9 Haziran 2018 Cumartesi

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-4


Allah’ın Sıfatları




Bir kimsenin müslüman olabilmesi için iman etmiş olması lazım. İmanın birinci ve en önemli şartı Allah’a inanmaktır.
Nasıl bir Allah’a inanmamız gerektiğini iyi bilmeliyiz. Yüce Allah hakkında bilgi edinmeliyiz.
Yüce Allah kendisini en iyi biçimde kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de tanıtmaktadır.Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın öğretisine göre, Yüce Allah’ın sıfatlarını ve özelliklerini incelemek ve öğrenmek suretiyle O’nu daha iyi tanır ve sağlam bir bilgiyle iman etmiş oluruz.
Allah’ın çeşitli özelliklerini öğrendiğimizde O’na daha samimi  ve gerçekçi bir biçimde bağlanmış oluruz.
Allah’ın  görülmesi ve bir şekil olarak düşünülmesi mümkün  değildir. Yüce Allah’ı sıfatlarıyla ve yaptığı fiilleriyle  tanıyıp iman etmeliyiz.
İnandığımız Yüce Allah’ı sıfatlarıyla zihnimizde ,ruhumuzda ve kalbimizde hissederiz.
Allah’a sağlam ve doğru bir şekilde inanmak için aşağıdaki sıfat ve özellikleri  iyi bilmeliyiz ve iyice kavramalıyız.
Allah’ın sıfatları iki kısma ayrılır.Bunlar:
a-Zatî sıfatlar
b-Subûtî Sıfatlar




Zatî sıfatlar

Yalnızca Allah’a ait sıfatlardır.Bu özellikler Allahtan başkasında bulunmaz.Bunlar:

1-Vücûd

Allah’n var olması demektir.Allah’ın varlığı kendi zatındandır.Vucüd’ün zıddı olan yokluk,Allah için düşünülemez.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.” Haşr suresi,22.ayet)
“Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır...” (Ra’d suresi,2.ayet)

2-Kıdem

Allah’ın başlangıcının olmaması demektir. Yani Allah’ın varlığının bir başlangıcı yoktur. Allah her zaman var olmuştur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
 “O, ilktir, sondur, açık olandır, gizli olandır. O, her şeyi bilendir.”(Hadid suresi,3.ayet)
“O doğmamış ve doğrulmamıştır.” (İhlas suresi,3.ayet)

3-Bekâ

Allah’ın sonu olmamak demektir. Allah ebedidir. Allah’ın sonu yoktur. O hep var olacaktır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
"Yer yüzünde bulunan her şey fânidir (sonludur); ancak yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bâkidir.” (Rahman sursi,26-27.ayetler)
“Allah'la beraber başka tanrı tutup tapma. O'ndan başka tanrı yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır.” (Kasas suresi,88.ayet)

4-Vahdâniyet

Allah’ın tek ve bir olması demektir. Allah’n eşi,benzeri ve ortağı yoktur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“De ki; O Allah bir tektir.” (İhlas suresi,1.ayet)
“Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle göklerin ve yerin düzeni bozulurdu.” (Enbiya suresi,22.ayet)
“Andolsun «Allah, üçün üçüncüsüdür» diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur.”(Maide suresi,73.ayet)

5-Muhâlefetün li’l-Havâdis

Allah’ın sonradan olanlara benzememesi demektir. Allah’tan başka her şey sonradan olmuştur. Allah sonradan olan hiç bir şeye benzemez.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Hiç bir şey O'na denk değildir.” (İhlas suresi,4.ayet)
“...O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şura suresi,11. Ayet)

6-Kıyâm binefsihi

Allah’ın varlığı kendisindendir. Allah’ın  var olmak için başka bir varlığa ihtiyaç duymamasıdır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
"Allah, O'ndan başka ilah olmayan, diri ve kendi kendine kâim (var) olandır"
(Al-i İmrân Suresi, 2.ayet)
“Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız; oysa Allah hiç kimseye muhtaç değildir ve övgüye lâyıktır.” (Fatır suresi,15.ayet)
“Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)”
 (İhlas suresi,2.ayet)




Subûtî Sıfatlar

Allah’a ait olan bu sıfatlar diğer varlıklara da sınırlı olarak verilen sıfatlardır. Bu sıfatlar Allah için sınırsız ve  sonsuzdur. Diğer varlıklar için sınırlı ve sonludur. Bunlar;

1-Hayat

Allah’ın diri olması demektir.Allah hayat sahibidir. Allah için ölüm sözkonusu değildir. Ölü olmak  veye ölmek hayatın zıddı olduğundan  Allah hakkında düşünülemez. Her şeye hayat veren Yüce Allah’tır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
"Ölümsüz, diri olan Allah'a güven ve O'nu tesbih et!..."(Furkan suresi,58.ayet)
“O, diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde sadece Allah’a itaat ederek (samimi olarak) O’na ibadet edin...”(Mü’min suresi,65.ayet)

2-İlim

Allah her şeyi bilen demektir. Olmuş,olan,olacak,gizli açık herşeyi Allah sonsuz ilmiyle bilir. Allah kalplerde olanı,düşünceyi ve her şeyi bilir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır..” (En’am suresi,59.ayet)
“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, kalplerde olanı  hakkıyla bilendir.”(Teğabun suresi,4.ayet)
“(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Lokman 16.ayet)

3-Sem’i

Allah’ın işitmesi demektir.Allah gizli,açık,Fısıltı,sesli,sessiz her şeyi işitir. Allah işitmek için herhangi bir şeye ihtiyaç duymaz.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“...Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.” (Mücadele suresi,1.ayet)
“...Şüphesiz Allah (her şeyi) işitir ve (her şeyi) bilir.”(Bakara suresi,181.ayet)

4-Basar

Allah’ın görmesi dmektir.Allah her şeyi görürür. Karanlıkta,aydınlıkta,saklı,açık ne varsa Allah hepsini görür.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm.”
(Taha suresi,46.ayet)
“Allah, adaletle hükmeder. O'nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.” (Mü’min suresi,20.ayet)

5-İrade

Allah’ın dilemesi demektir. Allah her şeyi dilediği gibi yapar. Bir şeyin olup olmaması,şöyle veya böyle olması,şu zamanda veya şu yerde olup olmamasını tercih edip yapandır. Allah sınırsız irade sahibidir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz.” (Tekvir suresi,29.ayet)
“Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.” (Yasin suresi,82.ayet)

6-Kudret

Allah’ın güç ve kuvvet sahibi olması demektir. Allah’ın gücü ve kuvveti sınırsızdır. Allah için acizlik düşünülemez.O’nun kudretinin yetişemeyeceği hiçbir şey yoktur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.”  (Furkan suresi,53.ayet)
“İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir.”                        (Furkan suresi,54.ayet)
“And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.” (Kaf suresi,38.ayet)
“De ki: 'Mülkün sahibi olan Allah'ım!  Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.”    (Al-i imran suresi,26.ayet)

7-Kelam

Allah’ın söylemesi ve konuşmasıdır. Allah söyleyen ve konuşan varlıktır.Allah bu sıfatı ile peygamberlerine kitaplar indirmiş, bazı peygamberlerle de konuşmuştur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu.” (Nisa suresi,164.ayet)
“De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.”                (Kehf suresi,109.ayet)
8-Tekvin

Allah’ın yaratması ve yoktan var etmesi demektir. Allah dilediği herşeyi sonsuz güç ve kudretiyle yaratandır. Allah bir şeyin olmasını irade ederse ona “ol” der  o da oluverir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Nur suresi,45.ayet)
“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır...” (Haşr suresi,24.ayet)
Yüce Allah’ı sıfatlarıyla,isimleriyle ve fiilleriyle kavrayarak O’na gerçek anlamda iman etmiş oluruz.
Ne mutlu Yüce Allah’ı hakkıyla tanıyıp O’na kulluk yapanlara...
İnşallah bir sonraki yazımızda da Allah’ın  isimlerini ve fiillerini de tanıtmaya çalışaçağız.

 Efkan VURAL



Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

8 Haziran 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.06.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:AFİYET OLSUN, İSRAF OLMASIN


AFİYET OLSUN, İSRAF OLMASIN



Cumanız Mübarek Olsun Değerli Müminler!

Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) çok sevdiği akrabası Sa’d b. Ebi Vakkas’ın yanına uğramıştı. Sa’d o sırada abdest alıyordu. Suyu fazla kullanmış olmalı ki Efendimiz; “Bu ne israf böyle?” dedi. Sa’d, “Abdestte de israf olur mu ya Rasulellah?” diye sorunca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Evet, akan bir nehirden abdest alsan bile”[1] şeklinde karşılık verdi.

Aziz Müminler!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) Allah’ın bizlere bahşettiği nimetlerin kıymetini biliyor ve ashabına her fırsatta bunu hatırlatıyordu. O, bollukta da darlıkta da sahip olduğumuz nimetleri ölçülü kullanmayı öğretiyor ve israftan sakındırıyordu. Zira israf, yeme içmeden giyim kuşama, vakitten sağlığa varıncaya kadar her türlü nimet ve imkânı ölçüsüzce kullanmaktır, dengeyi ve itidali kaybetmektir. İnsanın kendisine, çevresine ve kâinata yazık etmesidir. İsraf, varoluş bilincimizden ve yaratılış gayemizden uzaklaşmaktır. İsraf, aynı zamanda bütün nimetlerin sahibi olan Yüce Allah’ın Rezzâk ismine saygısızlıktır.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün yeryüzünü kuşatan en büyük afetlerden birisi israftır. Bir yanda açlığın, yoksulluğun ve sefaletin pençesinde kıvranan milyonlarca insan varken, saçıp savurmak, ihtiyaç olmadan harcamak, eskimeden atmak hayati bir hatadır. Mazlum insanlar ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarından bile mahrum bir şekilde hayat mücadelesi verirken, artan bir tek lokmayı bile çöpe atmak insafa sığmaz.

Kıymetli Müslümanlar!

İsraf, sadece mal ve eşya ile sınırlı değildir. İnsan için en büyük israf, ne için yaratıldığını ve varlığını hangi uğurda kullanması gerektiğini unutarak ömrünü heba etmektir. Kendisine verilen akıl nimetini iman ve hikmetle buluşturamamaktır. Bedenini, gücünü, iradesini iyilik ve hakikat yolunda kullanmayıp beyhude meşgalelerle heba etmektir. Sahip olduğu bilgi ve tecrübeyi, bilim ve teknolojiyi insanlığın faydasına değil ifsadına kullanmaktır.

Kardeşlerim!

Bugün insanı daha fazla kazanıp daha çok tüketmeye teşvik eden, ne kadar harcarsa o kadar değerli olacağını iddia eden bir zihniyet yaygınlaşıyor. Özenti ve gösterişe dayalı hayatlar, lüks ve israfa yönelik harcamalar öne çıkarılıyor. Böylece ömrünü üretim yerine tüketime adayan insanlık, aslında manevi değerlerini ve yaşama amacını tüketiyor.
Hâlbuki hayat kitabımız Kur’an, insanın yeryüzüne imar ve ıslah için geldiğini, dünya ve ahiret hayatı adına orta yolu, iktisadı ve dengeyi asla kaybetmemesi gerektiğini vurgular. Yüce Rabbimiz müminleri anlatırken şöyle buyurmaktadır: “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”[2] Peygamberimiz (s.a.s) de “İsrafa kaçmadan ve kibre kapılmadan yiyiniz, içiniz, giyininiz ve sadaka veriniz.”[3] öğüdüyle tüketim ahlakına sahip olmamız gerektiğini dile getirir.

Muhterem Müslümanlar!

Geliniz Yüce Rabbimizin bizlere lütfettiği bütün nimetlerin değerini bilelim. Hiçbir nimeti ölçüsüzce israf etmeyelim. Vaktimizi boşa geçirmeyelim. Yememizde, içmemizde, giyim kuşamımızda ve harcamalarımızda ihtiyaç fazlasından kaçınalım. Doğal kaynaklarımızı, tabiat varlıklarımızı koruyalım. Allah’ın verdiği her nimetin bir gün hesabının sorulacağını bilelim. Nimetler karşısında şımarıp lükse dalmadan ve duyarsızca israfa girmeden infak ahlakını kuşanalım. Rabbimizin hayata ve kâinata koyduğu dengeyi gözetelim. Bu denge ihlal edildiğinde hayatın bereketinin kaçtığını, toplumun huzurunu kaybettiğini, insanın kendisine ve gelecek nesillere zarar verdiğini unutmayalım. Nimetlerin sınırlı, nefsin istek ve arzularının ise sınırsız olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.

Kardeşlerim!

Önümüzdeki Pazarı Pazartesiye bağlayan gece, Yüce Kitabımız Kur’an’ın nazil olmaya başladığı mübarek Kadir gecesini idrak edeceğiz inşallah.  Bin aydan daha hayırlı olan bu geceyi bir fırsat olarak değerlendirelim. Günahlarımıza tövbe ederek hayatımızı gözden geçirelim, muhasebemizi yeniden yapalım. Bu vesileyle Kadir gecenizi şimdiden tebrik ediyor ülkemiz, milletimiz ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.




[1] İbn Mâce, Tahâret, 48.
[2] Furkân, 25/67.
[3] Buhârî, Libâs, 1; Nesâî, Zekât, 66.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:

1 Haziran 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.06.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:MEŞRU OLMAYAN KAZANÇ: FAİZ


MEŞRU OLMAYAN KAZANÇ: FAİZ


Aziz Kardeşlerim!

Okuduğum ayet-i kerime de Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Faiz yoluyla mal çoğaltan hiç kimse yoktur ki sonunda malı azalmasın.”[2]

Kardeşlerim!

Kendisinden faydalandığımız her türlü nimetin asıl sahibi, yerlerin ve göklerin Mâliki olan Cenab-ı Hak’tır. Yüce Rabbimiz biz kullarına mülkünden ihsanda bulunmuş ve sayısız nimeti istifademize vermiştir. Ancak bu istifade sırasında dünyada huzurumuzu kaçıracak, ahirette de azaba sürükleyecek birtakım kazanç yollarını ve yanlış uygulamaları da haram kılmıştır. Bunlardan biri olan faiz, haksız yoldan, emek sarf etmeden, alın teri dökmeden kazanmaktır. Faiz, insanların mallarına kattıkları meşru olmayan fazlalıktır. Faiz, “Bizi aldatan, bizden değildir.”[3] buyuran Allah Resulü (s.a.s)’in getirdiği adalet, şefkat, yardımlaşma, dayanışma gibi değerleri görmezden gelmektir. Faiz, alın terinin mukaddes olduğunu göz ardı etmektir. Faiz, dünyada da ahirette de hesabı çetin olan büyük bir günahtır.

Kardeşlerim!

Faiz haramdır; çünkü İslam’ın hukuk ve ahlâk sisteminin temelinde yer alan “Hak” kavramına aykırıdır. Faiz kul hakkını hiçe sayarak, insanları kolaylıkla aldatmanın yolunu açar. Kazanıyorum zannederken aslında kaybeden bireyi ve birbirine güvenini yitiren toplumu felakete sürükler. Faiz yalnızca malın değil, hayatın da bereketini kaçırır. Nice iflaslar, intiharlar, dağılan aileler, heba olan ömürler faizin birer neticesidir. Yüce Allah çalışıp çabalamadan haksız yoldan kazanç sağlayanların ibretlik âkıbetini bizlere şöyle haber vermektedir: “Faiz yiyenler, kabirlerinden şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu durum onların ‘Alışveriş de faiz gibidir’ demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır…”[4]

Aziz Müminler!

Elbette alışveriş faizle aynı olamaz! Çünkü alışverişte gayret, zahmet, risk ve emek vardır. Helal yoldan nafaka temin etme ve hayatını idame ettirme çabası vardır. Faiz ise, insanları zahmetsiz yoldan para kazanmaya sevk eder, tembelleştirir, duyarsızlaştırır. Nitekim Rabbimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: Allah, faizden elde edilen malı mahveder. Sadakaları ise artırır, bereketlendirir. Allah hiçbir günahkâr nankörü sevmez.”[5]
Faizi kaçınılması gereken helâk edici yedi husustan birisi olarak sayan[6] Peygamberimiz (s.a.s) de en yakın akrabalarından başlamak üzere bütün toplumu faiz alıp vermekten men etmiş ve  Veda Hutbesi’nde insanlığa şu mesajı vermiştir: “Cahiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır. İyi bilin ki cahiliye dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz de amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in faizidir.”[7]

Kardeşlerim!

Zengin, faiz yoluyla haksız yere malını katlarken, zayıf ve muhtacın sırtındaki kambur her geçen gün artar. Mal, mülk ve itibar hırsıyla bencilleşenler, görünüşte insanlar nezdinde zenginleşmekte ise de aslında ahlâkî yönden fakirleşmekte ve Cenab-ı Hak katında değer kaybetmektedir. Küçük menfaatler uğruna dünya ve âhiret hayatı tehlikeye girmektedir.

Muhterem Müslümanlar!

Bu dünya fanidir ve bir imtihan yeridir. Ebedi olan ise ahiret yurdudur. İlâhî huzura çıktığımız zaman “Malımızı nereden kazanıp nerede harcadığımız”[8] elbette sorulacaktır. Öyleyse geliniz, başta faiz olmak üzere her türlü haksız ve haram kazançtan sakınalım. Küçük büyük her türlü faiz içeren ticari uygulamalardan vazgeçelim. Faizin neslimizi, toplumuzu ve geleceğimizi mahvetmesine fırsat vermeyelim. Hayatın her alanında olduğu gibi ticarette de ahlâkımızı muhafaza edelim. Haram kazançtan kendimizi ve ailemizi koruyalım. Unutmayalım ki faiz kişiyi ancak Allah’ın gazabına, büyük bir hüsrana ve iki cihanda pişmanlığa götürür.




[1] Âl-i İmrân, 3/130.
[2] İbn Mâce, Ticâret, 58.
[3] Müslim, Îmân, 164.
[4] Bakara, 2/275.
[5] Bakara, 2/276.
[6] Buhâri, Vesâyâ, 23.
[7] Müslim, Hac,147.
[8] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 1.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri1
                


31 Mayıs 2018 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-30




Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-30

İnsan sadece maddi bir  varlıktan ibaret değildir. İnsanın ruhi ve manevi yönü de vardır. İnsan manevi yönüyle Yüce bir varlığa inanma, ona bağlanma,beğenilme,kabul görme,boyun eğme  gibi ihtiyaçlar duyar.
Bunlar insana  yaratılıştan verilen özelliklerdir.  İnsanın bu özelliğine bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyaçlarını bir şekilde gidermeye çalışır.
İnsan bu ihtiyaçlarını doğru bir biçimde temin etmelidir. Gerçek ve sağlam bir İslam inancıyla donatılmış olan bir kimse manevi ihtiyaçlarını ve kulluk görevini  yerine getirmek suretiyle ,başkalarına kul ve köle olmaktan kendini kurtarabilir.
Allah’a gerçek bir  kul olamayan insan, yaratılıştan gelen ihtiyaçlarını gidermek için  yanlış bir takım şeylere yönelerek bazı kimselere kul ve köle olabiliyor. Onlar için her şeyi  tereddütsüz yapabiliyor. Hatta canını bile severek verebiliyor.   
Halbuki Allah insana hür bir irade vermiştir. İnsan akıl ve hür iradesiyle Yüce Yaratıcıya kulluk görevini yerine getirebilirse özgürlüğüne kavuşmuş olur. Kendi arzusuyla Allah’a kulluk görevini yerine getiren birisi  manevi yönden doyuma ulaşır.
Böylece, İnsan olma özelliğimize uygun bir biçimde hayatımızı mutlu ve huzurlu bir şekilde  sürdürmüş oluruz.


Yanlış yollara düşmemek ve dünya ve ahret hayatımızı kurtarmak için yaratılışımıza uygun olarak Yüce Allah’a kulluk görevimizi yerine getirmeliyiz.
Bu konuda ,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.” (Bakara suresi,21.ayet)
Ne mutlu o kimselere ki, kendi istekleriyle Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirenlere….

Efkan VURAL

25 Mayıs 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 25.05.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:ORUÇ VE KUR’ÂN AYI RAMAZAN


ORUÇ VE KUR’ÂN AYI RAMAZAN 




Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret edeli henüz on sekiz ay olmuştu. Şaban ayının son günleriydi. Ramazan orucunun farz kılındığını haber veren Bakara sûresinin şu ayetleri nazil oldu:
“Ramazan ayı, insanlara yol göstermek, doğrunun ve hakkı bâtıldan ayırmanın açık delilleri olmak üzere Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden kim Ramazan ayına ulaşırsa onda oruç tutsun.”[1]
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de Mescid-i Nebevî’nin minberine çıkarak ümmetine şöyle seslendi: Mübarek Ramazan ayına kavuştunuz. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennetin kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve azgın şeytanlar bağlanır.[2]

Değerli Müminler!

On bir ayın sultanı Ramazanın manevi hayatımızda özel bir yeri vardır. Zira Ramazan, oruç ve Kur’ân ayıdır. Ramazan sabır, şükür, tövbe ve tefekkür ayıdır. Ramazan, bin aydan daha hayırlı Kadir gecesini içinde saklayan en şerefli aydır. Ramazan ibadettir, berekettir, mağfirettir. Ramazan taattir, hayır ve hasenattır. Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre, Ramazan ayının ilk gecesi olunca, bir melek şöyle seslenir: “Ey iyilik isteyen! İbadete ve kulluğa gel! Ey kötülük isteyen! Günahlarından vazgeç!”[3]

Kardeşlerim!

Ramazan, oruç ile anlam bulur. Oruçlarımız her şeyden önce bir sabır, irade ve merhamet eğitimidir. Bizi iştah ve hevesin, gayri meşru istek ve arzuların esiri olmaktan koruyan birer kalkandır. “Ey iman edenler! Kötülüklerden sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”[4] âyeti, orucun gayesinin her türlü kötülükten ve günahtan uzak durmak olduğuna işaret eder.  Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurur: “Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya söverse, ‘Ben oruçluyum!’ desin.”[5]

Muhterem Müminler!

Ramazan, hayat kitabımız Kur’ân’ın indirilmeye başlandığı aydır. Kur’ân, Kelâmullâh’dır, Kitâbullâh’dır. Allah’a ait olduğu için“Sözlerin en güzeli”dir.[6]   Peygamberimizin ifadesiyle, “Sözlerin en doğrusu, Allah’ın kelâmı; hâl ve tavrın en güzeli ise Muhammed’in hâl ve tavrıdır.”[7] Kur’ân-ı Kerîm kıyamete kadar her çağda ve her coğrafyada insanlara en doğru yolu gösteren rehberdir. Kur’ân ruhlara şifa, kalplere rahmettir. Kur’ân, bize Rabbimizi tanıtır, sorumluluğumuzu bildirir, ahireti hatırlatır. İnsan olmanın anlamını ve insanca yaşamanın sırlarını öğretir.

Aziz Müslümanlar!

Ramazan kardeşlik, dayanışma ve paylaşma ayıdır. Geçici olarak yeme-içmeden uzak kaldığımızda, yoksulun halini anlar, nimetlerin kadrini bilir ve Rezzâk olan Allah’a hakkıyla şükretmemiz gerektiğinin farkına varırız.
Ramazan aynı zamanda kötü alışkanlıklara son verme, iyiden, güzelden yana yeni sayfalar açma fırsatıdır. Ramazan sayesinde hayırlı işlerde yarışır, iyiliğe yatırım yapar, kötü sözden ve amelden uzak dururuz. Birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularımızı gönülden hissederiz. Aramızdaki sevgi ve saygı bağları güçlenir. Bu ayda yapılan ibadetlerin, iyiliklerin, hayırların sevapları ve mükâfatları diğer aylara nazaran daha fazladır.

Değerli Kardeşlerim!

Öyleyse geliniz dilimizi, kalbimizi, tefekkür dünyamızı ve bütün hayatımızı Ramazanın ve orucun getirdiği güzelliklerle buluşturalım. Kur’ân-ı Kerimi okumaya ve anlamaya her zamankinden daha fazla vakit ayıralım. Yıpranan gönül ve zihin dünyamızı Kur’ân’ın nuruyla tamir edelim. Oruçlarımızı şuurla tutalım. Yalnız midemize değil dilimize, elimize, gözümüze, gönlümüze velhasıl bütün uzuvlarımıza bizleri tüm kötülüklerden koruyan bir oruç tutturalım.

Kardeşlerim!

Türkiye Diyanet Vakfı’nın önemli faaliyetlerinin başında eğitim hizmetleri gelmektedir. Vakfımız İslam’ı doğru anlayan ve yaşayan nesiller yetiştirmek için yurtiçinde ve yurtdışında eğitim faaliyetleri yürütmektedir. Özellikle Kur’an Kursları, Uluslararası İmam Hatip ve İlahiyat programları kapsamında 111 ülkeden gelen binlerce öğrenciye burs ve eğitim desteği sağlamaktadır. Eğitim öğretim faaliyetlerinde kullanılmak üzere bugün ülkemiz genelindeki bütün camilerde siz değerli cemaatimizin yardımlarına müracaat edilecektir. Ayrıca zekât ve fitrelerinizi de bu yardımlar kapsamında değerlendirebilirsiniz. Rabbim yapmış olduğunuz ve yapacağınız yardımları kabul eylesin.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifi ile bitirmek istiyorum:
“Gönülden inanarak ve karşılığını Allah’tan umarak Ramazan’ı ibadetle geçiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.”[8]         




[1] Bakara, 2/185.
[2] Nesâî, Sıyâm, 5.
[3] Tirmizî, Savm,1; İbn Mâce, Sıyâm, 2.
[4] Bakara, 2/183.
[5] Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 29.
[6] Zümer, 39/23.
[7] Nesâî, Îdeyn, 22.
[8] Buhârî, İman, 27.
 Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü