8 Kasım 2019 Cuma

Mevlid-i Nebi ve Peygamberimizin Örnekliliği


                Peygamberimizin Örnekliliği

Sevgili Peygamberimizin doğduğu ayın içindeyiz. Peygamberimiz kameri aylardan Rebiülevvel ayının on birinci gününü on ikinci gününe  
Her yıl olduğu gibi bu yıl da çeşitli etkinlikler ve programlar düzenlenmektedir.

Diyanet işleri başkanlığı bu yıl Mevlid-i Nebi kutlamalarının ana temasının "Peygamberimiz ve Aile" olarak belirlemiştir.
Her zaman olduğu gibi bugün de aile önemi çok büyüktür. Özellikle günümüzde aile bağlarının zayıfladığı günümüzde Peygamberimizi örnek alarak aile yapımızı kuvvetlendirmeli ve bu konuda mücadele vermeliyiz.

Toplumun güçlü ve kuvvetli olması için ailenin güçlü ve kuvvetli olması lazım. Güçlü ve sağlam ailelerden güçlü ve sağlam fertler  yetişir. Sağlam karakterli fertlerden oluşan toplumları kimse dize getiremez. 

Bunun için İslami aile yapımızı bozucu her türlü hareketlerden uzak durmalıyız dinimizin tavsiyelerine uygun bir şekilde hareket etmeliyiz. 

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) müslümanlar için  tek örnektir.

Bu konuda Yüce Allah şöyle buyrur:
 "Ant olsun ki, Allah'ın elçisi (Hz. Muhammed), sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. (Ahzab Suresi, 21. Ayet).
Peygamberimizin doğumu olan "Mevlid-i Nebi" sebebiyle aşağıda Peygamberimizin  örnekliliği ile ilgili bazı hususları belirtmek istiyorum:

Sevgili Peygamberimiz, çocukluğundan itibaren en üstün ahlaki duygulara sahipti. Gerek çocukluk gerekse gençlik yılları, akranlarından çok farklı geçti. Kötülüklerin her çeşidinin son derece yaygın olduğu bir toplumda, Cenab-ı Hak, son peygamber olarak görevlendireceği Hz. Muhammed’i çocukluğundan itibaren cahiliyenin bütün kötülüklerinden korumuştu. Bu üstün ahlak sahibi insan kavminin takdirini kazanmış, kendisine “el-Emin /güvenilir kişi” lakabı verilmişti. Herkes ona güvenir, doğruluğunu kabul eder, malını ona teslim ederdi.

Peygamberimiz gençliğinde iyi ve güzel olan şeyleri destekleyen erdemliler topluluğuna (Hılfu'u-Fudul) katılmıştır. 

Hz. Muhammet peygamber olmadan önce kabenin onarımı esnasında hacer’ül esved'i yerleştirirken kabe hakemliğinde bulunmuş; kabileleri savaş eşiğine getiren sorunu adaleti ve zekiliği ile çözüme kavuşturmuştur. 

Hz. Muhammet peygamberliğini açıkladığı ilk davetinde akrabalarını toplayarak onlara önemli bir haber vereceğini söylemiş. Onlara şöyle seslendi. Şu tepenin arkasında bir ordu Mekke'ye saldırmak üzere hazır bekliyor desem ne dersiniz? Akrabaları peygambere sen hiç bir zaman yalan konuşmadın ki, elbette doğru dersin dediler. Peygamberimiz dürüstlüğü yüzünden herkesin güvenini kazanmıştı. 
Kureyşliler Peygamberimize Ebu Talip aracılığı ile Peygamberlik davasından vazgeçme karşılığında,mal, mülk, makam, mevki ne isterse verebileceklerini söylediler.
Peygamberimiz Hz. Muhammed  müşriklere  şu cevabı  vermiştir: 
-Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler ben Allah’ın dinini yaymaktan asla vazgeçmem. 

Peygamberimizi öldürmek üzere kapısına gelen müşrikleri gören Hz. Muhammed , önce kendisini öldürmek isteyenlere ait olan kıymetli eşyaları dert edinmiş, Hz. Aliyi uyandırarak kendisine bırakılan o emanetleri sahiplerine vermek üzere görevlendirmiştir. 

Peygamberimiz, Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine'ye hicret ederken Sevr mağarasına gizlenmişlerdi. Peşlerindeki kişiler mağaranın girişine kadar geldiler. Bu durum Hz. Ebu Bekir'i çok korkuttu. Ancak Peygamberimiz cesur davranıp arkadaşını sakinleştirdi ve "Üzülme! Allah bizimle beraberdir." dedi.

Peygamberimiz hicret ile Medine'ye ilk vardığında herkes onu evine misafir etmek istiyordu. Kimseyi ayırt etmek istemeyen Hz. Muhammed,deveyi serbest bırakın deve kimin arazisi üzerine yatarsa o kişinin evinde misafir olurum.Dedi. Bu davranışıyla peygamberimiz hiç kimseyi kırmadan herkese aynı değeri verdiğini gösterir.

Hz. Muhammed ben bir peygamberim, ben bir liderim diyerek kendisini toplumun üstünde görmemiştir. Medine’de ilk yapılan Mescidi Nebi inşasında herkes gibi çalıştı ve kerpiç taşıdı. İsteseydi peygamberimiz çadırında durur sadece emir verirdi. Ama o her işe kendisi koşardı. 

Peygamberimiz savaşlarda bir komutan olarak ve aynı zamanda bir asker olarak yer almış ve  birebir çarpışmıştır.Hatta  Uhud  savaşında yara almış ve dişi kırılmıştır.

Hz. Muhammed Bedir savaşında esir düşen Mekkeli müşriklere iyi davranmıştır. Okumaya çok önem veren peygamberimiz on müslümana okuma yazma öğreten esirlerin serbest bırakılacağını söylemiştir.



Hz. Muhammet mekkenin fethinde hiç bir cana kıyılmamasını hiç bir hayvana, bağ ve bahçeye zarar verilmemesini istedi. Mekke'yi fethedince umum af ilan etmiştir. Halbuki mekkeliler inanan müslümanlara ve peygamberimize akıl almaz işkence ve haksızlıklar yapmışlardı. Evleri yağmalanmış ve Mekke’den çıkmalarına sebep olmuşlardı. Peygamberimiz ise Mekkelileri af ederek ve hoşgörülü  davranarak  onların hepsinin gruplar halinde İslama girmelerine sebep olmuştur.
Tüm evrene bir rahmet vesilesi olarak gönderilen sevgili peygamberimizin Hz Muhammed (s.a.v.) in şefkati ve merhameti de evrenseldi. Yaratılmışların içinde Allah’ı Teala’nın isimleriyle vasıflandırılmak sadece onun mazhar olduğu bir ayrıcalıktır. Çünkü onun özelliklerinden bahsederken bizlere tövbe suresindeki 128. ayette: “And olsun ki; size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O sizlere karşı çok düşkündür. Bütün müminlere de çok şefkatli ve merhametlidir.” buyurmaktadır.

Bir eş ve babanın ailesine olan ilgisinin en önemli göstergesi, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hz. Peygamber (a.s.m.), buna itina eder, ne ibadeti, ne arkadaşlarıyla geçirdiği vakit ne de dünya meşguliyeti buna mani olmazdı. O, ailesi ile birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve eğitmeye çalışırdı.

Bir gün Mahzunoğulları kabilesinden Fatıma adında asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. O kadının cezalandırmaması için ashabdan Hz. Üsame b. Zeyd'i Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma çok kızan ve üzülen Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah'ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyor. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah'a yemin ederim ki Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.”

Herkese karşı hoşgörüyle davranan peygamberimiz, kötülüğe kötülükle karşılık vermemiştir. Hatta kaba ve görgüsüzce davrananlara karşı bile affedici, bağışlayıcı ve hoşgörülü olmuştur. Çünkü bu davranış biçimi Yüce Allah’ın Müslümanlardan istediği bir tavırdır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Muhammed’e hitaben; “…Sen af yolunu tut. İyiliği emret ve cahillere aldırış etme.” (Araf suresi, 199. ayet.) buyurmakta ve hoşgörülü olmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.

 İnsanlar arasında zengin, yoksul, yaşlı, genç, ırk, cinsiyet, inanç ayrımı yapmamış, herkese sevgiyle yaklaşırdı.
 Yaşadığı toplumda aşağılanan, ezilen kimselerin haklarını daima savunur ve korur, kölelerin özgürleştirilmesini teşvik eder, esirlere iyi davranır, kadınların ve kız çocuklarının horlanmasına karşı çıkar, böylelikle insan onurunun korunmasını isterdi..

Bir gün Peygamberimiz ve arkadaşları otururken önlerinden bir Yahudi cenazesi geçer. Peygamberimiz ayağa kalkar. Yanında kiler de cenazenin Müslüman olmadığını söylerler. Bunun üzerine Hz. Muhammed "Bu da bir insan değil mi?" diyerek her insanın saygıya değer olduğunu vurgular.
 Peygamber Efendimiz hayatı boyunca ve özellikle İslam dinini tebliğ görevi sırasında bir çok sıkıntılarla karşılaşmış ancak sabırlı ve cesaretli oluşuyla Allah'ın kendisine verdiği görevi en iyi şekilde yerine getirmiştir.

Yüce Allah şöyle buyrur:  "Ant olsun ki senden evvel de Peygamberler yalanlanmışlardı. Fakat yalanlandıkları ve eziyete uğradıkları şeylere karşı sabretmişlerdir. Nihayet onlara bizim yardımımız gelip yetişti." 
( En'am suresi, 34. ayet)

Peygamber (s.a.v) insanların en vefalısı idi. Söz verdiğinde mutlaka sözünde dururdu. Abdullah bin Ebi'l-Hamsa, Peygamber (s.a.v) ile olan ticari bir hatırasını şöyle anlatmaktadır: "Peygamberliğinden önce Resulullah (sav) ile birlikte bir alış verişte bulunmuştuk. Bu alış verişten kendisine biraz vereceğim kalmıştı. Onu, 'Bulunacağın falan yere getireceğim' diye söz vermiştim. Fakat verdiğim bu sözü iki gün unuttum. Üçüncü gün hatırlayıp sabahleyin gittiğim zaman onu yerinde buldum. Bana, 'Delikanlı, sen beni sıkıntıda bıraktın. Ben şuracıkta üç gündür seni bekliyorum' buyurdu."

Peygamberimiz zamanı en iyi bir şekilde değerlendirirdi.Kendi işini kendisi görürdü.

Peygamberimiz buyrur ki:
“İki nimet vardır ki insanlar bu ikisinde çok aldanırlar: Sağlık ve boş vakit.”
“–Beş şey geçmeden beş şeyin kıymetini bil: İhtiyarlamadan önce gençliğinin; hastalanmadan önce sağlığının; fakirlik gelmeden önce zenginliğinin; meşgul olmadan önce boş vaktinin; ölmeden önce yaşamın.”

Bedir savaşında arkadaşlarının görüşleri doğrultusunda ordunun konumunu değiştirmiştir. Bu savaşta sahabeden Hubab (r.a.), savaş öncesi Müslümanların mevzi aldığı yeri beğenmemişti. Daha sonra Peygamberimizin yanına gelerek "Ey Allah'ın resulü! Orduyu buraya Allah'ın emriyle mi getirdin, yoksa bir savaş taktiğiyle mi?" diye sordu. 

Peygamber Efendimiz "Savaş taktiğiyle." diye cevap verince Hubab "Ey Allah'ın elçisi! Bedir köyünün en sonundaki kuyu etrafında mevzi alalım. Böylece putperestleri susuz bırakmış oluruz." dedi. Peygamberimiz bu teklifi beğendi ve hemen ordunun konumu değiştirildi.

Hz. Ali, Peygamberimizin kızı Fatıma ile evlenmek istiyordu. Durumu Peygamberimize bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz konuyla ilgili kızı Fatıma'ya ve diğer aile üyelerine danışmış ve yapılan istişare doğrultusunda karar vermiştir.

Peygamberimiz  Hz. Muhammed (s.a.) de hem manevi hem de maddi anlamda insanların en temizi idi. “Temizlik imanın yarısıdır.” buyrarak inanan bir insanın, temizliğine dikkat etmesi gerektiğini vurgulardı. 

İbadetin şartlarının başında temizliği sayar,  “Namazın anahtarı, temizliktir.” buyrurdu. Peygamberimiz yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı.Bu konuda şöyle buyrur:  “Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak yemeğin bereketine vesiledir.”

İki şey arasında serbest bırakıldığı zaman Allah’ın hoşnutluğuna uygun olmak şartıyla, daima kolay olanını seçerdi. Günah olan işlerden son derece kaçınırdı.Hiç kötü söz söylemez, kimseye kötülük yapmazdı. Kimsenin gönlünü kırmaz, hiç kimseyi hor görmezdi. 10 yıl hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik, onun kendisine karşı “öf” dediğini bile duymadığını söylemiştir.

Hz. Peygamber, en faziletli amelin güzel ahlak olduğunu söylerdi. Ona göre din, güzel ahlaktan ibaretti. Cennete ancak iyi ahlak sahibi olanlar girebilirdi. Onun bazı hadislerinde anlatılan şu tavsiyeler önemlidir: Kötü ahlak, iyileri yer bitirir, ibadet ve taatleri boşa çıkarır. Sahibini cehenneme sevk eder. Nitekim kendisine gündüzleri oruçlu, geceleri de namazlı geçiren; fakat kötü huylu, diliyle komşularına rahat vermeyen bir kadından bahsedilince: “Onda hayır yoktur ve o cehennemliklerdendir.” buyurmuştur.
Yetimlere, acizlere, öksüz ve kimsesizlere çok şefkat gösterirdi. Çocukları çok sever, yolda karşılaştığı çocuklara selam verir, onları okşardı. Son derece merhametliydi. Hem insanlara hem de hayvanlara karşı merhametli davranırdı.
Güler yüzlü, tatlı sözlü ve ince ruhluydu. Hastaları ziyaret eder, cenaze törenlerine katılırdı. Yapılan davetleri reddetmezdi. Üstün hayâ sahibiydi. Hayânın imandan olduğunu söylerdi.





Peygamberimiz müslümanların  hep birlik içinde olmalarını isterdi.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.v.a)'in şu  sözüyle yazıyı sonlandırmak istiyorum:

“Müminler, bir binanın yapı taşları gibidir. Onlar, birbirlerinin hayata tutunmasını temin ederler.”  Buhârî, Salât, 88; Müslim, Birr ve Sıla, 65.



Efkan VURAL

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.11.2019 Tarihli Cuma Hutbesi : MEVLİD-İ NEBİ


                                                   MEVLİD-İ NEBİ



Muhterem Müslümanlar!

Bugün Cuma; müminlerin bayramı. Bu gece Mevlid-i Nebi gecesi; insanlığa İslam’ı tebliğ eden, hakkı ve hakikati öğreten, cennete giden yolda rehberlik edip her haliyle en güzel örneğimiz olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’in dünyayı teşriflerinin yıldönümü. Bizleri özü güzel, sözü güzel son Peygambere ümmet olmakla şereflendiren Yüce Rabbimize hamd ü senalar olsun. O’nun âlemlere huzur, rahmet ve güven elçisi olarak gönderdiği Resûl-i Zîşân Efendimize, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.
Aziz Müminler!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), insanlığı huzura ve kurtuluşa çağıran bir davetçi, hatadan ve isyandan uzaklaştıran bir uyarıcıydı. “Bir mümin neye inanır? Bir Müslüman nasıl yaşar?” sorusunun en mükemmel ve canlı cevabıydı. Muhabbet, şefkat, vefa, cesaret ve feraset gibi erdemler onun şahsında adeta ete kemiğe bürünmüştü. Zayıflar, güçsüzler, mağdur edilenler onunla yeniden insan olmanın saygınlığını kazanmıştı. O, öyle merhamet sahibiydi ki onu yok etmek isteyenler bile hidayete ererek onda hayat bulmuştu. Nitekim cehaletin ve zulmün esir aldığı, merhametin, erdemin, hikmetin kaybolduğu karanlık bir dönem, Peygamber Efendimizin gelişi ve kutlu mücadelesiyle, ilmin, adaletin, merhametin aydınlığında asr-ı saadete dönüşmüştür. Cahiliye girdabında yolunu ve değerlerini kaybeden insanlar, onun yolundan giderek, kardeşliğin, erdemin, ahde vefanın, güzel ahlakın ve bütün iyi davranışların en güzel örnekleri olmuşlardır.  
Kıymetli Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”[1] buyurmuştur. Peygamberimizin hayatı, nice güzel söz ve davranışa sahne olmuştur. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır, Âdem ise topraktandır.”[2] hadis-i şerifiyle, bütün insanların Allah katında eşit olduğunu beyan eden ve üstünlük ölçüsü olarak takvaya işaret eden odur. Kendisiyle konuşurken heyecanlanıp titreyen birine, “Korkma! Ben de senin gibi kuru et yiyen bir kadının oğluyum.”[3] buyurarak ümmetine mütevazı olmayı öğreten odur. Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.[4] yakarışıyla dünyanın geçici nimetlerinden ziyade, Rabbimizin rızasını amaç edinmeyi bizlere öğütleyen yine odur.
Değerli Müminler!

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar, Allah’ı çokça zikredenler için hiç şüphe yok ki, Allah’ın Resûlünde güzel bir örneklik vardır.”[5]
O halde, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanıyalım, anlayalım ve onun aziz sünnet-i seniyyesinin hayatımızda belirleyici bir rol üstlenmesini sağlayalım. Düşünce dünyamıza onun zihniyeti ile yön verelim ve gönüllerimizi onun ahlakıyla arındıralım. Peygamberimizin asla taviz vermediği ilkeleri biz de hayatımızın her alanında koruyalım. Unutmayalım ki Resûl-i Ekrem’i örnek aldığımız ölçüde imanımız, insanlığımız ve toplumumuz özlediği güzel günlere kavuşacaktır. İşte o zaman Peygamber Efendimizin mevlidi, hepimizin dünyasında gerçek anlamda yeniden doğuş olacaktır.
Muhterem Müslümanlar!

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Mevlid gecesini takip eden hafta Mevlid-i Nebi Haftası olarak idrak edilecektir. Başkanlığımız bu yıl, Mevlid-i Nebi Haftası temasını “Peygamberimiz ve Aile” olarak belirlemiştir. Zira bencilliğin ve çıkar ilişkilerinin girdabında huzurun kaybedildiği, sevginin maddi kaygılar içerisinde hapsedildiği dünyamızda en çok aile değerlerimiz zarar görmektedir. Dolayısıyla ailenin kurulması, korunması ve sağlıklı bir şekilde geleceğe taşınması hepimizin sorumluluğudur.
 Her konuda olduğu gibi aile konusunda da en güzel örneğimiz Allah Resûlü (s.a.s)’dir. Mevlid-i Nebi Haftası boyunca gerçekleştirilecek etkinliklerle Sevgili Peygamberimizin hâne-i saadetindeki sevgi, şefkat, güven, huzur ve istişare ortamı toplumumuzla paylaşılacak, günümüzde aile kurumunun yaşadığı sorunlara Kur’an ve sünnet ışığında çözümler getirilmeye çalışılacaktır.
Bu vesile ile Mevlid-i Nebi gecemizi tebrik ediyor, haftamızın aziz milletimize ve bütün İslam âlemine hayırlar getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.




[1] İbn Hanbel, II, 381.
[2] Tirmizî, Menâkıb, 74.
[3] İbn Mâce, Et’ime, 30.
[4] Müslim, Zikir, 72.
[5] Ahzâb, 33/21.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Hutbeleri2




7 Kasım 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):55-METÎN


                                         el- METÎN


Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Metîn'dir.

Sözlükte “sağlam, kuvvetli, sert ve dayanıklı olmak” manasındaki metanet kökünden türemiş bir sıfat olup “çok güçlü ve sağlam” demektir. Allah’a nispet edildiğinde “fiillerinden dolayı zatına herhangi bir zorluk ve yorgunluk arız olmayan, nihai noktada kudretli” anlamına gelir .
Metîn; sonsuz kudrete sahip; son derece güçlü, kuvvetli; dayanıklı, sağlam demektir.

Çok güçlü olan, kuvveti eksilmeyen, hiçbir şekilde dağılmayan, çok dayanıklı olan Metin O’dur
Metîn olan Allah çok güçlüdür. Hiçbir şey onu sarsmaz. Mutlak güç ve kuvvet sahibi O’dur. Allah, hiç bir şekilde dağılmayan  bitip tükenmeyen mutlak güç ve kudret sahibidir. Metîn olan Allah’ın gücü de, kuvveti de sarsılmaz, kaynağı hiçbir şekilde bitip tükenmeyen yok olmayan anlamına gelir.
ce Allah, sonsuz bir güce sahiptir. Fiillerinden dolayı zatına her hangi bir zorluk ve yorgunluk ilişmez. Kuvveti azalıp gevşemez. Hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz. Hiç kimsenin yardımına da muhtaç değildir. Her şeyi  etkileyendir.
“Metîn” ismi, kuvvetinin şiddetini bildirir. Dıştan gelebilecek hiç bir etkiyi kabul etmeyendir.
Gazzâlî ve Fahreddin er-Râzî’nin yorumlarından anlaşılacağı üzere yakın anlamlı iki isim olan kavî ile metînden ilki ilâhî kudrete konu teşkil eden her şeyi kapsaması açısından nitelikte, ikincisi, çok güçlü olması bakımından nicelikte kudret sıfatına ait kemal mertebelerini ifade eder. Buna göre kavî “bütün mümkinatı etkileyen”, metîn ise “dıştan gelebilecek hiçbir etkiyi kabul etmeyen” manasına gelir




Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.” (Zâriyât Sûresi 58. Ayet )
“Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
 (Fetih Suresi 7. Ayet)

“…Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (Âl-i İmrân Suresi 26. Ayet)

“…Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi 40. Ayet)

“Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir.” (Araf-suresi,183.ayet)

Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, her şeye kadirdir. (Şûrâ Suresi 9. Ayet)


“(Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir.” (Enfâl Suresi 52. Ayet)


(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

1 Kasım 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.11.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:DÜNYEVİLEŞMEK: GEÇİCİ OLANA GÖNÜL VERMEK

DÜNYEVİLEŞMEK: GEÇİCİ OLANA GÖNÜL VERMEK

 Muhterem Müslümanlar! 

              Peygamber Efendimiz (s.a.s), Bahreyn halkıyla bir barış antlaşması yapmış ve oraya bir elçi göndermişti. Bu elçi bir müddet sonra yüklü miktarda malla Medine’ye geri döndü. Ashâb-ı kirâm merakla elçinin ve getirdiği malların etrafında toplanmaya başladı. O esnada mescitten çıkan Allah Resûlü (s.a.s), durumu görünce önce gülümsedi, sonra şu uyarıda bulundu: 

“Sevinin ve sizi sevindirecek nimetleri bekleyin! Vallahi sizin için fakirlikten korkmam. Ancak ben, sizden önceki ümmetlerin önüne dünya nimetleri serildiği gibi sizin önünüze de serilmesinden, onların o dünya nimetleri için yanıp tutuştukları gibi sizin de yanıp tutuşmanızdan ve bunun onları helâk ettiği gibi sizleri de helâk etmesinden korkarım.”1 

Kıymetli Müminler! 

           Yüce dinimiz İslâm, hayatımızın tamamını kuşatır. Rabbimizin emir ve yasakları, dünyada sırat-ı müstakime, ahirette ise cennete ulaşmamıza vesiledir. Buna rağmen bazen bizler, dünya meşgalesine dalar, dinimizin hayat veren ilkelerini göz ardı ederiz. Peygamberimizin rehberliğinden ve örnekliğinden uzaklaşır, İslam’ın hayatımıza anlam katan etkisini yavaş yavaş kaybederiz. Geçici olana meyleder, dünya-ahiret dengesini kaybeder, dünyevileşiriz.

 Değerli Müslümanlar!

                 Dünyevileşmek; kişinin Allah’ı ve ahireti unutarak büyük bir hırsla dünyaya sarılmasıdır. Rabbine karşı sorumluluklarını ihmal etmesi, tamamıyla dünyaya yönelmesidir. Dinî inanç, değer ve davranışları hayatından uzaklaştırmasıdır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya malına düşkün olmasıdır. Yüce Rabbimiz, insanın bu yanlış tutumu hakkında şöyle buyurmaktadır:

 “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.”2 

Aziz Müminler! 

                Cenab-ı Hak bizleri bu fani dünyaya imtihan için göndermiştir. Müslüman elbette dünyası için çalışacaktır. Ama ahiretini de ihmal etmeyecektir. Her ne kadar asıl amaç ahiret yurdunu kazanmak olsa da dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak esastır. Yeter ki mümin, elde ettiği imkânların mahkûmu olmasın, imkânlarını Rabbimizin rızasına uygun bir şekilde kullansın. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: 

Allah’ın sana verdiğinden O’nun yolunda harcayarak âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” 3 

Kıymetli Müslümanlar! 

           Dünyevileşmenin bize verdiği zararların başında bilinçsiz tüketim gelmektedir. Dünyanın bir köşesinde insanlar yiyecek bir lokmaya bile muhtaçken, diğer bir köşesinde israf ve savurganlık had safhadadır. Maalesef, günümüz insanı mutluluğu tüketimde arar hale geldi. Çok ve pahalı tüketmekle mutlu olacağını zanneder oldu. Oysa aşırı ve dengesiz tüketim, insanî ve ahlakî değerlerimizi aşındırıyor. Bilinçsiz tüketim sebebiyle birçok insan, borç ve faiz batağında bocalıyor. Nice ailede huzursuzluk ve çaresizlik yaşanıyor. Hâlbuki Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) çağlar ötesinden insanlığı şöyle uyarmıştır: 

Âdemoğlu ‘Malım, malım!’ der. Ey âdemoğlu! Acaba yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve âhirette karşılığını almak üzere verdiğin sadakadan başka senin malın var mı ki?”4 

Muhterem Müminler! 

              İsrafı iktisada, hırsı kanaate, endişeyi tevekküle, bolluğu berekete dönüştürmenin yolu dünya ve ahiret arasında denge kurmaktır. Her iki hayatımıza da hak ettikleri oranda yatırım yapmaktır. O halde, dünya hayatının göz açıp kapayana kadar geçtiğini aklımızdan çıkarmayalım. Sonsuz olan ahiret hayatımız için hazırlık yapalım. Her işimizde ve davranışımızda gösterişten uzak, sade ve mütevazı olalım.

 Hutbemi Yüce Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyorum: 

“Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın, o aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi kandırmasın.” 5 
 1 Buhârî, Meğâzî, 12; Müslim, Zühd, 6.
 2 A’lâ, 87/16,17. 
3 Kasas, 28/77.
 4 Müslim, Zühd, 3. 
5 Fâtır, 35/5. 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Cuma Hutbeleri

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var –16


Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var:

İnsanın iki temel özelliği vardır. Bunlardan biri insanın maddi yönü, diğeri de manevi yönüdür.

Bu iki özellik insanı yaşama bağlar, yaşam kalitesini artırır ve onu mutlu eder. Mutlu olan insanlar sağlıklarını daha iyi korumuş olurlar.
Mutluluğumuzu artırmak ve sağlığımızı korumak için; bu iki temel özelliğimize yönelik ihtiyaçlarımızı gidermeliyiz.

Maddi ihtiyaçlar: Yeme, içme, giyinme, barınma, mal, mülk, makam, mevki, mesleki yeterlilik, evlilik vb. şeyler.

Manevi ihtiyaçlar: İnanma, bağlanma, sevme, sevilme, ibadet etme, dua, zikir, musiki vb.

İnsan genelde maddi ihtiyaçlarını elde etmek için çokça mücadele eder. Maddi ihtiyaçları için her şeyi göze alan insan bazen canını bile tehlikeye atar.

İnsanoğlu ne kadar çok mala ve zenginliğe sahip olsa da; o her zaman doyumsuz bir duygu içindedir.

İnsanın mutlu olabilmesi için manevi ihtiyaçlarını yerine getirmesi lazımdır. İnancının gereğini yapmalı ve ibadetlerini eksik etmemelidir. Manevi ihtiyaçlarını yerine getirmeyen kişiler,  mutlu olamaz.

İbadetler kişinin kendine ait özel şeyler olmasından dolayı önemlidirler. Önemli ve değerli olan şeyleri yapmak insana mutluluk ve sevinç verir.

Yaptığınız bir işin sizin için çok kıymetli olduğunu bilirseniz, o işi isteyerek ve severek yaparsınız. İnsan sevdiği işi yaparsa huzurlu olur. Huzurlu olan kişi sağlığını da korumuş olur.

Yaptığımız ibadetlerde duanın ayrı bir önemi vardır. Çünkü dua ibadetlerin özü ve özetidir.

Aynı zamanda duanın çok özel bir durumu vardır. Dua eden kişi Allah’ın karşısında kendini aciz hisseder ve Yüce Yaratıcının gücünden medet bekler.

İnsan güçlü, akıllı, yetenekli bir varlıktır. İnsan kendine çok güvenir. Aklı sayesinde bilim yoluyla birçok şeyi elde etmektedir. İnsanın güç ve yetenekleri bir noktaya kadardır. İnsanın gücünü aşan hastalık, ölüm, afetler, doğa olayları gibi birçok durum karşısında insan kendini güçsüz görür ve Yüce Allah’a dua yapmak suretiyle güç ve kuvvet bulur. O’na teslim olur, O’na boyun eğer, O’ndan yardım diler ve kendini güvende hisseder.  Böylelikle insan, Allah’ın tek güç ve kuvvet sahibi olduğunu kabul eder.

İşte bu durum Allah için çok kıymetlidir. Bu konuda, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir hadis-i şerifte mesajı şöyledir:

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: ”Allah’ın yanında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.” 
(Tirmizi,Daavat,1.,İbni Mace,Dua,1.)

Duaya sarılalım. Her daim dua edelim.

Dualarımızda samimi olalım İnşallah!

Efkan VURAL


25 Ekim 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 25.10.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:DUALARIMIZ MEHMETÇİĞİMİZ İÇİN

DUALARIMIZ MEHMETÇİĞİMİZ İÇİN 



Aziz Kardeşlerim! 

Bu mübarek saatte, bu icabet ve bereket vaktinde bir tanıdığımdan bahsedeceğim size. “Vatan” deyince gerisini unutuveren bir delikanlıdan...

 Siz de bileceksiniz; adını Fahr-i Kâinat’ın adıyla anıp “Mehmetçik” dediğimiz kahramandır o… Bazılarınız onu tarih sayfalarından tanırsınız. Güçlü, atılgan, zeki, becerikli ve gözü pekti. Daima ön safta olmak isterdi. Durmazdı, durmak nedir bilmezdi. Cepheden cepheye koşarken arkasında bazen bir bacağını, bazen bir kolunu, bazen bir gözünü bırakır, ama vatan sevgisini daima ileride, en önde tutardı. “Vatan sağ olsun!” derdi, “Yeter ki vatan sağ olsun!”

 Kıymetli Müslümanlar! 

Peygamberimiz buyuruyor ki, “Allah, sadece kendi yolunda cihad etmek ve kelime-i tevhidi doğrulamak üzere sefere çıkan kimseyi cennete sokmaya veya çıktığı evine sevap ve ganimet ile döndürmeye kefil olmuştur.”1 Mehmetçiğimiz bu muştuyla yine yürüdü. Mevsimlerden en çok baharı, aylardan en ziyade Ağustos’u severdi ama şu Ekim günlerinde de yürüdü. Terörden bunalanlara barış, huzuru kaçırılanlara huzur, yüreği tutuşanlara serinlik dağıtmak üzere… 

Barış Pınarı dedi yürüyüşünün adına. Yanında da arkadaşları, eşten dosttan tanışları, kardeşleri… Kimimizin evladı, kimimizin kardeşi… Bizim çocuklarımız, hepimizin ciğerpareleri… 

Aziz Müminler! 

Mehmetçik, geceleri gündüze, gündüzleri geceye sığdırmak için zamanı ve mekânı unutmuş koşuyor… Mehmetçik, teriyle ve kanıyla dünya tarihini yeniden yazıyor. Onun koruduğu sınırlarımızda, yalnızca ülkemizin değil, bütün insanlığın kaderi hercü mercden kurtuluyor. 

Bu öyle bir insanlık mücadelesi ki, “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizlersiniz.”2 buyuran Yüce Kitabımız, barış yolunda kahraman ordumuza umut oluyor. Bu öyle bir iman ve vatan aşkı ki, Kur’an bu aşkla toprağa düşen canları şöyle anlatıyor: 
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hâlde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”3

 Değerli Kardeşlerim! 

Hiç şüpheniz olmasın ki, Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla, hainlerin oyunları bozulacak, zalimlerin tuzakları ayaklarına, hileleri başlarına dolanacaktır. Mehmetçik siperleri tuttukça, bütün düşmanlarımızın da, onların içimize saldıkları zavallıların da hayalleri hakikatlerimize; tuzakları imanımıza çarpacak, kışkırttıkları terör selinin içinde kendileri boğulacaktır. Ordumuz barış uğruna ilerledikçe, ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde masumlar, kadınlar, çocuklar güven ve huzura kavuşacaktır. 

Aziz Müminler! 

Mehmetçik ki, bir sancağın gölgesinde, alnında yıldızlar parlayan cevherimiz, hazinemizdir… Mehmetçik ki, vatan, bayrak, millet ve devlet uğruna tek yürek olan kahramanlık destanımızdır… Mehmetçik, dünyanın iyiliği için cephede, insanlık adına siperdedir. Ve onlar omuz omuza, sırt sırtayken; mazlumların ve hakları ellerinden alınanların imdadına koşarken yerde ve gökte, uzakta ve yakında bütün dualarımız onlaradır, onlar içindir. Teri damladığında merhamet, kanı döküldüğünde rahmet olsun diye… Onlar içindir Fetihler, Fatihalar, Yasinler… Ve âminler onlar içindir…

 Âmin! Ey varlığın Aziz ve Kerîm olan Rabbi! Ey âlemlerin Rahman ve Rahim olan Rabbi!.. Yücelerden yüce olan bâbına geldik, rahmetini istemeye cenâbına geldik. Adını andık ve huzuruna durduk. Askerimiz için yardım diliyor, ordumuza zafer istiyoruz. Canlarını koru meşakkatten, afetten; bedenlerini koru yorgunluktan ve gafletten… 

Ey dünyada orduları celal ile var eden var, ey ahirette şehitlere cemalini ihsan eden Allah’ım! Varlığına inandık, birliğine inandık; Sana sığındık ve Sana güvendik. Gayrı, İslam ümmetini birbiriyle sınandırma İlahi, fitne ateşinde masumları yandırma İlahi. Terör elindeki mazlumları kurtar karanlık düşüncelerden, uyandır gaflettekileri sabahı olmayan gecelerden… Bu yolda dostlarımızı yerindirme, düşmanları sevindirme. Rahmetini kesme kahraman ordumuzdan, bereketini alma cennet yurdumuzdan. Tasasını çektiklerimizden emin eyle bizleri; karanlık yollarda rehber-i din eyle bizleri. Hezimete uğrat terörün uşaklarını ve efendilerini ve zalimlerin kendilerine kırdır yine kendilerini. 

Ey bütün noksanlardan münezzeh olan Allah’ım! Şehitlerimize ikramını, gazilerimize dermanını eriştir. Acısı olanların acısını dindir, umudumuzu zafere eriştir. Duamızı Kâbe’de edilen dualara say. Rahmetini kesme üzerimizden diye yalvarıyoruz; merhametini esirgeme bizden diye yalvarıyoruz… Ezanımızı dindirtme ya Rab! Vatanımızı böldürtme ya Rab! Bayrağımızı indirtme ya Rab! Başımızı eğdirtme ya Rab; Mehmetçiklerin ayağına taş değdirtme ya Rab! Bir an evvel zafer bulup şanla dönsünler; en kısa zamanda huzurla dönsünler. Devletimizi kuran, bu toprakları bize vatan kılan, şehit ve gazilerimizin ruhları şâd olsun. Âmin, ve’l-hamdülillahi Rabbi’l-Âlemin… 

1 Buhari, Tevhid, 28.
2 Âl-i İmrân, 3/139.
3 Âl-i İmrân, 3/169-170.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Hutbeleri2
Diyanet Cuma Hutbeleri

21 Ekim 2019 Pazartesi

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):54-KAVÎ


                                                                                      KAVÎ


     Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Kavî'dir.

Sözlükte “güçlü olmak, gücü yetmek, bir işi gerçekleştirmek için aklen ve bedenen yeterli olmak” anlamındaki kuvvet kökünden sıfat olup Allah’a nispet edildiğinde “her şeye gücü yeten, kudret sahibi manasına gelir. 

El-Kavî, Her şeye gücü yeten sınırsız kudret sahibi, asla yorgunluğa ve zaafa uğramayan, kayıtsız şartsız her şeye kadir olan, güç ve kuvveti sonsuz olan demektir.

El-Kavî , Kudreti en üstün ve hiç azalmaz, anlamına gelir.

El-Kavî ,Her şeye gücü yeten, çok kuvvetli ve kudretli olan O’dur.

Yüce Allah, tam bir kudret sahibidir. Gücü, kuvveti sonsuzdur. Allah, bitmez ve  tükenmez bir güce sahiptir. Nicelik ve nitelik bakımından üstün kudrete sahiptir. Gücünün yetmeyeceği bir şey düşünülemez. O, her şeyi etkiler, ama hiç bir şey O’nu etkileyemez.


Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Allah inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar; savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.”
(Ahzâb Suresi 25. Ayet)

“Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hac Suresi 74. Ayet)

“Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan)  ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye)  galip gelendir.” (Hûd Suresi 66. Ayet)

“… Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı da pek çetindir.” Mümin Süresi : 22. Ayet

“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!”    (Bakara Suresi 165. Ayet)


(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL