Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
(Lokman Suresi 17. Ayet)
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
(Lokman Suresi 17. Ayet)
HAYVANLARA MERHAMET:
DİNÎ VE İNSANÎ SORUMLULUĞUMUZ
Muhterem Müslümanlar!
Bir gün Peygamber Efendimiz, çölde susuz kalan bir köpeğe kuyudan ayakkabısına su doldurup içiren bir adamın Allah’ın rızasını kazandığını ve günahlarının bağışlandığını anlatmıştı. Ashâb-ı kirâm, “Ey Allah’ın Resûlü! Hayvanlara yaptığımız iyilikler için de mi sevap var?” diye sorunca Peygamberimiz şöyle buyurmuştu:
“Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır.”[1]
Bir başka gün ise Peygamberimiz (s.a.s), bir kediye kızıp onu
hapseden ve açlıktan ölmesine göz yuman bir kadının Allah’ın azabını hak
ettiğini anlatmıştı. Zavallı hayvana yaşama hakkı tanımayan merhametsiz kadının,
Cenâb-ı Hakk’ın gazabına uğradığını ifade etmişti.[2]
Zira her canlıya yapılan eziyetin de bir günahı ve ilâhî cezası vardı.
Aziz Müminler!
Kâinattaki her varlık gibi,
hayvanlar da Yüce Allah’ın varlığına ve kudretine delil olarak anlam taşır. En
küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvan, Allah’ın eseri olarak değerlidir ve
O’nun tarafından insana emanet edilmiştir. İnsanoğlu, hayvanlara karşı insaflı, şefkatli ve merhametli olmakla
mükelleftir.
İslam, hayvanlara zulüm ve işkence anlamına gelen, onları yaratılış amacına aykırı biçimde zorlayan her türlü davranışı yasaklar. Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir hadisinde bizi şöyle uyarır:
“Hiçbir kimse yoktur ki bir serçeyi yahut ondan daha büyük bir
canlıyı haksız yere öldürsün de Yüce Allah ona bunun hesabını sormasın!”[3]
Kıymetli Müslümanlar!
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi birer topluluktur.”[4]
Evet, hayvanlar da tıpkı bizler gibi
yeryüzünün sakinleridir. Onların da yaşama, korunma,
barınma gibi temel hakları olduğunu unutmayalım. Varlık
âlemine sevgi, şefkat ve ibret nazarıyla bakalım. Hiçbir canlıyı incitmeyelim.
Özellikle kış şartlarında hayvanlara karşı daha duyarlı olalım. Dinî, vicdanî
ve insanî sorumluluğumuzu yerine getirerek Rabbimizin rızasına talip olalım.
Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var
Allah’ım
Ahlakımı Güzelleştir
Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed her bakımdan bize
örnektir.
Özellikle ibadetlerimizde ve dualarımızda Peygamberimizin
yaptığı dua ve ibadetleri yapmaya çalışarak Peygamberimizin
sünnetine uymaya gayret ederiz.
Peygamberimiz Yüce Allah’a çeşitli dualarla niyazda
bulunmuştur.
Peygamberimizin yapmış olduğu dualarının birinde bize
şöyle mesaj vermektedir:
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: ”Allah’ım dış
görünüşümü güzel yaptığın gibi, ahlakımı da güzelleştir.”
(Ahmed b.Hanbel,Müsned,C2,S.403)
Burada, Allah’ın insanoğlunu dış görünüşü bakımından çok
güzel yarattığını belirtmektedir.
İnsanın dış güzelliği kadar iç güzelliği de yani ahlakının da
güzel olması çok
önemlidir.
Peygamberimiz
bu dua ile bize örnek olmuştur.
Peygamberimizin ahlakı herkes tarafından beğeniliyordu, ona
Güvenilir Muhammed anlamına gelen EL-Emin” ismini
vermişlerdi.
Bu hadisle peygamberimiz güzel ahlakın önemini
vurgulamıştır. İnsanın dış güzelliği gibi ahlakının da güzel
olmasıyla bütünlük arz edeceğini ifade etmek
istemiştir.
Burada
mesaj Şudur:
Allah insanı en güzel biçimde yarattı. İnsanın bu güzelliği
ahlakı güzellikle tamamlanabilir. Bunun için de ahlakımızın
güzelleşmesi için dua etmeliyiz.
Bu şekilde dua edersek o zaman kendimizi iyi ve güzel
davranışları yapmaya yönlendirmiş oluruz. İçimizden gelen bu
niyaza uygun hareket ederek, ahlakımızı güzelleştirmeye
çalışırız.
Allah böyle gayret eden kimselerin ahlakının güzelleşmesine
fırsatlar oluşturur. Biz yeter ki, Allah’tan iyi ve güzel şeyler
isteyelim. Allah bunları bize bahşeder.
İnanan iyi bir Müslüman ahlakını her daim güzelleştirmeye
gayret eder. Böylece Allah’ın sevgisini kazanır. Allah’ta ondan
memnun olur ve cennetle ödüllendirilir.
Ne mutlu dünya hayatında imanlı olarak ahlakını güzelleştirip
kurtuluşa erenlere…
Efkan VURAL
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ
تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler (onlara kötülüğü telkin ederler).
Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler, çoğu da yalancıdır.
(Şuarâ Suresi - 221-222-223 . Ayetler)
AKLIN İBADETİ: TEFEKKÜR
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Onlar,
ayaktayken, otururken ve yatarken daima Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin
yaratılışını düşünür ve şöyle derler: “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın,
sen ne yücesin! Bizi cehennem azabından koru!”[1]
Aziz
Müminler!
Cenâb-ı Hakkın insana
lütfettiği en büyük nimetlerden biri de akıldır. Akıl; hakkı batıldan, doğruyu
yanlıştan, faydalı olanı zararlıdan ayırt etmemiz için bize ihsan edilmiş üstün
bir meziyettir. İnsan, bu sayede Allah’ın ayetlerini kavrayıp hayatına anlam
kazandırır. Kötülükten sakınıp iyiliğe yönelir. Eğer aklını güzel işlerde
kullanırsa ahirette büyük mükâfata erer. Ama aklıyla fenalık planlarsa sonu
hüsran olur.
Kıymetli Müslümanlar!
Aklın
meyvesi ise tefekkürdür. Tefekkür, gerçeği anlamak ve doğru davranmak için emek
verip düşünmektir. Bizler tefekkür ederek yaratılış gayemizi, Allah’a kulluğun
önemini, vaktin kıymetini ve salih amelin değerini idrak ederiz. Kâinattaki
eşsiz dengenin ve sayısız nimetin farkına varırız. Göklerin ve yerin, dağların
ve denizlerin, ay ve güneşin, bilinen ve bilinmeyen nice güzelliklerin
yaratılışındaki hikmeti kavrarız. Tefekkür sayesinde olaylara ibret nazarıyla
bakar, ders çıkarır, payımıza düşen sorumluluğu alırız.
Değerli Müminler!
Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.”[2]
Ne
mutlu, aklını erdemli bir insan ve hakikatli bir kul olma yolunda Cenâb-ı
Hakkın rızasını kazanmaya vesile kılanlara! Dünyayı ahiretin tarlası olarak
görüp ebedi hayat için bugünden hazırlık yapanlara!
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):
MȂLİKÜ’L-MÜLK
Sözlükte “güç yetirmek, hâkimiyet kurmak,
sahip olmak, tasarrufta bulunmak” manasındaki
mülk (melk, milk) mastarı Kur’an’da isim olarak
“duyular âlemindeki bütün cisimleri kuşatan varlık
alanı ve bunlar üzerindeki hükümranlık”
anlamında kullanılır. Sözlükte “mâlik ve sahip
olmak, elinin altında bulundurup tek başına
tasarruf etmek” manasındaki mülk (melk, milk)
kökünden türemiş bir sıfat olan melik “görünen ve
görünmeyen âlemlerin sahibi” demektir. Malikü’l Mülk, mülkün sahibi demektir. Mülkün ebedi ve tek sahibi.
Mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, dilediğini öldüren, dilediğini yaşatan, dilediği gibi var eden, dilediğini yok eden; iradesine hiç bir şeyin ve hiç bir kimsenin müdahalesi söz konusu olmayan. Allah Teâlâ, bütün kâinatın tek sâhibi ve mâlikidir.
Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Dilediğine
mülk verir, dilediğine vermez. Dilediğine az verir,
dilediğine çok verir. Mutlak hükümranlık O’na
aittir. Bu isimden nasip alan kulda mal ve mülkün
emânet olduğu şuuru yerleşir. Mal ve mülkü nasıl
kullanacağını bilir; israf ve cimrilikten uzak durur.
Nimet verene şükrünü tam yapar.
Her şeyin gerçek sahibi
Allah’tır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine
verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz
edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen
her şeye hakkıyla gücü yetensin." (Ali İmran
suresi 26. Ayet)
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”( Âl-i İmrân Sûresi,189. Ayet)”
“(Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah´ındır? Sizin için Allah´tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara Suresi 107.Ayet)
“ De ki: “Biliyorsanız söyleyin, bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?” “Allah’a” diyecekler. “O halde düşünmez misiniz?” de. “Peki yedi göğün rabbi, yüce arşın rabbi kimdir?” diye sor. “Bunların rabbi Allah’tır” diyecekler. “O halde Allah’a saygınız yok mu?” de. “Biliyorsanız söyleyin, bütünüyle varlığın yönetimi elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmaya muhtaç olmayan kimdir?” de. “Hepsi Allah’a aittir” diyecekler. “O zaman nasıl olup da böyle büyülenmiş gibi davranıyorsunuz?” de. Doğrusu biz onlara hakkı bildirdik, onlar ise kesinlikle yalancıdırlar.(Mü'minûn Suresi ,84-90.Ayetler) “Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir.
O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın
sahibidir.” (Mü’minûn Suresi 116. Ayet) “Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü
hükümdarın katında, yüksek bir derecede,
cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.”
(Kamer Suresi 54 ve 55. Ayetler)
(Bu
yazı, Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam
edecek)
Efkan VURAL