6 Kasım 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.11.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:MÜMİN SORUMLULUK SAHİBİDİR

 

MÜMİN SORUMLULUK SAHİBİDİR




Muhterem Müslümanlar!


Cenâb-ı Hak, insanı akıllı, saygıdeğer ve sorumluluk sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. Yüce Rabbimiz, İslâm’ın ilkeleri arasında, her insan için doğuştan kazandığı haklar ve üstlenmesi gereken sorumluluklar belirlemiştir. İmanla başlayan bu sorumluluklara riayet edenleri, dünya ve ahiret mutluluğuyla müjdelemiştir.


elikle kendisine bütün varlığımızı borçlu olduğumuz Yüce Rabbimiz karşısında sorumluluk taşırız. O’na gönülden inanmak, sevgiyle bağlanmak, itaat etmek, emir ve yasaklarına titizlikle riayet etmek müminler olarak en önemli görevimizdir.


Sonra kendimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı yerine getiririz. Helâl, güzel, doğru, iyi olan ne varsa hayatımıza dâhil eder; haramdan, çirkinlikten, yanlış ya da kötü olan her türlü işten uzak durmaya çalışırız. Biliriz ki, Rabbimizin rızası da, O’nun bize emanet ettiği her bir canın huzuru da bizim sorumluluk duygumuzda saklıdır.


Değerli Müminler!


Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”[1] Demek ki, sorumsuz, savruk, ilkesiz, idealsiz bir hayat, insana yakışmaz. Her davranışın, bu dünyada bir sonucu, ahirette de Allah tarafından verilecek bir karşılığı vardır.

 

Namaz kılmak gibi, merhametli olmak da müminin sorumluluğudur. Oruç tutmak gibi, dara düşene el uzatmak da insanî ve İslâmî bir görevdir. Zekât vermek gibi, her işi dürüst ve hilesiz yapmak da bizim kulluk vazifemizdir.


Kardeşlerim!


Allah Resûlü (s.a.s) bir hadis-i şerifinde iman sahibi olan insanları şöyle anlatır: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir bedene benzer. Öyle bir beden ki, bir uzvu rahatsızlandığında diğer uzuvları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıya ortak olur.”[2]


Geçen hafta, güzel İzmir’imizi vuran depremle hepimiz sarsıldık. Yüreklerimizde acı, dillerimizde dua, içimizde umutla hepimiz enkazın başında bekleştik. Rabbimizin inayeti ve devletimizin desteğiyle, milletçe yaralarımızı sarmak için seferber olduk.


Depreme engel olmak elbette mümkün değildir. Ancak unutmayalım ki, tedbir almak ve doğal afetlerin yol açacağı tahribatı en aza indirmek mümince bir sorumluluğun gereğidir. Allah aziz milletimizi her türlü felâketten muhafaza buyursun! Vefat eden kardeşlerimize rahmet eylesin. Kederli ailelerine sabırlar, yaralılarımıza acil şifalar ihsan eylesin.


Aziz Müminler!


Hutbemin sonunda bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Önümüzdeki Çarşamba günü “Geleceğe Nefes, Dünyaya Nefes” temasıyla ülkemizin dört bir köşesinde belirlenen alanlarda fidan dikimi gerçekleştirilecektir. Ayrıca yaşadığı ortamı güzelleştirmek isteyen her bir vatandaşımıza Orman İşletme Müdürlükleri ve Orman İşletme Şefliklerince bedelsiz fidan verilecektir. Bu vesileyle yediden yetmişe bütün cemaatimizi, cennet vatanımızın ağaçlandırılmasına katkı sağlayacak bu etkinliğe davet ediyoruz.



[1] Kıyâmet, 75/36.

[2] Müslim, Birr, 66.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:

5 Kasım 2020 Perşembe

HAFTANIN HADİSİ

 Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:


   اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ 

                  


           Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.


(Tirmizî, İlm, 14.)








Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):78-MÜTEÂLȊ

                                                                  MÜTEÂLȊ



Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Müteâlî’dir.

El-Mütealî ;“izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce olan” demektir.

El Müteali; yükseklik, yücelik sahibi, Şan ve Şeref sahibi, kuvvet ve kudret sahibi anlamlarına gelmektedir.

El Müteali; var olan veya var olması mümkün her Şeyin üstünde ve ötesinde olandır.

El Müteali; yükseklik ve hükümranlıkta kendisine eşit veya kendisinden üstün bir varlık bulunmayandır.

El-Müteali; mutlak anlamda yüce olan ve övgüye layık olandır.

El-Müteali; bütün olumlu özellikleri kendisinde toplayandır.

El-Müteali; eksiklik ve zafiyet ifade eden bütün menfi özelliklerden münezzeh olandır.

El-Müteali; kemal sahibi, ulu ve yüce varlık olandır.

El-Müteâlî; Aklın mümkün gördüğü her şeyden, her halden pek yüce olan, yüceliği tasavvur edilemeyen. Her türlü benzetme ve tasavvurdan uzak ve üstün olan.

El-Müteâlî: En yüce olan, izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce ve  bilinenlerin en üstünü; sonsuz ve sınırsız yüceliğe sahip olan. Noksanlıklardan

 yüce ve münezzeh olan, yaratılmışların, O’nun hakkında akıl ve idraklerinin  mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve

 tavırdan pek üstün olan  demektir. Yüceliği yayan, sonsuz ve

 sınırsız yücelik sahibi anlamına  gelmektedir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir…”

( Tâ-Hâ Suresi 114. Ayet)

Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır.

 O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.” (Rûm Sûresi,40. Ayet)

“…Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.” ( Bakara Suresi 255. Ayet)

“O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.” (Ra’d Suresi 9. Ayet)

“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve  denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki

 onu bilmesin. Yerin  karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş,

 hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir  kitapta (Allah’ın bilgisi

 dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” 

(En’âm Suresi 59. Ayet)

“Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet

 gününde bütünüyle  O’nun elindedir. Gökler de O’nun 

 kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak  koştuklarından

 uzaktır, yücedir.” (Zümer Suresi 67. Ayet)

(Bu yazı, Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)

Efkan VURAL

30 Ekim 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 30.10.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:PEYGAMBERİMİZ VE ÇOCUK

                                            PEYGAMBERİMİZ VE ÇOCUK




Muhterem Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: Servet ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”[i]

Aziz Müminler!

Çocuk, bize bahşedilmiş nimetlerin en sevimlisidir. Yuvalarımızın en masum misafiri, hanelerimizin bereketidir. Onlar, hayatımızın neşesi, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle göz aydınlığımızdır. Amel defterimizi daima açık tutacak olan iyilik kaynağımızdır. En nadide emanetimiz, varlığı ve yokluğu ile imtihan vesilemizdir.

Kıymetli Müslümanlar!

Çocuklarımızla ilişkilerimize yön veren en değerli rehberimiz, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimizdir. O, yaratılmışlar içinde en çok çocukları sevmiştir. En çok çocuklara açılmıştır onun merhamet yüklü yüreği. Çocukların başını okşayarak, onları bağrına basarak, öpüp koklayarak göstermiştir engin merhametini. Çocukları ve torunlarının yanı sıra etrafındaki tüm çocuklar onun şefkatinden doyasıya nasiplenmiştir. 

 

Değerli Müminler!

Resûl-i Ekrem, çocuklara değer verir, onlara değerli olduklarını hissettirirdi. Yanı başında çocuklara yer ayırır, bir şey ikram ederken önce çocuklardan başlardı. Yanlarından geçerken selâm verip hatırlarını sorardı. Bazen onlarla şakalaşır, hatta oyunlarına eşlik ederdi. Üzülmelerine, güven duygularının zedelenmesine müsaade etmezdi. Hangi hatayı işlemiş olursa olsunlar, onları sabırla dinler, öğütler verirdi. Kız çocuklarına ve yetimlere ayrı bir önem verir, onları en aziz emanet bilir, hor görülmelerine asla izin vermezdi. Peygamberimizin bütün gayreti çocukların şahsiyetli bir şekilde büyümeleri, imanlı ve güzel ahlaklı bir nesil olarak yetişmeleri içindi. 

Aziz Müslümanlar!

Bugün insanlık Peygamber Efendimizin çağları aşan örnekliğine her zamankinden daha fazla muhtaçtır. O halde “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”[ii] buyuran Sevgili Peygamberimize kulak verelim. Özümüzle, sözümüzle, davranışımızla çocuklarımıza örnek olalım. Onları ilgimizden ve sevgimizden mahrum bırakmayalım. Şefkat ve merhametle, Allah’a kulluk ve sorumluluk bilinci ile yetiştirelim. Maddi ihtiyaçlarının yanında manevi ihtiyaçlarını da gözetelim. Unutmayalım ki çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi, verilen ahlak ve değer eğitimi dünya ve ahiretimiz için en hayırlı yatırımdır.



[i] Kehf, 18/46.

[ii] Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77.

 

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri2

HAFTANIN HADİSİ

28 Ekim 2020 Çarşamba

Peygamberimiz ve Çocuk

 Peygamberimiz ve Çocuk




Ülkemizde ve İslam aleminde Peygamberimizin doğumu olan Rebiül-Evvel ayının 11.günü, Mevlid-i Nebi (Peygamberin Doğumu) kutlamaları yapılır.

Peygamberimizin doğumu münasebetiyle onu bir kez daha hatırlıyor ve örnek davranışlarını kendimize rehber ediniyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Mevlid-i Nebi kutlama haftası nedeniyle bu yılki temayı “Peygamberimiz ve Çocuk” olarak belirlemiştir.

Peygamberimiz Hz.Muhammed her yönüyle örnek almamız gereken şahsiyettir.

Müslümanların dünya ve ahiret hayatıyla ilgili dini yaşantılarında örnek olmaları gereken Hz.Muhammed için Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“"And olsun ki, Allah'ın elçisi (Hz. Muhammed), sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. (Ahzab Suresi, 21. Ayet).

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür ” (Hud suresi,112.ayet)

“(Ey Muhammed) seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

( Enbiyâ Suresi,107. Ayet)

“Muhammed Allah'ın elçisidir…” (Fetih Suresi 29. Ayet)

 “…Sen af yolunu tut. İyiliği emret ve cahillere aldırış etme.” (Araf suresi, 199.

“Kur'an-ı Hakim’e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.” (Yasin Suresi,2-4.Ayetler)

“Muhammed, içinizden herhangi bir adamın babası değildir. O, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.”(Ahzâb Suresi,40.Ayet)

“Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ Suresi 28. Ayet)

Sevgili Peygamberimizin çocuklarla ilgi bizlere nasıl örnek olduğunu anlatmaya gayret edeceğiz.

Şüphesiz Rahmet Elçisi’nin çocuklarla ilişkisi muhabbet, şefkat ve merhamet üzerine kuruluydu. O, “Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan bizden değildir.”(Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 58.), buyurarak çocuklara karşı merhametli olmamızı istemiştir.

Peygamberimiz çocuk, genç, yaşlı herkesi sever ve saygı duyardı. Çocukları gördüğünde onların anlayacağı dil ve hareketle onlara davranırdı. Çocukların sevgisini kazanırdı. Gençlerle ve yaşlılarla da aynı şekilde onların durum ve seviyelerine göre hareket ederdi. Böylece herkesin sevgi ve saygısını kazanırdı.

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çocuklarla kurduğu ilişki, şefkat ve merhamet eksenindeydi. Öyle ki büyüklere saygı gösterilmesini isterken küçüklere de merhamet gösterilmesi gerektiğinin altını çizer, kendisi de yaşantısıyla bu konuda çevresine örnek olurdu. Kimi zaman aralarına karışıp onlarla oyunlar oynar kimi zaman yolunu gözleyen çocukları bineğine alıp onları gezdirirdi. Kendisine bir yiyecek ikram edildiğinde bulunduğu mecliste bir çocuk varsa önce ona yedirir, ardından kendisi yerdi. (Müslim, Hac, 474)

Hz. Peygamber, çocukları çok severdi. Zira o, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti ve çocuk sevgisi, Allah’ın insana bahşettiği merhamet duygusunun göstergesiydi. Bir bedevî Hz. Peygamber’e gelerek ona, “Sizler çocukları öper misiniz? Biz onları (hiç) öpmeyiz.” demişti. Peygamber (s.a.v) ona şu anlamlı cevabı vermişti: “Allah senin gönlünden merhameti çekip almışsa ben ne yapayım?” ( Buhârî, Edeb,18;)

Şefkat Peygamberi, çocukları bazen bineğine alarak sevindirirdi. Resûlullah’ın bu uygulaması, çocukların o kadar hoşuna giderdi ki onun seferden dönüşünü âdeta dört gözle beklerler ve onu karşılamak için yarışırlardı. Resûlullah da çocuklardan birini bineğinin önüne, birini de arkasına alır ve gönüllerini hoş ederdi.(Ebû Dâvûd, Cihâd, 54;)

Namaz kılarken çocuklar onun önünden geçtiklerinde namazına devam eder hatta bazen dizlerinden tutan çocuklar olur ama Peygamberimiz namazını bozmadan tamamlardı.

(Nesâî, Kıble, 7; )

 Namaz kıldırırken cemaatin içinde ağlayan bir çocuk sesi duysa dayanamaz, kıraati kısa tutarak namazı bir an evvel bitirirdi. Buhârî, Ezân, 65)

Peygamber Efendimiz, her ne sebeple olursa olsun çocukların incitilmelerine göz yummazdı. Nitekim onun amcasının hanımı ve torunu Hasan’ın da süt annesi olan Ümmü’l-Fadl, bir gün ziyarete geldiğinde yanında Hasan’ı da getirmiş ve onu Resûlullah’ın kucağına vermişti. Ne var ki Hasan, dedesinin kucağını ıslattı. Bunun üzerine süt annesi, “Ne yaptın!” dercesine bebeğin omuzuna dokununca, Rahmet Peygamberi dayanamamış ve “Oğlumun canını acıttın! Allah senin hayrını versin!” buyurmuştu.(İbn Mâce,Ta’bîrü’r-rü’yâ, 10)

Sevgili Peygamberimiz çocuklara kızmaz, yaramazlıklarını görmezden gelir ve onlara müsamahakâr davranırdı. Hz. Peygamber‟e on yıl hizmet eden ve bu sebeple onun davranışlarını en iyi bilen genç sahabilerden Enes b. Mâlik şöyle anlatıyor: Allah Resûlü (s.a.s.), insanlar içerisinde ahlakı en güzel olan idi. Bir gün beni bir iş için gönderdi. Ben, “Allah‟a yemin olsun ki gitmem.” dedim. Oysa içimde Resûlullah‟ın emrettiği işe gitme niyeti vardı. Derken bu iş için yola koyuldum. Sokakta oynayan çocuklara rastladım (da onlarla birlikte oyuna dalıp işimi unuttum). Bir de baktım ki, Allah Resûlü (s.a.s.) arkamdan başımı tutmuş gülümseyerek duruyor. Bana, “Ey Enescik, sana emrettiğim yere git haydi!” dedi. Ben de, “Peki ya Resûlallah, hemen gidiyorum” dedim. Enes b. Mâlik devamla şöyle dedi: “Allah‟a yemin olsun ki, ben kendisine on yıl hizmet ettim. Yaptığım bir işten dolayı “niye böyle yaptın?”, yapmadığım bir işten dolayı da “niçin böyle yapmadın?” dediğini hatırlamıyorum.”( Buhârî, edeb 39,)

 Hz. Peygamber (sav), çocukların kişiliklerine saygı gösterir ve onlara iltifat ederdi. Bu amaçla, bazen oyun oynayan çocuklara selâm verir, (Müslim, Fedâilü’s- sahâbe, 145) bazen onların kıyafetlerini över, (Buhârî, Cihâd, 188.) bazen de hastalandıklarında ziyaretlerine giderdi.(Buhârî, Merdâ, 11.)

Peygamberimize mevsimin ilk meyvesi sunulunca bereket duası yapar ve onu orada bulunan en küçük çocuğa ikram ederdi.(Müslim, Hac, 474.)

Peygamberimiz torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’i çok severdi. Torunları namazda sırtına binerdi ve onlarala secdeye giderdi ve namazını kılardı.

Büreyde b. el-Husayb anlatıyor: Ben, Resûlullah‟ı hutbe okurken gördüm. Hutbe esnasında torunları Hasan ve Hüseyin geldiler. Üzerlerinde iki kırmızı gömlek vardı. Küçük yaşta oldukları için düşe kalka yürüyorlardı. Hz. Peygamber minberden indi, onları alıp kucağına koydu, ardından, “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır ve büyük sevap Allah katındadır.” (Enfâl, 8/28.) ayetini okudu ve “Ben bunları gördüm de sabredemedim” buyurdu. Sonra hutbesine devam etti.”

(İbn Mâce, libâs 20)

Peygamberimiz çocuklara verilecek en iyi hediyeyi şöyle dile getiriyor:

 “Hiçbir anne ve babanın çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunamayacağını bildirmiştir.”(Tirmizî, birr ve sıla 33),

Kız çocuklarının canlı canlı toprağa gömüldüğü cahiliye düşüncesini yıkarak kız çocuklarına değer vermiş ve onlar için de akika kurbanı kesilmesini önermiştir.

  Hz. Peygamber, kız çocuklarının bakımının güzelce yapılmasını, onlarla ilgilenilmesini öğütlemiş ve “Bir kimse iki kıza bulûğa erinceye kadar bakarsa, kıyamet gününde benimle beraber şöyle gelir.” diyerek parmaklarını bir araya getirmiştir.

( Müslim, birr ve sıla 149)

Peygamberimizin kız olsun erkek olsun, hür olsun köle olsun ayırım yapmadan herkese iyi davranırdı.

Peygamberimiz bir gün Medine’de satıcıdan 10 dirhem verir bir gömlek alır. Gömleği gören bir kız çocuğu o gömleğe ne kadar da ihtiyacım var, der. Peygamberimiz de gömleği çocuğa verir.

Peygamberimiz tekrar yeni bir gömlek daha alır.

Çıkınca bir kız çocuğunu daha ağlarken görür.

Peygamber çocuğa sorar “niye ağlıyorsun”

Ev sahibim un almak için bana 2 dirhem vermişti. Onu kaybettim bu yüzden ağlıyorum dedi.

Hz. Peygamber cebindeki iki dirhemi de ona çıkarıp verdi.

Kız yine ağlıyordu.

Hz. Peygamber çocuğa şimdi de neden ağlıyorsun? dedi

Çocukta, eve geç kaldım, Efendimin beni dövmesinden korkuyorum, dedi.

Peygamberimiz çocuğu elinden tutup taa şehrin ucundaki evine götürdü.

Peygamberimiz selam verip kapıyı çaldı.

Kapı açılmadı. İkinci kez selam verdi. Sonra kapı açıldı.

Peygamberimiz neden kapıyı açmadınız dedi.

Evdekiler peygamberimize: Senin geldiğini görünce sesini daha çok işitmeyi arzu ettik. Canımız sana feda olsun Ya Resulallah…dediler.

Çocuğun efendisi peygamberimize: Ey Allah’ın Resulü seni buraya getiren nedir?

Çocuk efendisine Allah’ın Resulü benim için buraya geldi. Geç kaldığım için sizden korkuyordum. dedi.

Çocuğun efendisi Peygamberimize:Ey Allah’ın Resulü siz bu köle kız çocuğu için kapıma kadar geldiniz. Ben de bu kız çocuğunu hür bırakıyorum. Dedi. Böylelikle kız çocuğu hür olmuştur.

İşte Peygamberimiz Hz. Muhammed böyle merhametli biriydi

Sevgili Peygamberimiz her yönüyle bizim için en iyi örnektir.

Peygamberimizin örnekliliği ile ilgili bilgiler edinmeliyiz.

Peygamberimizin hadislerini incelemeliyiz.

Peygamberimizin hayatını okumalıyız.

Onun dünya ve ahiretle ilgili yaptığı davranışları öğrenmeliyiz.

En iyi ve en güzel örneğimiz Peygamberimiz Hz.Muhammed olmalıdır.

Eğer Peygamberimizi örnek alamaz ve peygamberimizin örnekliliğini iyi bilemezsek, başkalarını örnek almaya başlarız.

Örnek aldığımız kişiler de bizi yanlış ve kendi emelleri  doğrultusunda yönlendirebilirler. Biz bunu fark edemeyebiliriz.

Başkalarının tuzaklarına düşmemek  için; Peygamberimizi, Kur’an’ı ve İslam’ı iyi bilmeliyiz.

Yaşayışımızı Kur’an ve Sünnete göre düzenlemeliyiz.

Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v.)şöyle buyurmaktadır: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün sünneti.” (Mâlik, Muvatta’, Kader 3)

      Efkan VURAL