15 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 12 :HÂLİK



                                                        
    HÂLİK


Allah’ın isimlerinden biri de el-Hâlik’tır.Hâlik yaratan demektir.Allah’ın planlı ve amaçlı bir şekilde yaratan olduğu,Hâlik’ın yalnızca Allah için kullanılabileceği,zira Hâlik’ın  bir başka tanımı da şöyledir: “Ana maddesi  ve modeli olmadan nesneleri icat eden” dir.

Bu isim, Allah’ın sonsuz yaratma gücüne değinilen bir sıfat niteliğindedir. Hiçbir eşi benzeri bulunmayan bir şeyi ancak Allah’ın yoktan yaratabildiği ve bu isimle birlikte Allah’tan baştan hiçbir yaratıcının olmadığı anlaşılmaktadır.
Yüce Allah’ın yaratma sıfatı, bizim anlayamayacağımız 

kadar geniş ve derindir. Allah’ın “yaratma” sıfatı özeldir.

Kısacası yaratmak, Allah’a mahsus bir özelliktir. Başka 


varlıkların yaratma gücü de yeteneği de yoktur.

Kur’an’da “Hâlik” kelimesi çok fazla yerde zikretilmiştir.

Ayetlerde geçen ve çeşitli ilahi fiilleri anlatan yaratma 

genellikle “ana madde olmadan yoktan yaratma” veya 

“yokluktan varlık alanına çıkarma” şeklinde anlaşılmaktadır. 

Mesela Adem’in topraktan,daha sonra insan türünün üreme 

mekanizmasına bağlı olarak nutfeden aşılanmış yumurtadan yaratılışı böyledir.

Allah’ın yaratıcılığı süreklidir. İnsan ve diğer canlılar Allah’ın 

yaratılmasıyla çoğalırlar.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir 

değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen 

yaratıcıdır.” (Yasin suresi,81.ayet)

“Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.”
(Hicr suresi,86.ayet)

“O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler 

O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını 

yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.”

(Haşr suresi,24.ayet)



(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Celal'in Penceresinden:

9 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi : SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET


SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET



Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum âyet-i kerimede Hz. İbrahim, Yüce Rabbimizi şöyle tanıtmaktadır: “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir. Hastalandığımda bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan da O’dur.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizden kim huzuru yerinde, bedeni sağlıklı ve günlük yiyeceği de yanında olarak güne başlarsa, sanki dünyalar ona bağışlanmış gibidir.”[2]

Aziz Müminler!

Rahmet kaynağı olan dinimiz, bizleri bir taraftan Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmeye davet ederken, diğer taraftan da sağlıklı bireyler olmamız ve huzurlu bir toplum oluşturmamız için evrensel ilkeler belirler. Müminler için vazgeçilmez olan bu ilkelerin başında, canın muhafazası gelir. Zira Allah Teâlâ’nın insana emaneti olan can, imtihan dünyasına açılan kapımızdır. Hayır da şer de ancak can bedende iken elde edilir. İnanmak ve yaratılış gayemize uygun salih ameller işlemek ancak ruh ve beden sağlığımızla mümkündür.

Kıymetli Müminler!

Yaşamak, insan olmanın şerefini ve sorumluluğunu tatmak, dünyayı imar edecek akla ve iradeye sahip olmak eşsiz bir nimettir. İyi işler yaparak ardında güzel eserler bırakmak ise sağlıklı olmayı gerektirir. Ancak ne hazindir ki, Allah’ın lütfettiği canın ve sağlığın kıymetini çoğu kez bilemeyiz. Zararlı alışkanlıklarla, ihmal ve israfla bu hazineyi heba ederiz. Sağlıklı bir nefesin, sıhhatli bir bedenin, huzurlu bir kalbin değerini iş işten geçtikten sonra anlarız. Bu sebepledir ki, Allah Resûlü (s.a.s) bizi şöyle uyarır: 
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”[3]

Değerli Müslümanlar!

Sağlığının kıymetini bilen insan, kendini maddi ve manevi her türlü zarardan koruduğu gibi, hastalanınca tedavi olmaya da özen gösterir. Yüce Allah’ın “Şâfi” ismine sığınarak tedavi yolları aramak ve can emanetinin hakkını vermek hepimizin mesuliyetidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Tedavi olunuz. Çünkü Allah yarattığı her hastalığın mutlaka şifasını da yaratmıştır”[4] buyurarak şifadan ümit kesmemeyi tavsiye etmiştir.

Muhterem Müminler!

Erdemli ve insaflı bir mümine yakışan, kendi sağlığı kadar çevresinin sağlığını da korumak, şifa bekleyen kardeşleriyle ilgilenmek, tedavileri için elinden gelen gayreti göstermektir. Hasta ziyaretine, hasta için dua ve manevi desteğe büyük önem veren Allah Resûlü (s.a.s) “Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir”[5] buyurur. Günümüzde farklı sebeplerle sağlığını kaybeden, tedavi yolları tükenen pek çok hasta ve yakını, hasretle ve ümitle organ nakli beklemektedir. Allah’ın takdir ettiği an gelip fâni dünyadan göç ederken, hiçbir maddi karşılığı olmaksızın organlarını şifa bekleyen bir kardeşine emanet etmek, insanî ve ahlâkî bir davranıştır. Zira dinimizde esas olan, insanı yaşatmak, hayatı korumak ve umuda destek olmaktır.

Muhterem Müslümanlar!

O halde, sağlıklı geçen her dakikanın paha biçilmez bir nimet olduğunu unutmayalım. Genç, dinç ve sağlıklı olduğumuz günleri iyi değerlendirelim. Helâl ve temiz gıda ile beslenmeye dikkat edelim. Sağlığımızı tehdit eden ve dinimizce de yasaklanan zararlı maddelerden uzak duralım. Peygamberimizin şu tavsiyesini can kulağıyla dinleyelim: 
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini bil. İhtiyarlığından önce gençliğinin, hastalığından önce sağlığının, fakirliğinden önce zenginliğinin, meşguliyetinden önce boş vaktinin ve ölümünden önce hayatının.”[6]  




[1] Şuarâ, 26/79-81.
[2] Tirmizî, Zühd, 34.
[3] Buhârî, Rikâk, 1.
[4] İbn Mâce, Tıb, 1.
[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Birr, 19.
[6] Hâkim, Müstedrek, IV, 341.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:

8 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 11 :MÜTEKEBBİR


                                            




 MÜTEKEBBİR

Allah’ın isimlerinden biride el-Mütekebbir’dir

Allah’ın büyük ve ulu olmasıdır.

Sonsuz büyüklük ve azamet sahibi, Büyüklükte eşi olmayan, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren, büyüklüğün kemâlinde olan, her şeyden yüce, her işte ve hadisede, aklın ve vehmin anlayış ve kabiliyetinin çok üstünde olan azâmet ve yüceliğini gösteren demektir.

Mütekebbir,esma-i hüsna’dan biri olarak Allah’ın zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu, anlamına gelir.

O, her açıdan büyüklük sahibidir! Öyle ki mutlak iyilik, ihsan ve mağfiret sahibi olan Allah"a kimse ihsanda bulunamaz. Çünkü O, ihsanı elinde tutandır. Mülkünün üzerindeki tasarrufuna hiç kimsenin müdahale edemediği en büyük kudret sahibidir. Azamet ve yüceliğini izhar ederken kullarına zulmetmekten uzak ve yüce olandır. Çünkü O, varlıkların sıfatlarından münezzehtir.

Allah’ın zatının, isim ve sıfatlarının ve fiillerinin büyüklüğü ve azametinden dolayı Allah Mütekebbirdir. Büyüklüğü ve azameti ancak kendi zatına layık görür.

Madem sadece Allah Mütekebbirdir ve büyüklenmek ona mahsustur. Kula düşen şu ayete kulak verip tevazu ile onun büyüklüğü ve azameti karşısında hayretle ve muhabbetle secdeye kapanmasıdır;

“ Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir, nede boyca dağlara erişebilirsin.” (İsra 37)

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (Haşr suresi,23.ayet)


(Devam edecek)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:

2 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 02.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :TEMİZ GIDA TEMİZ NESİL



TEMİZ GIDA TEMİZ NESİL





Muhterem Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s), bir gün ashabına ve onların şahsında bütün insanlığa şöyle seslendi: “Ey insanlar! Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, Peygamberlerine emrettiği şeyleri müminlere de emretti.” Peygamber Efendimiz bu sözlerinin ardından şu âyeti okudu: “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.”[1]

Allah Resûlü (s.a.s) konuşmasına devam ederek, ashabına bir adamın halini anlattı. Bu adam uzun yolculuklar yapmış, üstü başı toz toprak içinde kalmış, ellerini göğe açmış “Yâ Rab, yâ Rab!” diye yalvarıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haram idi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?”[2]

Kıymetli Müminler!

Yerlerin ve göklerin sahibi olan Allah, uçsuz bucaksız bir kâinat ve bu kâinat içinde insanın hayatını devam ettirmesine uygun bir dünya var etti. Tatlı ve latif sularla, bin bir çeşit leziz yiyecekle çevremizi donattı. Ekinlerin yetiştiği arazileri, meyve bahçelerini, onları büyüten güneşi ve yağmuru lütfetti. Her biri ayrı güzel ve birbirinden değerli nice varlığı insanın emrine amade kıldı. Sonra da kullarından seçici davranmalarını isteyerek şöyle buyurdu:  “Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.”[3]

Ancak insanoğlu, çoğu zaman Rabbinin verdiği nimetlerden istifade edip yeryüzünü ıslah etmek ve iyiliği çoğaltmak yerine, fesat çıkarıp kendisine ve dünya evine zarar verdi. Şehir hayatının, lüks ve konforun cazibesi karşısında ziraatı, doğal hayatı, dengeli yaşamı terk etti. Kimi zaman tohumların genetiğini bozarak, kimi zaman kimyasal ve yapay ürünlerle tabiatı zehirleyerek tertemiz nimetlere yazık etti. Halbuki toprağımıza, ürünümüze, el emeğimize sahip çıkmak hepimizin vazifesiydi.

İnsanoğlu “Sakın dengeyi bozmayın”[4] ilahi uyarısına riayet etmeyerek kendi elleriyle toprağı, havayı ve suyu kirletti. Maddi menfaatlere aldanarak, kendisi dışındaki varlıklara ve gelecek nesillere karşı da sorumlu olduğunu unuttu. Oysaki Allah Teâlâ, bizi şöyle uyarmıştı: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın…”[5]

Aziz Müminler!

Bir toplumda maddi ve manevi tahribat gıdanın bozulmasıyla başlar. Helal haram duyarsızlığı, insanlarda bir bilinç kirlenmesine dönüşür. Ahlaki ve insani değerler göz ardı edilince, yenilip içilenler, üretilip tüketilenler fayda yerine zarar verir. Nihayetinde toplumsal bir yozlaşma gerçekleşir; küçücük dimağların ve gencecik yavruların fıtratı bozulur. Sevginin, saygının ve hoşgörünün tükendiği, kötülüğün, hayâsızlığın ve adaletsizliğin çoğaldığı bir ortam oluşur. Nitekim Cenâb-ı Hak, münafık şahsiyetinden bahisle, “O, senin yanından ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez”[6] buyurmuştur. O halde, dünya üzerinde huzuru ve barışı yok etmek isteyenler, ekini ve nesli ifsat etmek için çaba göstermektedir. Müminler için bu ayet hem bir uyarı hem de temiz bir gıda ve nezih bir nesil inşa etmeye davettir.  

Değerli Müslümanlar!

Her söz ve davranışımız gibi, her lokmamızın da hayatımızda derin tesiri vardır. İnsan ne yediğine ve ailesine, sevdiklerine ne yedirdiğine dikkat etmekle mükelleftir. Bu dünya bize, biz de birbirimize emanetiz. O halde sorumluluğumuzun farkına varalım; ölçülü ve ahlaklı bir hayatı benimseyelim. Helal kazancın, temiz üretimin, dengeli tüketimin ve sağlıklı nesillerin gayreti içinde olalım.






[1] Mü’minûn, 23/51.
[2] Müslim, Zekât, 65; Tirmizî,Tefsîru’l-Kur’ân, 2.
[3] Mâide, 5/88.
[4] Rahmân, 55/8.
[5] A’râf, 7/56.
[6] Bakara, 2/205.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:



1 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 10 :CEBBÂR


                                           

                                                

                                           CEBBÂR


Allah’ın isimlerinden biri de el-Cebbar’dir.

Allah Cebbar'dır. Cebbar isminin Allah hakkında şu manaları vardır:

 Allah’ın dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olması. Kullarının işlerini yoluna koyması ve eksikleri gidermesi.  Kırık, dökük ve bozuk olan şeyleri onarması ve dertlere derman vermesi.Her şeyi tasarrufu altına alması  iradesini her durumda yürütmesi. Çok büyük ve azametli biri olması.

 Cebbarın manası bozulan,nizamından çıkan herşeyi yerine göre zor kullanarak islah etmektedir.Allah yaratılmışların halini iyileştiren,hakkı galip getiren,her güçlüğü kolaylaştıran,her kırığı onarandır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (istediğini zorla yaptıran),...” (Haşr suresi,23.ayet)

“Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver.”                           (Kaf suresi,45.ayet)

Semada yıldızlar kendi iradeleriyle değil Allah’ın cebri ile şimdiki düzeni almışlardır. Kâinatın küçük bir misali olan insanın da, bütün organlarının şekilleri, bedendeki yerleri, ve görevleri cebir ile tayin ve tespit edilmiştir. Ama ilâhî hikmet, bu dünya imtihanında insana hür bir irade bahşetmiş ve tercih ettiği fiillerde  onu serbest bırakmıştır. Fakat, emrine isyan edenleri cebri ile Cehennemine sokacağını da önceden haber vermiştir. 

Cennet ve Cehennemin yolları cebir ile tayin edilmiştir. Yani neyin helâl neyin haram olduğunu  Allah bizzat tayin ve tespit etmiştir. Ama, doğru ve yanlışı,iyi ve kötüyü  Cennet ve Cehennemi seçip seçmemekte insanı serbest bırakmıştır. 

 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

(Devam edecek)
Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:


26 Ekim 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 26.10.2018 Tarihli Cuma Hutbesi : AİLEDE ŞEFKAT VE NEZAKET DİLİ


AİLEDE ŞEFKAT VE NEZAKET DİLİ





Muhterem Müslümanlar!

İslam, cahiliye dönemine ait olan her türlü kötü söz ve alışkanlığın son bulduğu, imanın ve güzel ahlakın hâkim olduğu bir saadet asrı inşa etmiştir. İslam’ın ilk muhatapları olan sahabe-i kiram, iyi huylu, güzel sözlü, halis niyetli insanlardan oluşan seçkin bir topluluktur. Onların ardından gelen nesillere ve bugün bizlere yakışan da ashâb-ı güzîni örnek almaktır. Onların Kur’an ile kıvam bulan, sünnet ile yoğrulan hayat tarzını çağımıza yansıtmak, güzel ahlakın, şefkat ve merhametin öncüleri olmaktır.

Kıymetli Müminler!

Sözün en güzelini, en yakınlarımız hak eder. Nezakete, hoşgörüye, en özenli sevgi ve saygı davranışlarına layık olan, ailemizdir. Bu yüzden Peygamber Efendimiz “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım”[1] buyurmuştur.

Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in kendi ailesiyle iyilik ve ihsan üzerine kurduğu ilişkiyi bize model olarak göstermesi son derece değerlidir. Çünkü aile bir ömür boyu sevgi, huzur ve güvenin yaşanacağı en samimi ortamdır.

Aziz Müminler!

Allah Teâlâ, aile ile bize dede, nine, anne, baba, eş, çocuk, torun ve kardeş olmayı lütfetmiştir. Aile, anne yüreğinin güzelliği, baba ocağının bereketidir. Eşler arasındaki sevginin ve sadakatin derinliğidir. Evladın anne babaya gösterdiği hürmet ve ikramın genişliğidir. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz aile gibi değerli bir hazinenin önemini bizlere şöyle bildirmektedir: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[2]

Kıymetli Müslümanlar!

Huzurlu bir aile, sevgi ve fedakârlıkla kurulur. Adalet ve vicdanla ayakta durur. Ülfet ve merhametle korunur. En sıkıntılı anlarda bile, gönül alıcı bir çift söz aileyi birbirine kenetler. Büyük-küçük her cana saygının hâkim olduğu bir ailede, rahmet konuşur, şiddet susar. Kadın-erkek her ferdin şefkat kuşandığı bir ailede, ima ile de olsa can yakılmaz, gönül yıkılmaz. 

Nitekim Sevgili Peygamberimiz hayatı boyunca kimseyi incitmemiştir. Eşlerine karşı daima anlayışlı, sabırlı, nazik ve hoşgörülü olmuştur.  “Mümin bir kimse eşine karşı nefret beslemesin. Onun bir davranışından hoşlanmasa da razı olduğu bir başka davranışı mutlaka vardır”[3] buyurarak bizleri olumluyu görmeye, insaflı olmaya davet etmiştir.

Muhterem Müslümanlar!

Hayırlı bir mümin, hayatın çilesini onunla birlikte çeken, derdine ortak olan, sevincine eşlik eden aile bireylerinin kıymetini bilir. Onların Allah’ın birer nimeti oldukları kadar, aslında emanet de olduklarının farkına varır. Mümin olmanın yani “elinden ve dilinden emin olunan kimse”[4] vasfını taşımanın önce ailede başladığını idrak eder.

Hayırlı bir eş, nikâhlanırken verdiği söze sadık kalır. Ahdine vefa gösterir. İyi bir baba, ailesinde adil ve merhametli haliyle sevilir. Aile bireyleriyle iyilik yolunda her daim gönül birliği içinde, kol kola, omuz omuza yürür.

Değerli Müslümanlar!

Aile içinde huzur ve mutluluk, sağlıklı bir iletişimle kalıcı hale gelir. Sevgili Peygamberimiz “Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun”[5] buyurmuş, müminlere daima hayrı dile getirmeyi ve hayırlı olanın peşinde koşmayı öğütlemiştir. Bu öğütlerin muhatabı olarak bizlere düşen de güler yüzümüzü, güzel sözümüzü, takdir ve teşekkürümüzü ailemizden esirgememektir.

Aziz Müminler!

Acısıyla, tatlısıyla ömür yolculuğunu birlikte geçirdiğimiz ailemizin değerini bir kere daha hissedelim. Eşlerimize ve evlatlarımıza karşı müşfik ve nazik olalım. Öfkeyle kalkıp zararla oturmayalım. İncitmeyelim, incinmeyelim. Aksine her hal ve şartta, herkese karşı merhameti ve fazileti kendimize şiar edinelim. Ailede huzursuzluğun sebebi değil, mutluluğun ve güvenin teminatı olalım. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de bize öğrettiği şu duayı dilimizden düşürmeyelim: “Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.”[6]





[1] Tirmizî, Menâkıb, 63.
[2] Rûm, 30/21.
[3] Müslim, Radâ’, 61.
[4] Müslim, Îmân, 65.
[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 122, 123.
[6] Furkân, 25/74.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü