20 Haziran 2021 Pazar

Kur'an-ı Kerimden Mesaj Var-42

                                    Birkaç  saatlık Dünya Hayatı

İnsanoğlu doğar büyür yaşar ve belli bir zaman sonra dünya hayatını terk eder.

İnsanın dünyada kalma ve hayatını yaşama  zamanını tayin etme, kendi elinde değildir. Bazılarımız doğmadan, bazılarımız genç yaşta, bazılarımız orta yaşlarda, bir kısmımız da yaşlı olduğumuz zamanlarda ömrümüzü tamamlayarak, bu dünyayı terk ederiz.

Bu durum “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti gereği gerçekleşmektedir. (Âl-i İmrân Suresi 185. Ayet)

Hiçbir kimse dünyaya kazık çakıp kalamayacaktır. Hepimiz bir yolcu misali istasyonumuz geldiğinde oradan inerek treni terk edeceğiz.

Dünya hayatını geçirip buradan ayrılıp, öteki aleme geçiş yaptığımızda orada yeni bir hayat başlayacak. Orada yani ahirette yaşam sonsuz olacaktır. Ahirette başlayacak hayatın yanında bu dünyada yaşadığımız hayatımız birkaç saatlik yaşadığımız bir hayat olarak anımsanacaktır.

Bu konu ile ilgili Allah’ın Kur’an’ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 

“Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.” (Nâziât Sûresi,46. Ayet)

Bu birkaç saatlik  olarak anımsanan dünya hayatımız kısada olsa sonsuz ahiret hayatının kazanılmasını sağlayacak çok önemli bir andır.

Bu dünya  hayatı  sınav anı gibidir. Bu öyle sınav ki, bu sınava bir kere girme şansınız var. Bu sınavı kazanmak zorundasın.

İşte yaşantımızda sonsuz olan ahiret hayatını kazanmak için bize sunulan ömür çerçevesinde sınavımızı başarmak zorunda olduğumuzu fark etmeliyiz.

Çok uzun yaşasan da çok kısa yaşasan da önemli olan asıl ebedi hayatı hak edebilmektir.

İnsanın çok yaşaması uzun ömürlü olması elde ettiği bir başarı değildir. Dünyada ne kadar uzun kalırsan kal. Bu öldükten sonra kısa bir süre olarak algılanacak. Önemli olan insanın dünya hayatında imanlı olarak yaşayıp güzel şeyler yapmasıdır. Ve yine imanlı olarak göç edebilmek önemlidir.

 İmanlı olabilmek için İslam dini üzerinde olmamız şarttır. Allah’a ve Peygamberi Hz.Muhammed’e inanmalıyız.  Hz.Muhammed’in Allah’tan aldıklarına yani Kur’an’a inanmak,imanın diğer şartlarına inanmak, Kur’an ve sünnete uygun bir hayat yaşamaktır önemli olan. Uzun veya kısa ömürlü olmak değil.

Güzel ahlak üzerine olabilmek ve ahireti kazanabilmektir, mesele….

Ne mutlu şu kısacık dünya hayatını anlamlı geçirenlere.

Ne mutlu iman ehli olup, imanlı olarak göç edenlere.

Ne mutlu Allah’ın kendisinden razı olanlara.         

 Ne mutlu ebedi hayatını kazananlara…

Efkan VURAL

Efkan VURAL

 Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:

 

18 Haziran 2021 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

   Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:



“Hiçbir evlât, babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse, babalık hakkını (ancak o zaman) ödemiş olur.” 

             (Müslim, İtk, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120; Tirmizî, Birr, 8/1906).






Diyanet İşleri Başkanlığının 18.06.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:MÜSLÜMAN ŞAHSIYETİ

 

müslüman şahsiyeTİ




Muhterem Müslümanlar!


İslam, insanı şahsiyetiyle inşa eden bir dindir. İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine, varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde cevaplarını bulur.

Aziz Müminler!

Müslüman şahsiyetini oluşturan en önemli imkân, dünyayı ve ahireti anlamlandıran imandır. İman, kişiyi kulluk yolculuğundaki savrulmalardan koruyup ebedî mutluluğa ulaştıran en büyük hazinedir.

Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer, zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslümanın ayırt edici vasfıdır. Bu sebeple Müslümandan beklenen imanının göstergesi olan ibadetlere ve güzel ahlaka yönelmesidir. Çünkü ibadet, onun yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır.

Aziz Müminler!

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”[1]

O halde bize düşen, Peygamber Efendimizin örnekliğinden bir an olsun ayrılmamaktır. Tıpkı onun gibi, temelinde tevhid olan, ibadetlerle mayalanan, ahlakla olgunlaşan bir duruş sergilemektir. İslam’ın izzet ve şerefini kuşanmak, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir karaktere sahip olmaktır. Daima hayrın peşinde koşmak, hayırlı işlerde yarışmaktır. Haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemektir. Başta anne ve babamız, eşimiz ve çocuklarımız olmak üzere hayat bulan her cana şefkat ve merhametle davranmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği bir Müslüman”[2] olabilmek için gayret göstermektir.

Hutbemi Yüce Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum: 

“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilen cennetle sevinin!’”[3]



[1] Ahzâb, 33/21.

[2] İbn Hanbel, VI, 22.

[3] Fussilet, 41/30.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

14 Haziran 2021 Pazartesi

HAFTANIN AYETİ

 Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:


اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ

وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ


"Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir."

                     (Hac Sûresi,35. Ayet)

13 Haziran 2021 Pazar

İslam Öğretisi-18

 İslam Öğretisi-18

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-14

Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz  ismini  açıklamaya devam ediyoruz.

70-MUKTEDİR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muktedir’dir.

Sözlükte “gücü yetmek; ölçü ile yapmak, planlamak” mânalarındaki kadr (kudret) kökünden  türemiş bir sıfat olup “gücü yettiği fiilen sabit olan” demektir

El-Muktedir: Allah her şeyi yapabilecek güçtedir.

El-Muktedir: Kuvvet ve kudret sahibi olan mutlak güç sahibi O'dur.

Muktedir; tam bir kudret sahibi; her şeye gücü yeten demektir.

Allah, her şey’e karşı mutlak ve ekmel surette Kâdirdir. Her şey’e kâdir olduğu içindir ki, dilediği şey’i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır.

Allah, kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir. O’nun “Kâdir” oluşu, istediğini, istediği anda ve istediği şekilde yaratma gücüne sahip olması demektir. “Muktedir” olması ise, bilfiil gücünü yarattıklarında göstermesidir.

Muktedir, gücünü fiillerle ortaya koyup gösterendir. Allah’ın gücü yettiği halde yapmadığı nice fiilleri vardır. Eğer dilerse bunları yapabilir. O, dilediğini yapandır, Hiç  kimse O’na mani olamaz. hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. Kudreti her şeyi kuşatan O’dur. 

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“…Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.”(Kehf Suresi 45. Ayet)

“Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.”( Kıyamet Sûresi,40. Ayet)

“Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” ( En’âm Suresi 103. Ayet)

“Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.” (Kamer Suresi 42. Ayet)

“Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

( Ahkaf Sûresi(46) 33. Ayet)

De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".( Âl-i İmrân Suresi 29. Ayet)

71-MUKADDİM

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Mukaddim’dir.

Sözlükte “öne geçmek, önde bulunmak” anlamındaki  mukaddim “öne geçiren, öne alan” demektir. Allah’a nispet edildiğinde “dilediği şeyi öne alan, önde bulunduran” mânasına gelir.

El-Mukaddim: Dilediğini öne geçirir.

El-Mukaddim: Dilediğini öne alan O'dur.

El-Mukaddim: Dilediğini ileri alan da O'dur. Öne geçiren de O'dur.

Allah Teâlâ, dilediği şeyi veya kimseyi öne alan, önde bulundurandır. Allah’ın daveti geneldir. Fakat hidâyet ettikleri davete uyar, ileri gider. Hidâyet etmedikleri geri kalır. Allah’ın emir ve yasakları bütün kullar içindir. Fakat Allah’ın muvaffak ettikleri bunlara uyar, yükselir; muvaffak etmedikleri geride kalır. O hâlde hem akıl ve irâdemizi Allah’a îmân ve itâat yönünde kullanmalı, hem de Allah’tan hidâyet istenmelidir.

Yüce Allah, istediği kimseleri öne geçirir. Bu öne geçirme dini konularda olduğu gibi yaradılış ve maddi konularda da olur. Yüce Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Kimine zenginlik vermiştir, kimine vermemiştir.

Mukaddim ve Muahhir isimlerini birlikte kullanarak dua etmek  uygun olur. Bu iki ismi birlikte zikretmek, ayrı zikretmekten daha güzeldir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yûnus Suresi 49. Ayet)

De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe Suresi 30. Ayet)

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl Suresi 61. Ayet)

“Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.” (Hicr Suresi 5. Ayet)

 

72-MUAHHİR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muahhir’dir.

“Geriye bırakmak, geride tutmak” anlamındaki te’hîr kökünden sıfat olan muahhir “geriye bırakan, erteleyen” demektir.

 İstediğini geri bırakan, geciktiren, istediğini geri alan demektir.  Dilediğini geri bırakan, erteleyen. Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan. 

El-Muahhir: Dilediğini geri koyan.

El-Muahhir: Dilediğini sona bırakır.

El-Muahhir: Dilediğini arkaya bırakan O'dur.

El-Muahhir: Dilediğini geri bırakan. Tehir eden O'dur.

Allah Teâlâ, hikmeti gereği geri bırakılması gerekenleri geri bırakır. El Mukaddim ismi ile el-Muahhir simi esasen  beraber değerlendirilmelidir.

 Bazen Allah Teâlâ, kulların istediklerini bir hikmeti gereği geri bırakır. Her şeyin bir hikmeti vardır. İmtihan dünyasında olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.” (Hicr Suresi 5. Ayet)

“Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim Sûresi,42.Ayet)

“Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.”(Fâtır Suresi 45. Ayet)

“Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka «Onun gelmesini engelleyen nedir?» derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.” (Hûd Suresi 8. Ayet)

73-EVVEL

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Evvel’dir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hadîd sûresinin 3. âyetinde âhir ile birlikte Allah’a nispet edilir. Bu âyetteki konumuna göre evvel “varlığının başlangıcı olmayan”, âhir de “varlığının sonu bulunmayan” demektir.

Evvel: Allah Teâla kadîmdir, ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur; O her şeyin başlangıcı ve başlatıcısıdır.

El-Evvel: İlk olan. Başlangıcı olmayan. Varlığının başlangıcı yoktur. O her şeyden önce var olup, başlangıcı olmayan, kendisinden önce hiçbir varlık bulunmayan demektir.

Allah Teâlâ, bütün varlıklardan öncedir. Varlığının bir evveli, başlangıcı yoktur. O, kadîmdir, ezelîdir. Varlığı kendi zâtıyladır. Bütün varlıklar varlığını O’ndan almaktadır. Yaratmayı başlatan O’dur. “Evvel” ismini “Âhir” ismiyle beraber değerlendirilmelidir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

“O, Evveldir (başlangıcı olmayandır) ve Âhirdir (sonu olmayan, ebedi olandır). Zahirdir (varlığı fillerinin etki ve sonuçlarından bilinendir). Batındır (zatının hakikati ve mahiyeti gizli olup duyularla kavranamayan ve gözlerle görünemeyendir). O, her şeyi en güzel biçimde bilendir.” (Hadîd Suresi 3. Ayet)

74-ÂHİR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Âhir’dir.

Âhir; varlığının sonu olmayan demektir.

“Son” mânasına gelen âhir, esmâ-i hüsnâdan biri olarak Kur’an’da bir âyette geçer ve “ilk” mânasındaki evvel ilebirlikte Allah’a nispet edilir.

Âhir kelimesi, “Allahım! Sen evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktur ve sen âhirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur” anlamındaki sözlerle başlayan Hz. Peygamber’in bir münâcâtında da esmâ-i hüsnâdan biri olarak kullanılmıştır. (Müslim, “Ẕikir”, 61; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 109)

Evvel “varlığının başlangıcı olmayan” yani “ezelî olan”, âhir de “varlığının sonu olmayan” yani “ebedî” mânasına gelir.

Esmâ-i hüsnâdan olan bâkī de âhire yakın bir anlam taşır. Evvel ve âhirin bu karşılıklı mânaları sebebiyledir ki bunlar tek başlarına değil ikisi birlikte Allah’a nispet edilir.

Allah Teâlâ, varlığı devamlı olandır. Varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Allah, eşyanın evveli olması bakımından “Evvel”dir. Eşyanın sonu Allah’tan olması bakımından da “Âhir”dir. “Âhir” ismini, “Evvel” ismiyle beraber değerlendirilir.

 

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“O, Evveldir (başlangıcı olmayandır) ve Âhirdir (sonu olmayan, ebedi olandır)...”

(Hadîd Suresi 3. Ayet)

“…O’nun zâtından başka her şey helak olacaktır…” (Kasas,88),

“Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.” (Rahmân, 26,27)

Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarını öğrenerek O’nu tanımak ve O’na kulluk etmek mü’minin dünyaya gönderiliş amacıdır.

Bu amaca uygun olarak Allah’ın isimlerini anlamlarını bilerek öğrenip bu isimlerle Allah’a dua etmeli ve buna göre hayatımızı düzenlemeye çalışmalıyız.

(Bu yazı, Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)

Efkan VURAL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12 Haziran 2021 Cumartesi

HAFTANIN HADİSİ

                  Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:


كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ


Her insan hata eder.

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

(Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 3)

11 Haziran 2021 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 11.06.2021 Tarihli Cuma Hutbesi:AILEMDE MERHAMET VE HUZUR VAR

      ailemde MERHAMET ve huzur var




Muhterem Müslümanlar!


Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Rahmet Elçisi (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Merhamet edene Rahmân da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”[2]


Aziz Müminler!


Yüce Allah, varlıkların en kıymetlisi olan insanoğlunu dünya hayatında yalnız bırakmamış, ona aile olmayı lütfetmiştir. Aile, insanoğlunun ruhuna huzur, sükûnet ve şifa veren bir nimettir.

 Yüce Rabbimizin rahmeti ile korunan; sevgi, şefkat ve merhametle güzelleşen bir kurumdur. Kadının erkeğe, erkeğin kadına hâsılı bütün aile fertlerinin birbirine emanet edildiği sıcak bir yuvadır. Aile, toplumun çekirdeği ve özüdür. Bunun içindir ki aile kurmak, aynı zamanda bir toplum inşa etmektir.


Kıymetli Müminler!


Aile kurmak kadar aile olmak da önemlidir. Aile

 olmak, aynı duygu ve düşünce dünyasında

 buluşmaktır. Allah’ın rızası doğrultusunda bir

 ömrü paylaşmaktır. Sadece bu dünyada değil

 ahirette de bir arada olacağı bilinciyle

 yaşamaktır.

Aile olmak, aileyi ayakta tutan değerlere sımsıkı sarılmaktır. Aileyi ayakta tutan değerlerin başında ise merhamet gelmektedir. Rabbimizin “Rahmân” isminin tecellisi olan merhamet; yaratılanı, Yaratandan dolayı sevmektir. Merhamet, hiçbir canı incitmemek ve hiç kimseden incinmemektir. Merhamet; paylaşmaktır, affetmektir ve hoş görmektir. Merhamet, yufka yürekli olmak, sevgi diliyle konuşmaktır.


Değerli Müminler!


Günümüzde yüreklerimizi ve vicdanlarımızı merhametle eğitmeye ne kadar da muhtacız. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu tavsiyesine kulak vermeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır. İçinizde ailesine karşı en hayırlı olan da benim.”[3]

O halde Allah’ın emri Peygamberimizin sünneti

 üzere kurduğumuz yuvalarımızı huzurla

 buluşturmak, aile olmak ve aile kalmak için

 gayret gösterelim. Sevgiyle mayalanan aile

 ocağımızda gönül dilini, nezaketi ve adaleti

 hâkim kılalım. Ailemizin her bir ferdinin,

 özellikle çocuklarımızın ve yaşlılarımızın

 merhamet pınarından kana kana içmesine vesile

 olalım. Hanemiz, merhamet rehberimiz Allah

 Resûlü’nün aile saadetinden izler taşısın. Hep

 birlikte, aileden başlayıp topluma yayılan

 merhamet medeniyetini yeniden inşa edelim.



[1] Rûm, 30/21.

[2] Ebû Dâvûd, Edeb, 58.

[3] Tirmizî, Menâkıb, 63.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK: