9 Haziran 2017 Cuma

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var – 1


Bugün 09 Haziran 2017  Cuma, okulların tatile girdiği gündür. Öğrenciler tatilin keyfini nasıl çıkaracaklarını düşünmektedir. Tabii ki, öğrencilerin tatil yapmaları  ve dinlenmeleri onların doğal hakkıdır.

Yaz tatilinin tamamını dinlenmek ve eğlenmek için harcamak  uygun olmaz. Tatilde bazı aktiviteler yapmak lazım. Seyahat etme, Kitap okuma,derslere göz atma,yazı yazma,şiir yazma, şiir okuma,müzik,spor vb. şeyler yanında Kutsal kitabımız Kur’an’ı öğrenme faaliyeti içine girmek gerekir.  

Bir işi bitirince başka bir işe yönelmek gerekir. Boş durmak ve  zamanı  boşa geçirmek dinimizde uygun görülmemiştir.

Okullar kapanabilir ama  eğitim süreklidir. Bunun için camilerimiz ve kur’an kurslarımız kapılarını herkese açmıştır.

Diyanet işleri başkanlığının kontrolünde yaz kur’an kursları başlatılmıştır. Camilerimize ve kur’an kurslarımıza  müracaat edilmelidir.

Kutsal kitabımızı öğrenmek ve okumak her müslümanın önemli görevlerindendir. Kutsal kitabımızı Arapça olarak orijinal metinden okumayı öğrenen bir kimse,okuduğu ayetlerin Türkçe mealini de okuyarak din ile ilgili bilgileri  birinci kaynaktan öğrenmelidir.
Kur’an öğrenerek ve kur’an okuyarak kalbimizi ve evimizi süslemeliyiz. Kalbimizi  ve gönlümüzü Kur’anla dolduramazsak başka şeyler kalbimizi ve yüreğimizi işgal eder.Şeytanın istediği de budur.

Yaz tatilini Kur’an öğrenerek ve Kur’an okuyarak değerlendirenler  hem bu dünyada
 ve hem de ahrette mutlu olacaklardır.

Peygamberimizin  hadislerindeki mesajı  şöyledir:

“ En hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.
Allah’ın sevdiği kullardan olmak için;

Haydi çocuklar ve gençler, camilere… Kur’an kurslarına……

Efkan VURAL


Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:




Celal'in penceresinden:

6 Haziran 2017 Salı

İlk Teravih namazı ve Başbakan Binali Yıldırım




2017 Ramazan ayının ilk teravih namazını Ankara Hacı Bayram Camiinde kılma fırsatı bulduk. İlk teravih namazını burada kılmayı planlamıştım. Allah’a şükürler olsun bunu bize nasip etti. Çünkü Hacı  Bayram Camii Ankara’nın manevi atmosferinin en yoğun olduğu bir mekandır. Cami hocaları da  sahasında seçkin kişilerdir. Hacı Bayram Veli önemli bir şahsiyet olup Allah’ın veli kuludur. Türbesi de caminin hemen önündedir.

İlk teravihin kalabalık olabileceği endişesiyle komşumla beraber akşam namazı  vaktinde  camiye girdik. Namaz sonrası caminin bahçesinde dolaşarak, Hacı Bayram Veli Hazretlerinin türbesini ziyaret ettik. Kur’an okuyarak dualar yaptık. Sonra tekrar camiye girdik. İkinci safta yerimizi aldık. Vaiz, cami kürsîsine çıkarak Ramazan ayı ve oruç ibadetiyle ilgili sohbete başladı. Vaaz devam ederken cami içinde bir hareketlilik görüldü. Mihrabın arkasındaki saftan üç kişiyi yerlerinden kaldırdılar. Yaşlı bir amca yerinden neden kaldırıldığını anlamadığı için kalkmakta zorluk çıkardı ve sonunda yerinden kaldırıldı. Orada 3 kişilik yer ayrılmıştı. Cami de korumalar telaşlı bir şekilde birbirleriyle iletişime geçiyorlar. Önemli birinin buraya geleceği belliydi. Caminin orta tarafındaki kapıdan mihrabın olduğu yere kadar bir geçiş yolu ayarlamak için birçok kişiyi yerlerinden kaldırarak geçiş yolunu açtılar. Vaaz süresince korumalar bu geçiş yolunu açık tutmak için sürekli bir telaş içinde dinleyenleri rahatsız etmekteydiler. Bazı kişiler bu davranışın yanlış olduğunu kendi kendilerine söylenip duruyorlardı. Korumalar,dinleyenlere  verdikleri rahatsızlığın farkında değillerdi. Onlar gelecek şahsın hatasız bir şekilde yerine gitmesini düşünmekteydiler.
Ezan okunuyordu, korumalar bir anda hareketlendiler. Beklenen önemli kişi geliyordu, gelen başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’dı. Başbakan kapıdan içeri girer girmez  sade bir vatandaş gibi cemaatın içine dalarak hemen boş bulduğu yere oturdu. Korumalar birbirine bakakaldılar. Tabii ki, birazda matara oldular. Bunca insana vermiş oldukları eziyet  boşuna olmuştu.

Başbakana kendisi için yer ayarlandığı ve ön tarafa alınmak  istenmesine rağmen ,  başbakan aldırış etmeden yerine oturdu. Çünkü başbakan camide  her kul gibi cemaatin bir üyesi olup,Allah’ın huzuruna sade bir kul olarak çıkmak istiyordu.

 Ezan bittikten sonra namaz için yağa kalkıldı. Cami imamı, “Sayın başbakanım buraya buyurunuz” hitabına başbakan Yıldırım,hiç aldırış etmedi ve cemaatın arasında namaza durdu. Böylelikle,Başbakanımız  Binali Yıldırım Anadolu insanı olduğunu gösterdi.
Helal olsun Başbakanım herkese örnek oldun. İyi ki,ilk teravih namazını burada kıldık ve bu manzaraya şahit olduk. Durumu not düşmek için bu yazıyı kaleme almayı düşündüm.
İşte İslam’da insanların birbirlerinden farkının olmadığını  bu davranışıyla başbakanımız ortaya koymuştur.  Allah katında üstünlük sadece takva iledir. Yani kim Allah’tan daha çok sakınırsa ve O’na kulluk ederse üstün odur.  Bu durumu oradaki cemaate yaşattığı için Başbakanımız Binali Yıldırım’dan Allah razı olsun.

Devletimiz var olsun.

Milletimizin kardeşliği, birlik ve beraberliği daim olsun.

Bu davranış hepimize örnek olsun.


Yolun açık olsun Başbakanım… 


Efkan VURAL 

Bu yazı aşağıdaki sitede yayınlanmıştır:

1 Haziran 2017 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 12

Ramazan ayı din ikliminin hakim olduğu bir aydır. Bu ayda başta oruç ibadeti olmak üzere,namaz,zekat,sadaka ve özellikle fıtır sadakası gibi ibadetler öne çıkar.

Ramazan ayında önemsediğimiz bu ibadetleri ramazan dışında da devam ettirmeliyiz.
İbadetler insanı olgunlaştırır. İbadetlerimiz manevi hayatımızı düzenler ve ruh dünyamızı güzelleştirerek huzura kavuşmamızı sağlar.

İnsan sadece maddi bir varlık değildir. İnsanın bir de manevi yönü vardır.
Maddi ihtiyaçlarımız yanında manevi ihtiyaçlarımızda vardır.

Maddi ve manevi ihtiyaçlarımızı gidererek sağlıklı bir yaşam sürdürürüz.
Maddi veya manevi yönden eksikleri olan biri mutlu olamaz.

Maddi ihtiyaçlarımızı karşılayarak bu dünyada rahat yaşarız. Manevi ihtiyaçlarımızı karşılamak suretiyle de hem bu dünya ve hem de ahrette mutluluğa erişiriz.
Öldükten sonra, cennete gitmek ve rahat etmek istiyorsak, Allah’ın bizden istediği şeyleri yerine getirmeli ve yasakladıklarından da kaçınmalıyız.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ki,  mesajı şöyledir:

Allah şu  kişiler  için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler, Allah'ı çok anan kadınlar.” (Ahzâb suresi,35.ayet)


Bu ayette, Allah’ın anlattığı kimselerden olmaya çalışmalıyız.

Efkan VURAL

31 Mayıs 2017 Çarşamba

İçerde dizisi nefes kesiyor. Polis can sıkıyor.



İçerde dizisini büyük bir çoğunluğun izlediğini düşünüyorum. Her bölümü nefes kesiyor. Yeni bölümünü seyretmek için Pazartesine odaklanıyor insan.

Oyuncu karakterleri harika, oyuncuların hepsi rollerini çok iyi yapıyor. Organizasyon,teknik ekip ve çekim mükemmel.
Diziyi epey zamandır takip etmekteyim. Bölümleri izlerken bazen eleştiri yapmak istiyordum. Filmlerde olur böyle sahneler diyerekten eleştiriden vazgeçiyordum.

Ama 35.bölümde Polisin vermiş olduğu yanlış bir izlenimi burada zikretmek istiyorum. Çünkü, diziyi,gençler dikkatle izliyor,herkes izliyor, yeni polisler izliyor,polis adayı olacak bir çok çocuk ve genç izliyor. Yanlış bir anlayış veya hareketi normal gibi düşünemeyiz.

Polis müdürü Yusuf mafya babası Celal tarafından öldürülüyor. Yusuf müdürü gizli polis olan Sarp’ın öldürdüğü süsü verilmek isteniyor. Gerçek katil gizlenmek suretiyle, Sarp’ın üzerine büyük bir oyun oynanıyor.

Polis ekipleri her şey bitince gelirler ya. Aynen içerde de öyle olur. Yusuf müdür öldürülmüş, gizli polis Sarp’ta tuzağa düşürülmüştür. Kalabalık bir Polis ekibi gelir. 
Ekibin içinde Yusuf müdürün oğlu Polis  Gökhan da vardır.
Babasının öldürüldüğünü ve Sarp’ı da elinde silahla babasının yanında gördüğü için polis Gökhan’ın gözü dönmüştür. Polis Gökhan Sarp’ı öldürmek ister. Sonunda Sarp nezarete  atılır.

Yusuf müdürün yerine atanan yeni  polis müdürü konuyu inceler. Sarp’ı çağırır ve onunla konuşur. Sarp’a gizli sicil numarasını sorar. Sistemden sorgulanarak Sarp’ın polis olup olmadığı anlaşılacaktı. Sistemin başına Yusuf müdürün oğlu oturur. Sicil numarasını  sisteme girer ve Sarp’ın gizli Polis olduğunu görür. O an babasını öldürdüğünü  düşünür, o duyguyla Sarp’ı sistemden siler. Sarp sistemde kayıtlı  olmadığı için,mahkemeye sevk edilir.

Evet bir polis bunu nasıl yapar. Gizli bir bilgiyi sistemden nasıl olurda  yok eder. Oysa Polis güvenilir biridir.
Hadi buna baba acısı diyelim. Üzüntüsüne yorumlayalım.
Peki mafya temsilcisi olan Davut’un söylediklerine neden inanır. Ve ısrarla Sarp’ı katil olarak  görür.
Polis Gökhan,babasının özel tuttuğu dosyayı da hiç düşünmeden ve sorgulamadan yakar.

 Sarp’ı kurtaracak tüm delilleri yok ederek, Polis Gökhan babasının gerçek katilini farkında olmadan gizlemektedir.
Polis delilleri toplaması gerekirken, delilleri yok etmektedir.
Diziler aynı zamanda toplumu eğitmektedir. Yanlış bir polis imajı ilerde derin yaralar açabilir.
Tüm dizi filmlerde,tiyatro ve gösterilerde meslek gruplarının yanlış tanıtılmaması gerekir.

Polis,öğretmen,subay,hakim,savcı,avukat,doktor,imam,hoca ,mühendis,müdür,kaymakam,vali,  vb. tüm meslek sahipleri olması gerektiği gibi tanıtılmalıdır.

Elbette dizilerde  tüm meslek gruplarının yanlış uygulamaları ele alınarak doğru ve güzel olan şeyler anlatılmalıdır.
Ama bu bölümde polisin delilleri yok etme imajı kabul edilemez….

Her şeye rağmen iki kardeşin buluşması final gibiydi….
Her şeyin bittiği an… Sevinçten ağlayan iki kardeş…
Allah hiçbir zaman kardeşleri ve arkadaşları birbirinden ayırmasın!

Ayrı olanları da, Yüce Allah en kısa zaman da bir araya getirsin…Amin!

Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:



27 Mayıs 2017 Cumartesi

KİTAP:"İçimdeki Bitmeyen Özlem"





Sevgili Celal ÇELİK’in uzun yıllar üzerinde çalışarak  ve büyük bir uğraş  vererek yazmış olduğu “İçimdeki Bitmeyen Özlem” adlı kitabı Egemen yayınları tarafından basılmıştır.
Kitap,Mayıs 2017 ‘de 1.baskısıyla okuyucusuyla buluştu.
Kitap, Egemen yayınları kültür serisinin 11.kitabı olarak yayınlanarak büyük bir hizmete imza atılmıştır.
Kitap, 16 bölümden ve  150 alt başlıktan oluşup, 271 sayfadan ibarettir.

1973 Yılında Konya Ereğli de  doğan celal ÇELİK kendi hayat hikayesini anlatmaktadır.

Celal ÇELİK,üniversite yıllarına kadar her genç gibi hayatını yaşamaya çalışmıştır.

Karşısına çıkan bir kıza aşık olur. Onu çok sever. Ama kader bu, sevdiği kıza kavuşamaz.

Celal ÇELİK’te  var olan ama henüz ortaya çıkmamış hastalığı, yavaş yavaş kendini göstermeye başlar.

Sevdiği kızdan ayrı kalması Celal’in hastalığını hızlandırır. Artık Celal ÇELİK  Friedreich Ataksisi (FA) hastasıdır. Bu hastalık vücudun fiziksel hareketlerinin zayıflaması,hücrelerin erken yaşlanması olarak görülür.

Celal ÇELİK, engelli oluşuna isyan etmemiş, Allah’ın takdiri olarak görür ve hatta bunu ödül olarak kabul eder.

Üniversiteyi bitirdikten sonra özel bir şirkette tekniker olarak göreve başlayan Celal ÇELİK,tekerlekli sandalye ile iş hayatını sürdürür. 2010 yılında emekli olur.

Emekli olduktan sonra yazılar yazarak, insanlara faydalı olmak ister. Özel web sayfasında ve blog sayfalarında,çeşitli gruplarda yayınladığı yazılarla  özellikle gençlere iman konularında yol göstermek ister.

Celal ÇELİK,her şeye rağmen yaşamanın çok güzel olduğunu her durumda dile getirir.

Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek gerektiğini dile getirir.
Hayata bakışı olumludur.
Celal ÇELİK , Kitap’ta anlatmak istediği  en önemli şey de galiba maddi aşktan manevi aşka geçiştir.

Evet, “İçimdeki Bitmeyen Özlem” adlı kitabı okuyunca;göreceksiniz:
Hayata bakışınız değişecektir.
Yaşadığınız hayatın değerini daha iyi anlayacaksınız…
Allah’a olan aşkınızın arttığını göreceksiniz…
İbadet etme arzunuzun oluşacağını  hissedeceksiniz...
Kitabı okudukça etrafınızda ki,  nice engelli kişileri fark edeceksiniz…

Eminim Celal ÇELİK’in bu kitabını  bir solukta okuyacaksınız,
Şimdiden iyi okumalar…

NOT:İnşallah bu kitabı ilerde daha geniş bir biçimde tanıtmayı düşünüyorum.

Efkan VURAL



Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:






22 Mayıs 2017 Pazartesi

Kur’an-ı Kerim’den mesaj var – 11


Allah insanı özgür bir irade ile yaratmıştır. İnsanoğlu aklı ve  özgür iradesiyle istediğini yapabilir. İnsanın önünde hiçbir engel yoktur.Kişi iyiye de kötüye de yönelebilir.  Allah insana istediği şeye yönelme ve istediği şeyi yapma özgürlüğü vermiştir. İnsana, yaptıklarından sorumlu olması için hür bir irade verilmiştir.

Yüce Allah  insanlara iyi ve doğruyu,kötü ve çirkini elçileri vasıtasıyla göstermiştir. Allah insanı en iyi tanıyandır. İnsanı tasarlayıp yaratan  Allah, insan için  nelerin yararlı  ve nelerin zararlı olduğunu en iyi bilendir.

Allah, İnsanlar için  “Kendini ve hayatı kullanma kılavuzu” hazırlayıp göndermiştir.
Peygamberimizin,insanlara öğrettiği yaşam kılavuzu “Kur’an-ı Kerim ve Sünnet”tir.
Bu kullanma kılavuzuna göre hayatımızı tanzim etmeliyiz.

Garantili bir ürünü kılavuza ve kullanma talimatına uygun olarak kullanmamız gerektiğini hepimiz biliriz. Garanti süresi içinde kullanıcı hatasından kaynaklanan arızalar,garanti dışı sayılmaktadır. Yani hatalı ve yanlış kullanımlarda  kullanıcılar sorumludur.
İşte,Yüce Allah’ta insanlara kullanma kılavuzu olarak  İslam dinini göndermiştir. Allah insanlardan  talimata uyulmasını istemektedir.  Kullanma talimatı dışında yapılan şeylerden; Allah bizleri sorumlu tutacaktır.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki  mesajı  şöyledir:

Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.” (Tur sures,21.ayet)
“İşte orada herkes, geçmişte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülürler ve uydurdukları şeyler (batıl tanrılar), kendilerinden kaybolup gider.”
( Yunus suresi,30. Ayet)

Yaptıklarımızın  ve yapacaklarımızın Allah’ın rızasına uyup uymadığına dikkat etmeliyiz.

Yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız.

Efkan VURAL

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır:





14 Mayıs 2017 Pazar

Anne baba hakkı ve onlara karşı görevlerimiz




Annemiz ve babamız bizim için en değerli kişilerdir. Bizler anne ve babamızın sayesinde bu günlere gelmişizdir. Annelerimizi ve babalarımızı yılın belli bir günün de hatırlayıp ellerini öperek, onlara karşı görevlerimizi yerine getirmiş olamayız.
Anne ve babalarımıza her zaman değer vermeliyiz. Onların bir ihtiyacı olduğunda hemen yardımcı olmalıyız.Onlara karşı hiçbir zaman kırıcı olmamalıyız.
Yüce dinimizde anne ve baba hakkına çok önem verilir. Allah birçok ayette anne ve babaya iyi davranmayı ; Onlara “öf ! “ bile dememeyi emreder. Anne ve babaya sürekli iyi ve güzel davranmamızı öğütler.

Kur’an’ı Kerimde Yüce Allah bazı ayetlerde anne ve baba hakkında şöyle buyurmaktadır:
“ Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir….. (Ankebut, Suresi,8.Ayet)
“ Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana –babaya … iyilik edin… (Nisa,Suresi,36.ayet)
“Rabbin kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi , ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri , yada her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa ,sakın onlara “ öf ! “ bile deme; onları azarlama ; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve deki : ”Rabbim ! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sende onlara acı. ” (İsra,Suresi,23.ve24.ayet)
Peygamberimize bir kişi, yapılan işlerin hangisi daha üstündür diye soru sorar:
Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Vaktinde kılınan namaz “ diye cevap verdi.
Sonra hangisidir? diye sorar:
Peygamberimiz de “ Anne ve babaya iyilik etmektir.”diye buyurur…”(Tirmizi,birr ve sıla,2)
Allah’ın bizden memnun olmasını istiyorsak Anne ve babamızı memnun etmemiz gerekir. Bu konu da Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır : ”Allah’ın rızası, anne babanın rızasına; gazabı da anne babanın gazabına bağlıdır.” (Tirmizi, birr ve sıla.3)
Anne ve babamızın hakkını ödeyemeyiz.Çünkü onların üzerimize hakları çoktur.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. ”Hiçbir evlat babanın hakkını ödeyemez.Ancak onu köle olarak bulup satın alır ve özgür ederse müstesna.”(Tirmizi,birr ve sıla,8)
Cennete girmek istiyorsak anne ve babamıza karşı sorumluluklarımızın farkına vararak,onlara özellikle ihtiyarlık döneminde ve bize muhtaç olduklarında yanlarına koşmalıyız..Onlara üzücü hiçbir harekette bulunmamalıyız.
Onların dualarını almaya çalışmalıyız.Onların dualarının geri çevrilmeyeceğini bilmeliyiz.
Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.
“Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası” (İbn Mâce, Dua, 11.)
Cennete girmek istiyorsak Anne ve babamıza iyi davranmalıyız. Cennetin  anaların ayağının altında olduğunu unutmamalıyız.
Bu konu ile ilgili bir rivaye şöyledir:Muaviye b. Câhime’dir. Anlattığına göre, İbn Câhime (ra) bir gün Hz. Peygamber’e (sas) geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim” dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Annen var mı? (hayatta mı?) diye sordu. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır” buyurdu. (Nesâî, Cihâd, 6)
Anne ve babamızın rızasını kazanarak cennete girme şansımızı artırmalıyız.
Bu konu ile ilgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.
“Burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün. ”Kimin ya Rasulallah denince .”İhtiyarlığı anında annesi ile babasından birine yahut her ikisine yetişip de (onların rızasını kazanarak) cennete giremeyenin ” buyurdu. (Müslim,birr ve sıla9,10.)
Anne ve  babamıza karşı gelmemeliyiz. Onlara karşı saygıda ve sevgide kusur etmemeliyiz.
 Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
 Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi? Deyince;
Sahabe:Evet ya Rasulullah! Dediler.
 Peygamberimiz de:”Allah’a şirk koşmak,anne ve babaya karşı gelmek” buyurdu. (Tirmizi birr ve sıla,4.)
Bir adam Peygamberimize gelerek ey Allah’ın elçisi insanlar içinde en güzel şekilde davranmam gereken kimdir ? deyince Peygamberimiz de Annendir “ diye cevap verir. Adam sonra kimdir? diye ikinci ve üçüncü defa sorunca da Hz. Peygamber (s.a.v), “Annendir” buyurdu. Adam sonra kimdir? Deyince Peygamberimiz, “Sonra babandır.” diye cevap verdi.(Buhari,edeb,4)
Bir hadis-i şerifte anne ve babaya karşı yapılması gerekenler şöyle özetlenmiştir.
Ebû Üseyd Mâlik İbni Rebîa es-Sâidî (r.a.) şöyle dedi: Bir gün biz Resûlullah’ın  huzurunda otururken Selemeoğulları kabilesinden bir adam çıkageldi ve:
 - Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu.
 Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
 – “Evet, onlara dua eder günahlarının bağışlanmasını dilersin; vasiyetlerini yerine getirirsin; akrabasını koruyup gözetirsin; dostlarına da ikramda bulunursun.” (İbni Mace,Edeb,2.)
Evet  anneler günü sebebiyle , annemizin gönlünü alalım. Hediyelerimiz yanında, onlara vereceğimiz en büyük hediye ; yalnız olmadıklarını ,bir gün değil her gün gerektiğinde yanlarında olabileceğimiz güvenini verebilmektir.
Eğer anne ve babamız vefat etmişse ruhlarını analım.Onlar için sadaka verelim.İyilik yapalım.
Var mısınız anne ve babalarımıza iyi davranmaya…
Ve cenneti garantilemeye çalışalım  İnşallah…

Efkan VURAL 

Bu yazı aşağıdaki sitelerde yayınlanmıştır: