13 Şubat 2020 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-11


Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-7


Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz ismini açıklamaya devam ediyoruz.
34- AZîM
Allah’ın isimlerinden biri de el-Azim’dir.
Azim,bir fiili işlemek yahut işlememek konusunda kesinleşmiş karar veya irade anlamındadır.
El-Azim, azamet ve büyüklük sahibi manasına gelmektedir. Allah-u Teâlâ Azim’dir. Hem zatında hem isim ve sıfatlarında azamet ve büyüklük sahibidir.
El-Azîm ; Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce.
Allah Varlık alemini sıfatlarının tasarrufuyla kuşatmıştır. Ezeli ve nurani ilmi ile varlıkları ihata etmiş olup; her şey O'nun ilmi dairesi içindedir. Hiçbir şey Allah’ın ilminin dışında kalması mümkün değildir. Onun ilminden hiç bir şey gizi kalmaz. Allah’ın İlmi gibi kudreti de büyüktür, yücedir. Zati olan kudreti sınırsızdır.
Allah’ın mutlak kudretine müdahale edecek hiç bir güç yoktur.
Yaratıcılıkta tektir, ortağı eşi ve benzeri yoktur. Eşyayı süratle ve kolaylıkla yoktan yaratır. İstediği her şeyi hemen yaratır. Allah bir şeyin olmasını dilerse ona ol der! Oda oluverir. Onun kudreti bütün alemi kuşatmıştır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, uludur." (Şura suresi, 4.ayet)
“O hâlde, O yüce Rabbinin adını tespih et (yücelt).” (Vakıa suresi,74.ayet)
“ (Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.” (Zâriyât Suresi 47. Ayet)
“Eğer aldırmazlarsa de ki: bana Allah yetişir ondan başka ilah yoktur, ben O’na dayanmaktayım ve O, büyük Arşın sahibidir.” ( Tevbe Suresi: 129.ayet)
Ayet’el kürsi olarak biline bakara suresinin 255.ayetinde Yüce Allah şöyle buyurur:
“Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.” . (Bakara suresi, 255.ayet)
35- GAFÛR
Allah’ın isimlerinden biri de el-Gafûr’dur.
Gafûr kelimesi, sözlükte “örtmek, gizlemek, kirlenmekten korumak için bir şeyin üstünü örtmek” manasındaki gafr (gufrân, mağfiret) kökünden sıfat olup “birinin kusurunu örten, suçunu bağışlayan” anlamına gelir.
El- Gafûr; Çok mağfiret eden, günahları çokça örten ve kusurları çokça bağışlayan manalarına gelmektedir. Cenab-ı Hakk Gafur’dur. Günahları bağışlar, kusurları örter ve kuluna mağfiret eder.
Allah’ın mağfireti çok büyüktür. Allah’ın kullarına mağfireti pek çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örter.
Kul hakkı dışında kalan günahlarımıza tövbe ederek pişman olursak Allah bizi bağışlar.
Pişmanlık duyan Kullarını hem dünyada hem de ahirette rezil etmediği gibi onların günahlarını gizleyip örtüp ve günahlarından dolayı cezalandırmaz . Allah günahları affettiği gibi, günahları insanın yüzüne vurmaz, günahı hatırlatılarak rezil edilmez.
Yüce Allah Kur’anı Kerimde şöyle buyurur:
De ki (Allah şöyle buyuruyor): "Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir." ( Zümer Suresi, 53.ayet)
“Kullarıma benim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olduğumu bildir.”( Hicr Suresi,49.ayet)
“O günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş Onadır.”( Mu`min Suresi 3.ayet)
“...Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.”
( Nûr Suresi ,22.ayet)
De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Âl-i İmrân Suresi ,31.ayet)
36- ŞEKÛR
Allah’ın isimlerinden biri de eş-Şekûr’dur.
Şekûr; az iyiliğe çok mükâfât veren; kendi rızası için yapılan iyilikleri fazlasıyla mükâfâtlandıran demektir.
Eş-Şekûr; Şükredilen, şükrün karşılığını veren, kendisine yapılan şükre, daha çok sevapla karşılık veren. Dünyada yapılan iyi ameller karşılığında ahirette sonsuz nimetler veren, Rızası için yapılan işlere bol sevapla karşılık veren anlamlarına gelmektedir.
Şekûr dendiğinde bire yedi yüz, bire yüz bin, bire bir milyon ve az amele sınırsız mükâfat veren manası anlaşılır.
Şükür, iyiliği, iyilikle karşılamak anlamındadır. Şükür her daim Allah’u Teâlâ’ya karşı kulun yapması gereken bir görevidir.
Şekûr ise, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan ameller karşılığında âhirette sonsuz nimetler lütfeden Er-Rahim’dir
Allah iman edip,güzel işler yapan mü’min kullarına kat kat mükâfat vereceğini bildirir.
Bu dünyada bir çekirdeğe karşılık bir ağaç ihsan eden Allah, dünyada yapılan ibadet ve şükürlere cennette sınırsız mükâfatlar verecektir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“Eğer Allah'a (rızası uğruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir.” (Teğâbun Suresi 17. Ayet)
Rabbiniz: "Şükrederseniz ant olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti. (İbrahim Suresi 7. Ayet)
“...Ey Dâvûd ailesi! Şükür için çaba gösterin. Kullarım arasında hakkıyla şükredenler pek azdır.” (Sebe' Suresi, 13 . Ayet)
“Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.” (Fâtır Suresi 30. Ayet)
“ ...Kim çaba harcayıp bir iyiliği gerçekleştirirse bu konuda ona daha büyük güzellikler bahşederiz. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır ve iyiliği asla karşılıksız bırakmaz.” (Şûrâ Suresi ,23. Ayet)
“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim Suresi 34. Ayet)
37- ALÎ
Allah’ın isimlerinden biri de el-Alî’dir.
El-Alî, İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın demektir.
El-Alî esmasının manası: Mutlak ve hakiki yüce, yüceler yücesi, Onun şanı şerefi mertebe ve hükümranlığı pek yüce, her şeyiyle yüce olan.
El-Alî, Her şeyiyle yüce ve yüksek olan, Büyüklüğü, yüceliği,ilmi sonsuz olan.
Alî, ismi  esmâ-i hüsnânın içinde, “yücelik ve hükümranlık ta kendisine eşit veya kendisinden daha üstün bir varlık bulunmayan, mutlak olarak yüce olan, örf, akıl ve din açısından övgüye değer bütün müspet nitelikleri kendisinde toplayan, yine örf, akıl ve din açısından yerilmiş bulunan ve ulûhiyyetle bağdaşmayan bütün menfi niteliklerden münezzeh bulunan kemal sahibi ulu Allah” anlamına gelir
Allah, insanın düşünebileceği ve hayal l edebileceği her şeyden daha büyük, daha yüce ve daha yüksektir. İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından Ondan daha yüce bir varlık yoktur. Onun yüksekliği cisimlerin sahip olduğu türden bir şey değildir. Onun yüksekliği, Yücelik ve üstünlük bakımındandır.
Hiçbir yücelik, kudret ve üstünlük düşünülmez ki, Allah ondan da üstün olmasın.
Kuran-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede Allah’ın büyüklüğünü, yüceliğini, kudretinin ne kadar yüce ve yüksek olduğunu anlatıyor.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“Herhangi bir beşer ile Allah’ın konuşması ancak vahiy ile yahut perde arkasından ya da bir elçi gönderip, izni ile dilediğini vahyetmesi şeklinde olabilir. Muhakkak ki O çok yücedir, engin hikmet sahibidir.”( Şûrâ Suresi, 51. Ayet)
“...Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.” (Bakara Suresi 255. Ayet)
“...Çünkü Allah yücedir, büyüktür.” (Nisâ Suresi, 34.Ayet)
“Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. Onu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. “...Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.” (Hac Suresi 62. Ayet)
“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur. O, yücedir, büyüktür.” ( Şûrâ Suresi, 4. Ayet)
”Yüce Rabbinin adını tespih et.” (Ala suresi,1.ayet)
38- KEBÎR
Allah’ın isimlerinden biri de el-Kebîr’dir.
Kebîr, zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılmayacak kadar ulu demektir.
El-Kebir; Büyüklükte kendisinden daha büyük düşünülmeyen, bütün büyüklükler kendine mahsus olan,kemalinde sınır olmayan demektir.
Allah’n her hususta pek büyük olması, Kibriya (büyüklük, ululuk) sahibi. Büyüklüğünü ancak kendisi bilen ve büyüklüğü hiçbir mahluk tarafından bilinmeyen ve hiçbir zamanda bilinemeyecek olan mutlak ve hakiki büyük demektir.
Allah, her hususta insanların kavrayamayacağı kadar ulu ve büyüktür. Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti bilinemeyecek kadar yücedir. Mutlak büyüktür. Kudret ve hükümranlığı sınırsızdır. Hiç bir şeye muhtaç değildir. Bilakis her şey ona muhtaçtır. Yaratılmışlara benzemez. Onun büyüklüğü, mekâna bağlı bir büyüklük değildir. O, bundan münezzehtir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.”( Ra’d Suresi 9. Ayet)
“...O, yücedir, büyüktür.” (Sebe’ Suresi 23. Ayet)
“...Artık karar yüce ve büyük olan Allah'ındır.” (Mümin suresi 12. Ayet)
“Bu, Allah'ın hak olmasından ve Ondan başka taptıkları şeylerin batıl olmasındandır. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.” (Lokman Suresi 30. Ayet)
“...Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” (Nisâ Suresi 34. Ayet)
“Allah onların söylediği şeylerden münezzehtir, çok çok yücedir.” (İsrâ Suresi,43.Ayet)
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)

7 Şubat 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 07.02.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:KUDÜS İSLAM YURDUDUR


      KUDÜS İSLAM YURDUDUR





Muhterem Müslümanlar!

Bir gün Meymûne annemiz Peygamberimize, “Beytu’l-Makdis hakkında bize ne dersin” diye sordu. Allah Rasûlü (s.a.s) şöyle cevap verdi:
 “Orası mahşer yeridir, dirilişin gerçekleşeceği yerdir. Gidin ve orada namaz kılın! Çünkü orada kılınan bir vakit namaz, başka yerde kılınan bin vakit namaz gibidir.”  Hz. Meymûne, “Peki oraya gidecek imkân bulamazsam” diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyurdu:
 “Kandillerinde kullanılmak maksadıyla oraya zeytinyağı gönderirsin. Böyle yapan da oraya gitmiş gibi olur.”[1]

Değerli Müminler!

Kudüs, insanlığın en köklü mirasına şahitlik eden cihanşümul bir değerdir. İmanlı bir duruşun, vahye sabitlenmiş bir istikametin ve muhabbete dayanan bir yönelişin sembolüdür. Nice peygamberin aziz hatırasını taşıyan bir İslam şehridir. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksâ oradadır. Sevgili Peygamberimiz, hutbemin başında okuduğum hadisi-i şerifte şöyle buyurmaktadır:
 “Yeryüzünde ibadet gayesiyle sadece üç mescid için yolculuğa çıkılır: Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ.[2]

Kıymetli Müslümanlar!

Kudüs, “dârü’s-selâm” diye anılır, yani barışın şehridir. Kudüs, Müslümanların hâkimiyetinde asırlarca özgürlüğün ve adaletin sembolü olmuştur. Sadece müminlerin değil, herkesin ibadetini rahatça yapabildiği, huzur içinde yaşayabildiği bir belde olarak yönetilmiştir.
Ancak işgal edildiği günden beri Kudüs, huzuru ve barışı unutmuştur. Kudüs mahzundur. Avlusundan eksik olmayan çatışma, hakaret ve zulümlerin gölgesinde, Mescid-i Aksâ mahzundur. Aslında bu işgal, müminlerin birliğini, beraberliğini ve mukaddes değerlerini hedef almaktadır. Müslümanların öz vatanlarında, kendi camilerinde ibadet etmelerine engel olmaktadır. Hâlbuki Allah’ın mescitlerine zarar veren ve müminleri ibadetten alıkoyanlar hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
 “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada zillet, âhirette ise büyük azap vardır.”[3]

Aziz Müminler!

Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmek, aslında sadece bu bölgede değil, bütün yeryüzünde kaos çıkararak barışa izin vermemek anlamına gelir. Kudüs’te kargaşayı körüklemek ve savaştan beslenmek, aslında insaf, vicdan ve merhamete sırtını dönmektir. Kudüs gibi tarih boyunca insanlığı kucaklayan bir şehirden Müslümanları çıkarmaya çalışmak, aslında tüm insanlığın hukukunu ve şerefini tanımamak demektir.
Mazlumların feryadı arşa uzanırken, yegâne çözüm ümmet-i Muhammed’in bir araya gelerek zulme ve işgale karşı çıkmasıdır. Zira imanlarını ve imkânlarını bir araya getirdiklerinde, Müslümanlar dünyanın en adil ve merhametli gücünü oluşturacaktır. Hakkaniyet ve güven arayan insanoğlunun ortak umudu olacaktır. Unutmayalım ki Kudüs, ümmet-i Muhammed için, çiğnenen harîm-i ismetini ve dağılan vahdetini kurtarma vesilesidir. Ama aynı zamanda Kudüs, viran olan yeryüzü yurdunu, dört bir köşesinden kan ve gözyaşı akan dünyamızı ıslah etme davasıdır.

Muhterem Müslümanlar!

Kudüs, İslam yurdudur; Müslümanlara aittir. Aziz milletimiz, Kudüs’e sevdalıdır; Mescid-i Aksâ’yı canından ve malından daha aziz bilmektedir. Dün olduğu gibi bugün de milletimizin desteği ve yardımı, yıllardır Mescid-i Aksâ’nın muhafızlığını yapan Filistinli mazlum kardeşlerimizin yanındadır.

Aziz Müminler!

Hutbemi bitirirken birkaç gün önce sınır ötesinde hain saldırıda, ardından Van’da meydana gelen çığ felaketinde ve en son İstanbul’da yaşanan uçak kazasında hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize, şehadet şerbeti içen Mehmetçiklerimize, korucularımıza, kurtarma ekiplerimize ve sivil vatandaşlarımıza Yüce Rabbimden rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun!



[1] İbn Mâce, İkâme, 196; Ebû Dâvûd, Salat, 14.
[2] Buhârî, Fadlü’s-salât, 1.
[3] Bakara, 2/114.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

6 Şubat 2020 Perşembe

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var –17



                      Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var  

İnsanlar güzel ve faydalı işler yaparak,başkalarına yardım ederler. İyilik ve yardım yapanlar, görevlerini titizlikle yerine getirirler.

Yaşlı ve düşkün kimselere,yetimlere,kimsesizlere, engellilere, hastalara karşı yapılan güzel davranışlar iyiliktir.

Çevreyi korumak,ağaç ve meyve dikmek, hayvanları korumak ve onlara yardım etmek, görevi özenle yerine getirmek, doğru sözlü olmak,dürüst davranmak,selam vermek,başkalarını düşünmek, tebessüm gibi bir çok davranış iyilik sayılır ve bunların tümüne de Salih amel(iyi ve güzel davranış) denir. 

 İyilik yapanlar yaşamlarında mutlu olurlar. Mutlu olan kimseler de sağlıklı olur.
Her bakımdan iyilik ve yardım çok güzel bir davranıştır.

Yaşam sürecinde  doğru,düzgün ve faydalı işler yapanlar herkes tarafından takdir edilir. Böyle kimseler başkaları tarafından örnek alınır.

Menfaat  beklemeden yapılan tüm iyilikler karşılığında Yüce Allah’ın ödülü olan cennet vardır.

Allah iyilik yapan, güzel davranışlar gösterenlere sayısız nimetler verecektir. Onları cennetine koyacak ve orada arzu ettiğimiz her şey olacaktır.

Yapılan Salih amel ve iyilikler karşılığında Allah kat kat ödül verecektir. Allah cennette sayısız ve sınırsız nimetlerini salih kulları için  hazırlamıştır.

Orada hiçbir gözün görmediği ve hiç kimsenin hayalinden geçmeyen güzellikler ve nimetler vardır. Bu nimetler sahiplerini beklemektedir.

İyi ve güzel davranışlar sergileyerek bu sınırsız ve sayısız nimetlere ulaşmaya çalışalım.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir hadis-i şerifte mesajı şöyledir:

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: ”Yüce Allah,”Ben Salih kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal edemeyeceği nimetler hazırladım. (Buhari,Bed’ül-halk,8. )

Efkan VURAL

31 Ocak 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının31.01.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:AFETLERE KARŞI BİLİNÇLİ OLALIM



AFETLERE KARŞI BİLİNÇLİ OLALIM




Muhterem Müslümanlar! 

Ülkemiz geçen hafta büyük bir depremle sarsıldı. Hüzün ve keder yüreklerimizi dağladı. Onlarca kardeşimizi ahiret yolculuğuna uğurladık. Yaralılarımız ve evini barkını yitiren insanlarımız için seferber olduk. Afet gerçeğiyle bir kere daha yüzleştik. Bu elim hadisede vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Rabbim, yaralılarımıza şifalar ihsan eylesin. Depremden zarar görenlere en kısa zamanda toparlanmayı, yaralarını sarmayı, hayata tutunmayı nasip etsin. Milletimizi bu tür afetlerden muhafaza buyursun.

 Aziz Müminler! 

Kâinatın düzeni ve işleyişi “Sünnetullah” denilen ilâhî kanunlara göre cereyan eder. Cenâb-ı Hak bu kanunları sonsuz kudretiyle ve ilmiyle belirlemiştir. Toprağın, rüzgârın, suyun ya da ateşin kendine has bir yapısı ve dengesi vardır. İnsanoğlu bu yapıyı bilerek ve bu dengeyi koruyarak yaşamak durumundadır. 

Deprem de ilâhî kurallara uygun biçimde meydana gelir. İnsanoğlu depreme engel olamaz; depremin zamanına ve şiddetine müdahale edemez. Ama depremde zarar görmemek için çeşitli önlemler alabilir. Zira deprem, sel, yangın gibi doğal afetler karşısında can ve mal kaybının en aza indirilmesi ancak gerekli tedbirleri almakla mümkündür.

 Kıymetli Müslümanlar!

 Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: 

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!”

Mümin, imtihan dünyasında farklı sıkıntılarla karşılaşacağını bilerek yaşar. Sınırlı ve aciz bir varlık olduğunun, kul olarak Rabbine muhtaçlığının farkındadır. Sıkıntılar karşısında elinden geldiği ve gücü yettiği kadar mücadele eder. Aklını, bilgisini, tecrübesini kullanarak tedbirini alır. Sonrasında ise imanı gereği, teslimiyet ve tevekkül ile hareket eder. Uğradığı musibetten sabrederek ve güçlenerek çıkar. Nimete şükür, mihnete sabır göstererek ilâhî imtihanı kazanır. 

Peygamberimiz (s.a.s), müminin bu halini şöyle anlatır: 
“Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum sadece mümine hastır. Bir nimetle karşılaştığında şükreder; bu onun için hayır olur. Bir musibetle karşılaştığında ise sabreder; bu da onun için hayır olur.”

Değerli Müminler! 

Afetlere karşı sorumluluğunun bilincinde olmak, mümince bir duruşun gereğidir. Takdir Allah’ındır, bizlere düşen ise önce tedbir almak, sonra Rabbimize tevekkül etmektir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s) musibetler karşısında tavrımızın nasıl olması gerektiğini şöyle anlatır: 

“Allah ihmalkârlık ve gevşeklikten hoşlanmaz. Senin akıllı davranman gerekir. Fakat artık yapabileceğin bir şey kalmadığı zaman, Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir.’ de.”3 

Öyleyse acı tecrübelerden ders alalım. Güvenli bir hayat için afetlere karşı hazırlıklı olalım. Tabiatın dengelerine ve yaşadığımız bölgenin gerçeklerine uygun, doğru ve sağlam adımlar atalım. Ailemizi afet ve acil durumlar hakkında bilgilendirelim. 

Aziz Müslümanlar! 

Hamdolsun ki dün olduğu gibi bugün de inancı, mezhebi, etnik kökeni ve düşüncesi ne olursa olsun milletçe el birliğiyle yaralarımızı sarıyoruz. Devletimizin desteği ve milletimizin dayanışması her türlü takdirin üzerindedir.

 Sevgili Peygamberimizin müjdesi ise bu aziz, fedakâr ve cömert milleti beklemektedir: 
“Bir kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımcısıdır.”


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Cuma Hutbeleri

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):62-MÜMÎT


                                el-MÜMÎT


Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el- El-Mümît'dir.

El-Mümît: Öldüren, can alan, ölümü yaratan. Ölümü tattıran, demektir.

Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan Allah, yarattığı her canlıya muayyen bir ömür takdîr etmiştir. Canlı varlıklar için ölüm mukadder ve muhakkaktır. Hayatı yaratan Allah olduğu gibi, ölümü yaratan da yine O’dur. Ancak bu ölüm, yok oluş, hiçliğe gidiş değil, bilakis sonlu hayattan sonsuz  hayat geçiştir.

Allah ölüm ile sağlıklı ve güçlü olanların gücünü yok eder. O, her şeyi yaşatan ve öldüren, her şeye kadir olandır. Hayır ve şerrin, yarar ve zararın yalnız O'ndan geldiğini, mülkünde hiçbir ortağı  bulunmadığını, yalnız kendisinin ebedi olduğunu, kendisinin dışındaki bütün varlıkların fani olduğunu bildirmektedir.  Her Müslüman, mutlak olarak yalnız Allah'ın yaşatan ve öldüren olduğunu bilmeli ve inanmalıdır.


Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”( Mülk Suresi 2. Ayet)

“Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O´dur. Sonra dönüşünüz yine O´nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.”( En`âm Suresi 60. Ayet)

“O hem diriltir hem de öldürür ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.”( Yunus Suresi 56. Ayet)

“O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.”( Mü`min Suresi 68. Ayet)

“Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Tevbe Suresi 116. Ayet)

De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.” (Câsiye Suresi 26. Ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)
Efkan VURAL


Diyanet İşleri Başkanlığının 24.01.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:SORUMLULUK SAHİBİ BİR BABA OLABİLMEK


SORUMLULUK SAHİBİ BİR BABA OLABİLMEK



Muhterem Müslümanlar!

Yüce Rabbimizin insanoğluna lütfettiği en kıymetli nimetlerden biri aile olmaktır. Zira aile güvendir, dayanaktır, sığınaktır. İyilikte yardımlaşmak, el birliğiyle kötülüğe engel olmaktır. Aile aynı zamanda insanı geleceğe hazırlayan en önemli kurumdur. İnsan ilk eğitimini ailesinden alır. Karakteri aile ocağında şekillenir. Sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü önce anne babasından öğrenir.

Ailede anne ile birlikte babaya da önemli görevler düşmektedir. Babanın sorumluluğu ailesinin maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir. Merhamet eğitimi almış, güzel ahlakla donanmış, değerlerini benimsemiş bir nesil yetiştirmek her babanın öncelikli sorumluluğudur. Hutbemin başında okuduğum hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: 
“Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha değerli bir miras bırakmış olamaz.”[1]

Aziz Müminler!

Baba olmak, Hz. Nuh misali evladının imanla şereflenmesi için gayret göstermektir. Onun dünya ve ahiret saadetini kazanması için çırpınmaktır. Hz. Nuh, tevhit gemisine binmeyi reddeden oğluna son bir umutla şöyle seslenmişti: 
“…Haydi yavrum gel, sen de bizimle birlikte gemiye bin, kâfirlerle beraber olma!”[2]

Kıymetli Müslümanlar!

Baba olmak, Hz. İbrahim misali duayı dilinden düşürmemektir. İtaatkâr bir kul olabilmek için Allah’a sığınmaktır. Salih bir nesil için O’na yalvarmaktır. Nitekim İbrahim (a.s) Rabbine şöyle niyaz etmişti: 
“Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.”[3] “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namaza devam edenlerden eyle! Ey Rabbimiz, duamı kabul eyle!”[4]

Değerli Müminler!

Baba olmak, Hz. Yakup gibi zorluklar karşısında metanetini korumaktır. Ne kadar ağır olursa olsun dünya imtihanını sabır ve tevekkülle karşılamaktır. Evladına daima sevgiyi, merhameti, adaleti ve şefkati aşılamaktır. Yanlış yaptıklarında onları uyarmak ama hiçbir zaman onlardan ümidini kesmemektir. Hz. Yakup, kıskançlıkları sebebiyle kardeşleri Hz. Yusuf’u kuyuya atan çocuklarına şöyle seslenmiştir:
“…Hayır! Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sürüklemiş; artık bana düşen güzelce sabretmektir. Anlattığınız şeyler karşısında, bana yardım edecek olan ise ancak Allah’tır.”[5]

Aziz Müslümanlar!

Baba olmak, Hz. Lokman gibi evladına şefkatle öğüt vermektir. Ona doğruyu ve yanlışı, haramı ve helali öğretmektir. Hz. Lokman, oğluna şu güzel nasihatlerde bulunmuştur: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelen musibetlere sabret.” “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.” “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de yükseltme…”[6]

Değerli Müslümanlar!

Baba olmak, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin sünnetinin izinde yürümektir. Allah Resûlü (s.a.s), örnek bir aile babasıydı. Çocukları arasında hiçbir ayrım yapmazdı. Kızı Fatıma’yı görünce ayağa kalkar, elinden tutar, şefkatle öper ve kendi yerine oturturdu.[7] O sadece kendi yavrularına değil bütün çocuklara anlayışlı davranırdı. Peygamberimizin terbiyesinde büyüyen Hz. Enes, Resûl-i Ekrem’den şöyle bahseder:
“Resûlullah’a on sene hizmet ettim. Vallahi bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi.”[8]

Muhterem Müminler!

Çocuklarımız bizden ilgi ve şefkat bekler. Yanımızda değerli olduklarını hissetmek ister. Hayatı öğrenirken, kendilerine rehberlik edecek pusula, sığınacakları liman olmamızı arzu eder. Öyleyse günlük hayatın koşuşturması ve geçim telaşı içinde çocuklarımızı ihmal etmeyelim. Dinine, vatanına ve bütün insanlığa faydalı nesiller yetiştirmek için her türlü fedakârlığı gösterelim. Yavrularımızı sevgimizden, ilgimizden ve duamızdan mahrum bırakmayalım.  




[1] Tirmizî, Birr, 33.
[2] Hûd, 11/42.
[3] Bakara, 2/128.
[4] İbrâhim, 14/40.
[5] Yûsuf, 12/18.
[6] Lokmân, 31/13, 17-19.
[7] Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144.
[8] Müslim, Fedâil, 51.     



Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

Kur’an’ı Kerim’den Mesaj Var-35


Kur’an’ı Kerim’den Mesaj Var

İnsanlar birlikte yaşamak zorundadırlar. İnsanın tek başına yaşayabilmesi zor bir durumdur. İnsanların birlikte güzel bir şekilde yaşayabilmeleri için öncelikle iyi ilişkiler kurmaları gerekir.

Kişiler konuşmak suretiyle tanışırlar ve  bir birlerine yakınlaşırlar. Böylelikle dostluklar ve arkadaşlıklar gelişir. 

Dostluklar  sağlam temeller üzerine kurulursa uzun süreli olur. İyi dostluklar güzel sözlerle başlar. Güzel konuşan insanlar güzel huylu olurlar. İyi insanların içlerindeki iyilik ve güzellik  sözlerine yansır.

Güzel huylu kimselerin sözlerinde çirkinlik görülmez. Onların hayatlarında  aşağılayıcı ve alaya alıcı sözler bulunmaz. İyi ve güzel konuşanlar, asla küfürlü, argo veya çirkin sözler kullanmazlar.

Onların konuşmaları Allah’ın ve Resulünün hoşnut olduğu şeylerdir.
Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v.)şöyle buyurur:  
"Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhârî, Edeb 31, 85, Rikak 23) 
İşte bizlerde konuşmalarımıza dikkat etmeliyiz. Hayırlı şeyler konuşmalıyız. İyi ve güzel sözler söylemeliyiz. Konuştuklarımızın hangi anlamlara geleceğini iyi düşünmeliyiz.

Karşımızdakilere kırıcı ve itici sözler söylememeliyiz. Boş ve gereksiz konuşmalardan uzak durmalıyız. Konuşacağımız vakit güzel  sözler sarf etmeliyiz.

Söz ve hareketlerimizle yapıcı olmalıyız. Konuştuklarımızla çevremizdekilere güven vermeliyiz. Yalan ve kötü sözlerden kaçınmalıyız. Şaka bile olsa kötü ve çirkin sözler kullanmamalıyız.
İyi ve güzel sözler Allah’ın ve Resulünün sözleridir.

Allah’ın ayetleri ve peygamberimizin hadislerinin anlamına uygun sözler dilimize alıştırmalıyız.

Dilimizi Allah’ın ve Resulü Hz. Muhammed’in hoşnut olacağı güzel sözlerle süslersek, devamlı güzel konuşuruz.

Şeytan bizi hiçbir zaman boş bırakmak istemez. Şeytan insanı her daim kötüye yönlendirir. Şeytan nefsimizi esir alarak bizi kötü ve çirkin sözlere yöneltir. Özellikle kızgın anımızda şeytan bize kötü söz söyletir. O anda düşüncemizi kaybederiz kötü söz ve çirkin hareketlere kolayca yöneliriz.

Hiçbir zaman şeytanın tuzağına düşmemeliyiz. Konuşmalarımıza dikkat ederek her zaman ve her ortamda sözün en güzelini söylemeliyiz.

Yüce Allah’ın  Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 
“İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şeytan şüphesiz insanın apaçık düşmanıdır....”  (İsrâ Suresi 53. Ayet)
Ne mutlu her daim güzel konuşanlara…

               Efkan VURAL