15 Mart 2026 Pazar

KADİR GECESİ VE RAMAZAN BAYRAMI

                   KADİR GECESİ VE RAMAZAN BAYRAMI

Peygamber Efendimiz tarafından Ramazan ayının son on gecesinde aranması tavsiye edilen Kadir Gecesi bütün İslam dünyasında ve ülkemizde 27. gece kabul edilerek kutlana gelmiştir. Fakat Ramazanın yirmisinden sonraki geceleri, her biri Kadir Gecesi imiş gibi düşünmek ve kıymetlendirmeye çalışmak uygun olur. Zaten gizlenmesinin hikmeti de müslümanların Ramazan gece ve gündüzlerini daha iyi değerlendirmeye teşviktir.

Kur’an’ın ifadesine göre Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Bin ay yaklaşık seksen üç yıl eder.Bu bakımdan kadir gecesini iyi değerlendirmeliyiz. Kur’anın bu gecede indirilmesi nedeniyle, Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Bu durumda geceyi değerli kılan Kur’an’dır. Bu bakımdan Kur’an’ önem vermeliyiz,Kur’an’ı öğrenmeliyiz, özellikle Kur’an-ı Kerim’in anlamına vakıf olmalıyız. Bunun içinde Kur’an’ın Türkçe mealini okumalıyız. Gerek duyulan ayetlerin de tefsirlerine bakmalıyız.

Bu gecenin başlıca özellikleri şunlardır.

1-  Sevgili Peygamberimize gönderilen en büyük mucize olan Kur’an-ı Kerim bu gece indirilmiştir.

2-  Bu gecede bin aydan daha hayırlıdır.

3-  O yıl içinde meydana gelecek şeyler hakkındaki Allah’ın ezeli takdiri bu gece meleklere açıklanır ve duyurulur. Bu sebeple bu gece; “hüküm gecesi” diye yorumlanmıştır.

4-  Kadri kıymeti çok olması dolayısıyla “şeref ve azamet gecesi” diye yorumlanmıştır.

5-  O gece meleklere yeryüzü dar geldiği için; “tazyik gecesi” diye yorumlanmıştır. Ancak buradaki tazyik ve sıkışıklıktan maksat değerli ve hayırlı işlerin ortaya çıkmasıdır.

6-  Çok kıymetli bir gece olduğu için “ K a d r ” kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de bir sureye ad olmuştur. Bu geceyi iyi değerlendirmek gerekir.

Bunun için de ;

1-Bu gecelerde ibadet edilmeli: Geçmiş namazlar kaza edilmeli, geçmiş namazı olmayanlar nafile namaz kılmalı.

2-Kur’an, okunmalı, Kur’an okuyanlar dinlenmeli, Kur’an’ın anlamı (emir ve yasakları) üzerinde düşünmeli. Kur’anı Türkçe mealinden okumalı.

3-Bol bol dua edilmeli

4-Tevbe-istiğfar edilmeli, günahlardan arınmak için Yüce Allah’a yalvarılmalı.

5-Zikr ve tefekkür edilmeli; Cenab-ı Hakk’a olan iman, sevgi ve bağlılıklar tazelenmeli.

6-Dini öğütlere kulak verilmeli.

7- Bu geceden sonra yaşadığımız sürece Kur’an’a bağlı kalacağımıza, O’nun mealini sürekli okuyacağımıza ve Kur’an’ın sunduğu bilgiye uygun olarak iman etmeye ve İslamı yaşamaya gönülden söz vermeliyiz.

Bu geceye adını veren Kadir suresinin anlamı şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

1. Doğrusu, Biz, Kuran'i kadir gecesinde indirmişizdir.

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

3. Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.

4. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.

5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. Evet, her geceyi kadir gecesi,her günü Cuma, her ayı da Ramazan ayı gibi düşünerek hareketlerimizi düzenlemeliyiz…


Ramazan Bayramı

Ramazan ayı denildiğinde akla ilk gelen şey oruçtur.Bir ay boyunca oruç tutulur. Nefsi arzuları bir kenara koyarak, Kur’an’ı Kerim okuyarak, zikrederek, selavat getirerek, teravih namazını kılarak, fitreyi vererek, günlerini iyilik ve fazilet üzerine geçirerek bir ay sabreden Müslümanlara Allah’ın bahşettiği Ramazan Bayramı sevinç ve coşkunun yaşandığı, kardeşlik duygularının kabardığı,sevgi ve saygının öne çıktığı bir gündür.
Bayramlar vesilesiyle dargınlıklara son vermeli, sırf Allah rızası için tanıdığımız veya tanımadığımız kimselerle bayramlaşmalı, hal ve hatırları sorulmalı. Bayram günlerinde İslam kardeşliği bir kez daha önem kazanır. 

Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:

“Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” (Buhari.nikah.45.) 

Sevgi barış ve kardeşliğin öne çıktığı bayram günleri dışında da bu güzel hasletleri devam ettirmeliyiz. Birbirimizi Allah için sevmeliyiz.

Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

 “Mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de Mü’min olamazsınız…” (Müslim,İman, 93.) Kendimiz için istediğimizi din kardeşimiz için de istemeliyiz.

Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur :

 Hiç biriniz kendi nefsi için istediğini (Mü’min ) kardeşi için de istemedikçe (tam) Mü’min olamaz.”(Buhari,İman, 7) Başka bir hadiste ise peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

“Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hiyanet etmez,yalan konuşmaz ve onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın her şeyı ; ırzı malı ve kanı müslümana haramdır…” (Müslim ,birr ve sıla, 32.) Bayram dolayısıyla küs ve dargınlıkarı sonlandırmalı, barış ve sevgi içinde yaşamalıyız. S

evgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

“ Bir müslümana kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. (Buhari, edeb, 57-62.)

Evet bayram günlerinde şunları yaparsak Allah’ın rızasını kazanmış oluruz:

1-  Bayram namazını kılmak,

2-  Bayram namazı sonrasında cemaatle bayramlaşmak,

3-  Bayramlaşırken selavat getirmek,

4-  Çocukları ve yetimleri sevindirmek,

5-  Ailemizle bayramlaşmak, aile fertleri arasında sevgi ve saygıyı artırmak,

6-  Komşu ve akrabalarla bayramlaşmak,

7-    Hastaları ziyaret etmek, onlarla bayramlaşmak, Engelli kardeşlerimizi ihmal etmemek.

8-  İkramda bulunmak,

9-  Mezarlıkları ziyaret etmek, Ölümü düşünmek,

10-            Dargınları barıştırmak,

11-            Bayram vesilesiyle sevgi,barış,kardeşlik ve höşgörüyü yaygınlaştrmak ve bayram sonrasına taşımak. Ramazan bayramını tebrik eder, Milletimize ve tüm İslam alemine hayırlara vesile olmasını Yüce Allahtan dilerim. Nice bayramlara…….

Efkan VURAL

 

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 13.03.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:HAK VE HAKİKATİN TEMSİLCİLERİ: PEYGAMBERLER

 HAK VE HAKİKATİN TEMSİLCİLERİ: PEYGAMBERLER



Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimizin temel inanç esaslarından biri peygamberlere imandır. Peygamberler, Allah’ın insanlar arasından seçtiği elçileri, hak ve hakikatin temsilcileridir. Onlar; insanlığa, ebedi kurtuluş yolunu göstermek için gönderilmiştir. Peygamberler, insanları; tek olan Allah’a iman etmeye, yani tevhide davet etmişlerdir.

Aziz Müminler!

Hz. Âdem ile başlayan peygamberlik vazifesi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ile sona ermiştir. Aynı şekilde Hz. Âdem ile başlayan ilâhî mesaj, Ramazan ayında Kadir Gecesinde Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e indirilen Kur’an-ı Kerim’le taçlanmış ve son bulmuştur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), zulmün girdabındaki bir toplumu değiştirmiştir. Yaşanmaz denilen dünyayı saadet asrına; cehaletin karanlığını aydınlığa çevirmiştir. 

Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, 


“Ben Muhammed’im, Ahmed’im, peygamberlerin ardından gelen el-Mukaffî’yim, insanların arkamda toplandığı el-Hâşir’im, Tevbe Peygamberi’yim, Rahmet Peygamberi’yim”[i] buyurmuştur.

 Dolayısıyla, kim; sevgi ve saygı gibi ahlaki değerleri kuşanmayı hedefliyorsa Allah Resûlü (s.a.s)’in rehberliğinden ayrılmamalıdır. İyiliğin dünyaya hâkim olmasını, kötülüğün son bulmasını istiyorsa Kur’an ve sünnete sarılmalıdır.

Kıymetli Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de, 

“Peygamber, arzu ve hevesine göre konuşmaz. Onun size okuduğu, kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir”[ii] buyurmaktadır. 

Bu sebepledir ki, Peygamberimizi ve onun rahmet yüklü mesajlarını “yanılsama” olarak değerlendirmek doğrudan Allah’ın kelâmına, Allah’ın iradesine, Allah’ın dinine yapılmış bir saldırıdır. 

Cenâb-ı Hak, peygamberlere inanmayan, onları alay ve eğlence konusu yapanların ibretlik sonunu bizlere şöyle haber vermektedir: 

“Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, sonunda onlarla alay edenleri, alaya aldıkları azap kuşatıvermişti.[iii]

Değerli Müminler!

Bizler, peygamberler arasında asla ayrım yapmayız. Hepsinin Allah’ın elçisi olduğuna iman ederiz. Zira biliriz ki; Peygamberlerin her biri Allah katında değerlidir. Hz. Âdem’de, Hz. İbrâhim’de, Hz. Mûsâ’da, Hz. Îsâ’da ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’de aynı şeyleri söylemişlerdir. Onların mesajları temelde birdir ve aynıdır; o da tevhiddir. 

Yüce Rabbimiz,

Andolsun biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan uzak durun’ diyen bir peygamber gönderdik[iv] buyurmaktadır.

Aziz Müslümanlar!

İslam, inançta tevhidi istediği gibi sosyal hayatta vahdeti, yani ümmetin birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesini emretmiştir. 

Cenâb-ı Hak 

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz, gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Allah sabredenlerle beraberdir”[v] buyurarak bu hakikate işaret etmektedir. Hal böyleyken, yıllardır İslam coğrafyası üzerinde oyunlar oynanmakta, Müslümanlar zulüm altında inlemektedir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Kadir Gecesinin gölgesinin üzerimize düştüğü şu günlerde vahyin aydınlığında, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in ilkeleri doğrultusunda hayatımızın muhasebesini yeniden yapmalıyız. Bir ve beraber olmalı, kardeşliğimizi pekiştirmeliyiz. Ramazan ayının bu son günlerinde birbirimiz ve ümmet-i Muhammed için dua etmeliyiz ki, Rabbimizin nusret ve inayeti inananların üzerine olsun.

Değerli Müminler!

hutbe qr kodÖnümüzdeki Çarşamba günü Çanakkale Zaferinin yıl dönümünü idrak edeceğiz. Bu vesileyle aziz şehitlerimize, ebedi âleme irtihal eden kahraman gazilerimize Yüce Rabbimizden rahmet diliyoruz. Kadir Gecemizi şimdiden tebrik ediyoruz. 

Hutbemizi Kadir sûresinin mealiyle bitiriyoruz: 

“Biz Kur’an’ı Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve Cebrâil, Rablerinin izniyle her bir iş için iner de iner. O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenliktir.[vi]



[i] Müslim, Fedâil, 126.

[ii] Necm, 53/3,4.

[iii] En’âm, 6/10.

[iv] Nahl, 16/36.

[v] Enfâl, 8/46.

[vi] Kadir, 97/1-5.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

6 Mart 2026 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur: 

“…Zekât, suyun ateşi söndürdüğü gibi hata ve günahları silip yok eder.”[i]

[                                                                            Tirmizî, Cum’a, 79.


Diyanet İşleri Başkanlığının 06.03.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:ZEKÂT VE FITIR SADAKASI

                                 ZEKÂT VE FITIR SADAKASI




Muhterem Müslümanlar!

Malımız, mülkümüz, sahip olduğumuz bütün imkânlarımız Yüce Rabbimiz tarafından bizlere verilmiş birer emanettir. Bu emanetlerin şükrünü eda etmek; varlıklarımızı ihtiyaç sahipleriyle, yetim, öksüz ve kimsesizlerle paylaşmakla gerçekleşebilir. İşte bu emanet bilincinin ibadete dönüşmüş hali, zekât ve fıtır sadakasıdır.

Aziz Müminler!

Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir. Zekât, sadece bir bağış değil, bizzat Allah ve Resûlü tarafından belirlenmiş bir ibadettir. İnsanın malını eksilten değil, bereketlendiren ilahi bir nimettir.[1] “Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir pay vardır”[2] ayetinde buyrulduğu üzere zekât, fakiri minnet altında bırakan bir lütuf değil, ona hakkını teslim etmektir.

Kıymetli Müslümanlar!

Zekât, müminler arasında yardımlaşma ve dayanışma, rahmet ve şefkat köprüleri kurar. Birlik ve beraberliğin daha da güçlenmesine vesile olur. Kardeşliğin gönüllerde, hanelerde ve sofralarda hissedilmesini sağlar. Bu yönüyle zekât, toplumsal barış, huzur ve dayanışmaya büyük katkı sunar.

Zekât vermek, kişiyi bencillikten, hasetten ve cimrilikten arındırır. Zekât, insanın; içindeki mal sevgisini ve dünya hırsını dizginlemesine, günahlarından arınmasına yardımcı olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “…Zekât, suyun ateşi söndürdüğü gibi hata ve günahları silip yok eder.”[3]

Değerli Müminler!

Fitre olarak bildiğimiz fıtır sadakası ise; Ramazan-ı şerife ulaşmanın, bayrama kavuşmanın şükrüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bayram namazımızı kılmadan önce fıtır sadakalarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmamızı emretmektedir.[4] Zira fıtır sadakası ile Ramazan Bayramı; merhamet ve muhabbetin, neşe ve sevincin toplumun tamamına yayıldığı müstesna bir zaman dilimine dönüşmektedir.

Aziz Müslümanlar!

Zekât ve fıtır sadakasında esas olan; önce kişinin, çevresinden ihtiyaç sahibi akrabalarını ve komşularını gözetmesidir. Sonra da yardımlarını mazlum ve mağdur coğrafyalarda bulunan kardeşlerine ulaştırmasıdır. Bugün bize düşen, içerisinde bulunduğumuz Ramazan-ı şerifi vesile kılarak zekât ve fitrelerimizle bir fakirin sofrasını şenlendirmektir. Bir borçlunun yükünü hafifletmektir. Yolda kalmışa el uzatmaktır.  Bir yetimin, bir öksüzün ve bir garibin yüzünü güldürmektir. Mazlumların yanında yer almaya, onlara umut olmaya devam etmektir. Böylelikle Yüce Rabbimizin bizlere lütfettiği imkânları ebedi kazanca dönüştürmektir.

hutbe qr kodHutbemizi Cenâb-ı Hakk’ın şu ayet-i kerimesi ile bitiriyoruz: “Namazı kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden ne hayır yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı eksiksiz görür.”[5]  

 



[1] Bakara, 2/276.

[2] Zâriyât, 51/19.

[3] Tirmizî, Cum’a, 79.

[4] Buhârî, Zekât, 70.

[5] Bakara, 2/110.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü