8 Mart 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi: İYİLİK PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:


İYİLİK PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR

 Muhterem Müslümanlar!

 Peygamber Efendimizin Medine’ye hicret etmesinin üzerinden dokuz yıl geçmişti. İslam dini dalga dalga yayılıyor, imana susamış gönüller Medine’ye akıyordu. Vâbisa isimli bir kişi de Müslüman olmak için Medine-i Münevvere'ye koşanlar arasındaydı. Kelime-i şehâdet getirip İslam’la şereflenen Vâbisa, Resûl-i Ekrem’e iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sordu. Peygamberimiz (s.a.s), üç parmağını birleştirip Vâbisa’nın göğsüne dokunarak şöyle cevap verdi:

 “İyilik, gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar sana fetva verseler bile, gönlünü huzursuz eden ve içinde kuşku bırakan şeydir.”

Kıymetli Müminler! 

Hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmektir. İmanına salih amelleri yoldaş eylemektir. Sevdiği maldan yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, hasılı bütün ihtiyaç sahiplerine harcamaktır. Namazı kılıp zekâtı vermek, verilen söze sadık kalmaktır. Darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabretmek, bollukta ve sağlıkta şükretmektir.2 

Değerli Müslümanlar!

 İyilik, insanın bu hayattaki en önemli kazancı, en değerli mirasıdır. İyilik, merhametli bir yüreğin sesine kulak verip yetime kardeş, yoksula sevinç, mülteciye ve muhâcire ensâr olmaktır. Mazluma elini, evini, gönlünü açmaktır. Tabiatı korumak, bir karıncayı bile incitmemektir. Yaratılan her bir cana Yaratıcı’sının hürmetine şefkatle davranmaktır. İyilik, ekmeği, duayı, sevgiyi ve kederi paylaşmaktır.

 Aziz Müslümanlar! 

Mümin, Rabbinin rızasını her şeyden üstün tutar. İnsanların takdirine ümit bağlamadan, kibir ve gurura kapılmadan, gösterişe kaçmadan iyilik peşinde koşar. Allah’ın ikramı olan merhamet duygusuyla hayra vesile olmanın yollarını arar. Cenâb-ı Hakk’ın kendisine emanet olarak verdiği nimetleri, yine O’nun rızası uğruna harcar. Mümin, Allah yolunda sevdiği şeylerden infak ettiğinde gerçek anlamda iyiliğe ulaşacağının bilincindedir. O, iyiliğe davet ederek ve iyilikleri çoğaltarak kötülükle mücadele eder. Cenâb-ı Hakkın şu emrini hayat düsturu olarak okur:

 “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü iyilikle önle. O zaman göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sımsıcak bir dost oluvermiş!”3

 Aziz Müminler!

 Ne hazindir ki bugün kötülük kıtalar dolaşmakta, kötülüğe yatırım yapanlar insanlığa büyük acılar yaşatmaktadır. İslam coğrafyasının mazlum köşelerinde Müslümanlar baskı, şiddet ve zulme maruz kalmaktadır. Bilhassa çaresizlik içinde kıvranan, hapsedilen, göçe zorlanan kadınların ve çocukların hali yüreklerimizi parçalamaktadır. Oysaki kadınlar, şefkat kanatlarını üzerimize gererek bizlere karşılıksız iyiliği öğreten annelerimizdir. Yuvamızda iyiliğin çoğalması, mutluluğun ve huzurun kök salması için emek veren eşlerimizdir. İki cihanda iyilik duamız olan gözümüzün nuru kız evlatlarımızdır. Onları incitmek, merhametten ve adaletten mahrum bir dünyaya mahkum etmek, mağdur ve mazlum durumuna düşürmek hem dinî hem de insanî bir vebaldir.

 Muhterem Müminler! 

Küçük de olsa, her iyilik değerlidir. İnsanın eliyle, diliyle, malıyla, ilmiyle, tecrübesiyle yapabileceği nice iyilik vardır ki, bir hurma kadar bile olsa Allah Teâlâ onu Uhud Dağı kadar büyütüp bereketlendirir. Yeter ki insan iyiliğe gönül versin ve iyilikten yana olsun! Kötülüklerin, savaşların, yoksulluğun, şiddetin karşısında durarak, iyiliği yeryüzüne hâkim kılmak için çabalasın. Bu çabayı Allah Resûlü (s.a.s), bir hadislerinde şöyle anlatmaktadır:

 “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın asgarî gereğidir.”4 

Kıymetli Müslümanlar!

 İyiliğin, ıslahın, vicdanın, adaletin ve şefkatin izinden gidelim. Kötülüğün, ifsadın, zulmün, fitnenin ve şiddetin karşısında duralım. Dünyayı iyilik değiştirecek, geleceğimizi iyilik kurtaracaktır. Unutmayalım ki, âlemlerin Rabbi olan Allah, yeryüzünde iyiliğin çoğalması için çalışanları muhakkak destekleyecek, onları asla yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır. 


KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Cuma Hutbeleri

7 Mart 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 28- BASİR

28- BASİR

Allah’ın isimlerinden biri de el-Basir’dir.

El-Basîr: Sözlükte, görmek, bilmek ve sezmek anlamındadır.

Basir,her şeyi bütün incelikleriyle gören,Yüce Allah,bütün varlıkları en küçük hareket ve davranışlarını, işaretlerini ve yaptıkları her şeyi  bilir  ve görür.Onun görmesi için gece veya gündüz fark etmez,ışık veya karanlık gerekmez. Onun görmesi için göze veya her hangi bir cihaza  ihtiyacı yoktur. Bütün evrende olan her şeyi Allah görür. O’ndan hiçbir şey gizli kalmaz.

Kur’ân’ı Kerim’de“Basîr” ismi, 4 ayrı anlamda, “sezen” , “gözüyle gören”, “kesin delil sayesinde gerçeği idrak eden” ve “ibret gözüyle bakan” anlamlarında kullanılır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz´da yazılı)dır.   (Yûnus Suresi,61.ayet)

“...Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na aittir. O öyle bir duyar, öyle bir görür ki!...”(Kehf suresi,26.ayet)
“... Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Âl-i İmrân Suresi , 156 . Ayet)
“...Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür. Hud Suresi,112. Ayet
Onlar, üstlerinde sıra sıra süzülerek kanat çırpan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân’dan başkası tutmuyor. Muhakkak ki O, her şeyi en iyi görendir. (Mülk suresi 19. Ayet)
“Kıyamet gününde ne yakınlarınızın ne de çocuklarınızın size yararı olabilir; Allah aranızda hükmünü verir. Yapıp ettiklerinizi Allah tamamıyla görmektedir.” (Mümtehine Suresi,3 .ayet 
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:

1 Mart 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:BEREKET MEVSİMİ: ÜÇ AYLAR

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi


BEREKET MEVSİMİ: ÜÇ AYLAR



Muhterem Müslümanlar!

Rahmet ve mağfiret iklimi olan üç ayların eşiğindeyiz. Bizleri bu mübarek günlere ulaştıran Cenâb-ı Allah’a hamd ü senâlar olsun. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimize salât ve selam olsun.

Recep, Şaban ve Ramazan’ı içinde barındıran üç aylar, Regâib gecesiyle başlar. Miraç ve Berat gecesiyle devam eder. Bin aydan daha hayırlı Kadir gecesiyle zirveye ulaşır. Birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, ülfet ve muhabbetimizi artıran Ramazan bayramıyla taçlanır. Üç aylar, hasretle yolunu gözlediğimiz, gönül hanemize konuk ettiğimiz kutlu misafirimizdir. Allah Resûlü (s.a.s), üç ayları karşılarken şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır.”[1]

Kıymetli Müminler!

Üç aylar, ilâhî rahmetin oluk oluk aktığı, manevi huzur ve sükûnun gönüllere indiği kıymetli bir zaman dilimidir. Bizler bu mübarek vakitlerde ömrümüzün muhasebesini yapar, yaratılış gayemizi yeniden idrak ederiz. Kulluk ve ibadete, hayır ve hasenata, iyilik ve güzelliklere her zamankinden daha fazla yönelir, gönül dünyamızı imar ederiz. Hayatın karmaşası içinde ihmal ettiğimiz görev ve sorumluluklarımızı hatırlarız.

Değerli Müslümanlar!

Önümüzdeki hafta Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece feyz ve bereketle dolu Regâib gecesidir. Regâib, özlenen, rağbet edilen ve değer verilen demektir. Regâib gecesi, üç ayların müjdecisi, Kur’an ayı Ramazan’ın habercisidir. Bu gece,  akıp giden hayatımızda asıl kazancın, Cenâb-ı Hakk’a yönelmek, kulluk sözümüzü tutmak olduğunu bize hatırlatır.

Muhterem Müminler!

Yüce Rabbimiz, hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Evet,  Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizin tamamından haberdardır.”[2] 
Bu ilâhî hitaba uygun olarak her mümin, rahmet ve mağfiretle dolu üç aylarda daha fazla iyilik yapmaya vesile aramalıdır. İyiliğin yolları pek çoktur.  Bazen yolunu şaşıran birine yol göstermektir iyilik.  Bazen insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Bazen de ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak, onlara infakta bulunmaktır. İnfak ise sadece parayla yapılan bir iyilik değildir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Her iyilik sadakadır”[3] buyurarak nice infak çeşidine işaret etmiştir. Şifa bekleyen bir hastanın derdine derman, hastalığına çare olmak da bir infaktır. Dünyevî hiçbir karşılık beklemeden, hastalarımıza umut ışığı olmak, organ, ilik ve kök hücre bağışında bulunmak ne asil bir davranıştır! Şüphesiz dinî ve insanî sorumluluğumuzun gereği olan böylesi davranışlar bereket ve mağfiret iklimi olan üç aylarda Rabbimizin rızasını bize kazandıracak en önemli amellerdendir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de “Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur”[4] buyurur.

Muhterem Müslümanlar!

Üç aylar, müminlere açılmış bir fırsat kapısıdır. Bu gün ve geceleri Rabbimizin rızasını kazanmak için vesile kılalım. Ancak kulluğumuz yalnızca bu gün ve gecelerle sınırlı kalmasın. Hayatımız boyunca rağbetimiz daima Yüce Mevlâ’ya olsun.

Bu vesile ile necip milletimizin ve bütün İslam âleminin Regâib Kandili’ni tebrik ediyorum. Üç ayların rahmet, mağfiret ve bereket ikliminin insanlığın hidayetine, barış ve huzuruna vesile olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.




[1] Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 189; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259.
[2] Haşr, 59/18.
[3] Buhârî, Edeb, 33.
4 Mâide, 5/32.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Efkan Vural'ın Eğitim,Kültür ve Bilgi  Sitesi

28 Şubat 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 27- SEMİ


 SEMİ

 Allah’ın isimlerinden biri de es-Semi’dir.

Semi sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak; duyurmak” manalarındaki sem‘ kökünden türeyen semî‘ “işiten” demektir. Allah’a nispet edildiğinde “işitilmeye konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Allah’ın işitmesi kulak gibi bir organa veya araca bağlı değildir.

es-Semî’, kâinattaki her sesi; içte saklansın yahut açıkça söylensin duyan, gizliyi, fısıltıyı bile işiten demektir.

Semî işiten, işitme kuvvetine sâhip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiçbir şartla ve bir araca bağlı olmaksızın işitir. Her şeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden demektir.

Allah’a nispet edilen sâmi‘nin üç manası vardır: Birincisi Allah’ın zatıyla kāim işiticilik olup işitilecek şeylerin kendisine gizli kalmadığı zâtın ezelî sıfatını teşkil eder; Bu ilâhî isim veya sıfat karşısında gizli ile âşikâr, konuşma hali ile sükût hali eşittir, çünkü Allah’ın işitmesi kulak vb. vasıtalara bağlı değildir. Semîin ikinci anlamı “işittiren” demektir. Üçüncü anlamı “dilek ve niyazları kabul eden” şeklindedir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

(O şöyle) dedi: “Benim Rabbim, semadaki ve yerdeki sözü bilir. Ve O, (en iyi) işiten, (en iyi) bilendir.”(Enbiya suresi,4.ayet)

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf suresi,16.ayet)

“Sözü açıkça söylesen de söylemesen de bil ki O, gizliyi de, daha gizlisini de bilir.”(Taha suresi,7.ayet)

“...Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.”(Bakara suresi,181.ayet)

“Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.” (Zuhrûf Suresi 80. Ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:



22 Şubat 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 22.02.2019 Tarihli Cuma Hutbesi::YAŞLILARA HÜRMET, ÖMRÜMÜZE BEREKET


YAŞLILARA HÜRMET, ÖMRÜMÜZE BEREKET


اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفاً وَشَيْبَةًۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْقَد۪يرُ.
وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:   

مَا أَكْرَمَ شَابٌّ شَيْخًا لِسِنِّهِ إِلاَّ قَيَّضَ اللَّهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنِّهِ.

Muhterem Müslümanlar!

Mekke’nin fethedildiği gündü. Hasret bitmiş, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ve güzide ashabı yıllar önce zorla çıkarıldıkları yurtlarına dönmüşlerdi. Müminler sevinçle birbirine sarılıyor, böyle bir günü lütfettiği için Allah’a şükrediyorlardı. Resûl-i Ekrem’in hicret arkadaşı, sâdık dostu Hz. Ebûbekir ise şehre girer girmez doğruca babasının yanına gitmişti. İslam’ı kabul etmesini çok arzu ettiği babasını alıp Resûlüllah’ın huzuruna getirdi. Allah Resûlü, yaşlılıktan saçı sakalı ağarmış, gözleri görmeyen Ebû Kuhâfe’yi  karşısında görünce her zamanki mütevazı, zarif ve hürmetkâr hali ile şöyle buyurdu: “Bu ihtiyarı evinde bıraksaydın da biz ona gitseydik olmaz mıydı?”[1]
Aziz Müminler!

Hayat, mevsimler gibidir. Baharı, yazı,  sonbaharı, kışı vardır. Hayatın her dönemi, ayrı özelliklere ve güzelliklere sahiptir. Kul olarak iyi işler yapmak, ibadet ve taat ile hayata anlam katmak için bu dönemlerin her biri birer fırsattır. İnsanı kemâle ulaştıran, olgun bir mümin olmanın huzurunu yaşatan en kıymetli dönem ise yaşlılıktır. Yaşlılık, bedenin yorulduğu ancak ruhun tecrübeyle yoğrulduğu bir bilgelik dönemidir.

Kıymetli Müslümanlar!

Yaşlılar, Allah’ın dualarına icabet ettiği, ihsan ve ikramına mazhar kıldığı kimselerdir. Milli ve manevi değerlerimizi, kültürümüzü yarınlara taşıyan, geçmişimizle geleceğimizi birbirine bağlayan en değerli köprülerimizdir. Onlar, yuvalarımızın dayanağı, bereket kaynağıdır. Ağarmış saçları, bükülmüş belleri toplumumuz için birer rahmet ve mağfiret vesilesidir. Sağlığının ve geçen yıllarının kıymetini bilen bir yaşlı, güzel bir insandır. Çünkü Sevgili Peygamberimiz, “İnsanların en hayırlısı kimdir?” sorusuna cevaben “Ömrü uzun, ameli güzel olandır[2] buyurmuştur.


Değerli Müminler!

İnsanoğlu, ailesi ve çevresiyle sürekli irtibat hâlinde olmak, beşerî ilişkilerini sürdürmek ister.  Yaşlılık döneminde bu ihtiyaç ve bağlılık daha da artar.  Yaşlıları hayatın coşkusundan uzaklaştırmak, toplumdan dışlamak onları mutsuzluğa ve yalnızlığa sürükler. Halbuki saygı gören, hali hatırı sorulan, fikrine danışılan bir yaşlı, kendisini huzurlu ve güvende hisseder. Yalnızlığın ve terk edilmişliğin sebep olacağı sıkıntı ve bunalımlardan kurtulur.
Kıymetli Müminler!

Hayatta ilgi, sevgi ve desteğimizi en çok hak edenlerin başında anne babamız gelir. Resûlüllah (s.a.s),  “Rabbin rızası, anne babanın rızasına, öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır”[3] buyurmuştur. Anne babamıza göstereceğimiz şefkat ve merhamet, onların huzurlu bir yuvaya en çok ihtiyaç duyduğu ihtiyarlık çağında ayrı bir önem  taşır. Ömürlerinin bu en hassas döneminde onların yanı başında olmak, ihtiyaçlarını karşılamak, hayır dualarını almak bize Allah’ın rızasını kazandıracak en önemli vesilelerdendir.

Bir evladın, yaşlı anne babasını kimsesiz ve sahipsiz bırakması ise büyük bir vefasızlıktır. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s), yanında annesi ile babasından biri yahut her ikisi ihtiyarlayıp da onların hoşnutluğunu kazanamadığı için cennete giremeyen kişi hakkında “Burnu yerde sürtünsün” buyurarak böyle bir kimsenin nasipsizliğine işaret etmiştir.[4]  

Muhterem Müslümanlar!

Her yaşlıda kendi hayat serüvenimizi görmek, akıl sahibi olmanın bir gereğidir. Bugünün ihtiyarları dünün gençleri olduğu gibi, bugünün gençleri de yarının ihtiyarları olacaktır. Rabbimiz bu gerçeği Kur’ân-ı Kerim’de şöyle dile getirmektedir: Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, kudret sahibi olandır.[5]

O halde, küçükken bizi hayata hazırlayan yaşlılarımıza biz de bugün ihtimam gösterelim. Hayatlarını kolaylaştırmak ve tecrübelerinden faydalanmak için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirelim. Unutmayalım ki, yaşlılarımıza hürmet, ömrümüze bereket katacaktır. Hutbemi Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyorum: “Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar.”[6] 




[1] İbn Hanbel, VI, 350.
[2] Tirmizî, Zühd, 21.
[3] Tirmizî, Birr, 3.
[4] Müslim, Birr, 10.
[5] Rûm, 30/54.
[6] Tirmizî, Birr, 75.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:

21 Şubat 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 26- MÜZİL


 MÜZİL


Allah’ın isimlerinden biri de el-Müzil’dir.

Muzil: Dilediğini alçaltan ve zelil eden demektir.

Dilediğini zelil edip alçaltan, süründüren, hor hakir eden. İstediğinden izzet ve şerefi çekip alan anlamlarına gelmektedir.

Dilediğini  hakir kılan, emir ve yasaklarına karşı koyanları zelil eden, süründüren demektir. Zillete düşüren, değersiz kılan, alçaltan demektir.

Allah Teâlâ, dilediğini aziz edip şerefli kıldığı gibi, dilediğini de zelil eder ve hakir kılar. Allah’ın hor ve hakir kıldığını kimse şerefli kılamaz; izzet ve şerefe ulaştırdığını da kimse zelil edemez. İzzet, Allah’ın kullarına verdiği bir şeref olduğu gibi, zillet de bir perişanlık ve mahrumiyettir.

Firavun’un denizde boğulması, Nemrud’un  sivrisinek ile helak edilmesi, Karun’un hazineleri ile birlikte yere geçirilmesi gibi bütün Allah düşmanlarının başına gelen musibetler,  Muzil isminin bir tecellisidir.

El-Muzil ism-i şerifi, ahirette de tüm haşmetiyle tecelli edecek ve kâfirler cehenneme atılarak zelil kılınacaklardır.

Allah pek çok ayetinde, ahirette inkarcılara alçaltıcı bir azap olduğunu haber verir. Bu, inkarcıların dünya hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine karşılık Allah'ın takdir ettiği bir cezadır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“...Bilin ki asla Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah inkârcıları ergeç rezil rüsvay  edecektir.” (Tevbe suresi,2.ayet)

“O gün kimi yüzleri zillet kaplamıştır.” (Gâşiye Suresi,2.ayet)

 “İnkâr edenler ateşin başına getirilince, "Size ait iyi ve güzel şeyleri dünya hayatınızda tükettiniz ve onlardan yararlandınız, şimdi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamanıza ve yoldan çıkmanıza karşılık olarak aşağılayıcı cezayı çekeceksiniz!" denilecektir.( Ahkâf Suresi,20.ayet)

“Allah’a ve peygamberine düşmanca davrananlar, işte onlar en büyük zillete uğrayanlar arasında olacaklar!” (Mücâdele Suresi,20.ayet)

“Onlardan önce kiler de doğruyu yalan saymışlar; bunun üzerine tepelerine, nereden geldiğini anlamadıkları bir azap inmişti. Böylece Allah onlara bu dünyada rezilliği tattırdı, âhiretteki azap ise daha büyük olacak. Keşke bilselerdi!” (Zümer suresi,25.ve26.ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


Celal'in Penceresinden:


15 Şubat 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 15.02.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:HAYATI YAŞANILIR KILMANIN YOLU: DİN VE MANEVİYAT

HAYATI YAŞANILIR KILMANIN YOLU:
DİN VE MANEVİYAT

Muhterem Müslümanlar!

İnsanoğlu, doğumundan ölümüne kadar sevgiye, şefkate ve yarenliğe ihtiyaç duyar. Hayatı boyunca manevi boşluklarına ve ruhsal sarsıntılarına merhem olacak bir dost arar. İnsanı dünyada ve ahirette huzura kavuşturacak olan yegâne destek Rabbimizin merhametidir. Nitekim Allah Teâlâ, yarattığı insana şah damarından daha yakındır. Dua ettiğinde ona icabet edendir. Onu akıl, gönül, şuur ve vicdanla donatan, meşakkatler içinde asla yalnız bırakmayandır. Çaresiz kaldığını düşünen insana Sevgili Peygamberimizin örnekliğinde çıkış kapıları bahşedendir.
Kıymetli Müminler!

Hayatın her dönemi kendine has nimetleri ve külfetleri ile beraber yaşanır. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık yılları kimi zaman güzel hatıralarla, kimi zaman da sıkıntı ve üzüntüler içerisinde geçer. Hayatta karşılaştığımız imtihanlara göğüs germek ve çözüm bulmak öncelikle  selim bir kalbe sahip olmakla mümkündür.  Kalb-i selim, Allah’a teslim olmakla huzur bulan kalptir. Mümin, kalbini imanla besler. Maneviyatını güçlü tutar. Enerjisini ibadetten alır. Gönül doktoru olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), kalbte karar bulan maneviyatın önemini şöyle anlatmıştır: “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi, doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O kalptir.”[1]
Değerli Müslümanlar!

Allah’ın eşsiz rahmeti ve koruması altında olduğuna ve onun her an kendisini görüp duyduğuna inanan insan yalnız ve kimsesiz kalma korkusu yaşamaz. Hayatı yaşanılır kılmada, zorlukları aşmada, iyilikleri çoğaltmada imandan ve maneviyattan güç alır. Manevi dünyasını sağlıklı yollarla besledikçe gerilim ve çatışmadan uzaklaşır. Huzura kavuşur, ümidi artar. Zira yüce dinimizin bize öğrettiğine göre, insanın maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçları da vardır. Maneviyat, hayatın doğal bir parçasıdır.  Umut, sabır ve hoşgörü kaynağıdır.
Aziz Müslümanlar!

Günümüzde iletişim imkânları artsa da maalesef insanoğlu yalnızlaşmıştır. Aile bağları zayıflamış, akrabalık ilişkileri canlılığını yitirmiştir. İsraf ve gösterişe dayalı tüketim kültürü, ruhen ve bedenen insanlığı tükenmenin eşiğine getirmiştir. İşte böyle bir zamanda her yaştan insan için manevi destek ve rehberlik vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Manevi destek; zor günlerden geçen, ayakta kalmak için yardıma ihtiyacı olan kişilere azim aşılar. Şiddete ve zulme dur diyerek merhameti yayar. Acı ve kederle başa çıkmada, bağımlılıktan kurtulmada umut olur.
Muhterem Müminler!

Cenâb-ı Hak, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığında Allah ve Resûlü’nün davetine gönülden uyun ve bilin ki, şüphesiz Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”[2]
Hayat veren İslam ile toplumu aydınlatma vazifesini günümüzde hademe-i hayrat olan din görevlilerimiz üstlenmiştir. Onlar, sahih dini bilgi ve geleneğimizin köklü tecrübesi ile gece gündüz topluma hizmet etmektedir. Camiler ve Kur’an kursları başta olmak üzere hastaneler, ceza infaz kurumları, huzurevleri, sağlık kurumları ve öğrenci yurtları gibi hayatın her alanında milletimize manevi danışmanlık ve rehberlik yapmaktadır.
Aziz Müminler!

İmtihan dünyasında bunalan insan için hayatı anlamlı kılacak yegane kurtuluş, özüne dönmesi, hakikati araması ve maneviyatını canlı tutmasıdır. Unutmayalım ki yorulan gönüller, imanla ve muhabbetle tazelenir. Aşınan değerler vicdanla onarılır. Savrulan hayatlar, manevi destek ve rehberlikle istikrara kavuşur.
Hutbemi Cenâb-ı Hakk’ın Sevgili Peygamberimiz’e ve O’nun şahsında bütün insanlığa iç huzuru olarak bahşettiği İnşirah Suresinin meâliyle sonlandırıyorum: “Ey Muhammed! Senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Senin şanını yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında nice kolaylıklar vardır. Gerçekten, zorlukla beraber nice kolaylıklar vardır. Öyleyse, bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine yönel.[3]





[1] Buhârî, Îmân, 39.
[2] Enfâl, 8/24.
[3] İnşirâh, 94/1-8.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK: