21 Aralık 2017 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-19




İnsanlar  birlikte yaşarlar. Birlikte  yaşayan insanlar  iyi ilişkiler içinde olduklarında,huzur ve güven oluşur. Kişilerin birbirleriyle dostlukları güzel söz ve tatlı dil ile gelişir. 
Dostluklar sağlam temeller üzerine kurulursa,uzun süreli olurlar. Sağlam dostluklar ve arkadaşlıklar insanları mutlu eder. Mutlu olan insanlar güzel konuşurlar,kimseye zarar vermek istemezler.
Güzel konuşan kişiler,güzel huylu olurlar. İçlerindeki iyilik ve güzellik sözlerine ve hareketlerine yansır.
Güzel huylu insanların sözlerinde çirkinlik görülmez. Aşağılayıcı ve alaycı sözlerden uzak dururlar. Küfürlü ve argo söz söylemezler.
Güzel huylu insanlar konuşmalarında  Allah’ın ve Resulünün hoşnut olmadığı sözleri kullanmazlar. 
Sevgili  Peygamberimiz şöyle buyurur: "Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin yahut sussun" (Buhari,Edeb,31,85.).
İşte bizlerde konuşmalarımıza dikkat etmeliyiz. Hayırlı şeyler konuşmalıyız. Konuşmalarımızın ne anlama geldiğini iyi düşünmeliyiz. Bin düşünüp bir konuşmalıyız.
Karşımızdakilere kırıcı ve itici sözler söylememeliyiz. Lüzumsuz  yere konuşmamalıyız. Güzel sözler sarf etmeliyiz. Söz ve hareketlerimizle yapıcı olmalıyız.
Konuşmalarımızla çevremize güven vermeliyiz. Yalan ve kötü söz söylememeliyiz. Şaka bile olsa kötü sözü ağzımıza almamalıyız.
İyi ve güzel sözler Allah’ın ve Resulünün sözleridir.
Allah’ın ayetleri (Kur’an-ı Kerim) ve Peygamberimizin hadislerinin anlamına uygun güzel sözler dilimize alıştırmalıyız.
İnsanların kötü ve  çirkin  söz söylemeleri  nefisleri yüzündendir. Şeytan nefsimizi hakimiyetine alarak  istediği kötülüğü yaptırmaktadır.
Şeytan bize özellikle kızgın olduğumuz anda,kötü ve çirkin sözleri söyletir. Bizi kötü hareketlere yöneltir.  Küfürlü  ve çirkin sözler sarfetmemize sebep olur.
Hiçbir zaman şeytanın tuzağına düşmemeliyiz.
Konuşmalarımıza dikkat ederek her zaman ve  her ortamda sözün en güzelini söylemeliyiz.
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra Suresi,53.ayet) 
Güzel söz söyleyelim,şeytana uymayalım,nefsimizi yenelim.
 Dostluklarımıza ve kardeşliğimize zarar vermeyelim.
.
Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

15 Aralık 2017 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 15/12/2017 Tarihli Cuma Hutbesi:KARDEŞLİĞE SAPLANAN HANÇER: GIYBET


Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!
Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)’in eşi Aişe validemiz, Safiyye validemizin boyunun kısa olduğunu ima etmişti. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü şu ikazıyla gıybetin ne kadar kötü bir tutum olduğuna dikkat çekti: “Ey Aişe! Sen öyle bir söz söyledin ki, o söz denize karışsaydı denizin suyunu bile kirletirdi.”[1]
Aziz Müminler!
Gıybet, bir kardeşimizi hoş olmayan sözlerle anmaktır. Yokluğunda onun onur ve haysiyetini zedelemektir. Kul hakkına girmektir. Gıybet, güven ve samimiyete, huzur ve muhabbete, birlik ve beraberliğe, hâsılı kardeşliğe saplanan bir hançerdir. İnsanlıkla bağdaşmayan, mümine yakışmayan, bireyi ve toplumu sarsan çirkin bir tutum ve davranıştır.  Bu yüzden Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurarak gıybeti haram kılmıştır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü öyle zanlar vardır ki günahtır. Birbirinizin özelini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz ölmüş bir kardeşinin etini yemekten hiç hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.”[2]   
Kardeşlerim!
Bizler, birbirine iman kardeşliği ile bağlı müminleriz. Bu kardeşlik, bir binanın birbirine kenetlenmiş yapı taşları gibi sapasağlam bir kardeşliktir. Bu kardeşlikte kardeşler birbirine emanettir. Kardeşimizin canı bizim canımızdır. Onur ve haysiyeti bizim onur ve haysiyetimizdir. Birbirimizi en ufak bir îma ile dahi incitmemek bu kardeşliğin bir gereğidir. Gönül erlerinden birinin şu sözü bu gerçeği ne de veciz ifade etmektedir: “Sakın incitme bir canı. Yıkarsın arş-ı Rahmân’ı.”
Aziz Kardeşlerim!
Günlük hayatımızda zihinlerimiz türlü haberlerle yorgun düşmektedir. Kulaklarımız, arzu edilen edilmeyen nice sözler işitmektedir. Özellikle kitle iletişim araçları ve sosyal medyada çoğu zaman dedikodu, yalan, iftira gibi çirkin sözler, ilgi ve merak uyandıracak şekilde sunulabilmektedir. Zaman zaman sorumsuz ve şuursuzca yayınlanan asılsız haber ve yorumlarla insanların onur ve haysiyeti hedef alınabilmektedir. Oysa Peygamberimiz (s.a.s), Müslümanı “elinden ve dilinden emin olunan insan”[3] diye tanımlamıştır.
Kardeşlerim!
Resûlullah (s.a.s), şu hadisiyle gıybet, dedikodu, su-i zan ve özel halleri araştırma gibi mümine yakışmayan durumlardan uzak durmayı emretmiştir: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Gizli hâllerinizi araştırmayın. Çünkü her kim insanların gizli hâllerini araştırırsa Allah da onun gizli hâlini araştırır. Ve neticede onu evinde bile olsa rezil eder.”[4]
Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya da sussun.”[5] buyurmuştur. Her duyduğunu söylemesinin, kişiye günah olarak yeteceğini bildirmiştir.[6]
Heyhât! Gelin görün ki bugün bir sektör haline gelen yalan, iftira, gıybet ve dedikodu ile kimilerince algı operasyonları yürütülmektedir. Bu tür olumsuzluklarla, birey ve toplumun huzur ve sükûnetine büyük zararlar verilmektedir.   
Değerli Kardeşlerim!
Dilimiz, fitne ve fesat için değil; her daim güven ve itimat, huzur ve sükûnet için dönsün. Sözlerimiz, gıybet ve dedikodu, iftira ve yalan için değil; sadakat ve doğruluk için dökülsün. Kelamımız, kin, nefret ve düşmanlığa değil; ülfet, muhabbet ve kardeşliğe vesile olsun. Unutmayalım ki, o büyük gün ebedi nimetlere kavuşacak olanlar, zihnine, gönlüne, diline, eline, hâsılı bütün bedenine sahip çıkan ve hayata mümince bakanlardır.
Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum:
 “Allah’ım! Kulağımın, gözümün ve dilimin şerrinden, kalbimin kötülüğünden sana sığınırım.”[7]





[1] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 51; Ebû Dâvûd, Edeb, 35.
[2] Hucurât, 49/12.
[3] Buhârî, Îmân, 4.
[4] Ebû Dâvûd, Edeb, 35.
[5] Buhârî, Rikâk, 23.
[6] Ebû Dâvûd, Edeb, 80.

10 Aralık 2017 Pazar

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-18




Kudüs niçin önemli?
Kudüs müslüman Filistin devletinin başkentidir.
Kudüs bir çok peygamberin yaşadığı yerdir.
Çevresinin mübarek kılındığı Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yer  Kudüs’tür.
Kudus’te bulunan Mescid-i Aksa müslümanların ilk kıblesidir. Yüce Allah daha sonra kıbleyi Kabe’ye döndürmüştür.
Kudüs son Peygamber Hz.Muhammed’in Allah’ın huzuruna çıktığı mekandır.
Sevgili Peygamberimiz bir gece Mekke’de bulunan Kabe’den alınarak Kudüs’te bulunan  Mescid-i Aksa’ya götürüldü. Oradan da Yüce Allah’ın huzuruna çıkarılmıştır.
Allah Peygamberimizi  önce Kudüs’e götürür. Çünkü Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa ve çevresi mubarek kılınmıştır. Yani Kudüs manevi yönden kutsal bir yerdir.
Peygamberimiz tüm peygamberlere Mescid-i Aksa’da namaz kıldırmıştır. Hz.Muhammed(s.a.v.) hepsine imam olmuştur. Bu da bize ,Hz.Muhammed’in İslam aleminin tek lideri olduğunu  göstermektedir. Mescid-i Aksanın bu bakımdan da müslümanlar için ayrı bir değeri vardır.
Evet,Kudüs  bu bakımdan önemli bir yere sahiptir. 
Başta, Kudüs sorunu ve diğer tüm sorunların çözümü için bütün İslam alemi bir araya gelerek ortak  hareket edilmelidir.
İslam alemini birleştiren tek lider Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. Onun anlayışının etrafında tek yürek olmalıyız.
İslam alemi acilen bir araya gelerek, bir komite oluşturmalıdır.
Komite,tüm dünyada ve özellikle Ortadoğudaki sorunlara  dinimizin gereği ve Peygamberimizin anlayışı üzerine çözüm yolları belirlenmeli.
Bugün ve her zaman Müslümanların ve tüm insanlığın tek kurtarıcısı ve tek önderi Hz.Muhammed’dir. Bu sözde değil fiiliyattada olmalıdır. Bir şekilde radıkal adımlar atılmalıdır.
Bugün,Kudüs ve Mescid-i Aksa  bağlamında  İslam alemi yeniden uyanışa geçmelidir.


Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir    .” (İsra Suresi,1.ayet)
İşte,Kudüs ve Mescid-i Aksa müslümanlar için çok önemli bir yere sahiptir.
Yahudilere ve başkalarının hakimiyetine bırakılamayacak kadar öneme sahiptir.
Kudüs ve Mescid-i Aksa İslam alemi için bir şeref ve bir onur meselesidir.
İslam alemi her şeyi Türkiye’den beklememelidir. Artık İslam aleminin, ellerini taşın altına koyma zamanı gelmiştir; aslında çoktan geçmiştir bile...  Bu gerçek yeniden anlaşılmalıdır.

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


Celal'in Penceresinden:

Milliyet Blog:

Of-Havadis Gazetesi




8 Aralık 2017 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 08/12/2017 Tarihli Cuma Hutbesi:KAPANMAYAN YARAMIZ: KUDÜS


KAPANMAYAN YARAMIZ: KUDÜS




Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:  “Üç mescit için ibadet maksadıyla yolculuğa çıkılabilir: Mescid-i Haram, Benim şu mescidim ve Mescid-i Aksa.”[2]
Kardeşlerim!
Kudüs, bizim gözbebeğimizdir. Kudüs, bizim tükenmeyen özlemimizdir. Kudüs, nice peygamberin tevhid mücadelesine sahne olmuş, ismiyle ve çevresiyle mukaddes ve mübarek kılınmış bir şehirdir. Kudüs, Kutsi Şerif’tir. Diğer adıyla Beytü’l-Makdis’tir. Binlerce yıldır birçok medeniyete beşiklik yapan Kudüs ve çevresinde Hz. İbrahim, Hz. Yakub, Hz. Musa, Hz. Süleyman ve Hz. İsa gibi nice peygamberler yaşamıştır. İsrâ ve Mirâc olayı ile Kudüs’ün son kutlu misafiri Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.s) olmuştur. İslam’ın ilk kıblesi Mescid-i Aksâ da Kudüs’tedir.   
Kudüs ve Mescid-i Aksa, bize Peygamberimizin müjdesi ve emanetidir. Kudüs, her müminin gönülden bağlandığı ve aziz bildiği bir şehirdir. Kudüs, herhangi bir toprak parçası değildir. Kudüs, sadece Filistin ve Mescid-i Aksa civarında yaşayanların değil, tüm dünya Müslümanlarının ve insanlığın ortak meselesidir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Kudüs, Hz. Ömer’in fethiyle huzura kavuşmuştur. Müslümanlar, Kudüs’te uzun yıllar adaletli bir yönetim sergilemişlerdir. Herkesin canına, malına, inancına saygı duymuşlardır. Hatta gayr-i müslimler, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde İslam’ın adaletine sığınmışlardır. Ama Darü’s-selam, yani barış ve huzurun merkezi olan Kudüs uzun zamandır mahzundur, yıllardır kan ağlamaktadır. Kudüs, bugün kapanmayan yaramız, dinmeyen sızımızdır. Kudüs, her türlü saldırıya maruz kalarak barışın şehri olmaktan çıkmıştır. Peygamberler diyarında silahlar susmamaktadır. Masum insanlar acımasızca katledilmektedir.
Kardeşlerim!
Kudüs ve çevresinde yaşayanlar, baskı, şiddet ve yalnızlaştırma gibi insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmaktadır. İnsanların yaşama, inanç ve düşünce özgürlüğüne insafsızca kastedilmekte, kimlik ve kişilikleri, onur ve haysiyetleri hedef alınmaktadır. Gözbebeğimiz olan Mescid-i Aksa’dan daha dün müminler alıkonmuşken bugün ise Kudüs, işgal edilmeye çalışılmaktadır. İnsanlığı, kadim geleneği ve uluslararası hukuku hiçe sayan pervasız bir anlayış, Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma gayreti içerisindedir.
Bilinmelidir ki; böylesi fütursuzca girişimler, Kudüs ve çevresini huzursuzluk ve çatışma yurdu haline getirecektir. Bu tür kabul edilemez teşebbüsler, sağduyuya ve insanlığın vicdanına vurulan büyük bir darbedir. Huzuru, barışı ve güvenliği yok etmeye yönelik tehlikeli bir adımdır.
Kıymetli Müminler!
İnsanlık şiddet, zulüm, savaş ve göç gibi olumsuzluklar nedeniyle büyük acılar yaşamaktadır. Bütün bunlara ilaveten Kudüs’e yönelik basiret ve ferasetten uzak, insaf ve vicdandan mahrum bu teşebbüsler, sağduyu sahibi her insanı endişeye sevk etmiştir. Bütün bunlar karşısında her birimize düşen vazife, bu tür olumsuzluklara asla rıza göstermemektir. Dünyanın neresinde olursa olsun, kime karşı yapılırsa yapılsın, yanlışa ve haksızlığa boyun eğmemektir.
Şu bir gerçektir ki; bugün İslam coğrafyasının, kardeşlerimizin ve insanlığın maruz kaldığı tüm felaket, zulüm ve mağduriyetlerden çıkaracağımız dersler vardır. Geliniz, bir an önce ümmet bilinciyle iman kardeşliğimizi pekiştirelim. Birbirimizin saygınlığını ve haklarını koruyalım. İçinde bulunduğumuz zorluklardan, acılardan, mahrumiyetlerden kurtulabilmek için her birimiz olanca gücümüzle çalışalım. İnancımızı, değerlerimizi yaşayalım ve gelecek nesillerimize öğretelim.
Kıymetli Kardeşlerim!
Aziz milletimiz, tarih boyunca Kudüs’le, Mescidi Aksâ ile ve Filistinli mazlum kardeşlerimizle gönül bağını hiçbir zaman koparmamıştır. Bundan sonra da koparmayacaktır. Bizler bu bilinçle bu Cuma vaktinde Rabbimize el açıp şöyle niyaz ediyoruz: Allah’ım! Bizi yeryüzündeki bütün mazlum kardeşlerimizin acısını yüreğinde hisseden ve onlara yardım için maddi-manevi varlığını seferber eden samimi Müslümanlar eyle! Bizi basiretsizlerden, ferasetsizlerden, vicdansızlardan, zalimlerden yana eyleme!
Allah’ım! Kudüs’ü ve İslam beldelerini işgale yeltenenlere, ıslah adı altında ifsat edenlere ve barışı baltalayanlara fırsat verme! Şu mübarek Cuma günü hürmetine dualarımızı kabul eyle Allah’ım!

7 Aralık 2017 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-17




İnsan hayatını sürdürebilmesi için beslenmeye ihtiyacı vardır. Beden gelişimini tamamlamak ve sağlığımızı korumak için düzenli bir şekilde beslenmeliyiz.
Hayatımızı devam ettirebilmek için bir çok maddi şeylere ihtiyaç duyarız.Ev, ev eşyaları,araba, elektronik eşyalar,yiyecek,giyecek vs.
Bu  ihtiyaçlarımızı karşılamak için maddi imkanlara sahip olmalıyız. Maddi gücümüzü artırmak için de çalışıp çabalamalıyız. Okuyup,meslek sabibi olmalıyız. İşimize sarılmalıyız.İşimizde en ince ayrıntıyı bile ihmal etmemeliyiz
Biz çalışıyoruz,biz uğraşıyoruz,biz kazanıyoruz. Ancak,çalışmamız karşılığında  rızkı veren Allahtır. Bunu asla unutmamalıyız. Sağlığımız olmasaydı, çalışamazdık, Sağlığı bize veren Allahtır.
Rızık konusunda endişe etmemeliyiz. Bize düşen helalinden çalışmaktır. ”Çalışan kazanır “ anlayışı ile çalışmayı ve istemeyi elden bırakmamalıyız. Rızık konusunda yersiz endişelere kapılmamalıyız.
Allah bütün canlıların rızkını vermektedir.
Kazandığımız ve elde ettiğimiz her şey Allah’ın bize nimetidir. Allah bize sağlık,akıl,yetenek,güç ve kuvvet verdi. Sağlığımız ve iş  yapabilme yeteneğimiz  olmasaydı işimizi yapamazdık ve maddi kazanç sağlayamazdık. Bunu bize nasip eden Allah’tır.
Allah her varlığı rızkı ile yaratır.
Bu konuda,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah'tır. O, her şeyi işitir ve bilir.” (Ankebut Suresi,60.ayet)
Ne mutlu helal yollardan rızkını elde edenlere.
Allah hepimize helal kazanç ve bol rızık nasip eylesin...


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:


Milliyet Blog:

1 Aralık 2017 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01/12/2017 Tarihli Cuma Hutbesi : GÜNEŞİN DOĞDUĞU EN HAYIRLI GÜN: CUMA

GÜNEŞİN DOĞDUĞU EN HAYIRLI GÜN: CUMA

Cumanız mübarek, gününüz hayırlı olsun!
Yine böyle bir Cuma günüydü. Peygamber Efendimiz (s.a.s), günlerce süren meşakkatli hicret yolculuğunda nihayet Medine’ye yaklaşmıştı. Medine’nin yakınında bulunan “Rânûnâ” denen yere ulaştığında öğle vakti girmişti. Rahmet Elçisi, coşkuyla kendisini karşılamaya gelen kalabalığa hutbe irad etti ve ilk Cuma namazını kıldırdı. Bu hutbede Peygamberimiz (s.a.s), ashabı nezdinde hepimize şöyle buyurdu: “Kendiniz gitmeden önce âhirete salih ameller gönderiniz. Allah’a yemin olsun ki, her biriniz dünyaya veda edeceksiniz. Sonra Allah, ‘Resûlüm sana dinimi tebliğ etmedi mi? Sana mal vermedim mi? İmkan bahşetmedim mi? Dünyadayken ahiretin için ne hazırladın?’ diye soracak… Öyleyse herkes gücü nispetinde kendini cehennem ateşinden korusun. Yarım bir hurmayı infakla ya da güzel bir sözle dahi olsa bunu yapsın.”[i]
Kardeşlerim!
Bugün Cuma. Bugün haftalık bayram günümüz. Bizler, her Cuma büyük bir sevinç yaşarız. Tarifi imkansız bir coşku ve heyecanın tadına varırız. Zira Cuma, haftalık dirilişimize, hayata yeniden tutunmamıza vesile olan müstesna bir gündür. Cuma, hayatın türlü hengâmesinde bunalan ruhlarımızın sükunete kavuştuğu gündür. Türlü zorluklar içinde bitap düşen gönüllerimizin durulup kendini bulduğu kıymetli bir zaman dilimidir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Cuma günü ezan okunduğunda namaz için koşun ve alışverişle meşguliyeti bırakın. Bilesiniz ki bu, sizin için daha hayırlıdır.”[ii] buyurmuştur. Bu yönüyle Cuma, gündelik meşgalelerden, her türlü dünyevi kaygıdan sıyrılarak Yüce Allah’ın huzuruna duruşumuzun adıdır. Nasıl ki günde beş vakit namazımızda Rabbimize olan teslimiyet ve sadakatimizi gösteriyorsak Cuma namazında da bu kararlılığımızı perçinleriz. Her Cuma kulluk ahdimizi yenileriz.
Hafta boyunca yaptığımız ibadet ve iyiliklerimizi bu buluşmada Rabbimize adeta yeniden arz ederiz.
Aziz Kardeşlerim!
Bizim için bir muhasebe zamanıdır Cuma. Gidişatımızı yeniden gözden geçirme, bilerek ya da bilmeyerek yüklendiğimiz günahlardan arınma anıdır. Cuma, duaların geri çevrilmeyeceği bilinciyle Allah’a yakarışın, O’nun engin rahmeti ve merhametine sığınmanın tam da vaktidir.      
Birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve muhabbetimizi gür bir sedayla haykırdığımız gündür Cuma. Bizler, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle Cuma namazında aynı inançla, aynı niyetle, aynı ideallerle camilerimizde toplanırız. Peygamber makamı bu minberlerden yankılanan hutbeleri can kulağıyla dinleriz. Sevincimizle hüznümüzle yeniden kaynaşırız. Hep birlikte Allah’a kul olmanın, kardeş olmanın, paylaşmanın, dayanışmanın hazzını iliklerimize kadar yaşarız.
Aziz Müminler!
Peygamberimiz (s.a.s)’in ifadesiyle güneşin doğduğu en hayırlı gündür Cuma.[iii] Bu yüzdendir ki Cuma, Yüce Dinimiz İslam’ın sembollerinden biridir. Cuma rahmettir. Cuma berekettir. Cuma huzurdur. Şu kadar var ki; inancımızda her bir saniyemiz, her bir günümüz değerlidir. Çünkü zamanı yaratan da, bizlere emanet olarak lütfeden de Yüce Rabbimizdir. Ve Allah katında zamana ne atfedildiğinden, günlerin nasıl isimlendirildiğinden daha önemlisi vaktin nasıl değerlendirildiğidir. Her bir nefesimizi Rabbimizin rızası doğrultusunda tüketip tüketmediğimizdir. Kısacık ömür sermayemizi ebedi bir kazanca dönüştürüp dönüştüremediğimizdir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “Kara Cuma” ifadesi, müminler olarak hepimizi rahatsız etti. Zira bizim inancımızda bütün günler Allah’ındır. Her günün sabahı, aydınlık bir geleceğe uyanıştır. Bir inancın sembolünü hedef alan ve mensuplarını yok sayan böylesi saygısız ifade ve yaklaşımların bizim geleneğimizde yeri yoktur. Bir dinin kutsalının çılgınca ve sınırsızca bir tüketim anlayışına alet edilmesi asla kabul edilemez bir durumdur.
Kardeşlerim!
Zihinlerde olumsuz bir algı oluşmasına sebep olacak bu tür gayretler karşısında müminler olarak bizlere düşen, dinimize ve değerlerimize sımsıkı sarılmaktır. Bugün insanlığa karşı en önemli görevimiz, Yüce Dinimiz İslam’ı, hidayet rehberimiz Kur’an’ı, Âlemlere Rahmet Peygamberimizi en iyi şekilde temsil etmektir, doğru tanıtmaktır. Unutmayalım ki biz bu uğurda gayret ettiğimiz müddetçe Allah’ın yardımı da bizimle beraber olacaktır.







[i] İbn Hişâm, Sîret, III, 30.
[ii] Cum’a, 62/9.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Hz. Muhammed’in Hayatı





Sevgili Peygamberimizin doğduğu ayın içindeyiz. Peygamberimiz kameri aylardan Rebiü’l-evvel  ayında doğmuştur. Bu nedenle Peygamberimizin haytını kısaca hatırlatmak istiyorum.
Peygamberimiz(s.a.v.) Fil Yılında doğmuştur.Doğumu  rivayete göre Fil olayından  50gün sonrasına rastlar.
Peygamberimiz Miladi  20 Nisan 571 Pazartesi günü;kameri aylardan Rebiülevvel ayının  onbirini on ikisine bağlayan gece sabaha yakın   doğdu.
Peygamberimiz doğmadan önce babası Abdullah vefat etmişti. Yani Peygamberimiz yetim olarak doğmuştur.
 Peygamberimizin annesi Amine yavrusunun geleneklere uygun olarak , süt  anneye verilmesine rıza gösterir. Annesi Amine yavrusundan 4 yaşına kadar ayrı kalır. Peygamberimiz annesi  ile 4-6 yaş arasında  iki yıl birlikte kalabildi.
Altı yaşında iken annesi de vefat eden sevgili  Peygamberimiz artık bundan sonra da öksüz olarak büyümüştür.
8 yaşına kadar dedesi Abdulmuttalibin yanında, 8 yaşından 25 yaşına kadar da amcası Ebu Talipin yanında kalmıştır.
25 yaşında iken, 40 yaşında olan Hz Hatice ile evlendi.
Peygamberimize 610 yılında hira mağrasında ilk vahiy geldi.
Peygamberimize ve ilk inanlara bir çok işkence yapılmıştır. İlk hicret 615-616 yıllarında habeşistana yapıldı.
620 yılında islam daveti için gittiği Taiften dönerken çocuklar tarafından taşlanarak, büyük bir sıkıntı ve işkence ile Mekkeye döndü.
621-622 yıllarında bir grup Medineli ile görüşüp, onlarla Akabe denilen yerde  sözleştiler. Peygamberimizi ve kendisine inanları Medineye davet ettiler.
Müslümanlar ve Peygamberimiz 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etti.

Peygamberimiz Medine'de ilk önce bir Mescid yaptırdı. Mescidin inşasında peygamberimizde  bir fiil çalışmıştır.   






Peygamberimiz  Medine’de yaşayan gruplarla görüşerek onlarla ilk defa bir sözleşme yaptı.Bu sözleşme, İslam tarihinde ilk yazılı anayasa olarak kabul edilir.
Peygamberimiz müşriklere karşı sırasıyla Bedir,  Uhud ve  Hendek savaşlarını yaptı.
Savaşlardan bir netice alamayan Müşriklerle, 628 yılında Hudeybiye anlaşması yapıldı.
Peygamberimiz bir çok hükümdarı  islama davet etmek için, onlara  mektup  gönderdi.
Hayber fethedildi.  Mute savaşı yapıldı.
Hudeybiye antlaşmasını bozan Mekkeliler üzerine 10 bin kişilik bir kuvvetle giden Hz. Muhammet Mekke’yi 630 yılında fethetti .
Kabeyi putlardan temizledi.



Mekkelilere umum af ilan etti . Mekkelilerde topluluklar halinde islama girdiler.
Mekkenin fethinden 2 yıl sonra Peygamberimiz  Veda haccını yaptı. Yüz bini aşkın bir müslüman topluluğuna Arafatta son bir konuşma yaptı.  Bu konuşma Peygamberimizin müslümanlara yaptığı son konuşmaydı.  Bu konuşmaya Veda Hutbesi denilmektedir. Peygamberimiz Veda Hutbesinde islam dinini özetliyordu.
Daha sonra Medine’ye dönen Peygamberimiz  hastalanır ve  Miladi,8 Haziran 632 yılında, Hicri 11.yılın Rebiulevvel ayının 12’sinde  Hakka yürür.
Peygamberimiz vefat ettiği odasında defnedildi. Mescidi Nebi’nin yanındaki mezarının bulunduğu mekana  Ravza-ı Mutahhara denilmektedir.(Cennet bahçesi)
Medine’de Mescidi Nebi’nin içinde bulunan Peygamberimizin kabrini hergün binlerce müslüman ziyaret eder, ona selatü selam getirir.
Allah bizleri Peygamberine tabi olanlardan eylesin.
 Peygamberimizin şefaatine nail eylesin.

Ahirette Peygamberimize  komşu eylesin.

Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:

Celal'in penceresinden:


Milliyet blog: