EFKAN VURAL'IN EĞİTİM KÜLTÜR ve BİLGİ SİTESİ
Efkan Vural'ın Yazıları
23 Ekim 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 23.10.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:AİLE
AİLE
Muhterem Müslümanlar!
İnsanın hayata gözlerini açtığı, kişiliğinin ve değerlerinin şekillendiği ilk yer ailedir. İnsan; güzel sözün gönül aldığını, merhametin yaraları sardığını ailede öğrenir. Doğruluğun, büyüklerinin sözünde; merhametin, kendisine gösterilen şefkatte; adaletin ise kardeşler arasında kurulan dengede olduğunu orada tanır. Dünyanın hengâmesinde yorulan yüreğini,
“Allah, evlerinizi sizin için bir huzur
ve sükûn yeri yaptı…”[1] ayet-i kerimesinde
buyrulduğu üzere ailesinde huzura kavuşturur.
Aziz Müminler!
Aile,
sadece dünyevi bir birliktelik ya da geçici heveslerle kurulan bir hayat
ortaklığı değildir. Bilakis aile; kişinin, hayatı boyunca sığınacağı en güvenli limandır. Aile;
hastalığında anne babanın bakımını üstlenmek, ateşi yükseldiğinde evladının
başında beklemek, bayram sabahında kucaklaşmaktır. Unutulmasın ki huzurevleri, çocuk
evleri yapılabilir; fakat bir çocuğa şefkatle sarılacak annenin, ona güzel örnek
olacak babanın, torununa masal anlatacak dede ve ninenin yeri doldurulamaz.
Kıymetli Müslümanlar!
Çocuklar, ilk dualarını annelerinin dizinde, namazlarını babalarının yanı başında öğrenirler. Büyüğe hürmeti, küçüğe şefkati; merhameti ve paylaşmayı aile ocağında görürler. Yalanın günah, kul hakkının ağır olduğunu ailede kavrarlar.
Peygamber Efendimiz (s.a.s),
“Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel
terbiyeden daha üstün bir miras bırakamaz”[2] buyurmuştur. Dolayısıyla
çocuklarını ekranlara mahkûm edip ilgi göstermeyen bir anne ve baba, onları bu
mirastan mahrum bırakıyor demektir.
Değerli Kardeşlerim!
Ailede kazanılan
sorumluluk bilinci, toplum hayatına da yansır. Ailesinde sevgi, saygı, dostluk, arkadaşlık ve
paylaşmayı öğrenen çocuklar; okulda, iş yerinde, hayatının her aşamasında örnek
bir insan olurlar. Bununla birlikte ailesinde kavga ve şiddet gören, ilgisiz ve
sevgisiz kalan çocuklar ise bu yaraların izlerini hayatları boyunca taşırlar.
Değerli Anne Babalar!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), ‘Her birimizin
ailemizden sorumlu olduğumuzu’ beyan etmiştir.[3] Çocuklarımızın kimlerle
arkadaşlık ettiğini, sanal âlemde hangi uygulamalarda vakit geçirdiğini,
ibadetlerini yapıp yapmadıklarını bilmek ve takip etmek bu beyanın gereğidir. Ailemize
ayırdığımız vakit, karşılıklı yaptığımız fedakârlıklar birer ibadet mesabesindedir.
Kim; evinin kapısından girerken günün yorgunluğunu dışarıda bırakır, ailesine
vakit ayırır, güler yüz gösterirse Peygamberimiz (s.a.s)’in sünnetini ihya eder.
Kim de bunu ihmal ederse kendisi ve ailesini Peygamberimiz (s.a.s)’in
sünnetinden mahrum bırakır.
Kıymetli Genç
Kardeşlerim!
Yuva kurmak; sizi günahlardan koruyacak bir kalkan, ruhunuza sükûnet verecek bir nimettir.
Yuva kurmak;
“Sizin en
hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır…”[4] buyuran Peygamber Efendimiz
(s.a.s)’in nebevi mirasına yeni bir halka eklemektir.
Unutmayalım ki Peygamberimiz (s.a.s)’in övgüsüne mazhar olacak nesiller
yetiştirmek, ahirette amel defterinin açık kalmasına vesile olacaktır.
Hutbemizi, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere öğrettiği şu dua
ile bitirelim: “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz
aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle!”[5]
19 Ekim 2026 Pazartesi
16 Ekim 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 16.10.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:İNSAN!
İNSAN!
Muhterem Müslümanlar!
Yüce
Rabbimiz, insanı; aklıyla düşünen, kalbiyle hisseden, iradesiyle seçen ve
yaptığı tercihlerle hayatına anlam katan müstesna bir varlık olarak yaratmıştır.
Evet, insan olarak doğmak büyük bir lütuftur; fakat asıl olan bir ömür boyu insan
kalabilmektir. Allah’ın rızasını gözetebilmek, yaratılış gayesine uygun bir
hayat sürebilmektir. İçimizdeki iyilik kapılarını açık tutmak, ancak; kötülükleri
de içeriye sokmamaktır.
Aziz Müminler!
İnsanlığı çoğu zaman büyük işlerde ararız. Oysa insanlık gündelik hayatın küçük anlarında saklıdır. Asr-ı saadette yaşanan şu hadise bizim için çok büyük hikmetler barındırmaktadır. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i görmek için yaşlı bir adam gelmişti.
Oradakiler ona yer açmakta ağır davranınca Rahmet Elçisi (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Küçüğümüze merhamet
etmeyen ve büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir.”[1] Evet, yaşlılara hürmet gösteren, hayatı
boyunca hürmete nail olur. Çocuklara şefkatle davranan, kalbinin katılığından kurtulur.
Anne ve babasına iyilikte bulunan, huzur ve mutluluğu yanı başında bulur.
Hastaları ziyaret eden, ruhuna esenlik katar. Sofrasını yetim ve kimsesizlerle
paylaşan, rahmet ve bereketi evine taşır. Komşusuna selam veren, sevgi ve
muhabbetin toplumda yayılmasına vesile olur.
Kıymetli
Müslümanlar!
Cenâb-ı Hak,
“İnsan, kendisinin başıboş
bırakılacağını mı zanneder?”[2] sorusu ile
bizlerin dikkatini çekerken; insan, Rabbinin kendisine verdiği kıymeti
unutuverir. Makamını üstünlük sebebi, servetini övünç vesilesi, bilgisini kibir
aracı, gücünü başkalarını incitmenin bahanesi hâline getirebilir. Oysaki
dinimiz İslam bizlere şunları öğretmektedir: Değerimiz; dış görünüşümüzden,
sahip olduğumuz servetten, makamımızdan veya toplumdaki konumumuzdan
kaynaklanmaz. Gerçek zenginlik, ihtiyaç sahiplerini gözetebilmek; gerçek güç,
öfkeyi dizginleyebilmek; gerçek üstünlük ise takva sahibi olabilmektir.
Kardeşlerim!
Bazen
yüzümüze gösterdiğimiz özeni kalbimize gösteremiyoruz. Aynada geçirdiğimiz
vakit kadar iç muhasebemize vakit ayıramıyoruz. Küçücük bir sözü büyük bir kine
dönüştürebiliyoruz. Aramızdaki kırgınlıkları yıllarca yaşatabiliyor, af ve
mağfiret yolunu tutmayabiliyoruz. Miras kavgası yüzünden kardeşlerimizin
kapısını çalmayabiliyoruz. Aynı safta omuz omuza durduğumuz komşularımızla
selamlaşmıyor, akrabalarımızla sıla-i rahmi kesebiliyoruz.
Aziz Müslümanlar!
Hutbemizin başında ifade
ettiğimiz hususu önemine binaen bir daha zikretmek istiyorum. İnsan olarak
doğmak büyük bir lütuftur; fakat asıl olan bir ömür boyu insan kalabilmektir.
Öyleyse bugünden tezi yok; evlerimize şefkati, sokaklarımıza merhameti,
ticaretimize dürüstlüğü yeniden hâkim kılmak için harekete geçelim. Dilimizi
gıybetten, kalbimizi kibirden arındıralım. Gücümüzü zayıflara sığınak olmak
için kullanalım; sözümüzü kırılan kalpleri onarmaya adayalım. İşte o zaman yeryüzündeki fani yürüyüşümüz anlam
kazanacak, bu dünyada ektiğimiz merhamet ahirette sonsuz bir rahmete
dönüşecektir.

