EFKAN VURAL'IN EĞİTİM KÜLTÜR ve BİLGİ SİTESİ
Efkan Vural'ın Yazıları
12 Nisan 2026 Pazar
10 Nisan 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının10.04.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:İSLAM
İSLAM
Muhterem Müslümanlar!
Cenâb-ı Hak, dünyamızı ve ahiretimizi mamur kılalım diye bizlere akıl ve irade vermiş, peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir.
“Allah katında yegâne din
İslam’dır”[1] fermanıyla, kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için, İslam’ı seçmiştir.
İslam, insanlığı huzur ve mutluluğa davet eden bir dindir. Zihinleri kötü düşüncelerden, nefisleri bencillik ve hırstan
arındıran, beşeriyete kurtuluşu gösteren bir dindir. Dürüstlük ve hakkaniyeti, iyilik ve güzelliği yeryüzüne hâkim kılmanın
yollarını öğreten bir dindir.
Aziz Müminler!
İslam’ın özü tevhittir. Tevhid, azamet ve yüceliğin sadece Allah’a ait olduğunun ilanı ve ikrarıdır. Varlığın asıl sahibine teslim olmak, heva ve hevesin esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğe kavuşmaktır. Tevhid, Allah’tan başka hiçbir varlığın önünde eğilmemek, hak ve hakikat uğrunda izzetli bir duruş sergilemektir.
Cenâb-ı Hak,
“Allah, sizin Rabbinizdir. O’ndan başka
ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. Güvenilip
dayanılacak tek varlık O’dur”[2] buyurmaktadır.
Değerli Müslümanlar!
İslam’ın toplumsal hayattaki yansıması ise vahdettir. Vahdet; birliktir, beraberliktir, kardeşliktir. Dilleri ve coğrafyaları farklı olsa da Rabbi bir, peygamberi bir, kitabı bir, kıblesi bir olan müminlerin; her hâl ve durumda birbirlerine kenetlenmeleri, el birliğiyle zulme ve zalime geçit vermemeleridir. Farklılıkları, zenginlik olarak görmeleri; ayrışmanın ve bölünmenin değil, birleşmenin ve bütünleşmenin vesilesi kılmalarıdır.
Bu hususta Yüce Rabbimizin beyanı gayet açıktır:
“Doğrusu
sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana kulluk
edin.”[3]
Kıymetli Müminler!
Bugün, insanlığı; içine düştüğü buhranlardan çıkaracak olan,
İslam’ın istikamet mesajlarıdır. Yangın yerine çevrilmek istenen dünyamızı
tekrar huzur yurduna dönüştürecek olan, Kur’an-ı Kerim’in hayat veren
ilkeleridir. Gönülleri birbirine ısındıracak, insanları birbirine kaynaştıracak
olan, Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakıdır.
Aziz Müslümanlar!
İslam’ın sahibi Allah’tır. Onu gönderen de kıyamete kadar
koruyacak olan da O’dur.[4] Bu dinin kitabı
Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamberi ise, İslam’ı en güzel şekilde yaşayarak öğreten
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. Dolayısıyla hiçbir kimse ya da grup, İslam’ı
kendi tekelinde göremez. İslam’ın en temel vasfı olan tevhidi savunma
bahanesiyle fitne ve fesat çıkaramaz, ümmetin vahdetine, vatanımızın dirlik ve
birliğine zarar veremez. İslam’ın; dar
kalıplara hapsedilemeyecek, bir coğrafyanın sınırına sığmayacak kadar yüce bir
din olduğu unutulmamalıdır.
Cenâb-ı Hak,
bizleri vahdetten, birlik, beraberlik ve kardeşlikten ayırmasın.
Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyoruz:
“Allah’ım!
Bozgunculuktan, nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım.”[5]
7 Nisan 2026 Salı
5 Nisan 2026 Pazar
3 Nisan 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının03.04.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:CUMA VE ÜMMET BİLİNCİ
CUMA VE ÜMMET BİLİNCİ
Muhterem
Müslümanlar!
Bugün Cuma… Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere,
“Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün,
Cuma günüdür...”[1]
Bugün, biz müminlerin haftalık buluşma günüdür. Birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin
perçinlendiği müstesna bir zaman dilimidir.
Aziz Müminler!
Cuma günü yerine getirmemiz gereken sorumlulukların başında Cuma namazını eda etmek gelmektedir.
Yüce Rabbimiz,
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için
çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz,
bu sizin için çok hayırlıdır”[2] buyurmaktadır. Bu
çağrı, sadece bedenlerin bir mekânda toplanması için değil; ruhların
kaynaşması, kalplerin aynı hakikatle bütünleşmesi içindir. Bu çağrı, omuzların
birbirine değdiği gibi gönüllerin de birbirine dokunması içindir. Bu çağrı; dilleri, renkleri, mezhepleri,
makamları ve mevkileri farklı olan bütün müminlerin, bir duvarın
tuğlaları gibi birbirine destek olmalarını hatırlatmak içindir.
Değerli Müminler!
Cuma namazına yapılan çağrı, Müslümanlara; ayrılıkları
bir kenara bırakıp vahdeti kuşanmayı, tefrikadan uzaklaşıp birbirlerine tutunmayı,
yani ümmet olmayı öğretmek içindir. Bu çağrı; sohbet ve hutbeyi, başlarının üzerinde bir kuş varmış da
kıpırdayınca uçup gidecekmiş gibi dinleyen[3]
sahâbe-i kirâmın örnek hayatına işaret içindir. Ve bu çağrı; İslam’ın
hak ve hakikatlerini, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in rahmet yüklü mesajlarını dünyanın
her köşesine ulaştırmamız içindir.
Kıymetli Müslümanlar!
Cuma günü
Allah’ın divanına durmak için bedenine, elbisesine ve kokusuna özen gösteren müminler;
sosyal hayatta da söz ve davranışlarına özen göstermeli, birbirlerine sırt
çevirmemelidir. Birbirlerinin dertlerine derman, sıkıntılarına çare olmalı;
kısır çekişmelere girmemeli, sığ anlayışlara mahkûm olmamalıdır. Cuma namazını
eda etmek üzere cami ve mescitlerde bir araya gelen ve aynı kıbleye yönelen ümmet-i
Muhammed; cami dışında da saflarını sık tutmalı, zorluklar karşısında beraberce
sabır göstermelidir. Düşmanlarına karşı yekvücut olmalı; camisine, mescidine,
kıblesine, yurduna sahip çıkmalıdır.
Aziz Müslümanlar!
Savaşların
ve acıların yaşandığı, insanlığın barışa hasret kaldığı, zalimlerin Mescid-i
Aksâ’da secdeyi engellediği şu günlerde bizlere düşen; Cuma ve ümmet bilincini diri
tutmaktır. Zihinlerimizi ve gönüllerimizi aynı inançta, aynı duyguda ve aynı
idealde buluşturmaktır. Cuma gününü; kardeşlik ahdimizi yenilememize, bir vücudun
azaları gibi kenetlenmemize, dirliğimize ve dayanışmamıza vesile kılmaktır. Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın olduğunu unutmamaktır.
Cumamızı tebrik ediyor, hutbemizi
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyoruz: “Kim güzelce abdest alıp
Cumaya gelir, hutbeyi can kulağıyla dinlerse, o Cuma ile gelecek Cuma arasındaki
günahları affolunur...”[4]
30 Mart 2026 Pazartesi
HAFTANIN AYETİ
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
* وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًاۙ
اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى
اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَدًا
Allah'ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe) hiçbir şey için «Bunu yarın yapacağım» deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve: «Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir» de.
Kehf Sûresi(18) 24. Ayet