14 Mayıs 2017 Pazar

Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 10





İnsanlar için önemli olan şeyler vardır.Bunlar:Anne,baba,eş,çocuklar,yakın akrabalar,arkadaşlar …

Bunların hepsinin önemi çok büyüktür.

Anne babanın önemi ve büyüklüğü tartışılmazdır. Bizi her zorluğa rağmen ,karnında taşıyan ve bir çok eziyetlerle bizi  doğuran annemizdir. Gecesini ve gündüzünü bizim için seferber ederek geçiren annemiz ve ona destek olan babamız; bizim her şeyimizdir. Onlar bizim canımızdır,ciğerimizdir

Sevgiyi,güveni,konuşmayı velhasıl hayatı anne ve babamızdan öğrendik. Onlara pek çok şey borçluyuz.  Anne ve babamıza borcumuzu ödememiz mümkün değildir.

Anne ve babalarımızı bir günlük değer ve hediyelerle geçiştiremeyiz.

Anneler günü yılın bir gününe indirgenemez. Yılın her günü anneler günü olmalıdır. Onları her zaman hatırlamalıyız. Gerektiğinde her an yanlarında olmalıyız.
Onların  isteklerini ve ihtiyaçlarını  karşılamalıyız.

Onların bizden istediği en önemli şey,iyi bir kişi olmamızdır. Yararlı işler yapmamız ve kötü davranışlardan uzak durmamız onları en fazla mutlu eden şeylerdendir.

Eğer anne ve babamız yanımızda veya yakınımızda iseler onları hiçbir şekilde incitmemeliyiz. Her zaman onların gönüllerini almalıyız.Sözlerimize ve davranışlarımıza dikkat etmeliyiz. Onları üzecek şeylerden uzak durmalıyız. Onlara “öf “ bile dememeliyiz.
Anne veya babamız uzakta ise,arayıp hal hatır sormalıyız.Sıkıntıları varsa yardımcı olmalıyız.

Onların dualarını almak için her zaman fırsat kollamalıyız. Onlar aslında bizim için bir hazine misalidir. Onlara,değerli olduklarını her zaman hissettirmeliyiz. Onların kalbini kıracak en küçük bir hareketten uzak olmalıyız.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle”
 (İsra Suresi 23. Ayet)

Ne mutlu bu ayeti kerimenin gereğini yerine getirenlere…


Bütün annelerin, anneler gününü kutlar,hepsine uzun ve huzurlu ömürler dilerim…

Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:




12 Mayıs 2017 Cuma

Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 9






İnsan yaratılış özelliğine göre, güçlü bir varlığa inanma,ona boyun eğme ve O’na ibadet etme ihtiyacı duyar. İnsanın bu inanma ve ibadet etme arzusu yaratılıştan gelmektedir.

İnsanoğlu kendisini çok güçlü görse de aslında aciz bir varlıktır. İnsan herhangi bir  virüs,hastalık veya bir kaza sonucu gücünü kaybedebilmektedir. Ölüm ise insanın en aciz olduğu andır.

İnsanoğlu acizliğini fark edince,kendinden çok daha güçlü ve hatta gücünün sınırı olmayan bir varlığa yönelir. Ve O varlıktan medet bekler.Bu duygu insanın doğasında vardır.

İnsan, inanma ihtiyacını  gerçek olan Allah inancıyla gidermelidir. Allah’ın dışındaki ilahlara veya başka güçlere inanan ve onlara tapan insanlar kurtuluşa eremez.

Gerçekte inanılması ve ibadet edilmesi gereken “Tek Varlık”,kur’an’da anlatılan Yüce Allah’tır. Yalnızca O’na ibadet etmeliyiz.







Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.  (Enbiya Suresi.25.Ayet)

Kur’an’da anlatılan ve Peygamberimizin  öğrettiği  imanın gereği olarak, Yüce Allah’ın özelliklerini(sıfatlarını) iyi bilmeliyiz.

Yüce Allah’a sıfatlarını tanıyarak inanmalıyız. O’ndan başka tanrılar edinmemeliyiz. Allah’ın dışında hiçbir güce boyun eğmemeliyiz.Yalnız  O’na ibadet etmeliyiz ve yalnız O’ndan yardım istemeliyiz.


Ne mutlu Yüce Allah’a gerçek anlamda inanan ve ibadet edenlere…

Efkan VURAL



Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:

  



6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kur'an-ı Kerimden Mesaj Var - 8










Yüce Allah insanları ve diğer canlıları  yaratmıştır. Tüm canlıların hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan şeyleri de karşılıksız vermiştir. Allah’ın vermiş olduğu nimetleri sayacak olursak bitiremeyiz.

Allah canlıların yaşayabilmesi için; su,toprak,hava,güneş,bitkiler,sebze, meyve,hayvansal ürünler ve bir çok nimetleri yaratmıştır.

Yer yüzünde sayısız nimetler insanın hizmetine sunulmuştur. İnsanları ve canlıları yaratan Yüce Allah,onların ihtiyaç duyduğu her şeyi de yaratmıştır.

Biz insanlar bu nimetler karşısında şükretmeyip nankörlük yapmaktayız. Allah’ın vermiş olduğu bunca nimetin genetiği  değiştiriliyor,verimi  artırılmaya çalışılıyor ve bir çok ürüne hormon verilerek zararlı hale getiriliyor.

Allah bunca nimeti karşılıksız vermektedir. O bizden sadece kulluk istemektedir.
Allah’ın vermiş olduğu nimetlerine karşılık bize düşen şükretmektir.

Allah’ın verdiği sayısız nimetlerde bir eksilme olursa ne yapabiliriz. Allah açlıkla terbiye etmesin.

Tüm harcamalarımızda savurganlıktan kaçınmalıyız. Bunca nimeti verenin,Yüce Allah olduğunu bilmeliyiz.

Allah’a  gerçek anlamda inanmalıyız, verdiği nimetlere şükretmeliyiz ve O’na hakkıyla kulluk etmeliyiz.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:

“Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.”

 ( Şu’âra suresi,7.Ayet )

 

Ne mutlu Allah’ın bahşettiği sayısız nimetlere şükredenlere…


Efkan VURAL


Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:
  




3 Mayıs 2017 Çarşamba

Hz.Peygamber ve Güven Toplumu




Ülkemizde her yıl Peygamberimizin  doğduğu 20 Nisan gününün  içinde bulunduğu hafta “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlanmaktadır.

Bu yıl  Diyanet işleri başkanlığı,  kutlu doğum haftasının ana temasını “Hz. Peygamber ve Güven toplumu” olarak belirlemiştir.

Hz.Muhammed henüz peygamber olmadan önce Mekke’liler ona “el-Emin” adını vermişlerdi. O “Muhammed’ül-Emin”’idi.
 Yani Mekkeliler ona  “Güvenilir Muhammed” diyorlardı.

Hz.Muhammed’in sözüne ve yaptığı işe güven duyan Kureyşliler Onun Kâbe hakemliğini memnuniyetle karşılamışlardır. Büyük bir sorun haline gelen Hacer’ul-Esved’in yerine konmasında hakemlik ederek ; güvenirliği sayesinde Hz. Muhammed,Kabilelerin birbirine girmesini önlemiştir.

Hz.Muhammed (s.a.v.)  peygamberlikle görevlendirildiğinde tek sermayesi “Güvenilir Oluşu”idi.Herkes onun dürüst ve güvenilir olduğunu biliyordu.

Allah Hz.Muhammed’e kavmini uyarmasını istedi. Peygamberimiz de akrabalarını Kâbenin yanına topladı.Onlara önemli bir haber vereceğini  söyledi.

Onlara şöyle seslendi:Şu tepenin arkasında düşman ordusu Mekke’ye saldırmak üzere hazır bekliyor,desem ne dersiniz?

Onlar hep bir ağızdan: Hiçbir zaman yalan dediğini duymadık. Sen doğru söylersin,dediler.
Onlar Muhammed’e tereddütsüz güveniyorlardı. Peygamberimiz onlara Allah’tan başka varlıklara tapmamalarını,kendisini peygamber olarak kabul etmelerini söyledi. Onlar  yetim birine inanmayı gurur edindiler,mevkilerinin yok olacağı endişesiyle peygamberimize inanmak istemediler. Ama Muhammed’in doğru söylediğini çok iyi biliyorlardı. Çünkü Hz.Muhammed hiçbir zaman yalan bir şey söylememişti.

Peygamberimize ashabı çok güveniyordu. Onun her zaman doğru ve dürüst olduğunu görüyorlardı.

Peygamberimiz miraç gecesinde,Kâbe’den alınıp, Kudüs’e ve oradan da Sema’ya çıkarılarak , orada Yüce Allah ile görüştüğünü anlattığı zaman Müşrikler, O anda Mekke’dışında olan Hz.Ebubekir’e bu olayı haber veriyorlar. Ve O’na şimdi de Muhammed’e inanacak mısın? Diyorlar. Hz.Ebu Bekir de bunu kim söyledi,dedi. Onlar da bunu Muhammed söyledi. Bunun üzerine Hz.Ebu Bekir, bunu Muhammed söylediyse doğrudur. Çünkü Muhammed hiçbir şekilde yalan konuşmamıştır.Ona inanırım.

Mekkeliler,kıymetli eşyalarını çok güvendikleri Muhammed’e emanet ediyorlardı.Peygamberimiz de kendisine teslim edilen  emanetleri çok iyi koruyordu.
Mekkeli Müşrikler İslâmın yayılmasını kökten önlemek için peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Bir grup genç peygamberi öldürmek için evinin önüne geliyorlar. Peygamberimiz kendisine emanet bırakılan kıymetli eşyaları sahiplerine vermek üzere hepsini birer birer Hz.Ali’ye  gösteriyor.

 Peygamberimiz öldürüleceği zaman bile kendisini, öldürmeye gelenlerin emanetlerini düşünüyor ve onları sahiplerine vermek üzere Hz. Aliyi görevlendiriyor.
Kendisini öldürmeye gelen Müşriklerin,emanetlerine önem veren Hz. Muhammed böylelikle herkesin güvenini kazanıyor.

İşte güvenli insan bu, işte örneğimiz bu,güvenilir olmak her şeyin üstünde olmalıdır. Her yerde ve her zaman güvenilir olmaya çalışmalıyız.
Peygamberimiz yaptığı anlaşmalara uyar,verdiği sözleri yerine getirirdi.
Her zaman olduğu gibi bugün de  güvenilir insanlara ve güvenli bir topluma ihtiyaç vardır. Bizler Türk toplumu  olarak daha güvenilir, daha sağlam inançlı ve karakterli olmalıyız.  Böyle Yüce bir dine , peygambere  ve köklü bir tarihe sahip olmamız bizim için bir şanstır.
Bunun için bizler peygamberimiz gibi dürüst ve güvenilir olmalıyız. Söylediklerimizde ve hareketlerimizde  doğru olmalıyız. Sırat-ı müstakım üzerinde olmalıyız.





Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

 “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür ” (Hud suresi,112.ayet)

Emanetleri, önemli görev ve sorumlulukları liyakat sahibi ehil olanlara vermek gerekir. Böylelikle güven oluşumu gerçekleşir.

Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisa suresi,58.ayet)





Güven toplumunu oluşturmamız için aşağıdaki hadis-i şeriflere uygun hareket etmeliyiz:
Bir gün sahabeden biri  Peygamberimize: "Ey Allah'ın Resulü, bana İslam hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslam'dan sormaya hacet bırakmasın" dedim. Şu cevabı verdi: "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol" buyurdu.” (Müslim,İman,62)

“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Nesâi,İman.8)
“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhari,iman.7)

"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir organı hasta olduğu zaman, diğer organlar da  bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar. (Buharî, Edeb 27)

Peygamberimizin tavsiyelerine uymalıyız. Özellikle peygamberimizin doğruluk ve dürüstlüğünü şiar edinmeliyiz.

Herkesin güvene bileceği kişilerden olmaya çalışmalıyız. İşimizde gücümüzde dürüst ve adaletli olmalıyız. Görev ve sorumluluklarımızı , kanunun ve kurallara uygun bir biçimde en güzel şekilde yerine getirmeliyiz.

Yaptığımız her şeyde , Allah’ın bizi gördüğünü ve yaptıklarımızın hesabını bize soracağını bilmeliyiz. Ve ona göre hareket etmeliyiz.





Güvenli bir kişi olmak  ve güven toplumunu oluşturmak için adım atalım.
Güvenli adımlarla huzura kavuşalım ve güvenli toplum olalım….

Ne mutlu güvenilir olan kişilere ve güvenilir olan toplumlara…


Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:







2 Mayıs 2017 Salı

Doğruluk






İnsanın yaptığı iş ,davranış,ve sözlerinde gerçekçi olması doğruluktur. İnsanlar birbirleriyle olan ilişkilerinde  doğruluk üzerinde olmaları erdemliliktir.
Toplumun huzur ve güveni için herkes doğruluktan yana olmalıdır.
Doğruluk aklın,ilmin ve insanlığın birleştiği bir yoldur.
Doğruluk istikamet demektir. İstikamet genel ahlak kurallarına uygun bir biçimde hayatı düzenlemektedir.

Doğruluk, dini mübin üzere yaşamaktır.
Doğruluk,aklın ve ilmin yolundan gitmektir.
Doğruluk Hak ve adalet yolundan yürümektir.
Doğruluk, insanlığımızı unutmamaktır. Ve insanca yaşamaktır.
Doğruluk kul hakkına riayet etmektir. Başkalarının özgürlüklerini engellememektir.

Yüce dinimiz  müslümanların  doğruluktan ayrılmamasını emretmiştir. Doğruluk  Müslümanlar da bulunması gereken güzel davranışların başında gelir. Bunun için Yüce Allah her namazın bütün rekatlarında Fatiha suresinde bize doğruluğu ve doğruluk üzerinde olmayı şöyle hatırlatıyor:  “Bizi doğru yola ilet.” (Fatiha suresi,6.ayet)

Doğrulukla ilgili Yüce Allah aşağıdaki ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”(Tevbe 9/119)

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte tevbe edenler de (dosdoğru olsunlar) ve aşırı gitmeyin. O, yaptıklarınızı görmektedir.”(Hud suresi,112.ayet)

“Müminler emanetleri korur ve verdikleri sözleri yerine getirirler.”(Mü’minun suresi,8.ayet)
“Ey iman edenler! Verdiğiniz sözleri yerine getirin.” (Maide suresi, 1)

“Doğrusu, 'Rabbimiz Allah'tır' deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”(Ahkaf suresi,13.ayet)





Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de bize doğru olmamızı tavsiye etmiştir.
Bir gün sahabeden biri  Peygamberimize: "Ey Allah'ın Resulü, bana İslam hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslam'dan sormaya hacet bırakmasın" dedim. Şu cevabı verdi: "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol" buyurdu.” (Müslim,İman,62)

Doğruların dünya ve ahrette kurtuluşa ereceklerini  ve cennete gideceklerini Peygamberimiz şöyle bildirmektedir:

“Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi iyiliğe, o da sizi cennete ulaştırır. Kişi doğru olur ve daima doğru iş yaparsa Allah katında sıdıklardan(doğrulardan) yazılır. Yalandan sakınınız. Yalan da insanı günaha, o da cehenneme götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan üzere iş yaparsa Allah katında yalancılardan yazılır.” buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 69)

İnsan,hayatının her anında doğruluktan ayrılmamalı,doğruluk üzerinde yaşamalıdır. İnsan olmanın gereği de budur.
Ne mutlu doğru olanlara ve doğrularla birlikte olanlara…

Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:













30 Nisan 2017 Pazar

Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 7




Tüm varlıkları Yüce Allah yaratmıştır. Canlılar içinde en mükemmel varlık insandır. İnsan aklı sayesinde diğer canlılardan ayrılır. Akıl sahibi insanlar düşünür.Düşünme yeteneği ile insanoğlu gelecek için kararlar alır ve planlar hazırlar. Hazırladıkları  planları uygulamaya koyarlar. İnsan işinde ve gücünde başarılı olmak için mücadele eder.

Hayatta bir çok şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Bilerek yaptığımız işler yanında, kendi dışımızda oluşan bir takım şeylerde olabiliyor.

Bütün yaptıklarımızın sonuçları,karşılaştığımız olaylar, yaşadığımız bir çok şey,başarı ve başarısızlıklarımız bizim için iyi veya kötü olduğunu düşünürüz.  Gerçekte  bunların bizim için iyi mi?  veya kötü mü?  olup olmadığını bilemeyiz.



Bir şeyin bizim için iyi veya kötü olup olmadığını ancak Yüce Allah bilir . Biz geleceği bilemeyiz. Gelecekteki şeyler bizim dışımızda gerçekleştiği için onlar kaderimizdir. Biz kaderimizi bilemeyiz. Sadece kaderimize inanırız.Ve ona razı oluruz.

Ancak kendi sorumluluğumuzda gelişen işlerin sonucundan biz sorumluyuz.
Her hangi bir hastalık,engellilik,zenginlik,mal,mülk,iş,evlilik,evlat,ev alma,araba alma gibi şeyler ve sonradan kaybettiğimiz ne varsa hepsinin bizim için hayır  veya şer  olarak değerlendiririz. Ama yanılabiliriz.

Bir şeyin iyi  olduğunu düşünürüz oysa o şey  kötü  olabilir. Yine bir şeyin kötü olduğunu düşünürüz halbuki o şey iyi olabilir.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:


Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi 216. Ayet )



Efkan VURAL


Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:









2 Nisan 2017 Pazar

Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 6




İnsan akıllı bir varlıktır. İnsan, bir şeyin etkiden sonra tepki gösterdiğini düşünerek kolayca anlar. Hiç bir uğraş vermeden, herhangi bir şeyi elde etmemiz zordur. Hatta imkansızdır. Ancak Yüce Allah’ın dilemesi ve istemesiyle mümkündür. 

Allah’in  gücünü,kuvvetini,yaratmasını ve rızık vermesini unutmamalıyız.

Yüce Allah insandan aklını kullanmasını istemiştir. İnsan,çalışmadan uğraşmadan,didinmeden ve mücadele etmeden işinde gücünde başarılı olması mümkün değildir. Ne kadar çok çalışırsanız  o kadar başarılı olursunuz. İnsana düşen çalışmaktır,gayrettir ve tedbirli olmaktır.

Tarlaya ekin ekmezsek ürün almamız imkansızdır.
Bakkal ve dükkancı zamanında dükkanını açmaz,gerekli düzenleme ve temizliği yapmazsa müşteriyi tutması çok zordur.
Fabrikada,zamanın teknolojisini uygulamazsak üretimde kaliteyi yakalamak zor bir iştir.

Dersleri dinlemeyen gerekli çalışmayı yapmayan öğrencilerin başarılı olması mümkün değildir.



Kesinlikle bilinmelidir ki, ne kadar çalışırsak o kadar başarılı oluruz. Ne kadar çok mücadele edersek,o kadar çok kazanırız.
Hayatta hiç bir şeyi beleş elde edemeyiz. Her şeyi başkasından beklememeliyiz. Kendi işimizi kendimiz yapmalıyız. Tembellik etmemeliyiz.

Çok çalışıp helal kazanmalıyız. En iyi lokma kendi elimizle kazandığımız lokmadır.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:
“İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.” (Necm suresi,39.ayet)
Ne mutlu kendi kazancıyla helal yiyenlere….

Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır: