27 Mart 2026 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 27.03.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:TEVEKKÜL

                                          TEVEKKÜL




Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimiz İslam’ın hayatımızın her alanına yansıtmamızı emrettiği ilkelerden biri tevekküldür.

Tevekkül; Müslümanın, sorumluluklarını hakkıyla yerine getirip Allah’ın rahmet ve merhametine sığınmasıdır. Üzerine düşen tedbirleri alıp Allah’ın takdirini beklemesidir. Meşru isteklerine ulaşmak için sebeplere sarılması, aklını ve iradesini doğru yönde kullanması, Allah’a güvenip dayanmasıdır.

Aziz Müminler!

Tevekkül, bir ebeveynin; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunamaz”[1] buyruğuna uyarak evlatlarına güzel örnek olması, daha sonra onlardan erdem ve fazilet beklemesidir.

 Bir gencin, 

“Yaptığınız işi güzel yapın. Allah işini güzel yapanları sever”[2] ilkesi gereğince geleceğini; ilim, sanat ve meslek çerçevesinde şekillendirmesi, sonra Allah’tan başarı istemesidir.

Kıymetli Müslümanlar!

Kimi zaman tevekkül; bir tüccarın, ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yaptıktan sonra Allah’tan hayırlı kazanç dilemesi olarak karşımıza çıkar.

 Kimi zaman da tevekkül; bir çiftçinin toprağı doğru işleyip, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in,

“‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Sadece Allah’a tevekkül ettik.’ deyiniz”[3] hadis-i şerifi gereğince hasadın bereketini Allah’a havale etmesi olarak hayata yansır.

Değerli Müminler!

Tevekkül, tembelliğin sığınağı, miskinliğin bahanesi değil, uyanışın ve kendine gelmenin vesilesidir. Allah’ın yardımını ümit ederek fiili duada bulunmak; zamanın gereklerine uygun bilgi ve teknoloji üretmektir. Zaferlerin emeksiz elde edilemeyeceği bilinciyle düşmanları caydıracak güce ulaşmak için gayret etmek, Cenâb-ı Hak’tan nusret ve inayet dilemektir.

Aziz Müslümanlar!

“Allah’ın dediği olur” kanaatiyle tedbiri elden bırakmak, “Kaderde ne varsa o gelir başa” anlayışıyla sorumlulukları ihmal etmek, “Nasıl olsa Allah rızkımı verir” düşüncesiyle çalışmayı terk etmek, İslam’ın tevekkül anlayışında kendisine asla yer bulamaz. Müslümana düşen; ‘Tedbir kuldan, takdir Allah’tan’ şuuruyla gecesini gündüzüne katarak çalışmaktır. 

Yüce Rabbimizin bu husustaki uyarısı gayet açıktır: 

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalışmasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.”[4]

Kıymetli Kardeşlerim!

Kalplerimizin huzur bulabilmesi için hayatımızın her alanında; okurken, çalışırken, ailemizin rızkını temin ederken, zorluklara karşı mücadele verirken tevekküle ihtiyacımız vardır. Zaman, kendimize gelme ve tevekkül anlayışımızı gözden geçirme zamanıdır. Vakit, çalışmayı, üretmeyi ve mücadeleyi hayatımızın vazgeçilmez bir parçası kılma vaktidir.

Hutbemizi İstiklal Şairimizin şu veciz sözleriyle bitiriyoruz:

Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol,

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!



[1] Tirmizî, Birr, 33.

[2] Bakara, 2/195.

[3] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 8.

[4] Necm, 53/39, 40.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

24 Mart 2026 Salı

HAFTANIN AYETİ

BAYRAMLAR GÜZELDİR AMA HERKESE DEĞİL MAALESEF

 Bayram deyince aklımıza sevinç  ve mutluluk gelir. 

Bayramlar sevinç ve mutluluklarımızın paylaşıldığı özel günlerdir.

Ramazan Bayramı büyük bir ibadet olan oruç ibadetinin arkasından Müslümanları mutlu edecek 

HAFTANIN HADİSİ

23 Mart 2026 Pazartesi

Diyanet İşleri Başkanlığının 20.03.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:HAYATI RAMAZAN KILMAK

                                              HAYATI RAMAZAN KILMAK




Muhterem Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz, bu yıl aynı günde iki bayramı bizlere ikram etti. Ramazan Bayramının ilk gününü idrak ederken, biz müminlerin bayramı Cuma namazını eda etmek üzere bir aradayız hamdolsun.

Aziz Müminler!

Ramazan-ı şerif, maddi ve manevi pek çok güzelliği elde ettiğimiz bir mektep idi. Bu mübarek ayda; camilerimiz cemaatle, gönüllerimiz muhabbet ile dolup taştı. Tekbir ve salavatların yükseldiği kubbelerimiz altında ümmet-i Muhammed olmanın coşkusunu hep birlikte yaşadık. Sahurla bereketlendik. Oruç ile ruhlarımızı arındırdık. Kur’an-ı Kerim ile gönüllerimizi nurlandırdık. Teravih ve teheccüd namazlarıyla gecelerimizi huzura erdirdik. Zekât ve fitrelerimizle paylaşmanın ve yardımlaşmanın sevincini yaşadık. Geçmişin muhasebesini yaptık, hata ve günahlarımız için Cenâb-ı Hak’tan bağışlanma diledik.

Kıymetli Müslümanlar!

Allah’ın razı olduğu bir kul, insanların hoşnut olduğu bir Müslüman olmanın yolu, hayatı Ramazan kılmakla mümkündür. Hayatı Ramazan kılmak ise; Kur’an-ı Kerim’i okumaya, onun istediği gibi bir mümin olmaya gayret göstermekle olur.

Hayatı Ramazan kılmak; Rabbimizin zikrini dilimize ve kalbimize yerleştirmekle, zikrin en büyüğü olan namazlarımızı eda etmekle olur. “Kim, Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün daha eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibidir”[i] hadis-i şerifi gereğince içinde bulunduğumuz Şevval ayında oruç tutmakla olur.

Değerli Müminler!

Hayatı Ramazan kılmak; yıl boyunca ihtiyaç sahiplerini, yetim ve öksüzleri gözetmekle, iyiliği yeryüzüne hâkim kılmak için çaba sarf etmekle olur. Etrafımızı ateş çemberine çevirmek isteyenlere karşı feraset ve basireti kuşanmakla, birlik ve dirlikle olur.

Hayatı Ramazan kılmak; ticaretimizi helal kazançla bereketlendirmekle olur. Ailemizde sevgi ve merhameti, sosyal hayatta adalet ve hakkaniyeti hâkim kılmakla olur. Hâsılı hayatı Ramazan kılmak; elimizi, belimizi ve dilimizi muhafaza ettiğimiz bir ömür sürmekle olur. Yüce Rabbimiz böyle bir hayatı sürdürenlere şu müjdeyi vermektedir: “‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra da istikamet üzere yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennetliktir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada ebedi kalacaklardır.”[ii]

Aziz Müslümanlar!

Şu hususu unutmayalım ki; Ramazan mektebinde alınan eğitim, bir ömre aktarıldığında gerçek anlamını kazanacaktır. Hutbemizi; Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, ‘Allah’ın en sevdiği amel nedir?’ diye soran kişiye verdiği şu cevapla bitiriyoruz: “Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.”[iii]



[i] Müslim, Sıyâm, 204.

[ii] Ahkâf, 46/13,14.

[iii] Müslim, Müsâfirîn, 216.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

Diyanet İşleri Başkanlığının 20.03.2026 Tarihli Ramazan Bayramı Hutbesi:RAMAZAN BAYRAMI

                                             RAMAZAN BAYRAMI




Muhterem Müslümanlar!

Bugün Ramazan Bayramı. Bir yandan Ramazan-ı şerifi idrak etmenin huzurunu diğer yandan bayrama kavuşmanın sevincini yaşamaktayız.

Bayramlar; birlik ve beraberlik günleridir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinize kin beslemeyin. Birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun”[1] buyurarak bizleri kardeşliğe davet etmektedir. Ümmet-i Muhammed olarak bizler de aramızdaki küskünlükleri sonlandırabilir, ayrılık ve gayrılığı bir tarafa bırakabilirsek; bayramın neşe, sevinç ve mutluluğunu daha fazla hissedebiliriz. Aramıza fitne ve fesat tohumları ekmek isteyenlere karşı uyanık olur, gönlümüzü birbirimize samimiyetle açabilirsek her günümüzü bayram kılabiliriz.

Aziz Müminler!

Bayramlar; ailece bir arada olduğumuz, aynı havayı soluduğumuz, sevgi ve muhabbeti paylaştığımız özel günlerdir. Anne-babamızın hoşnutluğunu kazandığımız, ellerini öpüp hayır dualarını aldığımız bereket günleridir.

Bayramlar; Allah Resûlü (s.a.s)’in, “Ey insanlar! Selâmı aranızda yayın, yemek yedirin, akrabalık bağlarınızı gözetin, insanlar uykuda iken namaz kılın ve selametle cennete girin”[2] tavsiyesine uyarak akrabalık ve komşuluk hukukumuzu gözettiğimiz günlerdir.

Kıymetli Müslümanlar!

Bayramlar; millet olarak Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Kim, bir kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir”[3] müjdesine nail olmak umuduyla ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarına çare, darda kalanların yaralarına merhem, zulüm altındaki kardeşlerimizin dertlerine derman olduğumuz günlerdir.

Bayramlar; aynı zamanda mukaddes değerler uğruna canından geçen aziz şehitlerimizin, ahirete göç eden kahraman gazilerimizin, bu günlere gelmemize vesile olan geçmişlerimizin kabirlerini ziyaret edip onlar için dua ettiğimiz günlerdir.

Değerli Müminler!

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, Uhud Savaşından sonra yetim kalan bir çocuğa, “Ben senin baban, Âişe de annen olsun istemez misin?”[4] örneği, yetimlere karşı davranışımızı belirlemektedir. Bugün, bizler de Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını kuşanarak yetim ve öksüzlere kol kanat gerelim, onların bayram sevinçlerini paylaşalım. Küçüğüyle büyüğüyle, genciyle yaşlısıyla, hastasıyla sağlıklısıyla, yetim, öksüz ve tüm çocuklarıyla bayramı hep birlikte birbirimize bayram kılalım.

Aziz Müslümanlar!

Mescid-i Aksâ günlerdir kapalı. Zalimler, harîm-i ismetimiz olan Mescid-i Aksâ’nın dokunulmazlığını hiçe saymaktadır. Ancak şu husus unutulmamalıdır ki; mabetlere el uzatılamaz, saygınlığına halel getirilemez, içinde ibadet edilmesine yasak konulamaz. Dolayısıyla Mescid-i Aksâ derhal açılmalıdır. Müslümanlar, kendi camilerinde hür bir şekilde ibadetlerini eda etmelidir. Bu hususta Yüce Rabbimizin uyarısı gayet açıktır: “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir?”[5]

Bu vesileyle başta Mescid-i Aksâ olmak üzere, mazlum coğrafyaların, zulüm altında inleyenlerin, yurtsuz kalmış bütün insanların daha güzel günlere kavuşması temennisiyle Ramazan Bayramımızı tebrik ediyoruz.

Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu ayet-i kerimesi ile bitiriyoruz: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” [6]

 



[1] Tirmizî, Birr ve Sıla, 24.

[2] İbn Mâce, Et’ıme, 1.

[3] Müslim, Birr, 58.

[4] İbn Hacer, İsâbe, I, 302.

[5] Bakara, 2/114.

[6] Nisâ, 4/36.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü