6 Aralık 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.12.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:BATIL İNANÇ VE HURAFELER

BATIL İNANÇ VE HURAFELER




Muhterem Müslümanlar!

Peygamberimiz (s.a.s) bir gün, amcasının oğlu Abdullah b. Abbas’la yolculuk yaptığı esnada ona şu tavsiyelerde bulundu: “Delikanlı! Sana bazı şeyler öğreteceğim. Allah’ı gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu daima yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste! Yardıma muhtaç olduğunda Allah’tan yardım dile! Şunu bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana fayda veremezler. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa Allah’ın takdiri dışında sana hiçbir zarar veremezler...”[1]

Aziz Müminler!

Yüce dinimiz İslam, tüm insanlığa imanın hakikatlerini, dünya ve ahiret huzurunun yollarını gösterir. Sadece Allah’a kulluk etmeyi, O’na güvenmeyi, O’nun rahmetine sığınmayı ve yalnız O’ndan yardım dilemeyi emreder. Bunun yanında bütün batıl inanç ve hurafeleri reddeder. İnsanların bilgisizlik ve çaresizliklerini fırsat bilerek, duygu ve değerlerini istismar etmeyi büyük bir günah sayar. Ne var ki insanoğlu zaman zaman dinimizin bu ilkelerini göz ardı etmiş, falcı, büyücü, kâhin, sihirbaz ve medyumlardan medet umar hâle gelmiştir.

Kıymetli Müslümanlar!

Gelecekten haber verme, kısmet açma, şans getirme, şifa dağıtma iddiasında bulunmak ve bundan yardım ummak İslam’ın özüne aykırıdır. Zira, gaybın bilgisi yalnızca Allah’a aittir. Her şeye gücü yeten yegâne kudret sahibi O’dur. Yediğimiz her lokma, içtiğimiz her yudum suyu bizlere lütfeden O’dur. Dertlerin dermanı, hastalıkların şifası, sıkıntıların çaresi O’ndadır. Bizleri her an koruyup gözeten, yürekten yakarışlarımıza ve samimi dualarımıza icabet eden yalnızca Cenâb-ı Hak’tır.

Değerli Müminler!

Rabbimize iman ve tevekkül etmişken, umudunu fala bağlayıp geleceğini ona göre planlamak, büyü ve kehanetten medet ummak asla doğru değildir. Yıldızların hareketlerine bakarak insanların kader ve kısmetine dair sonuçlar çıkardığını iddia etmek mümince bir duruşa yakışmaz. Rakamlara, günlere, aylara, hiçbir gücü ve kudreti olmayan nesnelere gizem ya da uğursuzluk atfetmek, inancımızla bağdaşmaz. Kötülüklerden koruduğuna inanarak bir boncuğu kutsal saymak, ağaca bağlanan çaputta, havuza atılan parada kısmet aramak yüce dinimizin yasakladığı davranışlardır.

Aziz Müslümanlar

Şöyle bir düşünelim! Başkalarının dertlerine büyü ya da sihir gibi gayrimeşru yollarla çare bulduğunu iddia edenler, niçin kendi dertlerine çare olamazlar! Geleceğin bilgisine sahip olduğu yalanıyla insanların umudunu sömürenler, bu bilgiyle neden kendileri doğru yola erişemezler? Şifa dağıttığını söyleyerek insanları aldatanlar, nasıl olur da kendi hastalıklarına şifa bulamazlar?

Kıymetli Müminler!

Hutbeme başlarken okuduğum Felak suresinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!”[2]
O hâlde, Rabbimiz tarafından imana elverişli ve iyilik yapmaya hazır yaratılan tertemiz fıtratımızı batıl inanç ve hurafelerle bozmayalım. En kıymetli hazinemiz olan imanımızı, samimi duygu ve niyetlerimizi doğru dinî bilgilerle güçlendirelim. Huzurlu bir hayat için alın teriyle çalışmayı, helal yoldan kazanmayı, hastalanınca tedavi olmayı, sebeplere sarılmayı düstur edinelim. Kısa ve haksız yoldan kazanmaya teşvik eden umut tacirlerine kanmayalım. Dünya ve ahirette başarıyı ve kurtuluşu, şifayı ve kısmeti Rabbimizden isteyelim. O’nun, gönülden ettiğimiz duaları karşılıksız bırakmayacağına daima inanalım.




[1] Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 59; İbn Hanbel, I, 293.
[2] Felak, 113/1-5.

KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Cuma Hutbeleri

2 Aralık 2019 Pazartesi

Kur’anı Kerim’den Mesaj Var-34


Kur’anı Kerim’den Mesaj Var-34

Yaşarken mutlu olabilmek güzel bir şeydir. Mutlu olmak için bazı şeyleri yapmalıyız. Mutluluk ve huzur kendiliğinden gelmez. Mutluluğa çalışarak ve güzel işler yaparak ulaşırız.

İnsanı huzurlu ve mutlu eden bir çok davranış vardır. Bunları yapan bir kimsenin içi huzurlu  olur. İçi huzur ve mutlulukla dolu olan bir kimse yaşadığı hayattan zevk alır.

Özellikle iyilik yapmak çok güzel bir davranıştır. Dinimizde iyilik  ve yardım yapmak tavsiye edilmiş ve bunun sevabının kat kat olacağı bildirilmiştir.

İnsan önce kendisini düşünür ve kendisi için mücadele eder. Kendimiz için yaptıklarımız yaşama tutunmak içindir. Bunları  mecbur olduğumuz için yaparız. Dolayısıyla bunlar bizi pek memnun etmez.

Allah rızası için yaptığımız iş ve davranışlar insan oldukça huzurlu eder. İnsan yaptığı iyilikler ölçüsünde huzurunu artırır.

İyilik çok çeşitlidir. İyilik tüm varlıklara karşı yapılabilir. Yapılabilecek iyiliklere  örnek olarak şunları gösterebiliriz.

Çocuklarımıza iyi davranmak, onların beslenmelerine önem vermek, çocuklarımızı eğitmek ve onlara güzel terbiye vermek, ailemizle iyi geçinmek, ailemizin rızkını elde etmek için çalışmak, okuyup elde ettiğimiz bilgi ve becerileri başkalarıyla paylaşmak, akraba ve komşularımızla ilgilenmek, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek,yetimlerle ilgilenmek,selam vermek, hal ve hatır sormak, yalnız kişilerle ilgilenmek, engelli kişilerle arkadaş olmak, anne ve babaya hürmet etmek ve onlara bakmak, borçlu ve dertli kişilere yardım etmek, çevreyi korumak, çevreyi temiz tutmak, hayvanlara iyi davranmak, hayvanlara su ve yiyecek vermek, meyve ağacı dikmek, yol, su, köprü, değirmen,hastane,okul ve cami yaptırmak…

Evet, yukarıda saydığımız iyiliklere daha bir çok örnek ekleyebiliriz.
Bu iyilikler  menfaat gözetmeksizin yapılırsa, Allah bunlar karşılığında bize  sevap ve ödül verecektir.

Allah’ın ödüllerini alabilmek  için daha çok iyilik yapmalıyız.
Allah yapılan kötülükler karşısında bir ceza veriyor. Yani kötülüğün sadece karşılığını ceza olarak veriyor.

Ama yapılan iyiliklerin ise karşılığının üstünde ve hatta katları ölçüsünde sevap veriyor.

Yaptığımız iyilikler hem bu dünyada bize huzur ve mutluluk sağlayacak ve hem de asıl olan ahrette cennete girme ve cennet nimetleriyle şereflenme olarak karşımıza fazlasıyla çıkacaktır.

Yüce Allah’ın bu konuda Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 

“Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır...”  (Nisâ Suresi 145. Ayet)

Yaptığı iyilikler  karşılığında Allah’ın kendilerini   ödüllendirdiği kimselere selam olsun….

               Efkan VURAL



              

29 Kasım 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 29.11.2019 Tarihli Cuma Hutbesi: DİNİN ÖZÜ SAMİMİYETTİR



DİNİN ÖZÜ SAMİMİYETTİR





Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik. Öyleyse samimi bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah’a kulluk et.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah, ancak samimiyetle ve sadece kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.”[2]
Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam’ın özü samimiyettir. Söz ve davranışlarımızın Allah katında değer kazanması, samimiyetimize bağlıdır. Samimiyet; Rabbimize gönülden iman etmek, bu imanın gereği olarak da hiçbir dünyevi karşılık ve menfaat beklemeden sadece Allah’ın rızasını amaçlayarak yaşamaktır. Samimiyet, canlı-cansız bütün varlıklara karşı iyi niyet beslemektir. Samimiyet, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmaktır.
Kıymetli Müslümanlar!
Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadisinde اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ “Din samimiyettir.” buyurmuştur. Sahabe-i kiram merak edip, “Kime karşı samimiyet Yâ Resûlallah?” diye sorunca Sevgili Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir: “Allah’a, Kitabı’na, Resûlü’ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara.”[3]
Peygamberimizin mübarek ifadelerinden anlıyoruz ki, din deyince aklımıza samimiyet gelmelidir. İslam dinini ihlas ve samimiyetten, halis niyetler ve saf yüreklerden ayrı düşünmek imkânsızdır.
Müslüman, Cenâb-ı Hakk’a samimiyetle kulluk eder. İbadetlerinin, dualarının, yardım taleplerinin tek muhatabı Allah’tır. “Sözlerin en güzeli” olan Kur’an-ı Kerim’e samimiyetle bağlanır. Kur’an’ın lafzını zihnine, hükmünü hayatına aktarmak için gayret eder. Resûl-i Ekrem Efendimize sadakatle itaat eder. Derin bir sevgi ve samimiyetle onu örnek alır, onun gibi yaşamak için uğraşır.
Müslüman, içinde yaşadığı toplumda huzurun hâkim olması, barış ve güvenin sağlanması için kul hakkına riayet eder. Eğitimden ticarete, aileden mahalleye her alanda ve her şartta hakkı, hukuku ve adaleti korur. Amir ya da memur, kadın ya da erkek, çocuk ya da yetişkin farkı gözetmeksizin, çevresindeki herkese karşı sorumluluklarını samimiyetle yerine getirir.
Müslüman, “ümmet-i Muhammed” ailesinin şerefli bir ferdi olduğunun idrakindedir. Cinsiyeti, ırkı, rengi ve dili ne olursa olsun, bütün müminlere karşı hasbi davranır. Şefkat ve merhametle açılan kardeşlik kollarını, muhabbetle edilen sıcak bir kardeş duasını her türlü kazancın üstünde tutar.
Değerli Müminler!
İnsanı hırsına esir eden ve samimiyete gölge düşüren en büyük illet, riya ve gösteriştir. Yüce dinimiz, söz ve davranışlarımızın her türlü hileden ve çıkar oyunlarından uzak olmasını emreder. “Karşılığını sadece Allah’tan umarak” iyi işler yapmayı bize öğütler. Dürüstlükten ve samimiyetten ödün veren, insanların gözünü boyayarak kazanç sağladığını zanneden kimselerin aslında kaybettiğini söyler. Zira “görsünler ve duysunlar diye” iş yapan riyakârın eline geçecek olan, dünyada da ahirette de ziyandan başka bir şey değildir.
Aziz Müslümanlar!
Allah Resûlü (s.a.s) bir hadis-i şerifinde bizleri şöyle uyarmaktadır: “Allah sizin görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”[4] O halde, Rabbimizin katında iyi bir kul, halis bir Müslüman olmak istiyorsak, temiz bir yüreğe ve samimi amellere sahip olalım. Allah’ın rızasını hayatımızın amacı haline getirelim. O’nun gizli-açık her halimizi görüp bildiğini ve sadece samimiyetle yaptıklarımızı ödüllendirdiğini aklımızdan çıkarmayalım. Gösterişten ve ikiyüzlülükten uzak duralım. Hep birlikte Peygamberimizin duasıyla Allah’a yalvaralım: “Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi olan Allah’ım! Beni ve ailemi dünya ve âhirette her an sana ihlâsla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!”[5]


[1] Zümer, 39/2.
[2] Nesâî, Cihâd, 24.
[3] Müslim, Îmân, 95.
[4] Müslim, Birr, 34.
[5] Ebû Dâvûd, Vitr, 25.
 KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):57-HAMÎD


                                                                  HAMÎD



Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el- Hamîd 'dir.

Hamîd kelimesi “iyilik, güzellik ve erdemlilikle niteleyip övmek” anlamındaki hamd mastarından sıfat olup “övülen, övgüye lâyık bulunan”, ayrıca “öven” manalarına gelir. Âlimlerin çoğu, esmâ-i hüsnâdan biri olarak hamîdin ilk anlamına öncelik vermiştir.
El-Hamîd:Tüm övgülerin tek mercii. Övülmekte eşsiz ve benzersiz olan

El-Hamîd : Övülmeye layıktır.

Hamîd, çok övülen, övgüyle değer sıfatlarıyla hamt edilendir.

Bütün varlığın diliyle övülmeye layık ve her an ancak O’na hamt edilen tek yüce varlık anlamlarına gelir.

Hamid, hamt edilmeyi hak eden, hamda layık olandır. Çünkü O, vardı ve bütün varlıkları ve insanı yoktan var etti. Sonra iki üstün nimeti akıl ve hayatı insanda topladı. sonra ona sayısız nimetler verdi ve onu, bütün varlıklara üstün kıldı. Ona çalışma izni  verdi. O halde Ondan başka kim hamt edilmeye layık olur? Hayır bütün övgüler ve hamdler sadece Allah’a dır, başkasına değil. Bütün bu minnet ve bağışlar başkasından değil sadece Ondan'dır.



Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve ışığı var eden Allah’a mahsustur.” (En'âm Suresi -1. Ayet)

 “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.”(Fatiha Suresi,2.Ayet)

“O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, dost olandır, övülmeye lâyık olandır.” (Şûrâ Suresi 28. Ayet)

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.”( İsrâ Sûresi 44. Ayet)

“Göklerde ve yerde ne varsa Onundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir.” (Hac Suresi 64. Ayet)

“O hâlde, Rabbini hamt ile tespih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.”( Hicr Suresi 98. Ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL

22 Kasım 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 22.11.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:MUSİBETLER KARŞISINDA MÜMİNİN TAVRI


MUSİBETLER KARŞISINDA MÜMİNİN TAVRI

Muhterem Müslümanlar!

Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir gün, çocuğunun kabri başında feryat eden bir kadına rastladı. Acılı anneye, “Allah’a isyan etmekten sakın ve sabret!” diyerek nasihatte bulundu. Üzüntüsünden Allah Resûlü’nü tanıyamayan kadın, “Bana karışma! Benim başıma gelen senin başına gelmedi ki!” deyiverdi. Bir müddet sonra kendisine nasihat edenin Resûl-i Ekrem olduğunu anlayınca Peygamberimizin huzuruna gelerek özrünü beyan etti. Bunun üzerine Rahmet Elçisi (s.a.s), şu özlü tavsiyede bulundu: 

 “Gerçek sabır, musibetin geldiği ilk anda gösterilen sabırdır.”[1]
Aziz Müminler!

Hayatın akışı içerisinde her birimizin yaşadığı zorluklar, çile ve kederler, maddi ve manevi sıkıntılar olması mukadderdir. Çünkü bu dünya, adı üstünde, “imtihan dünyası”dır. Başa çıkmak için uğraştığımız imtihanlardan çok daha fazlasını Resûlullah (s.a.s) yaşamıştır. O, daha doğmadan babasını, henüz altı yaşındayken annesini kaybetmiş, yetim ve öksüz olarak büyümüştür. Can yoldaşı eşini ve altı çocuğunu kendi elleriyle toprağa vermiştir. Mekke’de bir avuç müminle birlikte müşriklerin amansız baskı ve işkencelerine, kısıtlama ve dışlamalarına maruz kalmıştır. Bütün bu sıkıntı ve musibetlere rağmen, Peygamber Efendimiz asla ümidini ve inancını kaybetmemiş, daima Rabbine sığınmış ve O’ndan yardım istemiştir. Şiddetten değil, merhametten yana tavır almış ve hiçbir zaman Allah’ın razı olmayacağı çözümlere tevessül etmemiştir.
Kıymetli Müslümanlar!

Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!”[2]
Elbette hiçbirimiz zorluklarla karşılaşmayı arzu etmeyiz. Ancak müminler olarak biliriz ki, hayatın güzel anları kadar, sıkıntılı zamanları da dünya imtihanımızın birer parçasıdır. Cenab-ı Hak, insanı bazen elindekileri alarak bazen de fazlasıyla nimet vererek imtihan eder. Bu yüzden, musibet karşısında isyan etmek, kırıp dökmek ya da kötü söz söylemek yerine öncelikle sabırlı ve metanetli olmaya gayret gösteririz. Sağduyu ve akl-ı selim ile hareket ederiz. Sıkıntıyı aşmak için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz. Bizler, her musibetten dünyamıza ve ahiretimize yönelik dersler çıkartırız. Benzer sıkıntılara maruz kalmamak için hata ve ihmallerimizi gözden geçiririz. İlim sahibi, tecrübeli insanlardan yardım alır, ondan sonra da Rabbimize tevekkül ederiz.
Değerli Müminler!

Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Müminin hali ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.”[3]
O halde, iyi günde olduğu kadar, kötü günde de hayata tutunmak ve Rabbimizle aramızdaki bağdan güç almak, imanın güzelliğindendir. Bunalmış bir insanın, çaresizliğini şiddete dönüştürmesi, kadın ve çocuklardan öfkesini çıkarması ise zulümdür. Hiçbir sıkıntı, anlaşmazlık ya da bunalım, kadına şiddeti reva gören bir zihniyetin mazereti olamaz. Çünkü şiddet, kul hakkı çiğnemektir; acı ve nefret tohumlarıyla aileyi zehirlemektir. Hâlbuki mümin, elinden ve dilinden merhamet yayılan, çevresine güven ve huzur aşılayan kimsedir. Zorluklar karşısında kişinin kendisine ya da ailesine zarar vermesi asla çözüm değildir. Dinimiz, ne kendinin ne de başkasının ıstırabını dindirmek amacıyla bile olsa Allah’ın emaneti olan canına kıymaya kesinlikle izin vermez. Çünkü dert varsa, dertlere derman olan Allah vardır. “O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır!”[4] Sıkıntı varsa, sıkıntılara elbirliği ile çözüm bulacak dostlar, komşular, akrabalar vardır. “Müminler ancak kardeştir!”[5]
Aziz Müslümanlar!

Acılarımızı isyana ve zulme dönüştürmeyelim. Yaşadığımız zorluklar karşısındaki metanetli tavrımızın, Allah katında nice kolaylığın müjdecisi olacağını unutmayalım. Bizler bu dünyaya, inanmak ve iyi işler yapmak için geldik. Peygamberimizin umut ve teselli vadeden şu hadisini hatırlayalım: “Vücuduna batan bir diken bile olsa, başına gelen her türlü musibet karşısında Müslüman’ın günahları affolunur.”[6] Rabbimizin yardımından ve rahmetinden ümidimizi kesmeyelim. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in duasıyla Yüce Rabbimize niyaz edelim: “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Allah’ım! Başıma gelen musibetin mükâfatını senden bekliyorum, bundan dolayı bana ecir ihsan et, benim için onu daha hayırlısıyla değiştir.”[7]




[1] Buhârî, Cenâiz,31.
[2] Bakara, 2/155.
[3] Müslim, Zühd, 64.
[4] Enfâl, 8/40.
[5] Hucurât, 49/10.
[6] Buhârî, Merdâ, 1.
[7] Müslim, Cenâiz, 4.

KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-10


Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-6

Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz ismini açıklamaya devam ediyoruz.
29- HAKEM
Allah’ın isimlerinden biri de el-Hakem’dir.
El-Hakem: Sözlükte, Hükmeden, hak ile batılın, yanlış ile doğrunun, güzel ile çirkinin ve iyi ile kötünün arasını ayıran, hakkı yerine getiren demektir. Allah’u Teâlâ Hâkim’dir, her şey’in hükmünü de O vermektedir.
O’nun hükmü olmadan hiçbir şey, hiçbir olay meydana gelemez ve O’nun hükmünü bozacak, geri bıraktıracak hiçbir kuvvet olamaz. Tek hüküm Yüce Yaratana aittir.
El-Hakem; Hakkı batıldan ayıran ve kıyamet günü kullarının arasında hükmedip haksız ve zalimlerden mazlumun hakkını alıp sahibine iade eden veren manası içermektedir.
Allah-u Teâlâ Hakem’dir. Hak ile hükmeder. Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ve iyiyi kötüden ayırır. Eğer Cenab-ı Hakk’ın bu isminin tecellisi olmasaydı, bizler bu zıtlar arasında bir ayırım yapamayacak, neyin hak, neyin batıl; neyin güzel, neyin çirkin ve neyin iyi, neyin kötü olduğunu hiçbir zaman bilemeyecektik.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
(De ki:) "Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki,  size kitabı açıklanmış olarak indiren O’ dur. " Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur’an’ın gerçekten rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (En'âm Suresi,114 . Ayet)
“ Eğer içinizden bir gurup benimle gönderilene inanır, bir gurup da inanmazsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.” (A’raf suresi,87.ayet)
“Allah kıyamet gününde, ihtilâf etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir.”(Hac suresi,69.ayet)
“Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” (Tin suresi,8.ayet)
30- ADL
Allah’ın isimlerinden biri de el-Hakem’dir.
El-Adl: Gerçekten tam adalet sahibi olan Allah’tır. Mutlak adil olup, her şeyi yerli yerinde yapan O’dur. Tüm yaptıkları hak ve adalet üzere olandır. Çok Adaletli olan O’dur. Adaletle hükmeden O ’dur. Allah Adl’dir. Adaleti sonsuzdur. Onun ötesinde bir adalet düşünülemez.
“Adl”, Allah’ın isimlerinden biri olarak kullanıldığında mübalağa ifade eden bir sıfat olup “çok âdil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan” anlamına gelir.
İslam bilginleri,” adle”, “Allah’ın, yaratıklarına nimet vermesi ve ihsanda bulunması” manasını verirler.
Allah varlık âleminde adaletini en güzel biçimde göstermektedir. Aynı şekilde Allah, kullarının yaptıklarına da adalet üzere karşılık verecektir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim de zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.” ( Zilzâl Sûresi,7-8.ayetler)
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide suresi,8.ayet)
“...Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurat suresi,9.ayet)
“Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.” (Mümtehine Suresi, 8. Ayet)
“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisâ Suresi ,58. Ayet)
“...Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.” (Mâide Suresi, 42. Ayet)
31- LÂTîF
Allah’ın isimlerinden biri de el-Hakem’dir.
El-Latif, “nazik ve yumuşak davranan, yumuşaklıkla muamele eden” demektir. Aynı kelime letâfet kökünden türemiş kabul edilerek “ince ve şeffaf, küçük ve hacimsiz olan” manasında da kullanılır. Latîf Allah’ın isimlerinden biri olarak “fiillerini rifk ile gerçekleştiren, kullarına iyilik ve merhamet eden, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip sezilmez yollarla karşılayan, zâtı duyularla algılanamayan, en gizli ve ince hususları dahi bilen” anlamlarına gelir
Yüce Allah tüm faydalı, hoş güzellikleri kullarına hayır ve iyiliklerle ihsan eder.
Kuran-ı Kerim’de birçok süre ve ayette Latif ismiyle Rabbimizin ne kadar bol lütuf, kerem sahibi, hayır ve iyilikleri kullarına hiç sezilmeyen yollardan onlara ulaştıran Latif olduğunu anlatır.
Allah’ın lütuf ve ihsanları sonsuz ve sınırsızdır. Kullarını, akla hayale gelmeyen, hadde hesaba sığmayan nimetlerle donatıp ikram ve ihsanlarda bulunmaktadır.
Latîf olan Allah (c.c), mümin kullarına her türlü zor durumda yardım ederek de lütfunu gösterir.
Allah iman edenlerin dünyada tek dostu ve velisi olduğu gibi ahirette de onlara yardın edecek, kötülüklerini iyiliklere çevirecek ve onlara lütufta bulunacaktır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”
(Mülk Suresi, 14. Ayet)
“Gözler O’nu idrak edemez, halbuki  O gözleri idrak eder. O en ince şeyleri bilir ve her şeyden haberdardır.” (En'âm Suresi,103. Ayet)
“Allah, kullarına çok lütufkârdır; dilediğini rızıklandırır. O'dur en güçlü, O'dur en yüce.”
( Şûrâ Suresi 19. Ayet)
Lokmân, "Sevgili oğlum" (dedi), "Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır."
(Lokmân Suresi, 16 . Ayet)
“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.”
(Mülk suresi,13.ayet)
“And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.” (Âl-i İmrân Suresi 164. Ayet)
“Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır.” (Hac Suresi 63. Ayet)
32- HABîR
Allah’ın isimlerinden biri de el-Habir’dir.
El-Habir Her şeyin iç yüzünden haberdar olan, gizli veya açık, her şeyi bilen, haberdar olan demektir.
Allah her şeyden haberdardır. Hiçbir halimiz O’ndan gizlenemez. Her şeyin iç yüzünü bilir, en gizli yaptıklarımıza vakıf olur. Sadece yaptıklarımızı değil, gönüllerimize düşenleri, aklımızdan geçenleri, nefsimizin sesini, niyetlerimizi ve en gizli hallerimizi bilir…
O öyle bir Allah’tır ki, gece veya gündüz demeden hiçbir şey ondan saklı kalamaz. Gözle görülmesi mümkün olmayan bir mikrop O’ndan gizlenemez. Bir yaprak O’ndan habersiz düşemez. Bir zerre O’ndan saklanarak hareket edemez.
Hz. Lokman da evladına bu ismin tecellisini şöyle anlatmaktadır:
“Yavrucuğum! Yaptığın bir hardal tanesi ağırlığında olsa, bir kaya içinde veya göklerde yahut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir! Şüphesiz Allah Latif’tir ve Habir’dir.”(Lokman suresi,16.ayet)
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Ey inananlar! Allah'tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın; Allah'tan sakının, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.” (Haşr Suresi 18. Ayet)
“İşte o gün (anlayacaklar ki), rableri onlardan tam manasıyla haberdardır!”
(Âdiyât Suresi ,11 . ayet)
“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”( Mülk Suresi, 14. Ayet)
“Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Münâfikûn Suresi, 11.ayet)
“De ki: “- Allah, sizinle benim aramda şahit olarak yeter. Muhakkak ki o, kullarının yaptığından haberdardır, bütün hallerini görendir.” (İsrâ Suresi,96. ayet)
“Gözler O’nu idrak edemez, halbuki O gözleri idrak eder. O en ince şeyleri bilir ve her şeyden haberdardır.” (En'âm Suresi, 103. ayet)
“Ölümsüz ve daima diri olan Allah´a güvenip dayan. O´nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını  O´nun  bilmesi yeter.” (Furkân Suresi, 58. ayet)
33- HALîM
Allah’ın isimlerinden biri de el-Halim’dir.
el-Halim, Acele ile ve kızgınlıkla hareket etmeyen. Allah kullarına cezada acele etmez. Onların pişman olup tevbe etmeleri için mühlet verir. Allah’ın insanları cezalandırmaya gücü yetse bile onlara ceza vermeyendir. Kulları ona isyan etse bile hemen öfkelenmeyendir.
Halim, yumuşak ahlaklı, güler yüzlü demektir. Öfkesiz ve sabırlı demektir. Cenab-ı Hak ne kadar yumuşak bir kudrete sahiptir ki günah yapan ve sabahtan akşama kadar O'nu inkar etmekle uğraşan kullarına acele olarak azap etmiyor ve onlara mühlet veriyor. Bu da bizim için büyük bir nimettir. Belki aklederiz de tövbe ederiz. Rabbimiz de bizi bağışlar. Hâlim, günahları bağışlayan ve cezalandırmada acele etmeyen, öfkesine yenilmeyendir. Allah, Halim'dir. Cezaları erteleyen veya tamamen kaldırandır. Cezaların kaldırılması yalnızca, cezayı hak etmiş bazı Müslüman günahkarlara yönelik olup, inkarcıların bununla bir ilgisi yoktur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Kuşkusuz Allah, kullarını görmektedir.”
( Fâtır Suresi, 45. Ayet)
“Muhakkak ki İbrâhîm (a.s), cidden çok halim (yumuşak huylu), çok acıyandır (yalvarandır), Allah’a yönelmiş bir kimsedir.”( Hûd sûresi, 75. Ayet)
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.” (İsrâ Suresi, 44. Ayet )
“Allah onları hoşnut olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Şüphesiz Allah Alîmdir (her şeyi bilir) Halîmdir, (Kullarına yumuşak davranır.)” (Hac Suresi, 59. Ayet)
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)
Efkan VURAL