Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Bakara Suresi 2. Ayet
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Bakara Suresi 2. Ayet
Allah’ın bizden istediği hayat Müslümanca yaşamaktır. Müslümanca yaşamak
ise Fatiha suresinin ışığında yürümekle mümkün olur.
Yüce Allah insanı yarattıktan
sonra ihtiyaç duyacağı her şeyi de var etmiştir. İnsanın yaşamını
sürdürebilmesi için tüm gereksinimlerine ulaşması için Allah birçok sebep
vermiştir.
İnsan aklı sayesinde istediği
ve ihtiyaç duyduğu şeylere ulaşabilir. Allah insana sayısız nimetler sunmuştur.
Bunları saymakla bitiremeyiz.
Allah insanı maddi ve manevi
ihtiyaçlarla yaratmıştır. Allah maddi ihtiyaçlarını gidermesi için verdiği
nimetler gibi manevi ihtiyaçlarını da giderebilmesi için peygamberler
aracılığıyla vahiyler göndermiştir.
Allah insanlara dünya
hayatında lazım olan kuralları ve prensipleri ilahi kitaplarında bildirmiştir.
Allah’ın gönderdiği ilahi kurallar insanlar tarafından zaman içinde bozulmuş ve
değiştirilmiştir. Bu ilahi kurallar bozuldukça veya değiştirildikçe Allah
tekrar yenilerini göndermiştir.
Allah hiçbir zaman bozulmayacak
ve değiştirilemeyecek ilahi kuralları, ilke ve prensipleri son elçisi Hz.Muhammed’e
göndermiştir.
Allah’ın gönderdiği bu
ilkelere uymamız istenmektedir. Dinimizin ilke ve prensipleri kutsal kitabımız
Kur’an’da bildirilmiştir.
Kur’an’ın önsözü sayılan ve
kitabın özünü teşkil eden Fatiha suresinin
Önemi çok büyüktür. Fatiha
suresinin ışığında hayatımızı düzenlemek dinimizin gereğidir.
Fatiha suresi Kur’an’ın özeti
sayılır. Fatiha suresi kitabın anası kabul edilmiştir.
Fatiha suresi Müslümanın
hayatının kırmızı çizgilerini oluşturur. Fatiha suresi kurtuluş yoludur. Fatiha
suresi adeta köprüden önce son çıkış gibidir.
Fatiha suresine göre bir
Müslümanın şu şekilde olması istenmektedir.
Müslüman yapacağı bir işe
besmele ile başlamalı. Bir işe Allah’ın
adıyla başlayan biri zihninde yüce Allah’ın yanında olduğunu hatırlar ve işini
yürütürken titiz davranarak harama ve günaha giremez.
Fatiha suresinin bize
kazandırdığı diğer bir konu ise hamdüsenadır. İnsan sahip olduğu tüm değerler
için Allah’a şükretmesi gerekir. Sağlığımız başta olmak üzere birçok nimete
sahip olduğumuzdan dolayı şükretmeliyiz. Sağlığımız yerinde olmazsa rızkımızı
kazanamazdık. Rızkı bize nasip eden Allah’a şükretmeliyiz. Allah’ın vermiş
olduğu bunca nimete şükretmemek nankörlüktür.
Bir nimetin kıymetini o nimeti
kaybettiğimizde anlarız. Önemli olan nimetin güzelliğini önceden anlayıp,
Allah’a şükretmektir.
Fatiha suresinin ışığıyla
hayatımızı etkileyen diğer bir alan da ahiretin varlığıdır. Fatiha suresinde
Allah’ın din gününün sahibi olduğu bildirilmektedir. Fatiha suresine göre bir
Müslümanın öldükten sonra hesaba çekileceğini ve dünyada yaptıklarının
karşılığını göreceğine inanır. Hayat felsefesini buna göre gerçekleştirir.
Fatiha suresi yolumuzu
aydınlatarak bizi yalnızca Allah’a kulluğa ve yalnızca ona ibadet etmeye yönlendirir.
Ve yine Fatiha suresi ile yalnızca Allah’tan yardım istememiz gerektiği bildirilmektedir.
Allah’tan başkasına kulluk
yapılamaz. Allah’ın dışındaki herhangi bir kişi ve varlıktan yardım istenmez.
Allah’ın dışında başka varlıklardan yardım istemek ve onlara kulluk yapmak
şirktir.
Fatiha suresiyle birlikte her
daim doğruluk üzerinde olmayı Allah’tan istemekteyiz.
Fatiha suresinin çizdiği yol
“sırat-ı müstakım”dir. Yani dosdoğru yol. O yol k, nimet verilen iyi kimselerin
yolu, kötü kişilerin yolu değil tabi ki. İyi bir Müslüman her zaman dosdoğru
yol üzerinde yürümelidir. Namazın her rekatında günde kırk defa dosdoğru yol
üzerinde olmayı niyaz eden bir Müslümanın şeytanın yolundan gitmesi mümkün
olamaz.
Namazına devam eden biri
Fatiha’nın bu ışığıyla kendisinin doğru yolda yürümesi gerektiğini anlar ve
doğru yol olan İslam yolunda yürümeye gayret eder.
Namazlarda günde kırk defa
Fatiha suresi bize ışık oluyor yol gösteriyor.Ama; bu ışığı görmeden karanlıkta
yürüyoruz. Işığın farkında bile değiliz.
Oysa ışık bize yolumuzu gösteriyor.
İşaretleri gösteriyor.
Tehlikeleri gösteriyor.
Çıkmaz yolları belirliyor.
Ters yönleri gösteriyor.
Doğru ve düzgün yolu
gösteriyor.
Fatiha’nın ışığı dünyada
olduğu gibi öldükten sonra da ruhumuza okunacak bir Fatiha ile kabrimiz
nurlanacaktır, İnşallah! Bunun için ölülerimize Fatiha suresini esirgemeyelim.
Kabirdeki ölülerimize Fatiha
okurken, Fatiha’nın anlamını düşünerek Fatiha’nın ışığını kendimize tutalım.
Fatiha’nın ışığıyla dosdoğru yol olan İslam yolunda yürüyelim…
Ne mutlu Fatiha suresinin
anlamını kavrayarak, yaşam ışığını Fatiha’dan alabilenlere…
Ne mutlu dosdoğru yolda olabilenlere…
Fatiha’nın yolunda…
Efkan VURAL
Fatiha Suresinin Anlamı:
Bismillahirrahmânirrahîm (1)
(Rahman ve Rahim olan Allah’ın
adıyla)
Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret
gününün) maliki Allah'a mahsustur. (2-4)
(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden
yardım dileriz. (5)
Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna
ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. (6-7)
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Kur'an-ı Kerim'de Mesaj var:
Hikmet
Dolu Kitap
Evreni
ve içindeki her şeyi yaratan Allah’tır. Allah’ın yarattığı her varlığın
hayatını sürdürebilmesi için birtakım ilkeler ortaya koymuştur.
Her
varlığın kendine has özellikleri ve kendilerine ait özel gereksinimleri vardır.
Allah hepsinin ihtiyaçlarını bir sistem dahilinde gidermektedir.
Allah’ın
yarattığı varlıkların içinde farklı özelliklere sahip insanın ihtiyaç duyduğu
maddi ve manevi şeyleri oluşturarak hizmetine vermiştir.
İnsanın
ihtiyaç duyduğu manevi şeylerin en önemlisi “din” dir. Allah gönderdiği dinleri
peygamberleri aracılığıyla öğretmiştir.
Dinlerin
tüm ilkelerini ortaya koyan kitaplar göndermiştir. İnsanlar kendilerine gelen
dinleri ve kutsal kitapları değiştirmiş, kendi istek ve arzularına göre yeniden
şekillendirerek orijinallerini yok etmişlerdir. Bozulan ve değiştirilen kutsal
kitapların yerine yenilerini gönderen Yüce Allah en son gönderdiği kitap olan
Kur’an-ı Kerim’i değiştirilemeyecek bir vaad ile kıyamete kadar koruma altına
almıştır. Muhkem olarak
Son
ilahi kitabımız Kur’an, “Hikmet Sahibi”,”Hakim” ve “Muhkem” olarak insanlığın
ortak kutsal kitabıdır. Allah’ın
bu konuda Kur’an’daki mesajı şöyledir:
Yüce Allah şöyle buyurur:”
“Hakîm (Hikmet dolu)Kur'an
hakkı için” (Yâsîn Suresi 2. Ayet)
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’i
tüm insanlığa hikmet dolu, muhkem bir kitap olarak, gerçeği açıklayan, şüpheyi
gideren delil, sahih ve muhkem bir söz, ilmi ve gerçeği bulduran, önünden ve
arkasından batılın sızmadığı, işleri sağlam ve kusursuz yapan bir uyarıcı kitap
olarak göndermiştir.
Kur’an evrensel bir ölçüde insanlık
için yüzlerce güzel bilgi, emir, ibadet, dua, öğüt vb. şeyler içermektedir.
Bunlara birkaç örnek verecek
olursak;
Allah bir tektir eşi benzeri
yoktur. (Şûrâ Suresi – 11)
Muhammed Allah’ın Rasûludür. (Fetih Suresi 29. Ayet)
Andolsun, Allah’ın Resûlünde
sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden
kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzâb Sûresi, 21. Ayet)
Kim,
bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız
yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı
kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. (Mâide Suresi 32. Ayet)
Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert
olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar.
İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt
veriyor.
(Nahl Suresi,90.Ayet)
Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri
sevmez. (A'râf Suresi,31.Ayet)
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa
onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını)
görür.
(Zilzâl Suresi,7-8.Ayetler)
Siz kendinizi unutarak diğer
insanlara iyilik yapmayı ve erdemli olmayı mı emredersiniz, hem de Allah'ın
kitabını okuyup durduğunuz halde, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? (Bakara
Suresi, 44. Ayet)
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi
de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.”
(Kâf Suresi 16. Ayet)
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bunlar gibi nice ayeti kerime
vardır.
Kur’an bize bu hayatta yol gösteren
yegane ilahi belgedir.
Günümüzde ve her zaman kıyamete kadar tek çözüm kaynağı
Kur’an’dır.
Sözde değil özde Müslüman
olmalıyız. Kur’an’ı yaşamalıyız.
Bilmek değil yaşamak çok önemli,
Uygulamak çok önemli…
Ne mutlu Allah’ın kitabını yaşam ölçüsü haline
getirebilenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Kur’an ayetleri aydınlatıyor:
Allahtan
başka ilah yoktur.
İbadet
yalnızca Allah’a yapılır.
Yüce
Allah tüm evreni ve evrenin içindeki varlıkları yaratmıştır. Allah evreni
yaratıp bir kenara bırakmadı. O evreni idare edip her daim yönetmektedir. Tüm
canlılara rızıklandırıyor ve onları yalnız bırakmıyor.
İlk
insanı yaratan Allah, ona Cebrail meleğini göndererek hayatla ilgili her şeyi
öğretiyor. Yine melek aracılığı ile Allah kendini tanıtıyor ve kulluğun ne
olduğunu öğretiyor. Kendisinden başka ilah olmadığını ve yalnızca kendisine
ibadet edileceğini bildiriyor.
Allah
ilk insan olan Hz. Adem’e kulluk adına bildirdiği şeyleri sonraki peygamberlere
de tekrar tekrar bildirmiştir.
Peygamberler
Allah’tan aldıkları mesajları kavimlerine ileterek onları doğru yola
çağırmışlardı.
Her
peygamber öncelikle yaratıcının bir tek olduğunu ve O’ndan başka ilah
olmadığını ve yalnızca O’na kulluk edileceğini bildirmiştir.
Allah
bu konuda Kur’an’da bizi bir ayette şöyle aydınlatır:
Yüce
Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Senden önce gönderdiğimiz her
peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye
vahyetmişizdir.”( Enbiyâ Sûresi,25.
Ayet)
Her
peygamber insanlara Allah’ın bir tek olduğunu, eşi ve benzeri olmadığını,
O’ndan başka tapılacak Tanrının bulunmadığını ve yalnızca kendine ibadet
edileceğini öğretmiştir.
Tüm
peygamberlere bildirilen bu ilahi ferman son olarak ve kıyamete kadar devam
edecek şekilde Hz. Muhammed’e de bildirilmiştir. Çünkü Allah’ın gönderdiği tüm
ilahi dinlerde en önemli esasın TEVHİD
olduğu görülmektedir.
İslam
dininin temelini oluşturan esasın da tevhid olduğunu yani Yüce Allah’ın bir tek oluşudur.
Bugün
de bizler dinimizin bu temel esasını göz önüne alarak, Allah’tan başka hiçbir ilahın
olmadığına ve kulluğun yalnızca Allah’a yapılması gerektiğini iyice bilmeliyiz.
İbadetlerimizi bu bilinçle yerine getirmeliyiz. İbadetler yalnızca Allah rızası
için yapılmalıdır. Yapılan ibadetlerde, kulluk ta, gösteriş ve menfaata yer
vermemeliyiz. Bunun için çok dikkatli davranmalıyız.
Gösteriş
ve menfaat düşünerek ibadet edenlerin yaptıkları ibadetlerin kendilerine bir
fayda vermeyecektir.
Yaptığımız
her davranışı Allah rızası için yapmalıyız.
İbadet,
dua ve yardım konularında yalnız Allah’a yönelmeliyiz.
Dini
sadece Allah’a mahsus bir şekilde yaşamaya çalışmalıyız.
Allah’ın
dışında hiçbir şeye, hiçbir güce ve kuvvete yer vermemeliyiz.
Yalnızca
ve yalnızca Allah’a yönelmeliyiz.
Ne mutlu yalnızca Allah’a inananlara ve yalnız O’na ibadet edenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Ayın Seçme Sözü ve Yorumu
(Resûlüm!) De ki:
Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
(Zümre Suresi 9. Ayet) Okulların açılmaya başladığı Eylül ayında elbette en önemli
konu eğitim, öğretim, öğretme
ve öğrenmedir.
Öğrencilerimiz maalesef 1,5 yıldır eğitim ve öğretimlerini uzaktan
almaya çalışıyorlardı.
Bu pandemi döneminden en fazla olumsuz etkilenen şeylerin başında
eğitim ve öğretim faaliyetleri gelmektedir.
Toplumun kalkınması ve ileri seviyeye ulaşması için eğitim ve öğretim
işleri çok önemlidir.
Bilginin olmadığı yerde cahillik ve bilgisizlik meydana gelir. Bilgiden
yoksun kalan toplumlar geriler, zayıflar ve başkalarına bağlı
yaşamaya başlar.
Sahip olduğumuz inancımız gereği okumak ve öğrenmek
şarttır.
Allah’ın bize ilk emri Oku! Dur. Okumadan öğrenme olmaz.
Öğrenmeden de bilgiye ulaşamayız.
Bilgi sahibi olarak bilimsel çalışmalarla tüm insanlığa ışık olmak en
büyük yardımdır. İnsanlığa karşı yapılan güzel ve faydalı buluşlar
kutsal niteliktedir.
Bugün dünyayı esareti altına alıp korku saçan “KORONA” illetine karşı
bulunacak bir ilaç veya etkili bir aşı insanlığa yapılacak en büyük bir
katkıdır.
Sağlıklı ve güven içinde yaşanacak bir hayat insan oğlunun en çok
istediği bir durumdur.
Böyle bir hayatı yaşayacak buluşları ancak okumak, öğrenmek ve
araştırmakla elde edebiliriz.
Yüce Allah bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını belirterek bizleri
bilime ve araştırmaya yönlendirmektedir.
Kur’an’da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “(Resûlüm!) De ki: Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri
bunları hakkıyla düşünür.” (Zümre Suresi 9. Ayet)
İlim yapmak, ilim yolunda olmak ve bu uğurda can vermek dinimizde
üstünlük olarak telakki edilmiştir.
Okulların (İlk,orta,lise ve Üniversiteler) açılmaya başladığı Eylül ayı
vesilesiyle okumaya daha fazla önem vermeye gayret edelim.
Sadece öğrenciler değil! Hepimiz okuyup öğrenelim.
Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Kur'an-ı Kerim'den Mesaj var:
Orman Yangınları Allah’a Yapılan
Tesbihatı Engelliyor.
Bu
yıl ülkemizde bu güne kadar böylesi büyük çaplı orman yangınlarına şahit
olmamıştık.
Orman
yangınlarında binlerce ağaç ve milyonlarca canlı yanarak yaşamları sona
ermektedir.
Ormanlarda
yaşamlarını sürdüren tüm canlıların hayat hakkını yok edenler ve yangınlara
sebep olanların hesabı Allah tarafından görülecektir.
Bilerek
orman yangınlarını çıkaranlar ve yangınlara sebep olanlar yok ettikleri
canların kul hakkı olarak karşılarına çıkacaklarını iyi bilmelidirler. Kul
hakkı en büyük günahlardandır. Allah kul hakkını asla affetmeyecek.
Kul
hakkının ödenmesi için kullardan helallik almaları lazım.
Yani
ormanlarda yanan tüm canlılardan helallik almak gerekmektedir.
Bir
de çok önemli bir husus gözlerden uzak tutulmamalıdır.
Bu
husus her bir varlığın Yüce Allah’ı tesbih etmesi ve zikretmesidir.
Yangınlarda
canlarını yitiren tüm varlıkların aynı zamanda Allah’ı tesbih ve zikretmeleri engellemiş
olmaktadır.
Allah’ı
anmaktan ve O’nu zikretmekten alıkoymak çok büyük bir günahtır.
Ormanları
ve ağaçları ve içindeki milyonlarca canlıyı yakmakla Allah’a tesbih eden bunca
varlığın ibadetini de engellenmiş olmaktadır. İşin bu yönü de düşünülmesi
gerekir.
Bu
konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Yedi gök, yer ve bunların
içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder.
Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen
cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.” (İsrâ
Suresi 44. Ayet)
Yine
bu konuda başka bir ayette Yüce Allah mesajında şöyle devem etmektedir.
“Görmedin
mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir…” (Hac
Sûres,18. Ayet)
İnsanlar
kendi dışındaki varlıklarında hak ve hukuklarına riayet etmelidir. Başkalarının
hak ve hukukunu çiğnemek kul hakkıdır. İnancımızda kul hakkı Allah’ın
affetmediği günahlardandır.
Yaptıklarımız
yanımıza kalmayacaktır. Elbette bir gün bunlarla yüzleşeceğiz.
Çünkü
Allah her şeyin hesabını en ince noktasına kadar soracaktır. Zerre miktarı da
olsa karşılığı sevap veya günah olarak verilecektir.
İşte
bu bakımdan orman yangınları gibi kul hakkına giren birçok şeye dikkat
etmeliyiz.
Hiçbir
canlı ve cansız varlığın hakkını engellememeliyiz.
Ne
mutlu yaptığı her şeyin hesabını vereceğine inananlara ve bu şuurla hareket
edenlere….
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
İman Edip İyi İşler Yapanlar
Dünya hayatı geçici bir süreyle bizlere bahşedilmiştir. Allah bizi dünyaya gönderirken bizden maddi bir şey istemiyor. O insanı sadece Rabbini tanıması, büyüklüğünü görebilmesi ve O’na kulluk etmesi için yaratmıştır.
Allah insanı sayısız nimetlerle donattığı bir dünyaya gönderiyor. Bu nimetlerin kıymetini bilerek Yüce Allah’a şükretmeli ve kulluğumuzu yerine getirmeliyiz.
İnsanoğlu yaratılış gayesini ve kulluk vazifesinin ne olduğunu kendi kendine bilemez. Allah bunları peygamberleri aracılığıyla bildirmiştir.
Allah tüm insanları elçileriyle uyarmıştır. Çeşitli kitap ve peygamberler gönderen Yüce ALLAH en son gönderdiği peygamberi Hz. Muhammed’e kıyamete kadar tüm insanlığı uyarıcı nitelikte olan Kur’an’ı indirmiştir.
Kur’an’da dünya hayatında insanların uyacağı her husus bildirilmiştir. Dünya hayatının ahiret hayatının kazanılacağı bir saha olduğu bildirilmiştir. Adete dünyanın ahiretin bir tarlası olduğu vurgulanmıştır. Tarla ekilir, sulanır ve bakımı yapılırsa, bol ürünler elde edilir.
Bunun gibi dünyada inanan ve güzel işler yapan ve düzgün hayat sürdüren bir kişi buradan ayrılıp öteki aleme geçiş yaptığında orada dünyada yaptıklarının karşılığını alacaktır. Yaptığı iyiliklerine karşı cennetteki nimetleri hak edecektir.
Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar olacaklardır.”( Rûm Sûresi 15. Ayet)
Cennetteki nimetlere mazhar olmak için öncelikli şart Allah’a iman etmektir. Allah’a iman etmek için; Allah’ın bir tek olduğuna inanmak, Hz.Muhammed’in peygamber olduğuna ve ona gönderilen Kur’an’a inanmak gerekir.
İman ettikten sonra cennetteki nimetlere kavuşmak için; bol ibadet, bol iyilik, güzel ve faydalı şeyler yapmak gerekir.
Allah kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’de bu dünya yaşamımızda ne yapmamız ve nelerden uzak durmamız gerektiğini ortaya koymuştur. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in emir ve nehiylerini insanlara öğretmiş ve onların Kur’an’a uymalarını sağlamıştır. Bu şekilde Kur’an’a inanan ve Hz. Muhammed’in elçiliğini kabul edip, Allah’a iman eden Mü’minlerin yaptıkları her iyilik ve güzel işler karşılığında cennetle mükafatlandırılacaktır.
Müslümanlar, Ahirette mükafat olarak cennette karşılaştıkları nimetlerle sevince mazhar olacaklardır.
Ne mutlu ahirette nimetler içinde mutlu sonsuz bir hayata ulaşabilenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web
Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا
"Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır."
(Kehf Suresi 54. Ayet)
Sahip Olduğumuz Nimetlere Karşılık
Çok Az Şükrediyoruz.
İnsan yaratılanlar içerisinde en mükemmel olanıdır. Allah insana birçok
özellik ve nitelik vermiştir. Bütün yaratılar kendilerine has birtakım
özelliklere sahiptir.
Canlı cansız tüm varlıkların sahip olduğu farklılıkları görmekteyiz. Bu farklı
olma durumlarını hiçbiri kendi kendine elde etmesi mümkün değildir. Her şey bir
etki ve tepkiye göre meydana gelmektedir.
Elimizde bulunan bir cep telefonunu düşünelim.
Telefondaki yazılım ve tüm programlar cihaza yüklenmemiş olsa telefonun hiçbir
özelliği olmaz. Telefonun değerini artıran yazılım ve programlardır. Cihazın
teknik kalitesi de çok önemlidir elbette. Telefonu değerli ve kullanılır kılan
tüm özellikleri, mühendislik ölçüsünde birtakım çalışmalarla yapılır. Hiçbir cihaz
kendiliğinden meydana gelmez. Her şeyin bir tasarımcısı ve ustası var.
İşte
bunun gibi insanoğlunun ve diğer tüm canlıların sahip olduğu özellikler Yüce
Allah tarafından tasarlanıp oluşturulmuştur.
Doğuştan
sahip olduğumuz, görme, işitme, ses çıkarma, yeme, içme, tat alma, kalp damar
sistemi, beyin sinir sistemi, karaciğer, akciğer, kan dolaşımı, mide, kalın
bağırsak ve boşaltım sistemi gibi sayısız özellik ve nitelikler bize
programlanarak karşılıksız hibe edilmiştir.
Biz bu programları hazır bulduk. Hiçbir uğraş
vermeden sahip olduğumuz bunca özellikleri bize yükleyen yüce bir varlık olan
Allah’tır. Allah bize bunları karşılıksız verdi. Nimetlere karşılık, bize de
şükretmek düşer.
Allah bizi bu konuda Kur’an-ı Kerim’de
şöyle aydınlatır:
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle
buyurmaktadır:
“(Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme
duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Mülk Sûresi,23.Ayet)
Bunca
nimete karşılık Allah bizden kendisini tanımayı, kendisine ibadet etmeyi kısaca
bizden kulluk istemektedir. Allah’a yaptığımız kulluk karşılığında da cennetle
ödüllendirilmiş olacağız.
Size
bir kişi bir ikramda bulunursa, bir çay ikram etse, ona hemen teşekkür
edersiniz memnuniyetinizi belli edersiniz. Önemli bir işimizde bize yardım eden
birine karşı ne kadar çok müteşekkir oluruz. Onun yaptığı iyiliği unutamayız.
Biz de onun iyiliğine karşılık veririz.
Allah’ın
vermiş olduğu sayısız nimetine karşılık biz de O’na bolca şükretmeliyiz.
Şükrümüzü söz ile ifade etmek yeterli değil. Şükrümüzü, Allah’a karşı özel
ibadetlerimizle göstermeliyiz.
Namaz,
oruç, zekat, iyilik ve yardım yapmak, zikir, Kur’an okumak, yetimle ilgilenmek,
çalışmak, ilim yapmak gibi işlerle şükrümüzü fiiliyata çevirmeliyiz.
İbadetlerimizle
ve güzel ahlaklı yaşam süreciyle şükrümüzü her daim
göstermeliyiz.
Ne mutlu Allah’ın verdiği nimetleri fark ederek, hayatını şükür ve
ibadetle geçirenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
KUR’AN’IN MANEVÎ İKLİMİYLE BULUŞALIM
Muhterem Müslümanlar!
Medine’nin huzur dolu günlerinden biriydi. Peygamber Efendimiz (s.a.s), Abdullah b. Mesûd’u çağırdı ve ona şöyle seslendi: “Ey Abdullah! Bana Kur’an oku.” Bir an şaşkınlık yaşayan Abdullah, “Yâ Resûlallah, Kur’an size indirilmişken, ben mi size okuyayım?” diye cevap verdi. Allah Resûlü, “Evet, ben Kur’an’ı başkasından dinlemeyi çok seviyorum.” buyurdu. Abdullah b. Mesûd, Nisâ Suresi’nden okumaya başladı. Nihayet,
“Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!” ayetine gelince Rahmet Elçisi’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı ve “Bu kadar yeter.” buyurdu.
Aziz Müminler!
Kur’an; Allah’ın kitabı, sözlerin en güzeli ve en doğrusudur. O, bizi en doğru yola ileten şifa kaynağımız, hidayet rehberimiz ve rahmet vesilemizdir. Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olan Kur’an geldi.”
Evet! Kur’an-ı Kerim, insanları inançsızlığın karanlıklarından hidayetin aydınlığına çıkarmak için Yüce Allah’tan gelen eşsiz bir hitaptır. Daralan gönüllerimize ferahlık veren Rahmânî bir ses ve nefestir. Sevgili Peygamberimizin ümmetine bıraktığı en değerli emanettir.
Kıymetli Müslümanlar!
Kur’an-ı Kerim’i okumak, doğru anlamak ve en güzel şekilde yaşamak hayatımızın ana gayesi olmalıdır. Göz aydınlığımız olan yavrularımızı Kur’an’ın manevî iklimiyle buluşturmak, onun mesajlarını, helal ve haramlarını evlatlarımıza öğretmek en büyük idealimiz olmalıdır. Unutmayalım ki çocuklarımız, Yüce Allah’ın bize birer emanetidir. Bu nadide emanete sahip çıkmak, onları Kur’an ve sünnetin rehberliğinde büyütmekle mümkündür. Yavrularımızı Allah’a kul, Resûlüllah’a ümmet olma şuuru kazanmış, güzel ahlaklı, vatanına, milletine ve insanlığa faydalı nesiller olarak yetiştirmek en önemli görevimizdir. Peygamberimizin buyurduğu gibi “Hiçbir anne baba çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.”
Kıymetli Müminler!
Çocuklarımızın Kur’an’la, ibadetle, Sevgili Peygamberimizin örnek hayatıyla buluşup tanışacakları güzel bir fırsat mevsimi yaklaşıyor. 5 Temmuz Pazartesi gününden itibaren yavrularımız, hem yüz yüze hem de çevrim içi olarak Yaz Kur’an Kurslarımız ile buluşacak inşallah. Bu vesileyle sizleri bir an önce cami ve Kur’an kurslarımıza başvurarak ya da Başkanlığımızın web sitesi üzerinden kayıt yaptırmaya davet ediyorum.
Geliniz, göz aydınlığımız ve yarınlarımız olan evlatlarımızı Allah’ın yeryüzündeki manevî sofrası Kur’an’la nimetlendirelim. Gönüllerinin ve zihinlerinin Kur’an’ın nuruyla aydınlanmasına öncülük edelim. Masum yüreklerine Allah ve Resûlü’nün, İslam ve Kur’an’ın sevgisini nakşetmeye vesile olalım.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
Birkaç saatlık Dünya Hayatı
İnsanoğlu doğar büyür yaşar ve
belli bir zaman sonra dünya hayatını terk eder.
İnsanın dünyada kalma ve
hayatını yaşama zamanını tayin etme,
kendi elinde değildir. Bazılarımız doğmadan, bazılarımız genç yaşta, bazılarımız
orta yaşlarda, bir kısmımız da yaşlı olduğumuz zamanlarda ömrümüzü
tamamlayarak, bu dünyayı terk ederiz.
Bu durum “Her nefis ölümü
tadacaktır” ayeti gereği gerçekleşmektedir. (Âl-i İmrân Suresi 185.
Ayet)
Hiçbir kimse dünyaya kazık
çakıp kalamayacaktır. Hepimiz bir yolcu misali istasyonumuz geldiğinde oradan
inerek treni terk edeceğiz.
Dünya hayatını geçirip buradan
ayrılıp, öteki aleme geçiş yaptığımızda orada yeni bir hayat başlayacak. Orada
yani ahirette yaşam sonsuz olacaktır. Ahirette başlayacak hayatın yanında bu
dünyada yaşadığımız hayatımız birkaç saatlik yaşadığımız bir hayat olarak
anımsanacaktır.
Bu
konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Kıyamet gününü gördüklerinde
(dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını
sanırlar.” (Nâziât Sûresi,46. Ayet)
Bu birkaç saatlik olarak anımsanan dünya hayatımız kısada olsa
sonsuz ahiret hayatının kazanılmasını sağlayacak çok önemli bir andır.
Bu dünya hayatı
sınav anı gibidir. Bu öyle sınav ki, bu sınava bir kere girme şansınız
var. Bu sınavı kazanmak zorundasın.
İşte yaşantımızda sonsuz olan
ahiret hayatını kazanmak için bize sunulan ömür çerçevesinde sınavımızı başarmak
zorunda olduğumuzu fark etmeliyiz.
Çok uzun yaşasan da çok kısa
yaşasan da önemli olan asıl ebedi hayatı hak edebilmektir.
İnsanın çok yaşaması uzun
ömürlü olması elde ettiği bir başarı değildir. Dünyada ne kadar uzun kalırsan
kal. Bu öldükten sonra kısa bir süre olarak algılanacak. Önemli olan insanın
dünya hayatında imanlı olarak yaşayıp güzel şeyler yapmasıdır. Ve yine imanlı
olarak göç edebilmek önemlidir.
İmanlı olabilmek için İslam dini üzerinde
olmamız şarttır. Allah’a ve Peygamberi Hz.Muhammed’e inanmalıyız. Hz.Muhammed’in Allah’tan aldıklarına yani
Kur’an’a inanmak,imanın diğer şartlarına inanmak, Kur’an ve sünnete uygun bir
hayat yaşamaktır önemli olan. Uzun veya kısa ömürlü olmak değil.
Güzel ahlak üzerine olabilmek
ve ahireti kazanabilmektir, mesele….
Ne mutlu şu kısacık dünya
hayatını anlamlı geçirenlere.
Ne mutlu iman ehli olup, imanlı
olarak göç edenlere.
Ne mutlu Allah’ın kendisinden
razı olanlara.
Ne mutlu ebedi hayatını kazananlara…
Efkan VURAL
Efkan VURAL
İslam Öğretisi-18
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En
Güzel İsimler)-14
Allah’ın en güzel isimleri olan
doksan dokuz ismini açıklamaya devam ediyoruz.
70-MUKTEDİR
Allah'ın en güzel
isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muktedir’dir.
Sözlükte “gücü yetmek; ölçü ile
yapmak, planlamak” mânalarındaki kadr (kudret)
kökünden türemiş bir sıfat olup “gücü yettiği fiilen sabit olan”
demektir
El-Muktedir: Allah
her şeyi yapabilecek güçtedir.
El-Muktedir: Kuvvet
ve kudret sahibi olan mutlak güç sahibi O'dur.
Muktedir; tam bir kudret sahibi; her
şeye gücü yeten demektir.
Allah, her şey’e karşı mutlak ve
ekmel surette Kâdirdir. Her şey’e kâdir olduğu içindir ki, dilediği şey’i
yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır.
Allah, kuvvet ve kudret sahipleri
üzerinde istediği gibi tasarruf edendir. O’nun “Kâdir” oluşu,
istediğini, istediği anda ve istediği şekilde yaratma gücüne sahip olması
demektir. “Muktedir” olması ise, bilfiil gücünü yarattıklarında göstermesidir.
Muktedir, gücünü fiillerle ortaya
koyup gösterendir. Allah’ın gücü yettiği halde yapmadığı nice fiilleri vardır.
Eğer dilerse bunları yapabilir. O, dilediğini yapandır, Hiç kimse O’na
mani olamaz. hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. Kudreti her şeyi kuşatan
O’dur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle
buyurmaktadır:
“…Allah, her şey
üzerinde kudret sahibidir.”(Kehf Suresi 45. Ayet)
“Bunları yapan Allah'ın ölüleri
diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.”( Kıyamet
Sûresi,40. Ayet)
“Gözler O'nu göremez; halbuki O,
gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” ( En’âm Suresi 103. Ayet)
“Bütün
âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin
yakalaması gibi yakaladık.” (Kamer Suresi 42. Ayet)
“Gökleri ve yeri
yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün
yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
( Ahkaf
Sûresi(46) 33. Ayet)
De ki:
"İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde
olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".( Âl-i
İmrân Suresi 29. Ayet)
71-MUKADDİM
Allah'ın en güzel
isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Mukaddim’dir.
Sözlükte “öne geçmek, önde bulunmak”
anlamındaki mukaddim “öne geçiren, öne alan” demektir. Allah’a nispet
edildiğinde “dilediği şeyi öne alan, önde bulunduran” mânasına gelir.
El-Mukaddim: Dilediğini
öne geçirir.
El-Mukaddim: Dilediğini
öne alan O'dur.
El-Mukaddim: Dilediğini
ileri alan da O'dur. Öne geçiren de O'dur.
Allah Teâlâ, dilediği şeyi veya kimseyi öne alan, önde
bulundurandır. Allah’ın daveti geneldir. Fakat hidâyet ettikleri davete uyar,
ileri gider. Hidâyet etmedikleri geri kalır. Allah’ın emir ve yasakları bütün
kullar içindir. Fakat Allah’ın muvaffak ettikleri bunlara uyar, yükselir;
muvaffak etmedikleri geride kalır. O hâlde hem akıl ve irâdemizi Allah’a îmân
ve itâat yönünde kullanmalı, hem de Allah’tan hidâyet istenmelidir.
Yüce Allah, istediği kimseleri öne geçirir. Bu
öne geçirme dini konularda olduğu gibi yaradılış ve maddi konularda da olur.
Yüce Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Kimine
zenginlik vermiştir, kimine vermemiştir.
Mukaddim ve Muahhir isimlerini birlikte kullanarak dua
etmek uygun olur. Bu iki ismi birlikte zikretmek, ayrı zikretmekten
daha güzeldir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle
buyurmaktadır:
De ki: “Allah
dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim.
Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri
kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yûnus Suresi 49. Ayet)
De ki: “Sizin
için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de
ileri geçebilirsiniz.” (Sebe Suresi 30. Ayet)
“Eğer Allah,
insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı
bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği
zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl Suresi
61. Ayet)
“Hiçbir millet,
ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.” (Hicr Suresi 5. Ayet)
72-MUAHHİR
Allah'ın en güzel
isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muahhir’dir.
“Geriye
bırakmak, geride tutmak” anlamındaki te’hîr kökünden sıfat
olan muahhir “geriye bırakan, erteleyen” demektir.
İstediğini geri bırakan,
geciktiren, istediğini geri alan demektir. Dilediğini geri bırakan,
erteleyen. Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan.
El-Muahhir: Dilediğini
geri koyan.
El-Muahhir: Dilediğini
sona bırakır.
El-Muahhir: Dilediğini
arkaya bırakan O'dur.
El-Muahhir: Dilediğini
geri bırakan. Tehir eden O'dur.
Allah Teâlâ, hikmeti gereği geri bırakılması gerekenleri geri
bırakır. El Mukaddim ismi ile el-Muahhir simi esasen beraber
değerlendirilmelidir.
Bazen Allah Teâlâ, kulların istediklerini bir hikmeti
gereği geri bırakır. Her şeyin bir hikmeti vardır. İmtihan dünyasında
olduğumuzu unutmamamız gerekir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle
buyurmaktadır:
“Hiçbir millet,
ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.” (Hicr Suresi 5. Ayet)
“Sakın Allah'ı,
zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne
kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim Sûresi,42.Ayet)
“Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak
olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli
bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü
Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.”(Fâtır Suresi 45. Ayet)
“Andolsun, eğer
biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka «Onun gelmesini
engelleyen nedir?» derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha
onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları
çepeçevre kuşatacaktır.” (Hûd Suresi 8. Ayet)
73-EVVEL
Allah'ın en güzel
isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Evvel’dir.
Kur’ân-ı Kerîm’de
Hadîd sûresinin 3. âyetinde âhir ile birlikte Allah’a nispet edilir. Bu
âyetteki konumuna göre evvel “varlığının başlangıcı olmayan”, âhir de
“varlığının sonu bulunmayan” demektir.
Evvel: Allah
Teâla kadîmdir, ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur; O her şeyin başlangıcı
ve başlatıcısıdır.
El-Evvel: İlk
olan. Başlangıcı olmayan. Varlığının başlangıcı yoktur. O her şeyden önce var
olup, başlangıcı olmayan, kendisinden önce hiçbir varlık bulunmayan demektir.
Allah Teâlâ, bütün varlıklardan
öncedir. Varlığının bir evveli, başlangıcı yoktur. O, kadîmdir, ezelîdir.
Varlığı kendi zâtıyladır. Bütün varlıklar varlığını O’ndan almaktadır.
Yaratmayı başlatan O’dur. “Evvel” ismini “Âhir” ismiyle beraber
değerlendirilmelidir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:
“O, Evveldir
(başlangıcı olmayandır) ve Âhirdir (sonu olmayan, ebedi olandır). Zahirdir
(varlığı fillerinin etki ve sonuçlarından bilinendir). Batındır (zatının
hakikati ve mahiyeti gizli olup duyularla kavranamayan ve gözlerle
görünemeyendir). O, her şeyi en güzel biçimde bilendir.” (Hadîd Suresi 3. Ayet)
74-ÂHİR
Allah'ın en güzel
isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Âhir’dir.
Âhir; varlığının sonu olmayan demektir.
“Son” mânasına
gelen âhir, esmâ-i hüsnâdan biri olarak Kur’an’da bir âyette geçer ve “ilk”
mânasındaki evvel ilebirlikte Allah’a nispet edilir.
Âhir kelimesi, “Allahım! Sen
evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktur ve sen âhirsin, senden sonra da hiçbir
şey yoktur” anlamındaki sözlerle başlayan Hz. Peygamber’in bir münâcâtında da
esmâ-i hüsnâdan biri olarak kullanılmıştır. (Müslim, “Ẕikir”, 61; Ebû Dâvûd,
“Edeb”, 109)
Evvel
“varlığının başlangıcı olmayan” yani “ezelî olan”, âhir de “varlığının sonu
olmayan” yani “ebedî” mânasına gelir.
Esmâ-i
hüsnâdan olan bâkī de âhire yakın bir anlam taşır. Evvel ve âhirin bu
karşılıklı mânaları sebebiyledir ki bunlar tek başlarına değil ikisi birlikte
Allah’a nispet edilir.
Allah Teâlâ, varlığı devamlı olandır.
Varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Allah, eşyanın evveli
olması bakımından “Evvel”dir. Eşyanın sonu Allah’tan olması bakımından da
“Âhir”dir. “Âhir” ismini, “Evvel” ismiyle beraber değerlendirilir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle
buyurmaktadır:
“O, Evveldir
(başlangıcı olmayandır) ve Âhirdir (sonu olmayan, ebedi olandır)...”
(Hadîd Suresi 3.
Ayet)
“…O’nun zâtından başka her şey helak olacaktır…” (Kasas,88),
“Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak
azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.” (Rahmân, 26,27)
Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarını öğrenerek O’nu
tanımak ve O’na kulluk etmek mü’minin dünyaya gönderiliş amacıdır.
Bu amaca uygun olarak Allah’ın isimlerini
anlamlarını bilerek öğrenip bu isimlerle Allah’a dua etmeli ve buna göre
hayatımızı düzenlemeye çalışmalıyız.
(Bu yazı, Diyanet İslam
Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)
Efkan VURAL