20 Temmuz 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 20.07.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:DÜĞÜN ÂDÂBI


                                                      DÜĞÜN ÂDÂBI


Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicretinin ikinci yılında sevgili kızı Fâtıma’yla, amcasının oğlu Hz. Ali’yi evlendirmişti. Hz. Fâtıma’nın çeyizi, bir parça kadife, bir su tulumu ve içi güzel kokulu ızhır otuyla doldurulmuş bir yastıktan ibaretti. Hz. Fâtıma’nın mehri ve çeyizi gibi, düğün yemeği de gayet sade ve mütevaziydi. Buna rağmen o gün Peygamber kızının düğününe şahit olanlar, “Biz, Fâtıma’nın düğününden daha güzel bir düğün görmedik.” demişlerdi.[1]

Muhterem Müslümanlar!

Evlilik, Allah’ın emri, Peygamberimizin sünnetidir. Dünyada da ahirette de huzura, mutluluğa, berekete ve cennete ulaştıran kıymetli bir başlangıçtır. Resûl-i Ekrem’in ifadesiyle evlilik, “dinin yarısını korumaya” vesiledir.[2]

Evliliğin ilk adımı olan düğünlerimiz ise, sevdiklerimizin şahitliği ve güzel dilekleri eşliğinde gerçekleşen merasimlerdir. Düğünle yeni bir ailenin kurulduğu ilan edilir; iki ömür bir yuvada birleşir. Geleceğe dair umutlar güçlenir; sevinçler paylaşılır. Sağlıklı ve hayırlı nesiller ihsan etmesi, ülfet, muhabbet ve merhamet lütfetmesi için Allah’a dua edilir.

Aziz Kardeşlerim!

Her haliyle ümmetine örnek olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), yeni evlenenlere “Allah senin için bu düğünü mübarek eylesin.”[3] diye dua etmiş, neşe ve mutluluk içinde yapılan düğünlerde meşru eğlenceye izin vermiştir. Ancak düğünlerin gösterişten uzak, sade, samimi ve mutedil bir şekilde yapılması onun sünnetidir. Zira müminler için hayatın en önemli ölçülerinden biri aşırılıktan sakınmaktır. Kullukta, sevinçte, öfkede, üzüntüde, eğlencede daima dengeli olmaktır.

Değerli Müminler!

Kur’an-ı Kerim, aile kurma konusunda müminlerin birbirine destek olmasını isterken, Peygamberimiz de evlenmeye niyet edenlere Allah’ın yardımcı olacağını müjdelemiştir. İslâm’da esas olan, evliliği kolaylaştırmaktır. Nitekim “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır.”[4] şeklindeki nebevi ilkeyi unutmak, çoğu zaman maddi ve manevi zararlara neden olmaktadır. Her aşamada gereğinden fazla yapılan düğün harcamaları, günümüzde de aileleri sıkıntıya sokmaktadır. Evlenmek isteyen gençler, düğün masraflarının makul ölçüleri aşması sebebiyle zorlanmakta, hatta evlilikten uzak durmaktadır. Düğünden sonra uzun süre borç ödemek, ailenin ilk yıllarını maddi sıkıntı ve huzursuzlukla geçirmesine sebep olmaktadır. Halbuki sadelikte asalet, tevazuda hikmet vardır.

Muhterem Müminler!

Allah Resulü (s.a.s.), yeni evlenen bir sahabiye “Bir koyunla dahi olsa düğün yemeği ver.”[5] şeklinde tavsiyede bulunmuştur. Ancak asıl maksadı dostlarımızı buluşturmak ve gönül almak olan düğün yemekleri, israf sofralarına, riya, gösteriş ve şatafata dönüşmemelidir. Nitekim düğün davetlerinde zengin-fakir ayrımı yapılmamasını emreden Peygamberimiz, zenginlerin davet edilip fakirlerin unutulduğu düğün yemeğini “en kötü yemek” olarak nitelendirmiştir.[6]

Kıymetli Müslümanlar!

Mümin olarak bizlere yakışan, nikâh, nişan, sünnet ve düğün merasimlerinde İslam’ın çizdiği meşruiyet dairesinde hareket etmektir. Eğlenirken ölçülü ve dengeli olmak, İslam’ın ilkelerinden ödün vermemektir. Yüce Rabbimizin “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri siz kendinize haram kılmayın ve Allah’ın koyduğu sınırları da aşmayın. Zira Allah haddi aşanları sevmez.”[7] ayetine gönülden uymaktır.

Mümin, ‘çocukların mutluluğu’ bahanesine sığınarak haramlar konusunda gevşeklik göstermez. Mutluluğu ararken aklı uyuşturan alkole, neşeyi hüzne çeviren silaha, mahremiyet sınırlarını ihlale tevessül etmez. Eğlenirken kimsenin hakkına girmez, çevresine rahatsızlık vermez. Allah’ın her an kendisini görüp gözettiğinin farkında olarak yaşar. O’na şükreder ve O’nun rızasına uygun davranır.

Kardeşlerim!

Sıklıkla düğün yaptığımız, yavrularımızı evlendirdiğimiz bu aylarda mutluluğumuza gölge düşürecek davranışlardan kaçınalım. Maddi tutkulara kapılmadan, zevk ve sefahate dalmadan, lüks ve israfın esiri olmadan düğün yapmaya dikkat edelim. Hayatın oyun ve eğlenceden ibaret olmadığını hatırlayalım. “Kendileriyle huzur bulmamız için bizlere eşler yaratan, aramızda sevgi ve rahmet bağları var eden”[8] Allah’a şükretmek için düğünlerimizi birer vesile kılalım.




[1] İbn Mâce, Nikâh, 24.
[2] Beyhaki, Şuabü’l-İman IV, 382.
[3] Müslim, Nikâh, 79.
[4] İbn Hanbel, VI, 83.
[5] Buhârî, Nikâh, 69.
[6] Buhârî, Nikâh,73.
[7] Maide, 5/87.
[8] Rum, 30/21.



Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Allah’ın İsimleri(Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)




Esmâ-i Hüsnâ terkibi Allah’a ait olan isimleri ifade eder.Kur’an’da ve hadislerde Allah’a ait olan bir çok isim mevcuttur. Esmâ-i hüsnâ geniş anlamıyla bunların hepsini kapsamakla birlikte terim olarak daha çok doksan dokuz ismi içermektedir.

Hüsnâ kelimesi “güzel” ,”en güzel” isimler demek olup, Allah’a ait olan isimlerdir. Bu isimler Allah’a ait olduğundan en güzel  isimler olarak kabul edilmiştir.

Tüm evreni yaratanın ve onu yönetenin Allah olduğuna inanırız. Allah’ı maddi olarak kavrayamadığımızdan O’nu sıfat ve isimleriyle tanıyabiliriz.

Allah’ın evren,insan ve diğer varlıklarla olan ilişkisini  bu isim ve sıfatlarla kavrayabiliriz. Bu bakımdan Allah'a ait  olan bu güzel isimleri ve anlamlarını öğrenmek suretiyle, Allah’a olan imanımızı kuvvetlendirmiş  oluruz.

Allah’ın isimlerini orjinal lafızlarıyla bilmek ;Allah ile iletişim  sağlamk bakımından çok önemlidir. İsimlerin kelime ve seslerle söylenmesi  ve seslerin  kulakta yankılanmasıyla birlikte anlamlarını düşünerek Allah ile olan iletişimimizi  kuvvetlendirerek  imanımızı sağlamlaştırmış oluruz.

Kur’an’da ibadet,zikir ve dua sürekl, bir şekilde öğütlenmiştir. Peygamberimizin ibadet,zikir ve dualarında esmâ-i hüsnânın  çokça yer aldığını görmekteyiz.

Kur’an’da Yüce Allah,esmâ-i hüsnâ ile yani Allah’ın en güzel isimleriyle dua edilmesini istemektedir.

Yüce Allah Kur!an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

 “En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin...” (A'raf suresi, 180.ayet)

“De ki: 'İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur.'...” (İsra suresi,110.ayet)

“Yüce Rabbinin adını tesbih et.” (A'la suresi,1.ayet)

“Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.” (Tâ-Hâ suresi,8.ayet)




Kur’an’da Allah’ın zatına bir çok isim nisbet edilmiştir. Bunlar sık sık tekrar edilmiştir.
Kur’an’da tevbe suresi hariç her surenin başında besmele bulunmaktadır. Besmele,Allah’ın adıyla başlamadır. “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...”

Her işimize besmele  ile yani Allah’ın adıyla başlarız. Besmele ile İşimize  ibadetle başlamış oluruz. Dilimizden “besmele”yi eksik etmemeliyiz.

İnanan bir kimse Allah ile zihni ve kalbi bir ilişki içinde bulunur. Allah’a ait olan isimleri ve anlamlarını zihnimizden geçirir,kalbimizden de Yüce Allah’ yakınlık duyarız.

Kur’an-ı Kerim’in ve hadis kitaplarının baştan sona kadar İlahi isim,sıfat ve fiillerle dolu  olduğunu görürüz.

Kur’an, Allah ile kul arasında geçen aktif bir iletişim aracı ve bir hitap vasıtasıdır.
Esmâ-i Hüsna ile sürekli Yüce Allah’a olan bağlılığımızı sürdürebiliyoruz.. Bunun içinde 5 vakit namazımızı ihmal etmemeliyiz. Çünkü, her namazda ve her rekatta okuduğumuz besmelede,fatiha suresinde,rukü ve secdelerde söylediğimiz tesbihlerde Allah’ın isimlerini zikretmekteyiz.

Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

15 Temmuz 2018 Pazar

13 Temmuz 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 13.07.2018 Tarihli Cuma Hutbesi: MİLLETÇE YENİDEN DOĞUŞ: 15 TEMMUZ


MİLLETÇE YENİDEN DOĞUŞ: 15 TEMMUZ




Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!

Üzerinde yaşadığımız vatan sadece bir toprak parçasından ibaret değildir. Ecdat diyarıdır. Şehitler emanetidir. Geleceğe sağlam adımlarla yürümek için bağrına yaslandığımız, uğruna canımızı verdiğimiz topraktır vatan.

Bizler tarih boyunca vatanımıza muhabbetle ve sadakatle bağlandık. Mukaddesatımız uğruna gözümüzü kırpmadan şehadete yürüdük. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda fakirlik ve imkânsızlık içinde benzersiz bir varoluş mücadelesi verdik. Fakat hiçbir zaman geri çekilmedik. İman dolu göğüslerimizi nice hayâsız akınlara siper ettik. Allah’ın inayeti ve yardımıyla, cesaretimizle, fedakârlığımızla büyük zaferler kazandık.

15 Temmuz gecesi, sabaha kadar okuduğumuz salalar, getirdiğimiz tekbirler, tesbihat ve yakarışlar, dünyanın dört bir tarafından milletimizin selameti için el açıp yalvaran mümin kardeşlerimizin dualarıyla birleşti. Milletçe tek yürek,  yekvücut meydanlara aktık. Birlik ve beraberliğimize, istiklal ve istikbalimize karşı girişilen hain saldırıya hep birlikte dur dedik. İmanımızdan ve vatan aşkımızdan aldığımız o muazzam ruhla hain emelleri boşa çıkardık. Feraset, basiret ve sekînetimizle büyük bir felaketin eşiğinden döndük.

Aziz Müslümanlar!

Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlara, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz!’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”[1]

Kıymetli Müslümanlar!

15 Temmuz gecesi maruz kaldığımız işgal girişimi din kisvesine bürünmüştü. Suret-i haktan görünen ama batıla hizmet eden FETÖ Terör Örgütü, imanımızı, ahlaki hassasiyetimizi, peygamber sevgimizi, zekât ve sadakamızı, kurbanlarımızı hâsılı tüm dini değer ve kavramlarımızı istismar etti. Kendi menfaati uğruna milletimizin varlığına, birlik ve beraberliğine, ülkemizin geleceğine kast etti.

Bu hainler, evlatlarımızı ailelerinden kopararak yüreklerinden vatan sevgisini, ümmet şuurunu söküp atmaya kalktı. Barış ve ıslah adı altında dini duyguları sömürerek aslında insanımızı bir güvensizlik girdabına sürükledi. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.s)’in ifadesiyle Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende oldukları kişidir. Mümin, canları ve malları hususunda insanların kendisinden emin oldukları kişidir.”[2]

Değerli Müminler!

Bizim bir tek harfi bile değişmemiş kitabımız, hayatı bütün berraklığıyla bilinen Peygamberimiz, temel ilkeleri apaçık ortada olan bir dinimiz vardır. Rüyalarla, gizemlerle, sinsi planlarla bu dine aykırı sözde İslamî bir dünya kurgulamaya çalışanlar asla muvaffak olamayacaktır. Unutulmamalıdır ki,  Allah ve Rasulü’nü anarak kirli emelleri uğruna dinimizi istismar edenlerin sonu daima hüsrandır. Bu hüsran onları dünyada zillet, ahirette ise azap olarak yakalayacaktır.

Muhterem Müslümanlar!

15 Temmuz’u bir daha yaşamamak için bizlere düşen öncelikle din gibi yüce bir hakikati şahıslar üzerine bina etmemektir. Aklımızı, irademizi, vicdanımızı sorgulamaksızın bir başkasına teslim etmemektir. İslam’ı sahih kaynaklarından, iyi niyetli ve güvenilir ellerden öğrenmektir. Kur’an-ı Kerim ve Sevgili Peygamberimizin sünneti seniyyesi rehberliğinde yaşamaktır.  Sahabe neslinden günümüze kadar Müslümanların büyük çoğunluğunun üzerinde yürüdüğü mutedil yolun dışında kalan bütün anlayışların sırat-ı müstakimden sapma anlamına geldiğini bilmektir. Bizi Allah’a kulluk yerine kendine kul olmaya çağıranlara itibar etmemektir. Yüzyıllar boyunca topraklarımızda oluşan ve dini hayatımızı ayakta tutan Anadolu irfanına sahip çıkmaktır.        

Aziz Müminler!

Rabbimizin dualarımızı kabul ettiği bu icabet vaktinde hep birlikte niyazda bulunalım.

İlahî Yâ Rabbi! Dinimizin, devletimizin, milletimizin ve Âlem-i İslam’ın bekasını sarsacak her türlü dâhili ve harici beladan bizleri muhafaza eyle.

İlahî Yâ Rabbi!  Fitne ateşiyle bizi yakmak isteyenlere, izzetimize, şerefimize ve kardeşliğimize göz dikenlere fırsat verme.
Birliğimize, dirliğimize, muhabbetimize gölge düşüren nifaktan, tefrikadan ve şiddetin her türlüsünden bizleri koru Allah’ım!

Sana inanan bu aziz milletten yardım ve inayetini, kuvvet ve rahmetini esirgeme Allah’ım!

Ya Rabbe’l-Âlemin! Bu aziz vatanın bekası uğruna can veren şehitlerimize rahmet, gazilerimize Şâfî isminle şifalar ve hayırlı ömürler ihsan eyle.

Onlara layık bir nesil olmayı bizlere nasip eyle Allah’ım!




[1] Bakara, 2/11-12.
[2] Tirmizi, İman, 12.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:


Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-31




Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-31

İnsan Yüce bir varlığa inanma,ona bağlanma,ondan yardım dileme gibi duygulara sahiptir. Bu duygular insana yaratılıştan verilmiştir.

İnsanlar aciz yaratılmıştır. İnsanlar acizlik karşısında  güçlü bir  varlığa dua etmek suretiyle hayata tutunmaya ve mutlu olmaya çalışırlar.

Bazı olaylar karşısında elimizden gelen herşeyi yaptıktan ve gerekli tedbirleri oldıktan sonra istediğimiz sonuca ulaşmak  mümkün olmayabiliyor. Biz işin sonucunu bilemeyiz. Bunun için  Yüce Allah’a dua ederek kendimizi rahatlatmış olur ve O’nun yardımına mazhar oluruz.

Her durumda Yüce Allah’a dua ederek yardım istemeliyiz. Yüce Rabbımız bize yardım edecek tek varlıktır. O’nun yardımına hepimizin her zaman ihtiyacı vardır.
Evrende yürüyen düzen ve kanunlar Yüce yaratan tarafından konulmuştur. Bunları düzenleyip devem ettiren Yüce Allah’tır. Herşey O’nun iradesi doğrultusunda yürümektedir.

İşlerimizde,çalışmalarımızda,sağlık ve afiyete kavuşmak için,huzur ve güven için, bela ve sıkıntılara maruz kalmamak için,afetler  karşısında ayakta durabilmek için ve bil umum işler karşısında Yüce Allah’a dua ederek O’ndan yardım dilemeliyiz.
Samimi ve içten yapılan duaların  Allah tarafından kabul edileceği bildirilmiştir.
Yüce Allah’a her daim  dua etmeliyiz....


O’dan güzel  şeyler isteyelim.
Yüce Allahtan kendimiz ve hepimiz için;
Afiyet isteyelim,
Huzur ,güven ve mutluluk isteyelim.
Başarı isteyelim.
Kalkınma isteyelim.
Adalet isteyelim.
Adaletli davranabilmeyi isteyelim.
Kardeşlik ve dostluğumuzu  pekiştirmeyi isteyelim.
Milli birlik ve beraberliğimizi isteyelim.
Vatanımızı ve bütünlüğümüzü isteyelim.
Güzel ahlaklı olmayı isteyelim.
Faydalı bilgilere ulaşmayı isteyelim.
Helal rızık kazanmayı isteyelim.
Hayırlı iş isteyelim.
Huzurlu aile isteyelim.
Hayırlı evlatlar isteyelim.
Kötülüklerden uzak durmayı isteyelim.
Kötü insanların bize zarar vermemesini isteyelim.
Allah’ın bizi, bölücülerden ve vatan hainlerinden korumasını isteyelim.
Vatanımıza ve milletimize zarar vermek isteyenlere Allah’ın  fırsat vermemesini isteyeim.

Ve nice kötü şeylerden uzak olmayı dileyelim.

Ve yine  nice güzel şeyler isteyelim...



Bu konuda ,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 
“Rabbiniz buyuruyor ki: “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim...” 
(Mü’min suresi,.60 ayet)

Efkan VURAL


6 Temmuz 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.07.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:ALLAH’IN RIZASINA ULAŞTIRAN SALİH AMELLER


ALLAH’IN RIZASINA ULAŞTIRAN SALİH AMELLER



Aziz Müminler!

Resûlullah Efendimiz (s.a.s), bir gün ashâbıyla sohbet ederken “Bugün hanginiz oruç tuttu?” diye sordu. Hz. Ebu Bekir “Ben” diye cevap verdi. Ardından Peygamberimiz tek tek şu soruları sıraladı: Bugün hanginiz bir kardeşinizin cenazesine katıldı? Bugün hanginiz bir fakirin karnını doyurdu? Bugün hanginiz bir hasta ziyaretinde bulundu?”

 Bu soruların her birine Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) “Ben” diyerek olumlu cevap vermişti. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ashabı nezdinde bizlere şu müjdeyi verdi: Bu güzel davranışlar kimde bulunursa, o mutlaka cennete girer.”[1] 

Değerli Müslümanlar!

Yaratılış sebebimiz;  her şeyden önce Cenab-ı Hakkı layıkıyla tanımak, O’na yürekten bağlanmak,  O’nun emir ve yasaklarına uygun davranmaktır. Varlığımızın gayesi imanı ve salih ameli, iyiliği ve güzel ahlakı hayata hâkim kılmaktır. Bunun yolu ise Kur’an ve sünnete samimiyetle uymaktan geçer.  Zira Kur’an ve sünnet hayat yolculuğumuzun en sağlam, en güvenilir, en esaslı rehberleridir. Bu yolculuğun sonunda rızasını kazanan kullarına Rabbimizin bir lütfu ve mükâfatı olan cennet vardır.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bizi cennete götürecek hidayet yolunun ilk adımında iman vardır. Allah’ın varlığına ve birliğine iman edenler cennete ulaşacaktır. İman esaslarına gönülden bağlı kalanlar ebedi nimetlere kavuşacaktır. Bize düşen son nefesimize kadar imanımıza sadakat göstermek ve Rabbimize verdiğimiz kulluk sözüne sahip çıkmaktır. İmanımızı söz ve davranışlarımıza yansıtmak ve güzel amellerimizle diri tutmaktır. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratılanların en hayırlısıdır. Rableri katında onların mükâfatı, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rabbine derin saygı duyanlara mahsustur.”[2]

Kardeşlerim!

Cennete giden yolun ikinci adımı ise salih amellerdir. Bize Rabbimizin rızasını kazandırmasını ümit ettiğimiz salih amellerin, yani iyi ve güzel davranışların, doğru ve anlamlı adımların sınırı yoktur.  Kul olma bilinciyle söylenen her hayırlı söz, insan olma şerefine layık her güzel eylem, Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayan her iyi niyet birer salih ameldir. Yeter ki samimiyet elden bırakılmasın. Yeter ki Allah rızası başka bir gayeye, beklentiye kurban edilmesin.

Kıymetli Kardeşlerim!

İbadetlerimizin her biri birer salih ameldir. Ancak cennete götürecek olan ibadet aynı zamanda bize güzel vasıflar kazandıran ibadettir. Namazımız bizi günah ve çirkin işlerden alıkoymalıdır. Orucumuz dilimizi kem sözlerden, elimizi, zihnimizi ve gönlümüzü kötülüklerden korumalıdır. Haccımız, teslimiyetimizi ve ümmet bilincimizi pekiştirmelidir. Zekâtımız, infakımız, kurbanımız dünya nimetlerinin esiri olmamak gerektiğini bize hatırlatmalıdır.

Aziz Müminler!

İmanı kemale eriştiren ve mümini cennete ulaştıran en etkili yol ise güzel ahlaktır. Mümin, anne-babasına, eşine, evladına, komşu ve akrabalarına, can taşıyan her bir varlığa şefkat ve merhamet gösterir. Eliyle, diliyle hiç kimseye zarar vermez. Çevresine güven telkin eder. Rabbimizin emrettiği şekilde dosdoğru olur; istikametten asla ayrılmaz. Zarar göreceğini bilse dahi yalan söylemez. Ahde vefa gösterir. Boş ve faydasız işlerle ömrünü israf etmez. Cennet yolunun yolcusu, hayatının her anında, her işinde sadece Allah’ın rızasını gözetir.

Kardeşlerim!

Bu Cuma vakti, kurtuluşa ermeyi, cennet ehli olmayı niyaz ederken her birimiz kendimizi hesaba çekelim. Şu soruları samimiyetle kendimize soralım: Rabbimizin emaneti olan ömrümüzü hangi yolda tüketiyoruz? Acaba yürüdüğümüz yol bizi cennete mi götürecektir? Yoksa cennetten mi uzaklaştıracaktır? Yaşantımızla bizi cennete götürecek bir köprü mü kuruyoruz? Yoksa cennetle aramıza duvarlar mı örüyoruz? Söz ve davranışlarımız, birer samimiyet eseri mi? Yoksa yapıp ettiklerimizi riya ve gösterişle heba mı ediyoruz?

Değerli Müminler!

 Hutbemi Sevgili Peygamberimiz’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyorum:

“Siz bana altı şey hususunda garanti verin, ben de size cennetin garantisini vereyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Söz verdiğinizde sözünüzü tutun. Size bir şey emanet edildiğinde ona riayet edin. İffet ve haysiyetinizi koruyun. Gözlerinizi haramdan sakının. Elinizi kötülüklere uzatmayın.”[3]




[1] Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 12.
[2] Beyyine, 98/7-8.                 
[3] İbn Hanbel, V, 323


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:


29 Haziran 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 29.06.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:EVLADIN ANNE-BABA ÜZERİNDEKİ HAKLARINDAN BİRİ: GÜZEL İSİM



EVLADIN ANNE-BABA ÜZERİNDEKİ HAKLARINDAN BİRİ: GÜZEL İSİM

Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz (s.a.s) hayatın her aşamasında İslami değerlerin gözetilmesine önem verirdi. Zira o, bizlere kulluk şuurunu, nezaket ve zerafeti öğretmek üzere gönderilen bir Peygamberdi. Onun, hayatın her anını anlamlı kılmaya yönelik bu hassasiyeti, bir bebeğe isim koymada dahi kendini gösterirdi. Öyle ki iki güzide torununa güzel, zarif ve iyi anlamlarına gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini vermişti. Bunu yaparken onları önce şefkatle kucaklayıp bağrına basmıştı. Ardından da sağ kulaklarına ezan, sol kulaklarına kâmet okumuştu. Hayırlı ve bereketli bir ömür geçirmeleri için minik yavrulara dua etmişti.[1]

Kardeşlerim!

Peygamberimiz (s.a.s) okuduğu bu ezan ve kâmetle aslında bebeğin kulağına yaratılış gayesini fısıldıyordu. Ona imanı ve İslam’ı, hâsılı tevhidi telkin ediyordu. Ömrü boyunca sadece Allah’a kul olması gerektiğini öğretiyordu. Allah Resulü (s.a.s) verdiği güzel ve anlamlı isimle de çocuğa bir istikamet çiziyordu. Hayatı boyunca hayrın ve iyiliğin hizmetkârı olmasını öğütlüyordu.  
Aziz Müminler!

Kur’an’ın ifadesiyle çocuklarımız, gözlerimizin nurudur. Kalplerimizin sürûrudur. Yüce Rabbimizin bizlere birer lütfu ve emanetidir. Kız ya da erkek fark etmez, dünyaya gelen her bebek özeldir, değerlidir. Allah onu yeryüzünün en şerefli varlığı, halifesi olarak yaratmış ve biz yetişkinlere emanet etmiştir. Salih bir kul, iyi bir insan olması için emek vereceğimiz bu yavru, kendine yakışır bir karşılamayı hak eder. Bu karşılamanın ilk adımlarından biri ona güzel bir isim vermektir.

Kardeşlerim!

Çocuk, anne kucağında dünya nimetlerini tatmaya başladığı gibi, adıyla da ebedi âleme kadar uzanacak bir kimliğe kavuşur. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur. “Siz kıyamet gününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. Öyleyse çocuklarınıza güzel isimler koyunuz.”[2]

Bu hadis-i şerif bizlere öğretmektedir ki, insan telaffuzu da anlamı da güzel olan isimlere layıktır. İnsanın bedeni, izzet ve onuru saygın olduğu gibi onun kimliğini ifade eden ismi de saygındır, hürmeti hak eder. İnsana ömrü boyunca hoşlanmayacağı bir isim vermek şöyle dursun onu kötü lakapla bir defa dahi olsun çağırmak dinimizce yasaklanmıştır. Yüce Rabbimiz “Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın”[3]  buyurarak bizleri bu konuda uyarmıştır.

Muhterem Müslümanlar!

İsim bir inancın, bir medeniyetin, bir kültürün yansımasıdır. Kaynağını din-i mübin-i İslam’dan alan medeniyetimizin isme verdiği önem hepimizin malumudur. Geçmişten günümüze milletimiz, evlatlarına başta Peygamberimiz olmak üzere tarihimizde iz bırakan nice büyüklerimizin ismini vermeyi onur vesilesi saymıştır.

Geleneğimizde isim her şeyden önce kişiye insan olarak değerini, varlığının anlamını ve medeniyetini hatırlatan bir unsurdur. İsimde asıl olan sadece kulağa hoş gelmesi değildir. Bununla birlikte sahibini ahlaki olgunluğa, yüce bir karaktere ulaştıran bir mana taşımasıdır. Bu doğrultuda Peygamber Efendimiz, İslam inancıyla bağdaşmayan, insan şerefine yakışmayan, şiddet ve nefret içeren isimleri değiştirmiştir.

Kardeşlerim!

Çocuklarımıza Müslüman olduklarını her daim hatırlatacak, dini ve milli değerlerimize uygun, anlamlı isimler verelim. Onların beslenme ve eğitimlerinden sorumlu olduğumuz gibi güzel isimlere sahip olmalarından da sorumlu olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. İnancımıza ve kültürümüze uymayan isimlerin yavrularımızın değer dünyalarını tahrip edeceğini unutmayalım. Evlatlarımıza verdiğimiz isimler, onlara ahlak, edep, şuur ve ideal aşılasın, bir pusula gibi ömürleri boyunca iyiliğe, güzelliğe, hayra davet etsin.




[1] Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 45; Edeb, 109; Edebü’l-müfred, 286.
[2] Ebû Dâvûd, Edeb, 61.
[3] Hucurât 49/11.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: