EFKAN VURAL'IN EĞİTİM KÜLTÜR ve BİLGİ SİTESİ
Efkan Vural'ın Yazıları
9 Mart 2026 Pazartesi
6 Mart 2026 Cuma
HAFTANIN HADİSİ
Diyanet İşleri Başkanlığının 06.03.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:ZEKÂT VE FITIR SADAKASI
ZEKÂT VE FITIR SADAKASI
Muhterem Müslümanlar!
Malımız, mülkümüz, sahip olduğumuz bütün
imkânlarımız Yüce Rabbimiz tarafından bizlere verilmiş birer emanettir. Bu
emanetlerin şükrünü eda etmek; varlıklarımızı ihtiyaç sahipleriyle, yetim, öksüz
ve kimsesizlerle paylaşmakla gerçekleşebilir. İşte bu emanet bilincinin ibadete
dönüşmüş hali, zekât ve fıtır sadakasıdır.
Aziz Müminler!
Zekât, İslam’ın beş temel
esasından biridir. Zekât, sadece bir bağış değil, bizzat Allah ve Resûlü
tarafından belirlenmiş bir ibadettir. İnsanın malını eksilten değil,
bereketlendiren ilahi bir nimettir.[1] “Onların mallarında,
muhtaç ve yoksullar için bir pay vardır”[2] ayetinde buyrulduğu üzere zekât, fakiri minnet altında bırakan bir lütuf değil, ona hakkını teslim etmektir.
Kıymetli
Müslümanlar!
Zekât, müminler arasında yardımlaşma ve dayanışma, rahmet ve
şefkat köprüleri kurar. Birlik ve beraberliğin daha da güçlenmesine vesile
olur. Kardeşliğin gönüllerde, hanelerde ve sofralarda hissedilmesini sağlar. Bu
yönüyle zekât, toplumsal barış, huzur ve dayanışmaya büyük katkı sunar.
Zekât vermek, kişiyi bencillikten, hasetten ve cimrilikten
arındırır. Zekât, insanın; içindeki mal sevgisini ve dünya hırsını dizginlemesine,
günahlarından arınmasına yardımcı olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in
buyurduğu üzere, “…Zekât, suyun
ateşi söndürdüğü gibi hata ve günahları silip yok eder.”[3]
Değerli
Müminler!
Fitre olarak
bildiğimiz fıtır sadakası ise; Ramazan-ı şerife ulaşmanın, bayrama kavuşmanın
şükrüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bayram namazımızı kılmadan önce fıtır
sadakalarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmamızı emretmektedir.[4]
Zira fıtır sadakası ile Ramazan Bayramı; merhamet ve muhabbetin, neşe ve
sevincin toplumun tamamına yayıldığı müstesna bir zaman dilimine dönüşmektedir.
Aziz Müslümanlar!
Zekât ve
fıtır sadakasında esas olan; önce kişinin, çevresinden ihtiyaç sahibi akrabalarını
ve komşularını gözetmesidir. Sonra da yardımlarını mazlum ve mağdur
coğrafyalarda bulunan kardeşlerine ulaştırmasıdır. Bugün bize düşen, içerisinde bulunduğumuz Ramazan-ı şerifi vesile kılarak zekât ve
fitrelerimizle bir fakirin sofrasını
şenlendirmektir. Bir borçlunun yükünü hafifletmektir. Yolda kalmışa el
uzatmaktır. Bir yetimin, bir öksüzün ve
bir garibin yüzünü güldürmektir. Mazlumların yanında yer almaya, onlara umut
olmaya devam etmektir. Böylelikle Yüce Rabbimizin bizlere lütfettiği imkânları
ebedi kazanca dönüştürmektir.
Hutbemizi Cenâb-ı Hakk’ın şu ayet-i
kerimesi ile bitiriyoruz: “Namazı kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden ne hayır
yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı
eksiksiz görür.”[5]