21 Ocak 2018 Pazar

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-1







Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın  Öğretisi-1

Her şeyi Allah yaratmıştır. Evreni, melekleri,cinleri,insanları,hayvanları,bitkileri,canlı- cansız her şeyi yaratan, şekil veren ve yöneten Allahtır.
Allah tüm varlıkları bir düzen içinde yönetmektedir. Her şey onun ilmi dahilindedir. Hiç bir şey onun bilgisi dışında kalmaz. Yüce Allah bu konuyla ilgili şöyle buyurur: “Gaybın (Görünmez bilginin) anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am suresi,59.ayet)
Allah varlıkları yaratıp kendi haline bırakmadı. Onlara uyacakları prensipleri haber verdi. Yüce Allah ilk insan olan Hz. Adem’i yarattı ve Ona  cebrail’i gönderdi. Cebrail meleği Allah’ın izniyle Hz. Adem’e her şeyi öğretti. Yüce Allah kur’an’da şöyle buyurur: “Allah Âdem'e bütün isimleri, öğretti...” (Bakara suresi,31.ayet)
Allah’ın öğretisi Hz. Adem’e  sayfalar halinde gönderildi. Yüce Allah Hz.Adem ile ilgili  şöyle buyurdu: “Doğrusu bundan önce Adem’e (bu ağaçtan yeme diye) emir vermiştik. Ne var ki, o bunu  unuttu...”(Taha suresi,115.ayet)
İnsanı en iyi bilen tanıyan Allah’tır. Çünkü, Alah insanı tasarlayayıp yaratandır. Dolayısıyla insanın tüm özelliklerini ve ihtiyaçlarını da en iyi bilen Allah’tır.
Allah insanların özelliklerine uygun ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir şekilde  hazırladığı öğretileri sayfalar ve kitaplar halinde  göndermiştir.  Bu sayfalar ve kitaplar dünya hayatını  gereği gibi kullanabilmek için Allah’ın hazırladığı “Kullanma Kılavuz”ları şeklindedir.
Yeni bir cihaz,makina veya elektronik bir eşya aldığımız zaman bize,üretici  firmanın hazırladığı kullanma kılavuzu verirlir. Cıhazın doğru bir şekilde kullanılması,sağlam ve uzun ömürlü olması için kılavuza göre hareket etmemiz istenir. Bazan kılavuz da yeterli olmaz bir servis elemanı ile  o cihaz kurulur ve çalıştırılır.
Yüce Allah’ta insanlara öğretilerini bir kılavuz halinde (Suhuf ve Kitaplar)  ve servis elamanı ile (Melek ve Peygamberler) göndermiştir.
Allah’ın gönderdiği öğretiler  zaman içinde insanlar tarafından unutulmuş veya değiştirilmiştir. Allah’ın gönderdiği suhuf veya kitaplar (Kullanma kılavuzu) değiştiği veya bozulduğu vakit ; Allah , yeni bir kitap ve yeni bir peygamber göndermiştir. Bu süreç Hz.Muhammed’in Peygamber olmasına kadar devam etmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gönderilen  ilahi mesajlardan oluşan öğretiler bir kitap (Mushaf) haline getirilip, hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır. Allah’ın son ilahi kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in hükmü kıyamete kadar sürecektir.
Yüce Allah bu konuda Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr suresi,9.ayet)
İşte bizler Allah’ın  öğretisini iyi bilmeliyiz. Yaşam tarzımızı Yüce Allah’ın öğretileri doğrultusunda düzenlemeliyiz. Bunun için de Allah’ın öğretilerinin bulunduğu  kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i  Türkçe mealiyle ve mümkünse tefsiriyle birlikte okuyarak iyice anlamalıyız.
Kur’an’’ın ve Peygamberimizin öğretisi doğrultusunda yaşayarak, hem bu dünyada ve hem de Ahirette (öteki alem) kurtuluşa ernlerden olmaya çalışmalıyız.
İnşallah bu köşede Kur’an-ı Kerimde’ki Allah’ın öğretilerini  bir yazı dizisi halinde sizlere sunmaya çalışacağım.

Allah’ın son ilahi kitabı Kur’an-ı Kerim’deki  mesajları dikkate alabilirsek  ailemizde,çevremizde, ülkemizde, İslam aleminde ve tüm dünyada huzur,güven,barış ve mutluluk oluşur...

19 Ocak 2018 Cuma

DENEME

Diyanet İşleri Başkanlığının 19/01/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:ÖNCE KENDİMİZDEN SORUMLUYUZ



ÖNCE KENDİMİZDEN SORUMLUYUZ












Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, Mekkelileri tevhide davet ettiği günlerdi. Yüce Rabbimiz,

 “Önce yakın akrabanı uyar!”[1] buyurunca Rahmet Elçisi, yakınlarını Safâ tepesinde topladı. Onları Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmeye ve sadece O’na kullukta bulunmaya çağırdı. Her birinin bu daveti kabul etmekle yükümlü olduğunu ve herkesi iman ve ibadetle tezyin edilmiş, sorumluluk bilinciyle geçirilmiş bir ömrün kurtaracağını söyledi. Ardından sevgili kızı Hz. Fâtıma’ya döndü ve şöyle buyurdu: “Yavrum! Sorumluluklarını yerine getir ve kendini ateşten koru. Yaşadığım müddetçe babalık görevimi eksiksiz yerine getiririm. Lâkin hesap günü sana bir faydam dokunmaz.”[2]
Aziz Kardeşlerim!
Hepimiz bir imtihan dünyasında yaşıyoruz. Ve bir kul olarak öncelikle kendi imtihanımızda başarılı olmakla mükellefiz. Dünya ve âhirette huzura kavuşmak için sorumluluk bilinciyle hareket etmek mecburiyetindeyiz. Kendimize, Rabbimize ve çevremize karşı görevlerimizi yerine getirmek zorundayız. Nitekim Âlemlerin Rabbi de, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:



 “Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe dalâlete düşmüş kimseler size asla zarar veremez.”[3]  
Kıymetli Müminler!

Sorumluluk sahibi kişi, her daim görev bilinciyle yaşar. Hayata, olaylara ve kâinata ibret nazarıyla bakar. Bu dünyada başıboş bırakılmadığını; her bir nimetin, her bir sözünün, her bir işinin bir gün hesabının sorulacağını gayet iyi bilir. Sorumluluk duygusu taşıyan kimse, hayatının her alanında samimiyet ve dürüstlüğü, ahlak ve fazileti kuşanır. Yalan, iftira, hile, aldatma gibi türlü kötülüklerle kendisine ve çevresine zarar vermez.
Kardeşlerim!

Sorumluluklarının farkında olan kişi, Rabbimizin, 



 “Sakın kendinizi kusursuz görmeye kalkışmayın! Çünkü Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.[4] âyeti gereği kendisini hatasız görerek kibre kapılmaz. Öncelikle kendi kusurlarını gidermek için gayret eder. Kendi muhasebesini yapmayı bırakıp başkalarının günahını diline dolamaz. Kendi hatalarını gizlerken başkalarını hedef haline getirmez. “Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter.”[5] hadis-i şerifini asla göz ardı edemez.
Sorumluluk şuuru bulunan bir mümin, bilir ki; kendisine düşen, İslam’ın sınırlarına riayet ederek yaşamaktır. Helal haram duyarlılığına sahip olmaktır. Her bir yanlış adımı için samimiyet ve nedametle tövbe kapısına yönelmektir. Bile bile günahta ısrar etmemektir.
Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz,



“Kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup iyiliği başkalarına mı emrediyorsunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?[6] buyurmuştur. Sorumluluk bilinciyle hareket eden kişi, iyiliği önce kendisi şiar edinir. Özüyle, sözüyle çevresine örnek olur. Zira şu bir gerçektir ki; iyilik yolunda yürümeyen, başkalarını iyiliğe yöneltemez. Kötülüğün esiri olan, başkalarını kötülükten uzak tutamaz.  Hak ve hakikatin hizmetkârı olmayan, başkalarına hak ve hakikati öğretemez. Erdemli bir duruş sergilemeyen, başkalarına ahlak ve fazilette örnek olamaz.  
Muhterem Müslümanlar!

Yeryüzünün en değerli varlığı olarak, insan olarak yaratıldık. Bu değerimizi imanımızla taçlandırdık. Öyleyse insanlık ve iman nimetinin kıymetini bilelim. Bu nimetlerin bizlere sorumluluk yüklediğini asla unutmayalım. Kendimizle, Rabbimizle, sorumlu olduklarımızla ilişkilerimizde samimiyeti elden bırakmayalım. Önce kendi sorumluluklarımızın farkında olalım. Daha sonra çevremize güven ve sorumluluk duygusu aşılayalım. Ve hep beraber Rabbimizin rızasına kavuşmak için çabalayalım.





[1] Şuarâ, 26/214.
[2] Buhârî, Menakıb, 13; Müslim, İman, 89.
[3] Mâide, 5/105.
[4] Necm, 53/32.
[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 60.

18 Ocak 2018 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-23






                        Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-23


İnsanı yaratan Yüce Allahtır. Allah insanı en iyi tanıyandır. İnsan için gerekli olan her şeyi en iyi bilen Allah’tır.  Çünkü, insanı tasarlayıp yaratan O’dur.
 Allah insanı yeryüzüne gönderdiğinde ona kendisini,hayatı,dünyayı  en güzel biçimde kullanabilmesi için broşür  misali mesajlarla dolu sayfalar ve kitaplar göndermiştir.
Allah’ın gönderdiği sayfalar ve kitaplar zaman içinde değişmiş,değiştirilmiş,bozulmuş veya  unutulmuştur. Böyle durumlarda Allah bir yenisini göndermiştir.
En son Allah Kur’an-ı Kerim’i göndermiştir.  Kur’an kıyamete kadar herhangi bir değişikliğe uğramadan hükmü devam edecektir.
Allahın  insana  vermiş olduğu en önemli özelliği  akıllı olmasıdır. İnsan aklı sayesinde iyi ile kötüyü,faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırır.
İnsan her şeyi aklı ile ölçer ve ona göre hareket eder. Allah’ın varlığını, yaratılışı,ölüm ve ötesini akıl tek başına çözemez. Akla yön vermek için yüce Allah ilahi mesajlar gönderir. Bu mesajlar en son olarak Kur’an-ı Kerim’de toplanmış ve insanlara sunulmuştur.
Kur’an ayetlerini okuyup,aklımız sayesinde düşünüp,hayatımızı doğru bir biçimde  yönetmek için ondan öğüt almamız isteniyor.
Yüce Allah insanın ihtiyaç duyduğu her şeyi kutsal kitabımızda bildirmiştir.
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in indiriliş amacı, ayetleri düşünüp öğüt almaktır.
Allah, insanın  yaşamını kolaylaştırması,toplumsal ilişkileri kurabilmesi,  Allah ile olan ilişkilerini  belirlemesi ve insanca yaşayabilmesi için Kur’an’ı Kerim’i  gönderilmiştir.
İnsan oğlu kur’an ayetlerini okuyup aklı ile düşünmek suretiyle ondan  aldığı öğütler doğrultusunda yaşamını düzenleyebillirse,  Allah’ın emrini yerine getirmiş olur.
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik. ” (Sa’d suresi 29.ayet)
Bize düşen Kur’an ayetlerini okuyup, düşünmek ve öğüt almaktır.

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:


15 Ocak 2018 Pazartesi

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var – 4







Peygamberimizin  Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var  – 4

Bütün davranışlarımızda tam ve mükemmel olmamız zordur. Yaptığımız ve yapacağımız şeylerde mükemmele ulaşmak herkesin arzu ettiği bir durumdur.

Davranışlarımızda hatalarımız ve eksikliklerimiz olabilir. İnsanlar bazan bilinçsiz  hareket edebilir ve  hata edebilirler. Yaptıkları davranışları kontrol edemeyebilirler.

Kişilerin  yaptığı hata ve yanlışlıkları hoşgörü ile karşılamak uygun olur.
Hatalı ve ayıp davranışları sergileyenleri  düzgün bir şekilde uyarmalıyız. Uyarıların rencide edici olmamasına dikkat etmeliyiz.

Yapılan yanlışlıkları ,hataları ve ayıpları  toplum içinde kimsenin yüzüne vurmamalıyız. Yapıcı,onarıcı,affedici ve hoşgörülü olmaya çalışmalıyız.
Bizler kuluz, elbette hatalarımız olabilir. Hata ve yanlışlıklarımızı ısrarla devam ettirmemeliyiz.

Hatalarımızı, kusurlarımızı bize hatırlatanlara darılmamalıyız. Onların uyarılarına kulak vermeliyiz.

Toplıum içinde hiçbir kimsenin ayıbını, kusuunu  ve hatasını  açık ve gizli bir şekilde ortaya çıkarmamalıyız. Ayıp ve kusurlu davranışları örtmeye çalışmalıyız. Kusurlarında ısrarlı davrananları  ise  ciddi bir şekilde yapıcı olarak uyarlamalıyız.

Bir kimseyi utandırmamak için ayıbını örtersek, Yüce Allahta bizim ayıbımız örter. Tabii ki, bu  kusurlu davranışların kul hakkına girmemesi gerekir. Kul hakkına giren kusurlu davranışlar bunun dışında tutulmalıdır.

Hiçbir kimsenin ayıp ve kusurunu araştırmamalıyız. Başkalarının kusurlarını ortaya çıkararak kimseyi rencide etmemeliyiz. Başkalarının kusurlarını görmek yerine kendi kusur ve hatalarımıza bakmalıyız.

Başkalarının kusurlarını görmemezlikten gelelim ki, Allah’ta bizim kusurlarımızı affetsin inşallah...




Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in  hadis-i  şeriflerdeki  mesajı  şöyledir:
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, “ Her hangi bir kişi dünyada diğer bir kişinin ayıbını örterse Allah'ta’kıyamet gününde onun ayıbını örter.”  (Müslim,Birr,72.)
Ne mutlu kıyamet gününde  ayıpları örtünenlere...


Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


Milliyet Blog:

12 Ocak 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 12/01/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:HAKKIN YANINDA, BÂTILIN KARŞISINDA YER ALABİLMEK


HAKKIN YANINDA, BÂTILIN KARŞISINDA YER ALABİLMEK





Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), yaklaşık on yıl önce hicret ederek ayrılmak zorunda kaldığı Mekke’yi ordusuyla birlikte fethetmişti. Allah’ın Resûlü, doğup büyüdüğü ve hasretini çektiği bu mübarek beldeye bir müddet özlemle baktı. Ardından coşku ve heyecanla Beytullah’a yöneldi. Tavaftan sonra Kâbe’nin içine girdi ve



 “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.[1] âyetini okuyarak Kâbe’yi ve çevresini putlardan temizledi.[2]
Aziz Müminler!
Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri de “el-Hak” tır. Rabbimiz, hakkın, hakikatin, adaletin kaynağı ve yegâne sahibidir. O, Âdem (a.s.)’dan Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.s)’e kadar yüce peygamberleri aracılığıyla insanları hakkı tanımaya davet etmiştir. İnsanlık tarihinin hak-bâtıl mücadelesi Hz. Âdem’in iki oğlu Hâbil ve Kâbil ile başlamıştır. Hâbil, teslimiyet ve samimiyetiyle hakkın yanında yer almış, Kâbil ise hırsı ve kıskançlığıyla, bâtılın tarafını seçmiştir. Kıyamete kadar Hâbil, iyilerin ve iyiliğin öncüsü; Kâbil ise işlediği cinayetle kötülerin ve kötülüklerin sembolü olarak anılmaya devam edilecektir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Hak, tevhit inancıdır. Allah’a iman ve teslimiyettir. Yalnızca O’na kul olmaktır. Bâtıl ise, Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr etmek ve O’na şirk koşmaktır. O’ndan başkasına kulluk etmektir. Hevâ ve hevesin esaretine girmektir. Allah’ın sayısız nimetlerine kör ve sağır kesilmektir.
Hak, Din-i Mübin-i İslam’ın hayat veren ilkeleri ve insanı insan yapan, dünyayı yaşanılır kılan güzellikleridir. Bâtıl ise Yüce dinimizle bağdaşmayan inanış ve anlayışlardır. İslam’a savaş açan uygulamalardır. İnsanın onur ve haysiyetini zedeleyen kötülüklerdir.
Hak, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt eden hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in eşsiz örnekliğidir. Bâtıl ise Yüce Kitabımızı ve peygamberimizin sünnet-i seniyyesini gönüllerden, zihinlerden silmeye yönelik hareketlerdir.
Hakkın yolu, peygamberlerin, şehitlerin, sadakat ehli, iyi müminlerin yoludur. Bu yolun sonunda ebedi nimetler yurdu olan cennet vardır. Bâtılın yolu ise inkârcıların, gazaba uğrayanların, doğruluktan sapanların, kötülerin yoludur. Bu yolun sonu, azap ve hüsran diyarı olan cehennemdir.
Kardeşlerim!
Hakkın yolunu tutanlar, mazlumun, mağdurun ümidi olurken; bâtılda birleşenler, çoğunlukla zulmün ve zalimin sesi olurlar. Hakka gönül verenler, yüce değerler uğruna mücadele ederken; bâtıla dalanlar, çıkar ve menfaati üstün tutarlar. Hak sevdalıları, yeryüzünü imar edip yaşanılır hale getirmeye çalışırken; bâtılın hizmetkârları, fitne, fesat, yalan, iftira ve bozgunculuk peşinde koşarlar. Hakka tâbi olanlar, dünyada barış, huzur ve adaleti temin için çabalarken; bâtıl taraftarları, kan ve gözyaşı akıtmaya; şehirleri harabeye çevirmeye; zihinleri ve gönülleri tahrip etmeye çalışırlar.  
Kardeşlerim!
İstiklâl Şairimizin hak sevdalısı bir gönlü tarif eden şu dizeleri ne kadar da anlamlıdır:
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam, aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Öyleyse kardeşlerim! Şartlar ne olursa olsun hakkın yanında, bâtılın karşısında yer almaya, hakikatin tercümanı olmaya devam edelim. Birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmekten vazgeçmeyelim. Unutmayalım ki, hakkın hizmetinde olduğumuz sürece Allah’ın rahmeti ve yardımı da bizimle olacaktır. Hakkı tutup kaldırdığımız müddetçe bâtıl bize asla zarar veremeyecektir.
Hutbemi Peygamber Efendimizin şu hadisiyle bitirmek istiyorum:
“Allah’ım! Hamd, sana mahsustur. Sen, yerin ve göğün nurusun. Sen, bütün varlıkların yegâne sahibi ve Rabbisin. Sen Hak’sın. Va’din de sözün de haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır. Cehennem de haktır. Peygamberler haktır. Kıyametin kopması haktır.
Allah’ım! Geçmiş ve gelecek, gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla! Benim ilâhım Sensin. Senden başka ilâh yoktur.”[3]  


11 Ocak 2018 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-22




Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-22

İnsan doğar,büyür ve hayatını sürdürür. Sonra  ömrünü tamamlayarak bu dünyadan öbür aleme geçiş yapar. Yani insan bu dünya yaşamının sonunda  başka bir mekana gidecektir. Bu  gerçek gözümüzün önünde cereyan etmektedir.

Dünya  hayatından öteki aleme geçiş anı çok önemlidir. Ahirete geçiş yapacağımız ölüm anında iyi bir kimse olmamız bize büyük bir anvantaj sağlayacaktır. Herkes o an,  Allah’ın huzuruna iyi bir kimse olarak çıkmak ister.

İşte bunun için hayatımız boyunca iyi bir kimse olmaya çalışmalıyız. Zaten bir müslüman olarak dünya hayatında iyi ve güzel davranışlar sergilemek zorundayız. Allah’ın istediği ve peygamberimizin tavsiye ettiği şeyler insanı her zaman iyiliğe ve güzelliğe yönlendirir.

İyi bir kişi güzel davranışlarda bulunur. Allah bizlerden  iyi ve güzel davranışlarımızı ömrümüzün sonuna kadar kesintisiz olarak  devam ettirmemizi ister.

Yüce Allah’ın huzuruna iyi ve güzel bir  kimse olarak çıkmak, herkesin en büyük arzusudur.  Allah’ın huzuruna  iyi ve güzel bir kişi olarak çıkabilmek için de  dünya haytında  her zaman iyi ve güzel davranışlarda bulunmak gerekir.

Ölümün ne zaman geleceğini bilemeyiz. Allah’ın huzuruna iyi bir kimse olarak çıkmak istiyorsak, her anımızı iyi bir kimse olarak geçirmeliyiz. Her daim  güzel davranışlar içinde olmalıyız.

Bir an olsun iyilik ve güzelliklerden uzak durmamalıyız ki,ölüm bizi yakaladığında iyi bir kimse olarak son nefesimizi verelim , İnşallah...

İyi bir müslüman olarak ruhumuzu reslim edersek , Allah’ın huzuruna iyi kimseler olarak çıkarız İnşallah....

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete” derler. ”
(Nahl  suresi, 32.ayet)

Ne mutlu iyi kimse olarak can verenlere,...  
Ne mutlu yaptıkları iyilikler yüzünden cennete girenlere...


Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog: