planlamak” mânalarındaki kadr (kudret) kökünden  türemiş bir sıfat olup “gücü yettiği fiilen sabit olan” demektir

El-Muktedir: Allah her şeyi yapabilecek güçtedir.

El-Muktedir: Kuvvet ve kudret sahibi olan mutlak güç sahibi O'dur.

Muktedir; tam bir kudret sahibi; her şeye gücü yeten demektir.

Allah, her şey’e karşı mutlak ve ekmel surette Kâdirdir. Her şey’e kâdir olduğu içindir ki, dilediği şey’i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır.

Allah, kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir. O’nun “Kâdir” oluşu, istediğini, istediği anda ve istediği şekilde yaratma gücüne sahip olması demektir. “Muktedir” olması ise, bilfiil gücünü yarattıklarında göstermesidir.

Muktedir, gücünü fiillerle ortaya koyup gösterendir. Allah’ın gücü yettiği halde yapmadığı nice fiilleri vardır. Eğer dilerse bunları yapabilir. O, dilediğini yapandır, Hiç  kimse O’na mani olamaz. hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. Kudreti her şeyi kuşatan O’dur. 

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“…Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.”(Kehf Suresi 45. Ayet)

“Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.”( Kıyamet Sûresi,40. Ayet)

“Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” ( En’âm Suresi 103. Ayet)

“Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.” (Kamer Suresi 42. Ayet)

“Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

( Ahkaf Sûresi(46) 33. Ayet)

De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".( Âl-i İmrân Suresi 29. Ayet)

71-MUKADDİM

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Mukaddim’dir.

Sözlükte “öne geçmek, önde bulunmak” anlamındaki  mukaddim “öne geçiren, öne alan” demektir. Allah’a nispet edildiğinde “dilediği şeyi öne alan, önde bulunduran” mânasına gelir.

El-Mukaddim: Dilediğini öne geçirir.

El-Mukaddim: Dilediğini öne alan O'dur.

El-Mukaddim: Dilediğini ileri alan da O'dur. Öne geçiren de O'dur.

Allah Teâlâ, dilediği şeyi veya kimseyi öne alan, önde bulundurandır. Allah’ın daveti geneldir. Fakat hidâyet ettikleri davete uyar, ileri gider. Hidâyet etmedikleri geri kalır. Allah’ın emir ve yasakları bütün kullar içindir. Fakat Allah’ın muvaffak ettikleri bunlara uyar, yükselir; muvaffak etmedikleri geride kalır. O hâlde hem akıl ve irâdemizi Allah’a îmân ve itâat yönünde kullanmalı, hem de Allah’tan hidâyet istenmelidir.

Yüce Allah, istediği kimseleri öne geçirir. Bu öne geçirme dini konularda olduğu gibi yaradılış ve maddi konularda da olur. Yüce Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Kimine zenginlik vermiştir, kimine vermemiştir.

Mukaddim ve Muahhir isimlerini birlikte kullanarak dua etmek  uygun olur. Bu iki ismi birlikte zikretmek, ayrı zikretmekten daha güzeldir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yûnus Suresi 49. Ayet)

De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe Suresi 30. Ayet)

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl Suresi 61. Ayet)

“Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.” (Hicr Suresi 5. Ayet)

 

72-MUAHHİR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muahhir’dir.

“Geriye bırakmak, geride tutmak” anlamındaki te’hîr kökünden sıfat olan muahhir “geriye bırakan, erteleyen” demektir.

 İstediğini geri bırakan, geciktiren, istediğini geri alan demektir.  Dilediğini geri bırakan, erteleyen. Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan. 

El-Muahhir: Dilediğini geri koyan.

El-Muahhir: Dilediğini sona bırakır.

El-Muahhir: Dilediğini arkaya bırakan O'dur.

El-Muahhir: Dilediğini geri bırakan. Tehir eden O'dur.

Allah Teâlâ, hikmeti gereği geri bırakılması gerekenleri geri bırakır. El Mukaddim ismi ile el-Muahhir simi esasen  beraber değerlendirilmelidir.

 Bazen Allah Teâlâ, kulların istediklerini bir hikmeti gereği geri bırakır. Her şeyin bir hikmeti vardır. İmtihan dünyasında olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.” (Hicr Suresi 5. Ayet)

“Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim Sûresi,42.Ayet)

“Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.”(Fâtır Suresi 45. Ayet)

“Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka «Onun gelmesini engelleyen nedir?» derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.” (Hûd Suresi 8. Ayet)

73-EVVEL

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Evvel’dir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hadîd sûresinin 3. âyetinde âhir ile birlikte Allah’a nispet edilir. Bu âyetteki konumuna göre evvel “varlığının başlangıcı olmayan”, âhir de “varlığının sonu bulunmayan” demektir.

Evvel: Allah Teâla kadîmdir, ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur; O her şeyin başlangıcı ve başlatıcısıdır.

El-Evvel: İlk olan. Başlangıcı olmayan. Varlığının başlangıcı yoktur. O her şeyden önce var olup, başlangıcı olmayan, kendisinden önce hiçbir varlık bulunmayan demektir.

Allah Teâlâ, bütün varlıklardan öncedir. Varlığının bir evveli, başlangıcı yoktur. O, kadîmdir, ezelîdir. Varlığı kendi zâtıyladır. Bütün varlıklar varlığını O’ndan almaktadır. Yaratmayı başlatan O’dur. “Evvel” ismini “Âhir” ismiyle beraber değerlendirilmelidir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

“O, Evveldir (başlangıcı olmayandır) ve Âhirdir (sonu olmayan, ebedi olandır). Zahirdir (varlığı fillerinin etki ve sonuçlarından bilinendir). Batındır (zatının hakikati ve mahiyeti gizli olup duyularla kavranamayan ve gözlerle görünemeyendir). O, her şeyi en güzel biçimde bilendir.” (Hadîd Suresi 3. Ayet)

74-ÂHİR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Âhir’dir.

Âhir; varlığının sonu olmayan demektir.

“Son” mânasına gelen âhir, esmâ-i hüsnâdan biri olarak Kur’an’da bir âyette geçer ve “ilk” mânasındaki evvel ilebirlikte Allah’a nispet edilir.

Âhir kelimesi, “Allahım! Sen evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktur ve sen âhirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur” anlamındaki sözlerle başlayan Hz. Peygamber’in bir münâcâtında da esmâ-i hüsnâdan biri olarak kullanılmıştır. (Müslim, “Ẕikir”, 61; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 109)

Evvel “varlığının başlangıcı olmayan” yani “ezelî olan”, âhir de “varlığının sonu olmayan” yani “ebedî” mânasına gelir.

Esmâ-i hüsnâdan olan bâkī de âhire yakın bir anlam taşır. Evvel ve âhirin bu karşılıklı mânaları sebebiyledir ki bunlar tek başlarına değil ikisi birlikte Allah’a nispet edilir.

Allah Teâlâ, varlığı devamlı olandır. Varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Allah, eşyanın evveli olması bakımından “Evvel”dir. Eşyanın sonu Allah’tan olması bakımından da “Âhir”dir. “Âhir” ismini, “Evvel” ismiyle beraber değerlendirilir.

 

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“O, Evveldir (başlangıcı olmayandır) ve Âhirdir (sonu olmayan, ebedi olandır)...”

(Hadîd Suresi 3. Ayet)

“…O’nun zâtından başka her şey helak olacaktır…” (Kasas,88),

“Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.” (Rahmân, 26,27)

Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarını öğrenerek O’nu tanımak ve O’na kulluk etmek mü’minin dünyaya gönderiliş amacıdır.

Bu amaca uygun olarak Allah’ın isimlerini anlamlarını bilerek öğrenip bu isimlerle Allah’a dua etmeli ve buna göre hayatımızı düzenlemeye çalışmalıyız.

(Bu yazı, Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)

Efkan VURAL