Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur
لقد تم إرسالي فقط كمدرس
“Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.”
Dârimî, Mukaddime, 32.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur
لقد تم إرسالي فقط كمدرس
“Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.”
Dârimî, Mukaddime, 32.
İSLAM, ŞEFKAT VE MERHAMETİ EMREDER
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen
onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın senin
etrafından dağılıp giderlerdi…”[i]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Merhamet edene
Rahmân da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size
merhamet etsin.”[ii]
Aziz
Müminler!
Yüce dinimiz İslam,
şefkat ve merhamet dinidir. Rabbimizin güzel isimlerinden biri de
“er-Rahmân”dır. O, merhametin yegâne kaynağıdır. Allah’ın bütün peygamberleri
birer rahmet elçisidir. Ümmeti olmakla şeref bulduğumuz Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.s), âlemlere rahmet olarak gönderilen son peygamberdir.
Kıymetli
Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), şiddetin yerine şefkati, nefretin yerine
merhameti inşa etmiştir. O, canlı cansız her varlığa şefkat ve merhametle
davranmıştır. Bir cana kıymanın bütün insanlığa kıymakla, bir gönlü incitmenin,
Rahmân’ın arşını yıkmakla eşdeğer olduğunu bize o haber vermiştir. Dini,
dili ve rengi ne olursa olsun her insanın hürmete layık olduğunu; canının,
kanının, malının ve haysiyetinin
dokunulmaz olduğunu bize o öğretmiştir. Savaşın da bir ahlakı olduğunu; masum
canlara, hatta çevreye ve hayvanlara zarar verilmemesini bize o göstermiştir.
Aziz
Müslümanlar!
Ne yazık ki, Allah Resûlü (s.a.s)’in bize miras bıraktığı
merhamet öğretilerinden gün geçtikçe uzaklaşmaktayız. Ailede, işte, trafikte,
hâsılı gündelik hayatın içerisinde şiddetin her türlüsüne üzülerek şahit
olmaktayız. Maalesef şiddetten en çok kadınlar, çocuklar ve yaşlılar
etkilenmektedir. Oysa ki kimden gelirse gelsin, kime yönelik
ve hangi gerekçe ile yapılırsa yapılsın, şiddetin hiçbir çeşidi kabul edilemez.
Şiddeti meşru gören hiçbir söz, tutum ve davranış kendine Kur’an ve sünnette
yer bulamaz. İslam’a göre şiddet, zulümdür, kul hakkı ihlalidir. Ağır bir vebaldir,
büyük bir günahtır.
Kıymetli
Kardeşlerim!
Şiddet, insanlığın en büyük düşmanıdır. Kendisine şiddet ve nefreti esas alanlar, insanlık ailesine en büyük kötülüğü yapanlardır. Bu büyük kötülüğün en acı örneklerinden biri bugün Filistin’de yaşanmaktadır. Hak ve hukuk tanımayan zalimler, Filistinli kardeşlerimize şiddetin her türlüsünü reva görmektedir. Mabetler, hastaneler ve okullar vahşice bombalanmakta; Müslümanlar, baskı ve şiddetle vatanlarından koparılmaktadır. Vicdan yoksunu caniler, kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden Gazze’de büyük bir soykırım gerçekleştirmektedir. Filistin’de insan hakları, çocuk hakları, eğitim hakları gibi en temel haklar, işgalci zorbalar tarafından ayaklar altına alınmaktadır. Bu hakları savunduklarını iddia edenler ikiyüzlü tavırlarıyla yaşanan bu katliamları görmezlikten gelirken, insaf ve vicdan sahibi insanların sayısı yeryüzünde her geçen gün artmaktadır. Unutulmamalıdır ki, şiddet hiçbir kimseyi ve toplumu başarıya ulaştırmaz. Gazze’de masum insanları katledenleri, dünyada hüsran, ahirette ise can yakıcı bir azap beklemektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır:
إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، أَشَدُّهُمْ عَذَابًا لِلنَّاسِ فِي الدُّنْيَا
“Kıyamet günü
en ağır azaba uğrayacak olanlar, dünyada insanlara azap edip, şiddeti reva
görenlerdir.”[iii]
Değerli
Müminler!
İnsanların gönlüne şefkat ve merhamet tohumlarını
ekenlerin başında anne babalar ve öğretmenler gelmektedir. Öğretmenlerimiz,
geleceğimizi imar etmek için canla başla çalışan fedakâr insanlardır.
Evlatlarımızı iyiye ve güzele yönlendirmek, milli ve manevi değerlerine bağlı,
çevresine ve insanlara faydalı kişiler olarak yetiştirmek için var güçleriyle
gayret gösteren cefakâr insanlardır.
Bu vesileyle
bizleri ilim, irfan ve hikmetle buluşturan, bu günlere gelmemize vesile olan
bütün öğretmenlerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Ahirete irtihal
edenlere rahmet, hayatta olanlara sağlık, afiyet ve huzur diliyorum.
Hutbemi,
“Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.”[iv] buyuran
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum:
“Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda
vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”[v]
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
إِنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، أَشَدُّهُمْ عَذَابًا لِلنَّاسِ فِي الدُّنْيَا
“Kıyamet günü en ağır azaba uğrayacak olanlar, dünyada insanlara azap edip, şiddeti reva görenlerdir.”
İbn Hanbel, IV, 90.
İMAN, İBADET VE AHLAK BÜTÜNLÜĞÜ
Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam, iman, ibadet ve güzel
ahlakı emreder. İslam, kökleri iman, gövdesi ibadet, meyvesi de güzel ahlak
olan bir ağaç gibidir. Ağaç, kökü, gövdesi ve meyvesiyle anlamlı, değerli ve
faydalı olduğu gibi mümin de imanı, ibadeti ve güzel ahlakıyla kâmil bir insan,
olgun bir Müslüman, faydalı bir kişi olur.
Aziz Müminler!
İman;
Allah’ın varlığına ve birliğine, O’nun meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Peygamber
Efendimiz (s.a.s)’in bize tebliğ ettiği tüm hakikatleri dilimizle ikrar,
kalbimizle tasdik etmektir.
Kıymetli
Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
“İnsanlar, denenip imtihan edilmeden, sadece ‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?”[i]
Bu
ayet-i kerime “İman ettim” demenin yeterli olmadığını bizlere haber
vermektedir. Zira iman, sadece kul ile
Allah arasında kalan bir bağ değildir. Hayattan soyutlanıp
zihinlere mahkûm edilmiş kuru bir sözden de ibaret değildir. İman, yaratılış
gayemize uygun hareket etmektir. Sorumluluklarımızı yerine getirmek için gayret
göstermektir. Etrafımızda olup bitenlere karşı duyarlı olmaktır. Dünyanın
neresinde olursa olsun zulme uğrayan bütün insanların dertleriyle dertlenmek,
acılarını yüreğimizde hissetmektir.
Değerli Müminler!
İmanımızın
hayatımızdaki tezahürü ibadetlerdir. İbadetler; bizleri Rabbimizin rızasına
ulaştıran söz ve davranışlardır. Yüce Rabbimizin verdiği nimetlere karşı
şükrümüzün ifadesidir.
İbadetlerimiz olmadan, imanımız tam anlamıyla hayatımıza yön veremez. “Benim kalbim temiz!” demekle kalbimiz temiz olmaz. Haftanın bir gününe, yılın bir ayına hapsedilen ibadetler, bizlere dünya ve ve ahiret saadeti getiremez. Yüce Rabbimiz,
“Erkek ya da kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, elbette ona huzurlu bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yaptıklarına karşılık olarak en güzeliyle vereceğiz.”[ii] buyurmuştur.
Geçmiş ve gelecek günahları affedilmiş olmasına rağmen Sevgili Peygamberimiz
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s), en zor şartlarda dahi ibadetlerini asla terk
etmemiştir.
Aziz Müslümanlar!
İmanımızı kemale erdirecek olan ahlaktır.
Ahlak, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in vahiyden sonra bize bıraktığı en büyük
mirastır. Ahlak, İslam’ın özüdür. İyi bir insan, erdemli bir toplumun olmazsa
olmazıdır. Ahlak; şefkat ve merhamet, doğruluk ve dürüstlük, adalet ve
yardımseverlik gibi güzel hasletleri hayatımıza hâkim kılmaktır. Kin ve nefret,
haset ve ihtiras, israf ve cimrilik gibi kötü davranışlardan arınmaktır. Kul ve
kamu hakkından sakınmaktır.
Kıymetli
Kardeşlerim!
İmanımız, hayatımıza anlam katsın.
İbadetlerimiz, kimliğimizi inşa etsin. Ahlakımız, bütün davranışlarımıza yön
versin. İşte o zaman elimiz haramdan, gözümüz günahtan, dilimiz yalandan uzak
kalacaktır. Ailemiz, huzur ve mutluluğun yuvası olacaktır.
Komşuluğumuz, güven ve muhabbetle devam edecektir. Ticaretimiz helal,
kazancımız bereketli olacaktır. Yeryüzündeki bütün mazlum ve mağdurların yüzü
gülecek; dünyamız, barış ve esenlik yurdu olmaya devam edecektir.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum:
“Allah’ım! Senden güzel
ahlakla süslenmiş sağlam bir iman ve ebedi kurtuluşa ulaştıracak ameller istiyorum.”[iii]