Efkan Vural'ın Yazıları
2 Mart 2020 Pazartesi
İDLİB'DE BAHAR KALKANI HAREKATI
İdlib Bahar Kalkanı Harekatı
2011 yılından buyana
Suriye’de iç savaş tüm şiddetiyle
devam etmekte. Dokuz yıldır Suriye devlet başkanı Beşar Esad, isyanları
bastırmak ve muhalifleri sindirmek için sivil,çocuk,kadın,erkek, yaşlı,hasta ve
engelli demeden vurup geçmektedir.
Direnenlere göz açtırmayan Suriye rejim güçleri Rusya ve
İranı da yanına alarak kendi halkına
bombaları yağdırmaktadır. Üstelik kimyasal ve varil bombaları da kullanmaktadır.
Suriye’deki ateş ve yangından kurtulmak isteyen milyonlarca Suriyeli
mülteci ülkemize sığınmıştır. Sığınmacı Suriyelilerin sayısı 4 milyonun
üstündedir.
Elbette milyonlarca Suriyelinin ülkemizde bulunması bir
çok sorun ve sıkıntı oluşturmaktadır. Milletimizin iyi niyeti ve kardeşlik anlayışıyla Suriyelileri kabullenmiş ve bağrına
basmış bulunmaktadır. Ancak bu kadar
yeter artık!
Ülkemiz yeni göç
akınlarına müsade etmeyecektir. Çünkü bu konudaki istiap haddi dolmuştur.
Ülkemiz baştan beri Suriye meselesine ilgisiz
kalmamıştır. Yanıbaşımızda oluşan bu
karışıklık ve yangını n sonlandırılması
için Türkiye sahada ve masada varlığını
göstermektedir.
Suriyede çok önemli harekatlar yaptık. Bunlar: “Fırat
Kalkanı”, “Zeytin Dalı Harekatı”, ve “Barış Pınarı Harekatı” . Bu
harekatlar Türk askerinin başarılarıyla
devam etmiştir.
Zalim Suriye Rejimi sorumlusu Esad, Suriye iç savaşını
İdlib üzerine taşıyarak düğümledi. Bu
düğümün çözümlenmesi çok zor olacaktır.
Bu güne kadar çok kan aktı. Milyonlarca Suriyeli
yerlerinden edildi.
İdlib’teki bu zülme engel olmak ve İdlibe yuvalanan
terör örgütleri Türkiye için büyük bir tehdit
teşkil etmektedir.
Rejimin ve Rusya’nın
saldırılarıyla İdlib halkı perişan oldu. Binlerce İdlip’li
Türkiye sınırına doğru ilerlemektedir.
Suriye’de güvenli bölge oluşturmak,gözlem kulelerini
korumak,Suriyelilerin ülkemize yapacakları göçü önlemek,zulme uğrayan
Suriyelilerin kurtulması, ülkemizin
güvenliğini korumak ve sınırlarımızın güvenliğini sağlamak için
TSK, İdlibde büyük bir askeri yığınak
yapmıştır.
Askerlerimizin bulunduğu yerlerden Rusya’nın heberi
olduğu halde,Rus ve rejim güçleri hava saldırısıyla kalleşçe askerlerimizin
bulunduğu yeri bombalayarak, 33 kahraman
askerimiz şehit oldu. Bu saldırıyla Türk askerinin gözünü korkutacaklarını
zannettiler.
Türk Silahlı Kuvvetleri şehitlerimizin kanını yere
bırakmamak için,bir çok rejim unsuru yerle bir edilmiştir.
İşte Türk Ordusunun başlattığı bu büyük harekata “Bahar
Kalkanı Harekatı” adı verilmiştir.
Bu harekatla Türk ordusu şehitlerimizin kanını
yerde bırakmadı. Bu güne kadar Suriye’de ordumuz böylesi bir harekat
yapmamıştı. Rejim güçlerine ve tüm unsurlara büyük kayıplar verdirmiştir. Rejim
unsurları neye uğradığını
anlayamamıştır. Türk ordusunun gücü karşısında şaşkına uğramıştır. Hava
sahasının kapalı olmasına rağmen SIHA ve İHA’ larla nokta atışlar yapılarak rejim hedefleri yerle bir edilmiştir.
Bahar kalkanı harekatının ilk günlerinde Rejim
unsurlarına verilen kayıpların şöyle olduğu bildirilmektedir: 1İHA,8
helikopter,103 tank,19 zırhlı personel taşıyıcı,72 top/obüs,3 hava savunma
sistemi, 15 tanksavar/havan,56 zırhlı araç,9 mühimmat deposu,2 uçak ve 2212
rejim askeri ve unsuru etkisiz hale
getirilmiştir.
İdlibde düzenlenen
“Bahar Kalkanı Harekatı” ile Türk Devleti ve Türk Ordusu şunu dillendirmek
istemiştir:
1-Türk askerine yapılacak bir saldırı asla karşılıksız
kalmaz. Çok daha fazlasıyla karşılık verilir.
2-Şehitlerimizin kanı yerde kalmamıştır.
3-Şehitler Türk Milleti için en üstün “Manevi Değerdir.”
Şehitler vatanın tapusudur.
4-Türk ordusu bölgesinde dünyanın en büyük ve en donanımlı ordularından biridir.
5- Türk ordusu dosta güven, düşmana korku verir.
6-Türk Ordusu,
T.C. Devletinin bölünmez bütünlüğü ve Türk Milletinin Güvenliği ve huzuru için gece gündüz demeden her zaman hazır ve nazırdır.
7-Türkiye,Suriye’de iç karışıklık istememektedir.
8-Türkiye Suriye’nin her zaman toprak bütünlüğünü
savunmaktadır.
9-Türkiye Suriye’de hiçbir terör yapılanmasını
istememektedir. Tüm terör unsurlarının yok edilmesi için sonuna kadar mücadele edecektir.
10-Türkiye, Suriye topraklarında başka devletçiklerin
oluşmasına müsaade etmez. Suriye’de verilen mücadelenin en önemli sebeplerinden
biri de budur.
11- Türkiye Suriye’nin bölünmesini istemez. Suriyelilerin
demokratik yolla kendi hür iradeleriyle yönetilmelerini ister.
Bilinmelidir ki,Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye’de
bulunma nedeni kendi bekamız içindir.
Yukarıda sıraladığımız maddeler de bekamız için
önemlidir.
Bölgemizde güçlü devlet olmak istiyorsak, bunları yapmak
veya yaptırmak zorundayız.
İdlib bir düğüm olmuştur. Bu düğümü en güzel Türkiye
çözebilir.Türkiye, Kendi bekamız ve insanlık için bunu yapacaktır.Taraflar
Türkiyenin önerilerini dikkate almalıdır.
İnşallah hem bekamızı sağlayacağız ve terör sorununu
bitireceğiz. Hem de mazlum Suriye’lilerin ızdırabını sonlandıracağız.
Aynı zamanda Suriyelilerin göçlerini durdurup,
ülkemizdeki sığınmacı Suriyelilerin kendi vatanlarına dönmeleri imkanını
sağlayacağız.
Bütün bunları Türkiye tek başına yürütmektedir.
Dünya Suriye’ye seyirci kalmaktadır.
Dünyanın bir çok gücü Suriyenin bu halinden memnun. Ciddi
bir adım yok. Hepsi kendi menfaatleri peşinde.
Bölünmüş ve zayıflamış bir Suriye İsrailin ekmeğine yağ
olacaktır. Bu durumda kukla Arap ülkelerini anlamak mümkün değil.
Bu savaşta herkes hesap verecektir. Başta Suriye rejim
sorumluları,Rusya,İran,ABD,Avrupa ,Birleşmiş Milletler , İslam ülkeleri başta
olmak üzere tüm ülkeler vicdanlarıyla sorumlu olacaklardır.
Dileriz Suriye’deki
bu durum,dünyadaki zulümlerin ve
soykırımın sonu olur.
Allah’ım şehitlerimize rahmet eyle…
Ordumuzu muzaffer eyle…..
Efkan VURAL
Efkan VURAL
28 Şubat 2020 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 28.02.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:HAK UĞRUNDA MÜCADELEMİZ, BİRLİK VE BERABERLİK RUHUMUZ
HAK UĞRUNDA MÜCADELEMİZ, BİRLİK VE BERABERLİK RUHUMUZ
مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا ا ه لٰلَّ عَلَيْهِِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَ ه ضى
نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُُۘ وَمَا بَدَٰلُوا تَبْد۪ي ل ا.
وَ قَالَ رَسُولُ ا ه لٰلّ صَلَٰي ا ه لٰلّ عَلَيْهِ وَسَلَٰمَ:
مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ الَٰلِّ هِىَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِى سَبِيلِ الَٰلّ
نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُُۘ وَمَا بَدَٰلُوا تَبْد۪ي ل ا.
وَ قَالَ رَسُولُ ا ه لٰلّ صَلَٰي ا ه لٰلّ عَلَيْهِ وَسَلَٰمَ:
مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ الَٰلِّ هِىَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِى سَبِيلِ الَٰلّ
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiş, şehit olmuştur. Bir kısmı da şehit olmayı beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kim Allah’ın sözü yücelip hâkim olsun diye savaşırsa o, Allah yolundadır.”[2]
Kıymetli Müminler!
Millet olarak dün olduğu gibi bugün de büyük badirelerden geçiyoruz, ağır imtihanlar veriyoruz. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında olduğu gibi bugün de vicdanı körelmiş, insafını ve insanlığını kaybetmiş güçlere, bizi tarih sahnesinden silmek isteyenlere karşı amansız bir mücadele veriyoruz. Yine dün olduğu gibi bugün de kadını erkeği, genci yaşlısı, hâsılı milletimizin her bir ferdiyle bayrağımızı indirtmeyecek, ezanlarımızı dindirtmeyecek, vatanımızı çiğnetmeyeceğiz.
Bizleri başarılı kılacak olan, Allah’a karşı sarsılmaz imanımızdır. Vatana, ezana, bayrağa ve bağımsızlığa sevdamızdır. Yüreğimizdeki şehitlik ve gazilik arzusudur. Bu öyle bir iman ve vatan aşkıdır ki, Cenâb-ı Hak, bu aşkla toprağa düşenleri şöyle müjdelemektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hâlde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”[3]
Değerli Müminler!
Mehmetçiğimiz, daima mazlumun yanında zalimin karşısındadır. Dünyanın iyiliği için cephede, insanlık adına siperdedir. Hakları ellerinden alınanların imdadına koşmak için seferdedir.
Mehmetçiğimiz,
وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
“De ki: Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.”[4] ayetine iman ederek, hakkın yanında batılın karşısında dimdik ayaktadır.
Mehmetçiğimiz,
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizlersiniz.”[5] ayetine gönülden bağlanarak zaferden zafere koşmaktadır.
Mehmetçiğimiz Peygamber Efendimizin,
جَاهِدُوا بِأَيْدِيكُمْ وَأَلْسِنَتِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ
“Ellerinizle, dillerinizle ve mallarınızla cihad edin.”[6] nebevi çağrısına uyarak düşmanın hayasızca akınına dur demektedir.
Aziz Müminler!
Terörden bunalan coğrafyalara barış, umudu tüketilmek istenen masumlara umut, huzuru kaçırılan mahzunlara huzur dağıtmak üzere sefere çıkan Mehmetçiğimiz, dün hain bir saldırıya uğradı. Acımız büyük, yüreğimiz buruktur. Şehitlerimizin ruhu şâd olsun. Milletimizin başı sağ olsun. Yüce Rabbim yaralılarımıza şifalar ihsan etsin. Bizlere bir daha böyle acılar yaşatmasın.
Şu hususu unutmayalım ki bizi biz yapan, bizi millet yapan değerlerimizin etrafında kenetlendikçe kazanamayacağımız hiçbir mücadele yoktur. Birlik, beraberlik ve kardeşlik şuurunu diri tuttukça, karşı koyamayacağımız hiçbir hain saldırı, elde edemeyeceğimiz hiçbir zafer yoktur. Hiç şüphemiz yok ki Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla hainlerin oyunları bozulacak, zalimlerin tuzakları ayaklarına, hileleri başlarına dolanacaktır. Dün olduğu gibi bugün de zafer, hakkın ve hakikatin yanında yer alan aziz milletimizin olacaktır. Kur’an’ın ifadesiyle, سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ “Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar.”[7]
Muhterem Müslümanlar!
Geliniz, şu icabet vaktinde ellerimizi semaya gönüllerimizi Rabbimize açalım. Hep birlikte Yüce Mevla’mıza niyaz edelim.
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.
Allah’ım! Kahraman ordumuza nusretini ve zaferini, cennet yurdumuza lütuf ve bereketini ikram eyle!
Allah’ım! Şehitlerimize merhametini, gazilerimize inayetini, milletimize şefkatini esirgeme!
Ya Rabbi! Ezanımızı dindirtme! Vatanımızı böldürtme! Bayrağımızı indirtme! Başımızı eğdirtme! Mehmetçiğimizin ayağına taş değdirtme!
Ya Rabbi! Birlik ve beraberliğimizi, sabır ve metanetimizi artır! Acılarımızı dindir, umudumuzu zafere eriştir! Âmin!
[1] Ahzâb, 33/23.
[2] Buhârî, Tevhîd, 28.
[3] Âl-i İmrân, 3/169-170.
[4] İsrâ, 17/81.
[5] Âl-i İmrân, 3/139.
[6] Nesâî, Cihâd, 48.
[7] Kamer, 54/45.
26 Şubat 2020 Çarşamba
21 Şubat 2020 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 21.02.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:ÜÇ AYLARIN MANEVİ İKLİMİNE YAKLAŞIRKEN
ÜÇ AYLARIN MANEVİ İKLİMİNE YAKLAŞIRKEN
َMuhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Rabbinizin mağfiretine ve genişliği göklerle yer kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”1
Okuduğum hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) bizlere şu duayı öğretiyor: “Allah’ım! Sen affedicisin, Kerîm’sin, affetmeyi seversin, beni de affet.”2
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimizin sayısız lütuf ve ihsanı ile ömrümüze bereket, ruhumuza sükûnet katan üç ayların gölgesi üzerimize düştü. Önümüzdeki Salı günü Recep ayına kavuşmuş olacağız. Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece ise inşallah Regaib gecesini idrak edeceğiz.
Bizleri bu manevi günlere ulaştıran Cenâb-ı Allah’a hamd ü senalar; ümmetine ibadet ve itaati, tevbe ve istiğfarı, dua ve niyazı öğreten Resûl-i Ekrem’e salat ve selam olsun.
Kıymetli Müslümanlar!
Üç aylar, gafletten uyanmanın, kulluk bilinciyle arınmanın adıdır. Üç aylar, her yıl heyecanla gelişini beklediğimiz nadide zamanlardır. İlahi rahmet ve mağfiretin varlık âlemini kuşattığı, müminlerin topluca ibadete yöneldiği aylardır.
Rabbimizin kulları için açtığı sonsuz lütuf kapılarının ilki Recep ayıdır. Bu ay, Cenâb-ı Hakk’a iman ve ilticamızın, Resûlüllah’a itaat ve muhabbetimizin nişanesidir.
Değerli Müminler!
Recep ayında, iki mübarek gece gönül hanemize misafir olur. Bunlardan biri Regaib gecesidir. Regaib, bütün istek ve arzularımızı Allah’ın rızasına bağlamaya çalışmak demektir. Bu gece, akıp giden hayatımızda asıl kazancımızın Rabbimize yönelmek, kulluk sözümüzü tutmak olduğunu bize öğretir.
Diğeri ise Sevgili Peygamberimizin ümmetine emaneti olan Mescid-i Aksa ile bütünleşen Miraç gecesidir. Miraç, maddi heveslerden manevi değerlere geçmeyi, fani olandan baki olana yücelmeyi bizlere hatırlatır.
Muhterem Müminler!
Recep ayından sonra, ruhen ve bedenen Ramazan’a hazırlandığımız Şaban ayı karşılar bizi. Şaban’ın ortasında parlayan Berat gecesi, kederden ve ilahi cezadan kurtulmanın, af ve afiyete kavuşmanın Allah’a kullukta gizli olduğunu hatırlatır bize.
Üç ayların sonuncusu, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş olan Ramazan-ı şeriftir. Ramazan; oruç, Kur’ân, infak, zekât, arınma ve tefekkür ayıdır. Ramazanın son günlerinde kadrini bilenler için bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihya ederiz. Ve nihayet Rabbimize itaatkâr bir kul olmanın mutluluğuyla bayrama erişiriz.
Aziz Müslümanlar!
Rabbimize gönülden bağlanmak, O’na hakkıyla ibadet etmek ve güzel ahlaka uygun bir hayat sürmek için üç ayları fırsat bilelim. Hata ve günahlarımıza tevbe edelim. Varsa kötü alışkanlıklarımızı terk edelim. Haktan ve hakikatten, iyiden ve güzelden yana yeni bir sayfa açalım. Mahzun gönüllere neşe ve sevinç taşıyalım. “Ben” duygusundan sıyrılıp “biz” olmanın şuuruna varalım. Böylelikle dünyada ve ahirette huzura erelim.
Bu vesileyle mübarek üç ayların ve Regaib gecesinin milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Cenâb-ı Hak, Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kılsın ve bizi Ramazan’a kavuştursun.
1 Âl-i İmrân, 3/133.
2 Tirmizî, Deavât, 84.
َMuhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Rabbinizin mağfiretine ve genişliği göklerle yer kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”1
Okuduğum hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) bizlere şu duayı öğretiyor: “Allah’ım! Sen affedicisin, Kerîm’sin, affetmeyi seversin, beni de affet.”2
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimizin sayısız lütuf ve ihsanı ile ömrümüze bereket, ruhumuza sükûnet katan üç ayların gölgesi üzerimize düştü. Önümüzdeki Salı günü Recep ayına kavuşmuş olacağız. Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece ise inşallah Regaib gecesini idrak edeceğiz.
Bizleri bu manevi günlere ulaştıran Cenâb-ı Allah’a hamd ü senalar; ümmetine ibadet ve itaati, tevbe ve istiğfarı, dua ve niyazı öğreten Resûl-i Ekrem’e salat ve selam olsun.
Kıymetli Müslümanlar!
Üç aylar, gafletten uyanmanın, kulluk bilinciyle arınmanın adıdır. Üç aylar, her yıl heyecanla gelişini beklediğimiz nadide zamanlardır. İlahi rahmet ve mağfiretin varlık âlemini kuşattığı, müminlerin topluca ibadete yöneldiği aylardır.
Rabbimizin kulları için açtığı sonsuz lütuf kapılarının ilki Recep ayıdır. Bu ay, Cenâb-ı Hakk’a iman ve ilticamızın, Resûlüllah’a itaat ve muhabbetimizin nişanesidir.
Değerli Müminler!
Recep ayında, iki mübarek gece gönül hanemize misafir olur. Bunlardan biri Regaib gecesidir. Regaib, bütün istek ve arzularımızı Allah’ın rızasına bağlamaya çalışmak demektir. Bu gece, akıp giden hayatımızda asıl kazancımızın Rabbimize yönelmek, kulluk sözümüzü tutmak olduğunu bize öğretir.
Diğeri ise Sevgili Peygamberimizin ümmetine emaneti olan Mescid-i Aksa ile bütünleşen Miraç gecesidir. Miraç, maddi heveslerden manevi değerlere geçmeyi, fani olandan baki olana yücelmeyi bizlere hatırlatır.
Muhterem Müminler!
Recep ayından sonra, ruhen ve bedenen Ramazan’a hazırlandığımız Şaban ayı karşılar bizi. Şaban’ın ortasında parlayan Berat gecesi, kederden ve ilahi cezadan kurtulmanın, af ve afiyete kavuşmanın Allah’a kullukta gizli olduğunu hatırlatır bize.
Üç ayların sonuncusu, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş olan Ramazan-ı şeriftir. Ramazan; oruç, Kur’ân, infak, zekât, arınma ve tefekkür ayıdır. Ramazanın son günlerinde kadrini bilenler için bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihya ederiz. Ve nihayet Rabbimize itaatkâr bir kul olmanın mutluluğuyla bayrama erişiriz.
Aziz Müslümanlar!
Rabbimize gönülden bağlanmak, O’na hakkıyla ibadet etmek ve güzel ahlaka uygun bir hayat sürmek için üç ayları fırsat bilelim. Hata ve günahlarımıza tevbe edelim. Varsa kötü alışkanlıklarımızı terk edelim. Haktan ve hakikatten, iyiden ve güzelden yana yeni bir sayfa açalım. Mahzun gönüllere neşe ve sevinç taşıyalım. “Ben” duygusundan sıyrılıp “biz” olmanın şuuruna varalım. Böylelikle dünyada ve ahirette huzura erelim.
Bu vesileyle mübarek üç ayların ve Regaib gecesinin milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Cenâb-ı Hak, Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kılsın ve bizi Ramazan’a kavuştursun.
1 Âl-i İmrân, 3/133.
2 Tirmizî, Deavât, 84.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):63-HAY
el-HAY
Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan
biri de el- Hayy'dır.
Sözlükte “yaşamak, diri ve
canlı olmak” anlamına gelen hayât (hayevân) kökünden sıfat olup “diri olan,
yaşayan” demektir.
El-Hay: Ebedi hayatla diri
demektir.
El-Hay : Daima diri olan,
her şeye hayat ve can veren, sonsuz, sınırsız bir hayatın sahibi olan, her şeyi
bilen ve her şeye gücü yeten, gerçek hayat sahibi olan demektir.
Hayy; diri,
canlı olan; ölmek şânından olmayan demektir.
Allah
Teâlâ, bütün hayatların kaynağıdır. Hep diridir.
Hiç bir şeyden gâfil olmayan, hata yapmayan,
kâinâtta kendisinden hiç bir şey gizli olmayan demektir.
Allah Teâlâ ölmez, daima hâzır ve
nâzırdır. Yaşayan mahlûkatın hayatını veren de O’dur. O olmasaydı hayattan eser
olmazdı.
Hay, her yönleriyle tam bir hayata sahip olan demektir.
İşitme, görme, güçlü ve irade sahibi olmanın yanında diğer zati sıfatlara da
sahip olan ve eksiksiz bir hayatın bütün anlamlarını kendinde toplayan
kimsedir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“O daima diridir; O'ndan başka
hiçbir tanrı yoktur. O halde dinde ihlâslı ve samimi kişiler olarak O'na dua
edin. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.”( Mü’min Suresi 65. Ayet)
“Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a
güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi
yeter.”(Furkân Suresi 58. Ayet)
“Allah, kendisinden başka ilah
olmayan bir Allah’tır. Hayy ve Kayyum’dur. (Diridir. Her şey O’nunla ayakta
durur. O kendi kendine yeterlidir.)” (Âl-i İmrân Suresi 2. Ayet)
“Bütün yüzler (insanlar), diri ve
her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise,
gerçekten perişan olmuştur.” (Tâ-Hâ Sûresi, 111. Ayet)
“Allah, O'ndan başka tanrı olmayan,
kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip
durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan
katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir,
dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve
yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”
( Bakara Suresi 255. Ayet)
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden
yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)
Efkan VURAL
14 Şubat 2020 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 14.02.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ BAĞ
Muhterem
Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce
Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Her kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse
şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte Resûl-i
Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kim,
Allah’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da o kimseye kavuşmayı arzu eder. Kim de
Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.”[2]
Aziz
Müminler!
Varlığımızın yegâne sebebi Allah
Teâlâ’dır. O’nun “Ol!” emriyle, gökler ve yer arasındaki bütün varlıklar dünya
hayatındaki yerini alır. Bizleri yoktan var eden; kudreti, ihsanı ve yardımı
ile yaşatan; nimet verip sınayan O’dur.
Sabah uyandığımız andan gece uykuya
varana kadar, aldığımız her nefeste, attığımız her adımda, verdiğimiz her
kararda Allah’a karşı sorumluluğumuz vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir
hadis-i şerifinde bu sorumluluğu şöyle anlatır: “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, kulların sadece O’na ibadet
etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır.” Bunu yaptıkları
takdirde, “Allah’ın kuluna azap etmemesi ve
onu cennetine koyması”[3] Cenâb-ı Hakk’ın mümin
kullarına vaadidir.
Değerli Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz, samimiyetle kendisine
iman eden kullarından razı olur. İmanında samimi olmak, gönülden ibadet etmeyi
ve güzel ahlâka uygun yaşamayı beraberinde getirir. Mümin, Allah Teâlâ’ya olan
muhabbetini, saygısını ve bağlılığını ibadetleri kadar, temiz ve nezih
davranışlarıyla da gösterir.
“Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” diye niyazda bulunsa, Rabbimiz de
“Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.”[4] müjdesiyle onu karşılar. Nitekim bir kutsi hadiste Sevgili Peygamberimiz, Cenâb-ı Hakkın şöyle buyurduğunu bize nakleder: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı ne ise öyleyim. Beni andığında onunla beraberim. O beni kendi başına anarsa, ben de onu kendi başıma anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim!”[5]
Kıymetli
Müminler!
İnsanoğlu kimi zaman nankör ve
bencil, kimi zaman da aceleci ve gafil davranabilir. Biz kuluz. Bazen
Rabbimizin bizi her an gördüğünü, duyduğunu ve bizden salih ameller beklediğini
unutabiliyoruz. Günaha düşüyor, bilerek ya da unutarak hata edebiliyoruz.
Yolumuzu kara bulutlar kapladığında, ayağımız kaydığında, gözümüze perde indiğinde
pişman olacağımız işler yapabiliyoruz.
Ancak ne olursa olsun yegâne
sığınağımız “merhametlilerin en merhametlisi” olan Yüce Allah’tır. O,
affedicidir, affetmeyi sever. Merhamet ve mağfiret kapısını son nefesimizi
verinceye kadar açık tutar. Kur’an-ı Kerim’de bize şöyle buyurur: “Ey kendilerinin aleyhine günahta
haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah
bütün günahları affeder. Doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”[6]
Kur’an bizi uyararak şöyle diyor: “Allah’ı unutan ve bu
yüzden de Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.”[7] Bu uyarıya kulak verelim. Rabbimizle aramızdaki kulluk
bağını özenle koruyup güçlendirelim. O’na hakkıyla ibadet edelim; yalnız
O’ndan yardım dileyelim. Rabbimize gönülden dua edelim. İşlediğimiz tüm
günahlarımıza tevbe edelim. Unutmayalım ki kim Rabbini unutur ve Onunla
arasındaki kulluk bağını koparırsa, Allah Teâlâ da onu rahmetinden
uzaklaştırır. Dünyada yüreğine korku salar, ahirette yüzüne bakmaz ve onu büyük
bir azaba uğratır.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



