Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî,
"Zühd", 26)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî,
"Zühd", 26)
Hadis-i Şerifler aydınlatıyor:
Davete İcabet Sünnettir
İnsanların yalnız başına yaşamaları zor bir durumdur. Her işimizi kendi
başımıza yapmamız mümkün değildir. İnsan yalnız başına fert olarak hayatını
sürdürürken kendini toplumdan sıyıramaz. İnsan oğlu her an başkalarına
muhtaçtır.
Tamamen kendini yalnızlığa itenler sorunlarıyla baş edemez ve içine
kapanarak hayatını kaosa çevirir.
Hayatın getirdiği sorunları ve
problemleri eşimizle ve dostumuzla çözüme kavuşturabiliriz.
Hayatımızı kolaylaştırmak için ailemize, komşularımıza ve diğer
katmanlara ihtiyacımız olacaktır. Bunun için insanlar iç içe yaşamak zorunda.
Toplumdan kaçamayız. Bu hem inancımıza ve hem de kültürümüze ters düşer.
Dinimiz komşusu aç iken ,tok sabahlayanlardan olmamamızı ister.
Atalarımız da ne güzel söylemiş. “Ev alma komşu al.” “Komşu komşunun
külüne muhtaçtır.”
İnsanlar toplu halde yaşarlar. Sorunlarını birlikte çözerler.
Hastalık anında, düğünde, cenaze de ve diğer törenlerde birlikte olmak ve birbirine destek olmak insanlığın ve insanca
yaşamanın gereğidir.
Bu konuda peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde bizi şöyle aydınlatır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Biriniz din kardeşini düğün ve benzeri bir şeye davet
ettiği zaman o, (bu davete icabet etsin).” (Buhari,Nikah,74.)
Evet, şu koronalı
günlerde birbirimizi unutur olduk. Cenaze ve düğünlere gitmez olduk.
Davetlere katılma konusundaki eksikliklerimizi ve kusurumuzu korona bahanesiyle görmemezlikten geliyoruz.
Bu durumu gözden geçirmeliyiz…
Davetleri ihmal etmemeliyiz. Eş, dost, akraba ve tanıdıklarımızın
davetlerine hasta ve riskli değilsek; maske mesafe ve hijyene dikkat ederek
katılmaya çalışmalıyız.
Düğün ve hayırlı işlere katılamadığımız durumlarda
hediyelerimizi gönderebilir ve bu şekilde birbirimizi desteklemiş oluruz.
İyi bir insan ve samimi bir Müslüman yakınlarının
davetine gerekli özeni göstermelidir.
Unutmayalım ki, şu geçici boş dünyada yarayışlı ve iyi
şeyler yaparsak; gerçek ve sonsuz olan ahiret hayatına (azık) hazırlık yapmış
oluruz.
Ne mutlu dünya hayatında iyi şeyler yaparak sevaplarını
biriktirenlere…
Ne mutlu davetlere icabet edenlere…
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
إِنَّ فِي الْجَسَدِ
مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ
الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ "İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur;
eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir." (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.)
ZORLUKLAR BİRLİKTE AŞILIR
Muhterem Müslümanlar!
Geçen hafta afet gerçeğiyle bir
kez daha karşılaştık. Cennet yurdumuzun akciğerleri ormanlarımızda çıkan
yangınların çoğu söndürüldü elhamdülillah. Bazı bölgelerimizde ise söndürme
çalışmaları devam ediyor. Cenâb-ı Hak, en kısa sürede bu afetten de kurtulmayı
bizlere nasip eylesin. Milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.
Aziz Müminler!
Evet, bugün mahzunuz, üzüntümüz çok büyük. Kaybettiğimiz kardeşlerimiz, yanan ormanlarımız, yitirdiğimiz masum canlar her birimizin yüreğini dağlıyor. Ancak biliyor ve inanıyoruz ki bizi biz yapan değerlerin etrafında kenetlenip kardeşlik şuurumuzu diri tuttukça başaramayacağımız imtihan yoktur. Tarih boyunca Allah’ın yardımı, devletimizin kararlılığı ve milletimizin azmiyle nice zorluğu birlikte göğüsledik. Bugün de devlet millet dayanışması içinde aşamayacağımız engel yoktur. Toplu vurdukça yüreklerimiz üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur. Nitekim Rabbimizin müjdesi açıktır:
“Şüphesiz
zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber kolaylık vardır.”[1]
Kıymetli Müslümanlar!
Gün, ayrışma değil kenetlenme günüdür. Gün, birliğimizi, beraberliğimizi ve muhabbetimizi canlı tutma günüdür. Sevinç ve mutluluğumuz gibi hüzün ve kederimizi de paylaşma günüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) biz müminleri şöyle tarif etmektedir:
“Müminler,
birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir
organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu
acıyı paylaşan bir beden gibidir.”[2]
Değerli Müminler!
İbrahim (a.s)’ın atıldığı ateşi
söndürmeye koşan karınca misali, bugün her birimize düşen sorumluluklar vardır.
Her şeyden önce sağduyumuzu ve sükûnetimizi muhafaza edelim. Yangın, sel, deprem ve salgın hastalık gibi afetlere karşı bilinçli,
duyarlı ve tedbirli olmayı milli bir mücadele olarak görelim. Gerekli hallerde
yetkili mercileri haberdar edelim. Küçücük bir hata ve ihmalin çok ağır
neticeleri olabileceğini unutmayalım.
Bu vesileyle başta yangınlar olmak üzere afetlerde hayatını
kaybedenlere Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılara acil şifalar
diliyorum. Yüce Rabbimiz, afetlerle canla başla mücadele eden
kardeşlerimizin işini kolaylaştırsın ve
onların yardımcısı olsun.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
|
مَا مِنْ مُسْلِمٍ
يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أوْ
إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ |
|
"Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve
kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır." (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.) |
AFETLERE KARŞI SORUMLULUĞUMUZUN İDRAKİNDE
OLALIM
Muhterem Müslümanlar!
Bizler, bir çevrenin içinde ve bir çevreye muhtaç halde
yaratıldık. Çevremiz bizler için hayat demektir; hayatın rengi,
ahengi, dirliği ve birliği demektir. Kâinat, Cenâb-ı Hakk’ın eseri
ve insana emanetidir. Bu sebepledir ki yeryüzünün şerefli
halifesi olarak bizler, bütün insanları, canlı cansız bütün
mahlûkatı korumakla, onlara karşı şefkatli ve merhametli
olmakla yükümlüyüz. Bu sorumluluğumuzu yerine
getirdiğimizde çevremizle birlikte bizler de ihya oluruz. Aksi
halde zarar görecek olan sadece yeryüzü ve gökyüzü değil aynı
zamanda hepimiz ve geleceğimizdir.
Aziz Müminler!
Son günlerde yaşadığımız afetler hepimizi derinden üzdü. Bir yandan sellerin açtığı yaraları sarmaya çalışıyoruz. Diğer yandan ciğerlerimizi dağlayan orman yangınlarıyla mücadele ediyoruz. Böylesi zor günlerde şunu bir kez daha hatırlamalıyız ki sel, heyelan, yangın, deprem, kuraklık ve salgın hastalık gibi afetler karşısında can ve mal kaybımızı en aza indirmek ancak gerekli tedbirleri almakla mümkündür. Zira tabiat olayları, sünnetullah yani ilahi düzen ve kanunlar gereği, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde meydana gelmektedir. Dolayısıyla bir mümin, sorumluluğunu ihmal edip göz göre göre afetlere kapı aralayamaz. Yeryüzünde dengeleri bozacak adımlar atamaz. Nitekim afetlerin kötü neticelerinin önemli bir kısmı insanoğlunun kendi hata ve ihmalleri sebebiyledir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“İnsanların kendi
elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.”[1]
Kıymetli Müslümanlar!
Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Kendi kendinizi tehlikeye atmayın.”[2]
O halde sel, heyelan ve deprem riski bulunan bölgelerde tabiatın
dengelerine, bölgenin gerçeklerine
uygun, doğru ve sağlam adımlar atalım. Yangınlara sebebiyet verecek ihmalden ve
sorumsuz davranışlardan uzak duralım. Ormanlarımızı bilerek yakan, vatanımıza
göz diken, milletimizin canına kast edenlere gelince dünyada ve ahirette Allah’ın,
meleklerin, insanların ve diri diri yanan bütün canlıların laneti onların üzerinedir.
Onlar her iki âlemde de yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
Değerli Müminler!
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:
“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!”[3]
Öyleyse
geliniz, üzerimize düşen sorumlulukların idrakinde olalım. Acı
tecrübelerden ders alalım. Güvenli bir hayat için afetlere karşı hazırlıklı
olalım. İçinde bulunduğumuz yaz günlerinde başta orman yangınları olmak üzere her
türlü afet ve acil durum anlarında duyarlı olalım ve yetkili mercileri haberdar
edelim.
Bu vesileyle afetlerde hayatını kaybeden kardeşlerimize
Rabbimizden rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil
şifalar diliyoruz.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
|
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ |
|
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. (Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.) |
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
|
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ
أدَبٍ حَسَنٍ |
|
Hiçbir baba, çocuğuna, güzel
terbiyeden daha üstün bir hediye veremez. Tirmizî, Birr, 33. |
düğünlerimizde nebevî ölçüye riayet edelim
Muhterem Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), sevgili kızı Fâtıma’yla
amcasının oğlu Hz. Ali’yi evlendirmişti. Hz. Fâtıma’nın
çeyizi, bir parça kadife, bir su tulumu ve bir yastıktan
ibaretti. Hz. Fâtıma’nın çeyizi gibi mehri ve düğün yemeği
de gayet sadeydi. Bu mütevazı düğüne şahit olanlar,
“Biz, Fâtıma’nın düğününden daha güzel bir düğün
görmedik.” demişlerdi.[1]
Aziz Müminler!
Evlilik, Allah’ın emri, Resûlüllah’ın sünnetidir. Dünyada
mutluluğa ve berekete, ahirette ise huzura ve cennete
ulaştıran kıymetli bir başlangıçtır. Sevgili Peygamberimizin
buyurduğu gibi
evlilik, “dinin yarısını korumaya” vesiledir.[2]
Evliliğin ilk adımı olan nikâh ve düğünlerimiz ise
sevdiklerimizin şahitliği ve güzel dilekleri eşliğinde
gerçekleşen törenlerdir. Düğünle yeni bir ailenin kurulduğu
ilan edilir. Sevinçler paylaşılır; geleceğe dair umutlar
güçlenir. Eşler arasına muhabbet ve merhamet lütfetmesi,
onlara sağlıklı ve hayırlı nesiller ihsan etmesi için Allah’a
dua edilir.
Kıymetli Müslümanlar!
Dinimiz, hem düğün
hazırlıklarımızın hem de nikâh ve düğün törenlerimizin kolaylaştırılmasını öğütler.
Her işimizde olduğu gibi düğünlerimizin de gösterişten uzak ve sade yapılmasını
tavsiye eder. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadisinde şöyle
buyurur: “En bereketli nikâh, zorluğu ve külfeti en az olanıdır.”[3]
Değerli Müminler!
Maalesef günümüzde, evlenmek
isteyen birçok gencimiz, düğün masraflarının makul ölçüleri aşması sebebiyle
zorlanmakta, hatta evlilikten uzak durmaktadır. Gereğinden fazla yapılan düğün
harcamaları ile aileler, düğünden sonra uzun süre borç ödemektedir. Bu durum
genç çiftlerin, evliliklerinin ilk yıllarını maddi sıkıntı ve huzursuzlukla
geçirmesine neden olmaktadır. Hâlbuki Nebevî ölçü açıktır: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Müjdeleyin,
nefret ettirmeyin!”[4]
Aziz Müslümanlar!
Her işimizde olduğu gibi
düğünlerimizde de Allah’ın rızasına, Resûlü’nün sünnetine uygun davranalım. Evliliklerimizi
kolaylaştıralım. Düğünlerimizi israfa ve gösterişe dönüştürmeden yapmaya gayret
edelim. Eğlenirken İslam’ın çizdiği meşruiyet dairesinde hareket edelim; ölçülü
ve dengeli olalım, helale ve harama riayet edelim. Düğünlerimizi, Kur’an’da “Kendileriyle huzur bulmamız için bizlere
eşler yarattığını, aramızda sevgi ve rahmet bağları var ettiğini”[5]
buyuran Rabbimize şükretmek
için birer vesile kılalım.
Dürüst ve Güvenilir Ticaret Erbabı Şehitlerle Beraberdir
İnsanoğlunun
yaşamını sürdürebilmesi ve hayatta kalabilmesi için maddi ihtiyaçlarını
karşılaması şarttır. Maddi bir bolluğa ve zenginliğe ulaşmak için çalışmak ve
mücadele vermek gerekir.
Toplumda
birçok kimse maddi kazanç elde etmek için esnaflık ve tüccarlık yapmaktadır.
Ticaretin para kazanmada önemli bir araç olduğu eskiden beri süre gelmektedir.
Ticaret herkesi ilgilendiren bir faaliyettir. İnsanlar ya satıcı veya alıcıdır.
Herkes alıcı durumdadır. Dolayısıyla satıcı olan esnaf ve tüccarların toplumsal
yaşamda rolleri çok büyüktür. Bunların dürüst ve güvenilir olmaları da çok
önemli bir davranıştır.
Tüccar
ve esnaflar topluma karşı sorumludurlar. Ticaret erbabının dürüstlüğü ve
güvenirliği toplumda örnek alınan güzel bir erdemdir. Çünkü toplumun temeli
güven ve samimiyete dayanır.
Tüccar
ve esnafların yani ticaretle uğraşan kişilerin en önemli vasıfları dürüst ve
güvenilir olmalarıdır. Bir ürünü, üreten, pazarlayan, satan kişi dürüst
olmalıdır. Ürün hakkında söylenenlerin gerçeğe uygunluğu ve ürünün kalitesi
noktasında dürüst davranılması çok mühimdir. Ürün ile ilgili yanıltıcı bilgiler
alıcıyı aldatma ve kandırma olarak kabul edilir. Dinimizde aldatma ve
yalancılık kötü bir davranıştır.
Ticarette
dürüstlük söz ile değil, yapılan alış verişte belli olur. Gerçekten ticaret
yapan kişi dürüst davrandığında Allah katında onun değeri çok büyük olur.
Peygamberimiz
Hz. Muhammed bir hadis-i şerifinde bu konuda bize şöyle mesaj vermektedir:
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: ”Dürüst ve kendisine
güvenilen tüccar; nebiler, Sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”(Tirmizi,buyū,4)
Her çeşit yapılan ticari faaliyetlerde dürüst ve güvenilir olmak
dinimizde çok önemsenmiştir. Çünkü İslam dinin temeli dürüstlüktür. Bir
Müslüman dürüst olmak zorundadır. Peygamberimiz dürüstlüğün ve güvenilir
olmanın ne kadar çok önemli olduğunu işte bu sözüyle dile getirmek istiyor.
Düşünebiliyor musunuz, insanların manen en değerlileri
nebilerdir, (peygamberler), Sıddıklardır, (dosdoğru olanlar) ve şehitlerdir. Bu
değerli kişilerle birlikte olmak her Mü’minin en büyük arzusudur.
Peygamberimiz de dürüst olan ticaret erbabının bu güzel
insanlarla beraber olacağını müjdeleyerek dürüst ve güvenilir olmanın önemini
vurgulamak istemiştir.
Çünkü, dürüstlük dinimizin temeli sayılır, Bir gün bir Müslüman
Peygamberimize gelerek şöyle bir soru sorar: Ey Allah’ın elçisi, bana İslam’a
dair öyle bir söz söyle ki, o hususta sizden başka hiçbir kimseden sormaya
ihtiyacım kalmasın. Diyen bir Müslüman’a peygamberimiz:”-Allah’a inandım de,
sonra dosdoğru ol.” buyurmuştur.(Müslim,iman,62.)
Ne mutlu her hususta doğruluktan ayrılmayan güvenilir olan
imanlı kişilere…
Efkan VURAL
Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var
Orucu Değerli Kılan Nedir
İslam dininin beş temel esasından biri de oruç
ibadetidir.
Oruç tutmak her akıl ve baliğ olan Müslümana
farzdır. Yani oruç ibadetini yerine getirmek
Allah’ın zorunlu emirlerindendir.
Ramazan ayında yerine getirilen bu ibadetin
önemi çok büyüktür.
Oruç ibadetinin birçok hikmeti vardır. Oruç
ibadeti aç ve susuz kalmanın ötesinde nefsi
terbiye etmektir.
Oruç, nefsin kötü arzu ve isteklerini frenleyip
durdurmasına yardım eder.
Peygamberimi Hz.Muhammed bir hadis-i
şerifinde bize şöyle mesaj vermektedir:
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: ”
Terc.,Cilt:6 Sh.253 D.İ.B.Yay.7.Baskı )
Oruç ibadetinde esas olan güzel davranışlar
sergileyebilmektir.
Bunun içinde oruç ibadetini samimi bir şekilde
yerine getirmeliyiz. Sırf aç ve susuz kalmakla
bu ibadet yerine getirilmiş sayılmaz. Oruçlu
günlerde ve sonrasında davranışlarımız her
zaman Allah’ın
rızasına uygun olmalıdır.
Oruç ibadeti insana sabırlı ve kanaatkâr olmayı
öğretir.
Oruç ile nefsin arzu ve isteklerine sınırlama
koyarak davranışlarımızı kontrol altına almaya
çalışırız.
Oruçlu iken konuşmalarımıza, yaptıklarımıza,
düşündüklerimize ve yaptığımız her şeye
dikkat etmeliyiz.
Özellikle, yalancılıktan ve yalan sözden,
iftiradan, gıybetten, kıskançlıktan, hasetlikten,
kin ve nefretten uzak kalmaya gayret
etmeliyiz.
Bu ve benzeri kötü davranışlardan uzak
kalamadığımız sürece, tuttuğumuz oruçlarda
aç ve susuz kalmamızın hiçbir önemi
kalmamaktadır.
Oruçlu olan bir Müslüman, her an
ibadet halinde olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Yüce Allah’ın kendisini her
zaman ve her yerde gördüğünü bilerek yaptıklarının hesabını bir gün Allah’a vereceğini
aklından hiç çıkarmamalıdır.
Oruçlu bir kimse Allah’ın yasaklamış olduğu
şeylerden uzak durarak, davranışlarını kontrol
altına almak suretiyle orucunu
korumuş olur.
İşte bu şekilde tutulan oruç Allah katında
kıymetli ve değerli olur.
Ne mutlu Allah’ın değerli bulduğu oruçları
tutanlara…
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır: