Efkan Vural'ın Yazıları
31 Mayıs 2024 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 31.05.2024 Tarihli Cuma Hutbesi :HARAM: ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ EN BÜYÜK ENGEL
HARAM: ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ EN BÜYÜK ENGEL
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum
ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ağzınıza
geldiği gibi yalan yanlış konuşup Allah’a da yalan
isnat ederek ‘Bu helâldir,
bu haramdır’ demeyin…”[1]
Okuduğum
hadis-i şerifte ise Peygamber
Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Helâl bellidir; haram da
bellidir. İkisinin arasında birtakım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu
bunları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve haysiyetini
korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur.”[2]
Aziz Müminler!
Yüce
dinimiz İslam’a göre helâl, yapılmasına müsaade edilen söz, tutum ve
davranışlardır. Haram ise yapılması yasaklanan kötü ve çirkin şeylerdir. Dinimize
göre helâl ve haram belirleme yetkisi Allah’a ve O’nun izniyle Peygamberimiz Hz.
Muhammed Mustafa (s.a.s)’e aittir. Hiçbir kişi helâl ve haram sınırlarını kendi
düşünce ve görüşüne göre daraltamaz veya genişletemez. Dinimizde helâl dairesi
oldukça geniştir. Haramlar ise sınırlı sayıdadır.
Değerli Müslümanlar!
Yüce Rabbimizin
haram kıldığı en büyük günah şirktir. Mümin, imanına asla şirk bulaştırmaz. Allah’a
hiçbir şeyi ortak koşmaz. Nasıl ve ne şekilde yaşaması gerektiğini yalnızca
Allah’ın belirleyeceğini kabul eder. Yalnızca O’na kulluk eder ve yalnızca
O’ndan yardım diler.
Haram olan diğer büyük bir günah da, insanın canına ve malına kastetmek, şeref ve haysiyetine zarar vermektir. Dinimize göre insanların canı mukaddestir, dokunulmazdır.
Kur’an-ı Kerim’de
“Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir.”[3] buyrulmaktadır.
Bu cihanşümul ölçüye rağmen bugün, insanlıktan nasibini almamış
katil siyonistler, dünyanın gözü önünde Gazze ve Refah’ta en büyük günahlardan
birini işlemekte; kadın, çocuk, yaşlı demeden masumları katletmektedir. Ancak unutulmasın
ki, dünyada ve ahirette Allah’ın, meleklerin ve diri diri yakılan mazlumların
laneti soykırım yapan zalimlerin üzerinedir. Ve yine unutulmasın ki, zalimlerin
zulmü ancak kendi sonlarını hazırlamaktadır. Azgınlaşan kavimlerin akıbeti bize
hep bu hakikati hatırlatmaktadır. Bu kaçınılmaz gerçekle onlar da mutlaka yüzleşecektir.
Kıymetli Müminler!
İslam, haksız
kazanç kapılarının tamamını kapatmıştır. Hayatın bereketini götüren, huzur ve
güveni zedeleyen, hırsızlık, rüşvet, tefecilik, stokçuluk, karaborsacılık gibi
gayr-i meşrû yollar haramdır. Allah katında büyük bir vebal olan kul ve kamu
hakkını ihlal etmek de haramdır.
İslam, en büyük sömürü ve zulüm araçlarından biri olan faizin azını da çoğunu da haram kılmıştır. Faiz, alışveriş olarak kabul edilemez. Gelişen ve değişen şartlar, faizin haram olduğu gerçeğini asla değiştiremez. Bu hususta Rabbimizin uyarısı gayet açıktır:
“Faiz yiyenler, kabirlerinden
şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların ‘Alışveriş de
faiz gibidir’ demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram
kılmıştır…”[4]
Sağlığı
tehlikeye atan, yuvaları dağıtan içki, kumar ve uyuşturucu maddelerin tamamı haramdır.
Fıtratı bozan, aile ve toplumları fesada uğratan, insanlığın geleceğini tehdit
eden zina, fuhuş ve cinsiyetsizleştirme gibi her türlü eylem haramdır. İnsanlar
arasındaki muhabbeti bitiren, toplumsal dayanışmayı yok eden yalan, dedikodu,
iftira, su-i zan gibi kötü hasletler haramdır. Şu da bir hakikattir ki, gerçek
hayatta haram olan her şey, sosyal medya ve dijital mecralarda da haramdır,
günahtır.
Aziz Müslümanlar!
Ne yazık ki, helâl-haram
duyarlılığının günden güne azaldığı, haramların özendirildiği ve aleni bir
şekilde işlendiği, mahremiyet sınırlarının hiçe sayıldığı bir dönemde yaşıyoruz.
Böyle bir zamanda bize düşen; Allah ve Resûlü’nün koyduğu helâl ve haram
ölçülerine titizlikle riayet etmektir. Ailemize ve çocuklarımıza helâl-haram
bilincini kazandırmaktır. Unutmayalım ki, haramlar, Allah ile kul arasındaki en
büyük engeldir. Helâl-haram hassasiyetini kaybetmek, fert ve toplum için en
büyük felakettir.
Yüce
Rabbimden bizleri ve nesillerimizi helâl-haram duyarlılığına sahip kullarından
kılmasını niyaz ediyor; hafta sonu sınava girecek olan çocuklarımıza zihin
açıklığı ve hayırlı başarılar diliyorum.
27 Mayıs 2024 Pazartesi
24 Mayıs 2024 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 25.05.2024 Tarihli Cuma Hutbesi :İSLAM MEFKÛRESİNİ DİRİ TUTALIM
İSLAM MEFKÛRESİNİ DİRİ TUTALIM
Muhterem Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in insanları tevhit inancına
davetinin ilk günleriydi. Müslüman olanların sayısı gün geçtikçe artıyordu.
Müşrikler, onları inançlarından döndürmek için her yolu
deniyorlardı. Davasından vazgeçirmek için amcası Ebû Tâlib’i, Peygamberimiz
(s.a.s)’e gönderdiler. Ancak Resûlullah (s.a.s), hak ve hakikat yolculuğundan
asla geri adım atmadı ve kararlılığını şöyle ifade etti: “Allah’a yemin olsun ki
sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar, Allah dinini güçlendirinceye veya
bu yolda canımı verinceye kadar davamdan asla vazgeçmeyeceğim.”[1]
Aziz Müminler!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bu tavrı ve duruşu ile
aslında İslam’ın bir mefkûresi, bir ideali olduğunu bizlere öğretiyordu. Bu ideal,
insanların zihnini ve gönlünü Allah’a iman ile aydınlatma gayretidir. İ‘lâ-yi
kelimetullah, yani Allah’ın Yüce ismini yeryüzünün dört bir tarafına duyurma kararlılığıdır.
Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in örnek ahlakı ile insanlığı
buluşturma çabasıdır. Bu ideal, yeryüzünde ilim ve hikmete, sevgi ve saygıya,
şefkat ve merhamete dayalı bir medeniyet oluşturma azmidir. Zulme ve kötülüğe
engel olma, adalet ve iyiliği dünyaya hâkim kılma iradesidir. Nitekim Yüce
Rabbimiz bu iradeye sahip çıkmamız için şöyle buyurmaktadır: “İçinizden hayra çağıran,
iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa
erenlerdir.”[2]
Kıymetli Müslümanlar!
İslam mefkûresinin dayanağı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber
Efendimizin sünnet-i seniyyesidir. Bu iki kaynaktan beslenen Müslümanlar, yeryüzünde
insanca yaşamayı temin etmek için gayret gösterdiler. Peygamber Efendimiz
(s.a.s)’in vefatından beş yıl sonra Kudüs’ü zulmün esaretinden kurtarıp dâru’s-selâm,
barış ve esenlik yurdu kıldılar. Yedi yıl sonra da Diyarbakır surlarına İslam sancağını dikerek Anadolu’ya
İslam güneşinin doğmasına vesile oldular.
Değerli Müminler!
Aziz
milletimiz de İslam’la şereflendikten sonra asırlarca İslam’ın sancaktarlığını
yaptı. Ecdadımız, bu kutlu dava uğrunda yılmadan ve yıkılmadan seferden sefere,
zaferden zafere koştu. Allah’ın izni ve yardımıyla Malazgirt’te destan yazdı.
Anadolu’nun kapılarını hiç kapanmamak üzere İslam’a açtı. Aşılmaz denen
burçları aştı, yıkılmaz denen kaleleri yıktı ve İstanbul’u fethetti. Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s)’in “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel
komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”[3] müjdesine
nail oldu. Milletimiz imanından aldığı güçle her türlü imkâna sahip işgalcileri
Çanakkale’de büyük bir yenilgiye uğrattı. Bütün zorluklara rağmen Millî
Mücadele’den birlik ve beraberlik ruhuyla zafer elde ederek bu topraklardaki
istiklal ve istikbalini perçinledi.
Aziz Müslümanlar!
Bugün bizlere düşen, İslam’ın
öğrettiği yüce idealleri diri tutmaktır. Birlik ve beraberliğimize, kardeşlik
ve muhabbetimize her daim sahip çıkmaktır. Ülkemize ve milletimize kurulan
tuzakları boşa çıkartmak için her alanda güçlü olmaktır. Kötülüğün yerine iyiliği, zulmün yerine
adaleti, nefretin yerine sevgiyi hâkim kılmaktır. Bu ulvi değerlerin yaşandığı
ve öğretildiği güçlü aile yuvaları kurmaktır. Geleceğimizin teminatı
evlatlarımızı milli ve manevi değerlerine bağlı, topluma ve insanlığa faydalı nesiller
olarak yetiştirmektir.
Hutbemi, başta Gazze ve Filistin olmak üzere tüm mazlumların zafere
ulaşıp aziz olacağını, işgalci zalim ve siyonistlerin mağlup olup zelil
kılınacağını haber veren şu hadis-i şerifle bitiriyorum: “Gece ve gündüzün
ulaştığı her yere İslam ulaşacaktır. Allah, ister kerpiçten isterse deve
kılından yapılsın İslam’ın girmediği hiçbir ev bırakmayacaktır. Bu, kimi için
izzet, kimi içinse zillet olacaktır. Allah, İslam’ı aziz eyleyecek, küfrü ise
zelil kılacaktır.”[4]
