Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2025 Cumartesi

30 Ağustos Zafer Bayramı

 ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. 

30 Ağustos, kutlu bir zaferdir.

30 Ağustos, hürriyete aşık aziz milletimizin şeref nişanesidir.
30 Ağustos, yedi düvele karşı şahlanan milli ruhun bu topraklara silinmemecesine vurduğu istiklal mührüdür. 
30 Ağustos, kahraman ecdadımızın tarihe karşı 'Anadolu ebediyen Türk yurdu kalacaktır!' haykırışıdır. 
Muzaffer ordunun dahi kumandanı büyük Atatürk başta olmak üzere, muhteşem ecdadımızı minnet, rahmetle anıyoruz. 

Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922)

Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra kamuoyunda ve TBMM’de taarruz için sabırsızlıklar baş göstermiştir. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.” diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlamıştır.

1922 yılının Haziran ayı ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçme kararını almıştır. Asıl amaç; yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktır. Büyük Taarruz ve bu taarruzu taçlandıran Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını ve zirvesini teşkil etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşımıştır.

Batı Anadolu’yu Türk ordusuna karşı savunmayı planlayan Yunan ordusu; Gemlik Körfezi’nden Bilecik, Eskişehir ve Afyon doğusu ile Menderes Nehri’ni takiben Ege Denizi’ne dayanan savunma hattını bir yıla yakın bir süre ile tahkim etmiştir. Özellikle Eskişehir ve Afyon bölgeleri gerek tahkimat gerekse birlik miktarı bakımından daha kuvvetli tutulmuş, hatta Afyon’un güneybatısındaki bölge birbiri gerisinde beş savunma hattı şeklinde tertiplenmiştir.

Hazırlanan Türk taarruz planına göre 1’inci Ordu kuvvetleri, Afyon’un güneybatısından kuzeye doğru taarruza geçtiğinde Afyon’un doğusu ve kuzeyinde bulunan 2’nci Ordu kuvvetleri de taarruzla kesin sonuç almak istediğimiz 1’inci Ordu bölgesine düşmanın kuvvet kaydırmasına engel olacak ve Döğer bölgesinde bulunan düşman ihtiyatlarını kendi üzerine çekmeye çalışacaktır. Süvari Kolordusu da Ahır Dağları’ndan aşarak düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek düşmanın İzmir’le telgraf ve demir yolu irtibatını kesecektir. Baskın prensibi ile Yunan ordusunun imhasının gerçekleşmesi düşünülmüştür.

Kocatepe, Afyonkarahisar, 26 Ağustos 1922.

İki ordunun insan ve tüfek yönünden aşağı yukarı birbirine denk olmasına karşın makineli tüfek, top, uçak ve özellikle motorlu araçlar yönünden üstünlük Yunan ordusundaydı. Yalnız süvari (kılıç) olarak Türk ordusu üstünlüğe sahipti. Bir taarruz ve özellikle de takip harekâtında tank ve motorlu araçların bulunmadığı o zamanki savaşlarda, süvarinin oynayacağı rolün çok önemli olduğu yadsınamaz bir gerçekti. Mustafa Kemal Paşa, 19 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini vermiştir.

Kocatepe, Afyonkarahisar, 26 Ağustos 1922.

26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe’deki yerini almıştır. Büyük Taarruz burada başlamış, topçuların sabah saat 04.30’da taciz ateşi ile başlayan harekât, saat 05.00’te önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etmiştir.

Piyadeler, sabah 06.00’da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak tel örgüleri aşıp Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra Tınaztepe’yi ele geçirmiştir. Bundan sonra saat 09.00’da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlenmiştir. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1’inci Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirmiştir. 5’inci Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulunmuş, 2’nci Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürmüştür.

27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçmiş, bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insanüstü çabalarla gerçekleştirilmiştir. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuş, Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyon’a taşınmıştır.

Sabah saat 05.30’da topçu ateşiyle Büyük Taarruz’un başlaması,
Kocatepe, Afyonkarahisar, 26 Ağustos 1922.

28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen taarruz harekâtı, düşmanın 5’inci Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlanmıştır. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli bulmuşlardır. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar almışlar ve karar süratli ve düzenli bir şekilde uygulanmıştır. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekâtı, Türk ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. Büyük Taarruz’un son safhası Türk askerî tarihine Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.

30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında, bizzat Zafertepe’den idare ettiği savaşta, tamamen yok edilmiş veya esir edilmiştir. Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha veya esir edilmiş, kalan bölümü ise üç grup halinde çekilmiştir. Bu durum karşısında Çalköy’de yıkık bir evin avlusu içinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Yunan ordusunu takip etmesi için Türk ordusuna o tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir.

Takip Harekâtı ve Zafer

1 Eylül 1922’de Türk ordusunun takip harekâtı başlamıştır. Muharebelerden kurtulan Yunanlar İzmir’e, Dikili’ye ve Mudanya’ya doğru kaçmaya başlamışlardır. Türk ordusu bu muharebe neticesinde 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girmiştir. Sabuncubeli’nden geçen 2’nci Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken bunun solunda 1’inci Tümen de Kadife Kale’ye doğru yürümüştür. Bu Tümenin 2’nci Alayı, Tuzluoğlu Fabrikasından geçerek Kordonboyu’na ulaşmıştır. Yüzbaşı Şeref Bey Hükûmet Konağına, 5’inci Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine ve 4’üncü Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadife Kale’ye bayrağımızı çekmişlerdir.

9 Eylül 1922’de İzmir, 11 Eylül'de Bursa ve 18 Eylül'de de Batı Anadolu düşman işgalinden kurtarılmıştır. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Doğu Trakya, silahlı çatışma olmadan Yunan askerinden arındırılmıştır. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirmiştir.

Türk milletinin vatan sevgisinin, yıkılmaz azim ve iradesinin bir eseri olarak ortaya çıkan bu zaferle sadece vatan toprakları düşmandan kurtarılmamış, Büyük Önder ATATÜRK’ün liderliğinde, ulus iradesine ve egemenliğine dayanan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller üzerinde kuruluş süreci başlatılmış ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Büyük Zafer’den iki yıl sonra Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer’in önemini şu şekilde ifade etmiştir. “... Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır...”

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün engin ileri görüşlülüğüyle kurulan Cumhuriyet, ulusal egemenliğe dayanan yönetim biçimi olmasının yanı sıra kapsamlı bir aydınlanma ve çağdaşlaşma atılımıdır. Cumhuriyet’le birlikte hayata geçirilen devrimler, ulusumuza çağdaş bir yaşamın kapılarını açmış; laik ve demokratik Cumhuriyet’e sahip olmanın onurunu yaşatmıştır.

Kaynakhttps://ata.msb.gov.tr/Genel/icerik/milli-mucadele-donemi

https://www.kulturportali.gov.tr/portal/30agustoszaferbayrami


15 Temmuz 2021 Perşembe

15 Temmuz ve Düşündürdükleri

                                                               15 TEMMUZ 


15 Temmuz 2016 günü ülkemizde hain bir darbe girişimi yapılmıştı. Türk

 halkı bu hain kalkışmaya topyekün karşı koymak suretiyle darbe girişimi

 başarısız hale getirilmişti.

Hain FETÖ Terör örgütü tarafından düzenlenen kalkışmayı bertaraf etmek için 250 evladımızı şehit verdik.

Ve yine yüzlerce vatan evladımız gazi olmuştu.

Kalkışmayı bastırmak ve bertaraf etmek için gayret eden her Türk vatandaşımızıa yürekten teşekkür eder ve onlara minnettar olduğumu her daim dile getirmek isterim.

Bunun gibi bir hain saldırıyı tarihimizde hiçbir zaman böylesine yaşamamıştık.

Kendini Türk askeri zanneden bir kısım Fetöcü hainler milletin malıyla millete silah doğrultmuş ve hiç çekinmeden ateş etmişlerdir. Bunlar Türk halkının iman gücünü hesaba katmamışlardı.

Allah’ın yardımıyla ve halkımızın cesaret ve kahramanlığı karşısında darbeciler başarısız oldular.

Ülkemiz ve milletimiz büyük bir bela ve musibetten kurtuldu.

                         

                               15 Temmuz bize şunları unutturmayacaktır:

1- 15 Temmuz’da darbe teşebbüsüne karşı verdiği mücadele ile Türk halkı, büyük bir destan yazmıştır.

2-15 Temmuz, Türk halkının yenilmez ve geçilmez bir güç olduğunun dosta ve düşmana ilan edildiği gündür.

3-15 Temmuz’da Türk halkı, hem darbe teşebbüsüne kalkışan TSK içindeki FETÖ’cü teröristleri hem de darbe teşebbüsüne destek veren herkesi ve karanlık güçleri yenmiştir.

4-15 Temmuz’da verdiği mücadele ile Türk halkı; demokrasi, millet, devlet ve vatan düşmanlarına en büyük darbeyi indirmiştir.

5-15 Temmuz’da milletin gücü tankın gücünü yenmiştir.

6-Ülkemiz ve milletimiz hiçbir zaman bölünemeyecektir.

7-Vatanımızın ve T.C. Devletimizin sahibi milletimizdir. Ne pahasına olursa olsun kanımızın son damlasına kadar vatanı ve milleti koruruz.
8-Demokrası ve Millet iradesi hiçbir şekilde engellenemez ve müdahale edilemez.
9-Hiçbir kimsenin özgürlüğü ve yaşama hakkı engellenemez.
10-Hiçbir kimsenin inancı ve ibadeti engellenemez.
11-Vatan, bayrak ve tüm kutsal değerler uğruna can vermek şehitliğe ermektir. Şehitlik insanın maneviyatta erişeceği en büyük makamdır.
12- Vatan, bayrak ve tüm kutsal değerler uğruna yapılan mücadelede yaralanan ve savaşa katılanlara gazi denir. Gazilik dünyada en değerli bir unvandır.
13-Şehitler ölmez vatan bölünmez.
14-Bayrak inmez, ezan dinmez.
15-Ülkemizde yaşayan tüm vatandaşlarımız aynı haklara sahiptir.

16-Temmuz, Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktasıdır. Artık Türkiye’de muhtıralar, darbe teşebbüsleri ve darbeler devri kapanmıştır.

 17-Bundan sonra darbe teşebbüsüne niyetlenecek ve kalkışacak hain alçaklar, daima karşılarında Türk halkını bulacaktır.

İşte 15 Temmuz bize bu ve benzeri ülkülerimizi hatırlatır. Bunların kıymetini ve önemini anımsatır.
İnsanın onuru, hürriyeti, can güvenliği, bağımsızlığı en mühim şeylerdir. 
Bütün bu değerler bir gecede alt üst olacaktı. Ama Türk milleti buna müsaade etmedi.
Artık bundan sonra da asla müsaade etmeyecektir.

İç ve dış tüm düşmanlarımız sinsi veya açık boş durmayacaklardır. Onlara hiçbir zaman fırsat vermemeliyiz.

15 Temmuz  vesile ile ülkemize ve milletimize yaşatılan 15 Temmuz Darbe Girişimini yapan FETÖ TERÖR ÖRGÜDÜ ’nü, tüm terör örgütlerini ve destekçilerini  bir kez daha kınıyor ve lanetliyorum.

YAŞASIN  TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ...

Bugüne kadar bağımsız bir şekilde vatanımızda huzurlu yaşamamıza katkı sunan tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin.

Gazilerimize de Allah sağlık ve afiyet versin,inşllah.

 Beş yıl önce 15 Temmuz gecesi vermiş olduğumuz

 251 ŞEHİDİMİZİ Rahmetle anıyor, GAZİLERİMİZE saygılar sunuyorum.

                                

                                   Sizlere Minnettarız.

Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez.

 Vatan Güvende Şehitler Yüreğimizde.

Vatan söz konusu ise gerisi teferruattır.

Türk Yurdunda ve Türk Bayrağı Altında Kıyamete Kadar Kardeşçe

 Yaşamak Hepimizin İdeali Olmalıdır.

 15 Temmuzu unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

 

 

 

 

16 Mayıs 2021 Pazar

Kur’an ayetleri aydınlatıyor-8

                         Kur’an ayetleri aydınlatıyor

                             Yahudilerin Zulmü

Allah insanları yaratırken onlara hür bir irade vermiştir. İnsan iradesini istediği gibi kullanabilir. İnsan iradesini kontrol altına edebilmesi için akıl gibi bir nimetle yaratılmıştır.

İnsanı yöneten aklıdır. Akıllı insan yapılması gereken şeyleri bilir. Nelerin iyi nelerin kötü olduğunu, faydalı olan ile zararlı olanı ayırt eden en önemli şey akıldır.

Allah’ın  insanoğluna  verdiği akıl ve irade yanında bir de nefis vermiştir.

Nefis akıl ve iradeyi hakimiyetine aldığında o zaman insanın yaptıkları kötü ve zararlı olur.

Aklı kontrol altına almak için Yüce Allah insana vahiy göndermiştir.

Allah insanoğlu için gerekli olan ve akla yol göstermek için peygamberler ve kitaplar göndermiştir.

Kutsal metinler insanlar tarafından tahrif edilmiş ve bozulmuştur.

Allah her zaman yeni mesajlarını Peygamberleriyle iletmiştir.

En son iletmiş olduğu İslam mesajı hiçbir değişikliğe uğratılmadan kıyamete kadar devam edecektir. Allah bu durumu taahhüt etmiştir.

Allah Kur’an-i Kerim’de insana gönderdiği mesajda hiçbir varlığa zarar verilmemesini herkesin helal daire içinde yaşaması gerektiği bildirilmektedir.

Allah’ın canlılara vermiş olduğu en önemli nimet yaşama hakkıdır.Ama bu hakka bazı insanlar ve  bazı topluluklar engel olmaktadır.

Tarihten günümüze insanlar bir birlerinin hakkına müdahale etmektedir.

Milyonlarca insan haksızlığa uğratılmış yerleri ve malları alınmış ve hatta yaşamlarına son verilmiştir.

Tarihin sayfaları karanlıklarla doludur. Bunlar leke değil bir pisliktir.

Uygur  Türklerine uygulanan Çinlilerin zulmü, Müslüman Türklere uygulanan Bulgar zulmü, Yunan Zulmü, Bosna ve Kosova’da Müslüman Boşnaklara uygulanan Sırp zulmü, Ermenilerin Karabağ'da Azeri Türklerine yaptıkları Zulüm, , Kerkük Türklerine uygulanan asimilasyon ve zulüm, Çeçenlere yapılan Rus zulmü, Halepçe de  yapılan zulüm, Kırım Türklerine yapılan zulüm, Arakan’da Müslümanlara yapılan zulüm, diğer Afrika ülkelerinde uygulanan zulümler, Mısır halkına uygulanan baskı ve zulüm, Suriye'deki iç savaş ile yaşanan sıkıntılar  ve  İsrail’in Gazze ve Filistin’de Müslümanlara uyguladıkları zulüm  vb. diğer tüm ayrılıkçı ve baskıcı rejimlerin uygulamaları tarihimizde hep kara sayfa olarak kalacaktır.

 Bugünlerde gündeme gelen İsrail zulmü, maalesef Ramazan ayı ve Ramazan bayramı demeden devam etmektedir.

Filistinlilerin en doğal hakkı olan evlerinde ve topraklarında yaşam hakları herkesin gözleri önünde Yahudiler tarafından alınmaktadır.

Yüce Allah Yahudiler hakkında Kur’an’da insanlığı şöyle aydınlatmaktadır.

Yüce Allah şöyle buyurur:

Yahudiler dediler ki: "Allah'ın eli bağlıdır." Kendi elleri bağlandı/elleri bağlanasıcalar! Söylemiş oldukları yüzünden lanetlendiler. Söylediklerinin aksine, Allah'ın iki eli de alabildiğine açıktır; dilediği gibi bağışta bulunur. İnan olsun ki, Rabbinden sana indirilen, küfür ve taşkınlık yönünden onları iyice azdıracaktır. Onların arasına, ta kıyamet gününe kadar düşmanlık ve nefret atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürür de onlar yeryüzünde yine bozgunculuğa koşarlar. Ama Allah, bozguncuları sevmez.”( Mâide Suresi 64. Ayet)

Yahudiler yeryüzünde fitne fesat çıkarmakla kalmayıp peygamberi bile  öldürmüşlerdir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“…Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.”( Bakara Suresi 61. Ayet)

Yaşadığımız bu çağda Yahudilerin haksızlıkları ve hadsizlikleri  ne zaman son bulacak?

Yapılan zulüm ve işkenceler hepimizin içi yakmaktadır.

Yahudilerin Filistinli Müslümanlara uyguladıkları zulüm ve haksızlıkları karşısında İslam alemi kınama dışında bir icraat yapmamaktadır.

Bu konuda Arap alemi her zaman sınıfta kalmıştır. Şimdi de olduğu gibi hiçbir zaman elleri kıpırdamıyor.

Elbette Allah bunun hesabını herkesten soracaktır.

Yapılan haksızlık ve zulüm kınama ile geçiştirilemez Bazı adımlar atılmalıdır.

Türk Milleti öncülüğünde güçlü bir birlik içinde olunmak şartıyla bu ve benzeri zulümlere son verebiliriz.

Tüm dünyada yapılan haksızlık ve zulümlerin çözümü için;

Yüksek sesle söylüyoruz:

Dünya Beşten Büyüktür

Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

 

1 Mayıs 2021 Cumartesi

AYIN SÖZÜ

                        

          Ayın Seçme Sözü ve Yorumu



“İstanbul elbette alınacaktır. Onu fetheden komutan ne

 güzel komutandır. Onun askeri ne güzel askerdir.”

(Ahmed bin Hanbel, Müsned; c.4, s.335)

Mayıs ayında İstanbul’un  Türkler tarafından fethedilmesi

 nedeniyle bu ayın sözünü İstanbul’un fethiyle ilgili Sevgili

 Peygamberimizin müjdesi olan hadisini seçmiş

 bulunmaktayız.

İstanbul’un fethi dünya tarihinde çok önemli bir yer tutar.

 İstanbul’un fethiyle Fatih Sultan Mehmet Han yeni bir çağ

 açmıştır.



İstanbul Türkler ve Müslümanlar için önemli bir simge şehir

 olmuştur. İstanbul’un fethiyle Türk ve İslam birliği güçlenmiştir.

İstanbul’un fethiyle Anadolu artık ebed müddet Müslüman

 Türklerin ana yurdu olmuştur.

Ve yine Allah’ın izniyle, Anadolu ebed müddet ana yurdumuz

 olarak kalacaktır.

Bugün ve her zaman ülkümüz şudur: “Devlet Ebed Müddet”

 dir.

İstanbul’un fethi yıl dönümlerinde de milletimizin birlik ve

 beraberliğinin ne derece önemi olduğunu  bir kez daha

 hatırlamış oluyoruz.

Peygamberimizin müjdesine mazhar olan milletimiz için

 İstanbul’un alınması kadar korunması da o kadar hatta daha

 fazla önem arz etmektedir.



İstanbul’u korumak, yurdu korumaktır. Yani vatanı korumaktır.

Vatanı sevmek ve korumak bizim için imanın gereğidir.

İman bir Müslümanı bu dünyada ve ebedi alemde sonsuz

 mutluluğa erdirir.

İstanbul’u korumak ve İstanbul’u Türk ve İslam şehri olarak

 yaşatmak ta Türk Milletinin ülküsüdür.

 Bu ahirette kurtuluşumuzu sağlayacak imanımız gibi

 önemlidir.

Allah göstermesin; Vatansız olmak çok kötü bir durum.

 Vatansız olmak din ve imansız olmak gibi.

Bağımsız vatanın yoksa din ve inancın da başkalarının

 müsaadesinde kalacaktır. Din ve imanda özgürlük esastır.

 İman zoru ve esareti kabul etmez.

İman isteyerek ve gönülden olur. Bundan dolayıdır ki,

 İstanbul ve tüm vatanımız bağımsız olarak, kıyamete kadar

 bizim olacaktır.

“Devlet Ebed Müddet”

“Söz Konusu Vatan İse Gerisi Teferruattır”

 

Efkan VURAL

 

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

25 Mart 2021 Perşembe

Muhsin YAZICIOĞLU Anısına

 

                Muhsin Yazıcıoğlu




 Vefatının 12. Sene-i devriyesinde Muhsin YAZICIOĞLUNU

 rahmetle anıyor, mekanının cennet olmasını Allahtan diliyorum.

Türk siyasetinin öncü isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart

 2009 tarihinde  yaşanan bir helikopter kazasında hayatını

 kaybetmişti.

O karlı ve soğuk günde kulaklarımızı çınlatan Muhabir İsmail

 Güneş’ın telefon konuşmasını ve ölüme yolculuğunu anımsıyoruz.

Kaza Haberini  duyan tüm vatandaşlarımız hüzne boğuldu. Kurtarma

 çalışmalarında kaza yerine uzun zaman sonra varılması ve  başarı

 sağlanamaması hepimizin içinde bir yara  ve bir de şüpheli bir ölüm

 bıraktı.

Muhsin Yacıcıoğlu, gönüllere taht kuran, herkesin gönlünü

 kazanmış, sağlam inançlı ve güven veren bir kişiydi.

Gençlerin İslam ahlakıyla ahlaklanmasını ve sağlam imanlı

 olmalarını isterdi.

Şanlı Türk Milletinin  tarihteki yerinin bugünde yaşanabilmesi için

 çok çalışmamız gerektiğini savunurdu.

 Bu güzel insan herkesin gönlüne yer etmiş ve sevgisi her daim

 devam etmiştir.  Bizden sonra gelecek nesillerimize her zaman

 örnek olacaktır.


Gönüllerde taht kuran bu kıymetli insanın zihinlerde yerleşen ve

 dillerde terennüm edilen bazı önemli sözlerini sıralamak

 istiyorum:

 Önümüzde iki seçenek var: Ya ibret almayanlar gibi tarihin

 tekerrürüne seyirci kalacağız ya da bu ezberi bozacağız. Bizler

 ikinci yolu seçiyoruz.

 İnanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek

 başıma yürürüm.

 Zor yola kolay insanlarla çıkarsanız… Seni de satar, yolu da satar

 yolcuyu da satar!. Bu bayrak öyle bir bayraktır ki; içinde VATAN

 vardır, dökülen KAN vardır, iki CİHAN vardır, DİN vardır, İMAN

 vardır.

 Vatanı sevmenin çilesini biz çektik, edebiyatını onlar yaptı.

Türk ata bindiğinde Alparslan’dır, Yavuz’dur… Attan indiğinde ise

 Mevlana’dır, Yunustur…

İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak

 olmaya gerek yok.

Zindanmış bu karanlık oda ne gam! Bana imanımın ışığı yeter!

Bizim milliyetçiliğimiz ete, kemiğe, kana veya ırka değil, kültüre

 dayanır.

Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak söz konusu vatan ise;

 dünyanın şah damarını keseriz.

Namlusunu millete çeviren tanka selam durmam.

Bizim çocukları kitap okumak sıkar. O yüzden fikri tartışmalarda

 biraz zayıf kalırlar. Ama kavga var dersen, Ayrancı’dan Kızılay’a

 koşa koşa gelirler.

Bu ülkede dürüst olmak başa beladır ama o bela başımızın tacıdır.

Biz, Fatih Sultan Mehmed Han kadar Türk, Said Nursi Hz. kadar

 Kürdüz! Ve hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.

Vatanı sevmenin çilesini biz çektik, edebiyatını onlar yaptı.

Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne

 kadar zevkli bir başlangıçtır!

Bir elinde Bilgisayar, Bir elinde KUR’AN olsun.

Firavun’a karşı çıkmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir!

Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne

 kadar zevkli bir başlangıçtır!

İslam hassasiyeti olmayan milliyetçiliğin içi boştur.

Hayat böyledir dostum geçer beklemekle. Ümitlerin bittiği yerde

 abdest al ve sabahı bekle.

Zulüm Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım.

 

Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.

 

Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı

 tercih ederim.

Yönetenlerine güvensin bu millet dünyayı yerinden kaldırır.

Vatan aşkı maya gibidir. Sütü bozuklarda tutmaz…

Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu! Bana baskı sökmez! Bizim

 Allah’tan başka kimseden korkumuz yok.

Ben Avrupa Birliği kapısında zorlanan, aşağılanan Türkiye

 istemiyorum. Ben kendi medeniyetimle olurum. Ben yeniden Türk-

İslam medeniyetinin inşaatını istiyorum.


Vefatının 12.yıl dönümünde sizlere  Muhsin YAZICIOĞLU için

 söylenen bazı sözleri paylaşmak  istiyorum:

Türk siyasi hayatında iz bırakan, vatan ve millet sevdalısı bir dava

 adamı.

Kurtlar dağlarda ölür.

Büyük Reis Ruhun Şâd mekanın cennet olsun.

Sen yoksun biz hala üşüyoruz.

Milletin has evladı, iman ve mücadele adamı,

Mekanın cennet olsun koca yürekli adam

Ömür yürüyüşünü dümdüz bir hak çizgisine konuşlandırdı.

Türk Milliyetçilerinin Abisi.

 Ülkücülerin Yol Arkadaşı.

Tehditlere, şantajlara boyun eğmeyen, ne davasını ne de kendini

 satmayan O'dur.

Vatan için canımı seve seve veririm diyen O'dur

.Başına ne geldiyse Allah'tan bilip;Kahrın hoş lûtfun da hoş diyen

 O'dur.

 Bir yiğit adam, yürekli insan, iyi ki tanımışım, ne mutlu ki dostluk

 yapmışım dediğim adam. Siyaset dünyamızın ilkeli, namuslu, temiz

 kalmış ismi.

Her zaman birleştirici vasfı olan Yazıcıoğlu.

Yazıcıoğlu, duruşundan taviz vermeyen değerli bir siyasetçiydi.

Büyük bir vatansever, büyük bir vatan evladı, millet için çok acı

 çekmiş, ıstırap çekmiş büyük bir vatansever.

Milletimizin varlığı, birliği ve geleceği konusunda çok büyük

 hizmetler sunmuş bir dava insanı.

 Milletin gönlüne girmiş, sevgi ve saygı kazanmış er kişi.

Türk-İslam düşünce sistemi ve Türk milliyetçilik hareketinin büyük

 lideri,  çok iyi yetişmiş çok büyük mücadeleler vermiş, aziz bir

 evlat.

Muhsin başkan kendisini milletin birliğine, dirliğine, devletimizin

 sonsuza dek yaşamasına adamış değerli bir dava adamıydı. Çok

 sıkıntı, çok çile çekti ama hiçbir zaman bu davasından, ülküsünden

 taviz vermedi. O sıradan bir siyasetçi değildi. Yüzlerce, binlerce

 gencimize yeni ufuklar açmış, onları etrafında toplamış büyük bir

 dava adamıydı.

Türk siyaseti çok kıymetli, ahlak ve doğruluk simgesi, dürüst, örnek

 bir insanı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşamaktadır. Yeri

 doldurulamayacak, yokluğu her daim hissedilecektir.

Milletimiz yiğit bir evladını, ülkemiz dürüst bir siyasetçisini,

 gençliğimiz doğru bir liderini kaybetmiştir.

"Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi

Sana ulaşmak istiyorum"

 Ruhun Şad Olsun, Mekanın Cennet Olsun.

 


Üşüyorum

Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır

Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum

Gözlerim parke parke taş duvarlarda

Açılıyor hayal pencerelerim

Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aşarak

Güvercinler ülkesinde dolaşıyor

Bir çeşme başı arıyorum

Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp

Mis gibi nane kokuları arasında

Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey

Güne gülümserken papatyalar

Dualar gibi yükselir ümitlerim

Güneşle kol kola kırlarda koşarak

Siz peygamber çiçekleri toplarken

Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Durun kapanmayın pencerelerim

Güneşimi kapatmayın

Beton çok soğuk, üşüyorum…

Muhsin Yazıcıoğlu


Yazıyı Düzenleyen:

Efkan VURAL