13 Aralık 2024 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 13.12.2024 Tarihli Cuma Hutbesi :HER ZORLUKTAN SONRA KOLAYLIK VARDIR

                HER ZORLUKTAN SONRA KOLAYLIK VARDIR




Muhterem Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s) ve güzide ashabının Mekke’nin fethi için hazırlıklara başladığı günlerdeyiz. Geliniz bu haftaki Cuma hutbemizde içinde nice ibretler ve hikmetler barındıran Mekke’nin fethini yeniden hatırlayalım. O gün yaşananları bir kez daha tefekkür edelim. Hayatımıza olumlu katkılar sunacak gerekli dersleri çıkaralım.

Aziz Müminler!

Hicretin sekizinci yılıydı. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve sahâbe-i kirâm, hüzünle ayrılmak zorunda kaldıkları vatanlarına kavuşmak ve Kâbe’yi putlardan arındırmak amacıyla Mekke’ye doğru sefere çıktılar. Fetih hazırlıklarının ardından İslam ordusu Mekke’ye girdi. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), büyük bir tevazu içinde Rabbine hamdederek Kâbe’ye yöneldi; 

Beytullah’ı tavaf etti, iki rekât namaz kıldı. Sonra da Kâbe’nin merdivenlerine çıkarak, 

“Hamd Mekke’nin fethine dair vaadini yerine getiren, kuluna yardım eden ve düşman topluluklarını tek başına yenilgiye uğratan Allah’a mahsustur.”[1] dedi.

 Mekke halkı ise Kâbe’nin etrafında toplanmış, endişe ve korkuyla Allah Resûlü (s.a.s)’in kendileri için vereceği kararı beklemekteydi. Rahmet Elçisi (s.a.s), kendisini bekleyen kalabalığa doğru şefkat ve merhametle şöyle seslendi:

“Tıpkı Hz. Yûsuf gibi ben de sizlere,    

     لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ 

‘Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.’ diyorum. Gidebilirsiniz, hepiniz serbestsiniz.”[2]

Kıymetli Müslümanlar!

Mekke’nin fethi; her zorluktan sonra bir kolaylığın, her sıkıntının ardından bir ferahlığın, her hüznün peşinden bir sevincin olduğunu bizlere öğretmektedir.

 Nitekim Yüce Rabbimiz İnşirâh sûresinde,

اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ  .فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ

“Her zorluğun ardından bir kolaylık vardır. Muhakkak ki, her zorluğun ardından bir kolaylık vardır.”[3]

buyurmaktadır. 

Mekke’nin fethi; hakkın batıla, adaletin zulme, iyiliğin kötülüğe mutlaka galip geleceğini haber vermektedir. Toprakları fethetmeden önce gönülleri fethetmenin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bizlere anlatmaktadır. Kaybederken Allah’ın yardımından ümidimizi kesmemeyi; kazanırken de adaleti, merhameti ve hakkaniyeti esas almamız gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır.

Değerli Müminler!

Tarih bize göstermektedir ki zulüm asla pâyidar olamamıştır, olamayacaktır. Tarih boyunca zalimler hain emellerine asla ulaşamamıştır, ulaşamayacaktır. 

Yüce Rabbimizin, 

وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ 

Kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”[4] vaadi mutlaka gerçekleşecektir.

Zulümle âbâd olmaya çalışanın sonu berbat olmuştur, berbat olacaktır. Zulme yardımcı olanlar, zalime kol kanat gerenler ise tıpkı zalimler gibi Allah’ın gazabından asla kurtulamayacaktır. Mazlumların âhı hiçbir zaman yerde kalmamıştır, kalmayacaktır.

 Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu husustaki uyarısı gayet açıktır:   

            اِتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ اللّٰهِ حِجَابٌ 

Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur.”[5]


Aziz Müslümanlar!


Dünyanın neresinde olursa olsun; dinine, ırkına ve rengine bakmadan mazlumların yanında yer almaya devam edelim. Mekke’nin fethinde olduğu gibi Kur’an ve sünnetin rehberliğinde birbirimize kenetlenelim. Kardeşlik hukukunu ve ahlakını gözeterek geleceğe dair umutlarımızı diri tutalım. Aramıza fitne ve fesat tohumu ekmek isteyenlere karşı uyanık olalım.


Kıymetli Müminler!

Ecdadımıza, Endülüs’ten Balkanlar’a, Kırım’dan Kafkaslar’a, Asya’dan Afrika’ya kadar mazlumlara kol kanat germeyi nasip ettiği gibi torunları olarak bizlere de aynı yolu benimseyip mazlumların duasını almayı lütfeden Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamdüsenalar olsun. Zalimlere karşı hak ve hakikat mücadelesi veren, iyiliğin yeryüzünde hâkim olması için gayret gösteren, bütün insanların onurlu, güvenli ve özgürce yaşamaları için çabalayan kardeşlerimizi muvaffak kılmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Hutbemi Nasr sûresinin mealiyle bitiriyorum: 

“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde; insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.”[6]

 



[1] İbn Mâce, Diyât, 5.

[2] Yûsuf, 12/92; Vâkıdî, Meğâzî, II, 835; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 195.

[3] İnşirâh, 94/5,6.

[4] Saff, 61/8.

[5] Buhârî, Zekât, 63.

[6] Nasr, 110/1-3.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

9 Aralık 2024 Pazartesi

6 Aralık 2024 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 06.12.2024 Tarihli Cuma Hutbesi :MİRAS: SINIRLARINI ALLAH’IN BELİRLEDİĞİ HAK

       MİRAS: SINIRLARINI ALLAH’IN BELİRLEDİĞİ HAK




Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimiz İslam’ın yerine getirmemizi istediği sorumluluklardan biri de mirası Allah ve Resûlü’nün emrettiği şekilde paylaştırmaktır. Miras, vefat eden bir insanın geriye bıraktığı mal, mülk ve servetin belirli ölçüler içerisinde vârisler arasında pay edilmesidir.

Kur’an-ı Kerim’de mirasla ilgili hükümler en ince detayına kadar açıklanmış, ‘Hudûdullah’ yani Allah’ın koyduğu sınırlar olarak ifade edilmiştir.

 Peygamber Efendimiz (s.a.s),

“Miras malını hisse sahipleri arasında Allah’ın Kitabı’na göre taksim edin…”[1] buyurarak, mirasta hiçbir vârisin hak ettiği paydan mahrum bırakılmamasını istemiştir.

Aziz Müminler!

Dinimiz İslam, her işimizde olduğu gibi miras taksiminde de adaleti titizlikle uygulamamızı, miras paylaşımında kadın-erkek, büyük-küçük demeden her hak sahibine hakkını vermemizi emretmiştir. Nitekim Nisâ sûresi yedinci ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: 

“Anne babanın ve yakınların miras olarak bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine anne babanın ve akrabanın miras olarak bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Allah, miras malının azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir.”[2] 

Bununla birlikte dinimiz, miras taksiminde kadınları asla mağdur etmemiş; anne ve babasından, eşinden ve çocuklarından, hatta yeri geldiğinde torunlarından bile onlara pay ayırmıştır.[3] Ayrıca vârislerin karşılıklı rızaya dayanarak mirası kendi aralarında diledikleri şekilde taksim etmelerini de meşru görmüştür.

Kıymetli Müslümanlar!

Günümüzde aile içi sorunların artmasına, kardeşler ve akrabalar arasına dargınlıkların girmesine, kavgaların ortaya çıkmasına sebebiyet veren olumsuzlukların başında miras paylaşımında yapılan haksızlıklar gelmektedir. Oysaki miras paylaşımında İslam’ın koyduğu ölçülere riayet etmemek, büyük bir günah, ağır bir vebaldir. Kız çocuklarına haklarını tam vermemek, evlendikleri için onları mirastan mahrum bırakmak, hiçbir vârisin istemediği değersiz mülk ve arazileri onlara layık görmek apaçık bir zulümdür. Ayette buyrulduğu üzere yetimlerin mirasla ilgili haklarını gasp etmek ateşten bir parçayla karnı doldurmaktır.[4] Bir kimse adaletten ayrılmamak şartıyla çocukları arasında malını paylaştırabilir.

 Mirasın tamamını veya bir kısmını çocuklardan birine hibe ederek diğerlerinin haklarını çiğnemek ise adaletten sapmaktır.

 Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s), 

اِتَّقُوا 

اللّٰهَ وَاعْدِلُوا فِى أَوْلاَدِكُمْ  “Allah’tan korkun ve evlatlarınız arasında adaletli olun.”[5] buyurmaktadır.


Değerli Müminler!


Allah’ın koyduğu bütün kurallar gibi miras taksiminde yer alan ölçüler de insan fıtratına en uygun hükümlerdir. Günümüzdeki bütün olumsuzlukları ve miras paylaşımında yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmanın yegâne yolu, İslam’ın getirdiği adalet ilkesine hakkıyla riayet etmekten geçmektedir.


Aziz Müslümanlar!


Kur’an-ı Kerim’de miras taksiminde haksızlık yapanların acı sonu şöyle haber verilmektedir: 

Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine atar. Onun için elem verici bir azap vardır.”[6] 

O halde, geçici dünya menfaatlerine aldanarak ve hırslarımıza kapılarak Yüce Rabbimizin mirasla ilgili belirlediği sınırları asla ihlal etmeyelim. Her hak sahibine hakkını verelim, kul hakkı yemeyelim. Miras paylaşımında merhamet ve hakkaniyeti, insaf ve adaleti gözetelim. Unutmayalım ki, mirasta Rabbimizin taksimine razı olmayan ve hakkından fazlasına göz dikenlerin sonu, dünyada hüsran, ahirette ise elem verici bir azaptır.

Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum:

“Hiç kimse hakkı olmayan bir karış toprağı bile almasın! Şayet alırsa, kıyamet gününde Allah, yedi kat yeri onun boynuna geçirir.”[7]

 



[1] Müslim, Ferâiz, 4.

[2] Nisâ, 4/7.

[3] Nisâ, 4/11; Dârekutnî, es-Sünen, 5/160-161.

[4] Nisâ, 4/10.

[5] Müslim, Hibe, 13.

[6] Nisâ, 4/14.

[7] Müslim, Müsâkât, 141.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

5 Aralık 2024 Perşembe