Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Sevabına inanarak ve mükafatını yalnızca Allah'tan bekleyerek Ramazan gecelerini ibadetle geçiren kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.
(Buhârî, "Terâvîh", 1; Müslim, "Salâtü'l-müsâfirîn", 174)
RAMAZAN VE AHİRET BİLİNCİ
Muhterem Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir defasında ashabına şöyle buyurmuştu:
“Ben, dünyada bir ağacın altında kısa bir süre gölgelendikten sonra yola koyulup oradan ayrılan bir yolcu gibiyim.”[i]
Bu hadis-i
şerif bizlere dünya hayatının ahiret hayatına nispetle çok kısa olduğunu haber vermektedir. Dünyanın geçici nimetlerine tamah
edip de ebedi olan ahiret yurdunu unutmamamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Aziz Müminler!
İman esaslarından biri de ahirete inanmaktır. Ahiret, kulluk
yolculuğumuzun son durağıdır. Fani
dünya hayatından sonra başlayacak olan ebedi hayatın adıdır. Ahiret, bu
dünyada yapıp ettiklerimizden hesaba çekileceğimiz, ektiklerimizi
biçeceğimiz hasat mevsimidir. Müslüman inanır ve bilir ki, bu
dünyadan sonra sonsuz bir hayat var. Ömrünü iman, ibadet ve güzel ahlakla geçirenler için huzur ve mutluluk yurdu olan
cennet var. Kendini imandan mahrum bırakanlar, hayatını isyan, günah ve
kötülüklerle heba edenler içinse korku ve azap diyarı olan cehennem var.
Kıymetli Müslümanlar!
Allah’a imandan sonra Müslümanın hayatına yön veren en önemli husus, ahiret bilincidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) çok önemli bulduğu bazı konulara insanların dikkatini çekmek için “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ederse” ifadesiyle başlamıştır. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadis-i şerifi buna güzel bir örnektir:
“Allah’a
ve ahiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe
iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya
hayır söylesin ya da sussun.”[ii]
Değerli Müminler!
Ahiret bilincine
sahip olan Müslüman, başıboş
yaratılmadığının farkında olur. Allah’ın insana şah damarından daha yakın
olduğunu, söylenilen her sözü ve yapılan her işi kayıt altına aldığını bilir. Mahşer
gününde yapıp ettiklerinin hepsinden
hesaba çekileceği şuuruyla yaşar.
Ahiret bilincini kuşanan Müslüman, Rabbine, kendisine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirir. Kendisini ve ailesini, yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden korur. Anne babasının duasını almanın gayretinde olur. Onların rızasını kazanmayı Allah’ın rızasını kazanmak olarak görür. Akrabalık hukukuna riayet eder. Komşusuna ikramda bulunur. Muhtaç ve kimsesizlerin dertlerine derman olur. Yetim ve öksüzleri gözetir. Onları bağrına basar. Kendilerine kol kanat gerer. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisini asla unutmaz:
“Müslümanların
evleri arasında en hayırlısı, içinde kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu
evdir…”[iii]
Aziz Müslümanlar!
Ahiret bilinciyle yaşayan Müslüman itidallidir; ne dünya için ahiretini feda eder, ne de ahiret için
dünyayı terk eder. Bu
ikisi arasında dengeli bir hayat sürer. Müslüman güvenilirdir; eliyle ve
diliyle kimseyi incitmez. Kimsenin canına kıymaz, malına zarar vermez, iffet ve
haysiyetine dil uzatmaz. Müslüman dürüsttür;
iş ve ticaret hayatında doğruluktan ayrılmaz. Malını fahiş fiyatla satarak
insanları mağdur etmez. Kul ve
kamu hakkına riayet eder, harama bulaşmaz.
Ahiret
bilinciyle hareket eden Müslüman, zulme rıza göstermez. Zalime asla meyletmez.
Dünyanın neresinde olursa olsun mazluma ve mağdura el uzatır. Zalimin
karşısında durur, asla onların ve destekçilerinin tarafında yer almaz.
Hutbemi, Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyorum:
“Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten
sakının. Ne babanın evlâdı, ne de evlâdın babası için bir şey ödeyemeyeceği
ahiret gününden çekinin. Bilin ki, Allah’ın vaadi haktır. Sakın dünya hayatı
sizi aldatmasın ve şeytan, ‘nasıl olsa Allah affeder’ diyerek sizi aldatmasın.”[iv]
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ، إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ له خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذلكَ لِأَحَدٍ إِلَّا
لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ
سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا
Mü'minin işine hayret ederim; çünkü onun işleri bütünüyle hayırdır. Bu da ancak mü'mine mahsustur. Çünkü o, sevindirici bir şeyle karşılaştığında şükreder hayır olur. Zararlı ve üzücü bir işle karşılaştığında sabreder, bu da (kendisi için) hayır olur."
Müslim, Sahih hadis no: 5323;
ORUÇ, BEDENİMİZE SIHHAT, GÖNLÜMÜZE SEKİNET VERİR
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Ey
iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Umulur ki Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız.”[i]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Kim gönülden inanarak ve karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”[ii]
Aziz Müminler!
Oruç, İslam’ın beş esasından
biridir. Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar Allah rızası için yeme-içmeden,
şehevi arzulardan ve her türlü kötülükten uzak durmaktır. Akıllı, buluğ çağına
ermiş, hastalık ve yolculuk gibi dinen geçerli bir mazereti olmayan her
Müslümanın Ramazan orucu tutması farzdır.
Kıymetli Müslümanlar!
Oruç, sadece
midemizi aç ve susuz bırakmak değildir. Oruç, aklımıza, ruhumuza ve bütün organlarımıza
tutturulduğu zaman, gerçek anlamına kavuşur. İşte o zaman oruç, bedenimize
sıhhat, gönlümüze sekinet verir.
Aklın orucu, Rabbimizin
kudretini ve rahmetini tefekkür etmektir. İnsanı değersizleştiren her türlü
kötü düşünceden uzak durmaktır. Dünyevî kaygıların, hırs ve ihtirasların esiri
olmamaktır. Kalbin orucu, Allah ve Resûlü’nün sevgisinin önüne hiçbir sevgiyi
geçirmemektir. Kalbi karartan kin, nefret ve haset gibi tüm kötü duygulardan
arınmaktır.
Değerli Müminler!
Dilin orucu, yalandan, gıybetten, iftiradan, kötü ve kırıcı sözlerden uzak durmaktır. Hiç kimsenin şahsiyetine, onur ve haysiyetine dil uzatmamaktır. Kulağın orucu, kötü ve çirkin sözleri dinlememektir. Duyduğu her şeyi araştırmadan doğru kabul etmemektir. Allah Resûlü (s.a.s), bu hususlarda bizleri şöyle uyarmaktadır:
“Yalanı ve işine yalan karıştırmayı terk etmediği sürece oruçlu
kimsenin yemesini ve içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.”[iii]
Aziz Müslümanlar!
Elin orucu, harama el
uzatmamaktır. Helal olmayan ve hak edilmeyen hiçbir şeyi almamaktır. Ölçüde ve
tartıda hile yapmamaktır. Elimizi şiddetin değil, şefkatin, yardımlaşma ve
paylaşmanın aracı kılmaktır. Ayağın orucu, Allah ve Resûlü’nün gösterdiği istikamet üzere
yürümektir. Adımlarımızı her daim hayır
ve iyilik yolunda atmaktır.
Muhterem Müslümanlar!
Oruç, iftar ve sahur
sofralarımızı ihtiyaç sahiplerine, kimsesizlere, yetim ve öksüzlere açmaktır. Dünyanın
pek çok yerinde açlık ve susuzluğa mahkûm edilen insanları unutmamaktır. Gazze
ve Doğu Türkistan başta olmak üzere zulüm altında inleyen kardeşlerimizin
acısını yüreğimizde hissetmektir. Elimizle, dilimizle ve bütün imkânlarımızla mazlumlara
destek olmaya devam etmektir. Tek bir kuruşumuzla dahi olsa zalimlere ve
destekçilerine katkıda bulunmamaktır.
Değerli Müminler!
Önümüzdeki Pazartesi günü
Çanakkale Zaferi’nin 109. yıl dönümünü idrak edeceğiz. Çanakkale; şanlı
ecdadımızın yedi düvele karşı istiklal ve istikbal mücadelesi verdiği yerdir.
Kahraman milletimiz, bütün zorluklara rağmen Çanakkale’de hayâsızca akınlara “dur!”
demiştir. Bugün bize düşen, Çanakkale ruhunu iyi anlamak ve gelecek nesillere
aktarmaktır. Şehitlerimizin canları pahasına bize emanet bıraktıkları yüce
değerleri yaşamak ve yaşatmaktır.
Bu vesileyle geçmişten günümüze vatan ve mukaddesat uğruna
canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve bu uğurda mücadele veren kahraman
gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Yüce Rabbimiz, hak, hakikat ve
istikametin temsilcisi olan devletimizi payidar; gariplerin, masum ve
mazlumların umudu olan milletimizi bahtiyar eylesin.