Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v.) Şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا بُعِثْتُ مُعَلِّماً
“Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.”[5]
Dârimî, Mukaddime, 32.
Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v.) Şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا بُعِثْتُ مُعَلِّماً
“Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.”[5]
Dârimî, Mukaddime, 32.
İLİM İZZETE, ŞİDDET ZİLLETE GÖTÜRÜR
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah, müminlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları günahlardan arındırıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”[i]
Okuduğum
hadisi şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “İlim
öğreten kimseye, öğrettiği ilimle amel edenlerin kazandıkları sevap kadar sevap
verilir…”[ii]
Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam, ilim
öğrenmeyi ve bilgi elde etmeyi emreden bir dindir. İslam, Allah’ın rızasına
ulaştıran ilimlerle meşgul olmayı ibadet kabul etmiştir. İlim tahsil
etmeyi, kadın erkek her Müslümana asli bir görev olarak yüklemiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’e ilk inen
ayetin, اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”[iii] emri
olması, bu hakikate işaret etmektedir.
İslam, eğitim ve öğretimin temeline; iyiliği, adaleti, merhameti, sevgi
ve saygıyı koymuştur. İslam’a göre okumanın ve yazmanın amacı; insanlığa
faydalı olmak, toplumların kalkınması için gayret göstermektir. Nitekim Resûl-i
Ekrem (s.a.s) bir hadislerinde, خَيْرُ
النَّاسِ أَنْفَعُهُمْ لِلنَّاسِ “İnsanların en
hayırlısı insanlara faydalı olandır.”[iv]
buyurmaktadır.
Değerli Müslümanlar!
Şahsiyetimizin inşasında, karakterimizin
gelişmesinde, kimliğimizin şekillenmesinde aileden sonra en önemli rolü, öğretmenlerimiz
üstlenmektedir. Allah Resûlü (s.a.s), إِنَّمَا بُعِثْتُ مُعَلِّماً “Ben ancak bir muallim
olarak gönderildim.”[v] buyurarak, öğretmenlerin nebevî bir
mirasa sahip olduklarını haber vermektedir. Evet, öğretmenler, insanların ruh
ve ahlaki gelişmelerine katkı sağlayan, milletlerin geleceklerine yön veren müstesna
şahsiyetlerdir. Fertler ve toplumlar, öğretmenlerin eseridir. Dolayısıyla dün
olduğu gibi bugün de, Rabbimizin emaneti olan çocuklarımızın
imanla, ibadetle, güzel ahlakla, saygı ve
nezaketle buluşması öğretmenlerimiz eliyle gerçekleşecektir. Gençlerimizin;
kendine, ailesine ve milletine faydalı bir nesil olarak yetişmeleri, öğretmenlerimiz
marifetiyle mümkün olacaktır.
Kıymetli Müminler!
Branşı ne olursa olsun her öğretmen, öğrencilerinin milli ve manevi
değerlerimizle, ahlaki ilkelerimizle donanması; Rabbini bilen, Peygamberini
tanıyan, ahiret bilincine sahip, devletini ve milletini seven insanlar olarak
yetişmesi için gayret etmelidir. Öğrencisine evladı gibi şefkatle muamele eden
öğretmenlerin, öğretmenine anne babası gibi saygı gösteren öğrencilerin
bulunduğu bir okul; mutlu bir ailenin, huzurlu bir toplumun ve neticede sevgi
medeniyetinin oluşmasına katkı sağlayacaktır. Yüce Rabbimiz, “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden,
kötülükten meneden bir topluluk bulunsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[vi]
buyurmaktadır. İşte tüm öğretmenlerimiz bu müjdeye nail olma imkânına sahip
mübarek bir mesleğin mensuplarıdır.
Muhterem Müslümanlar!
Maalesef, Kur’an ve sünnetin rahmet yüklü
mesajlarından uzaklaşıldığından dolayı yeryüzünde zulüm ve haksızlıklar günden
güne artıyor. İslam’ın emrettiği ilim, irfan ve hikmetten mahrum kalındığı için
sevgi ve saygı azalmaya, şiddet ve nefret çoğalmaya başladı. Gün geçmiyor ki, kadına,
çocuğa, yaşlıya yönelik yüreklerimizi sızlatan bir şiddet haberi duymayalım. Oysaki
yüce dinimiz İslam’a göre şiddet; zulümdür, Allah’ın
haram kıldığı büyük bir günah, vebali ağır bir kul hakkı ihlalidir. Hiçbir
mazeret, şiddeti meşru hale getiremez. Kimden gelirse gelsin ve kime yapılırsa
yapılsın şiddetin hiçbir çeşidi kabul edilemez. Rahmet ve barış dini İslam ile
şiddet asla bir arada zikredilemez.
Aziz Müminler!
Gün; ilimle hikmeti,
bilgiyle ahlakı buluşturma günüdür. Zaman; ailemizi ve çocuklarımızı zararlı
alışkanlıklardan ve batıl ideolojilerden koruma zamanıdır. Vakit; her türlü
teknolojiyi ve çağın imkânlarını kullanarak ülkemizi ve milletimizi güçlü kılma
vaktidir.
Bu vesileyle bugünlere gelmemize vesile olan bütün öğretmenlerimizi,
Kur’an kursu öğreticilerimizi ve hocalarımızı hürmet ve minnetle yâd ediyor; ahirete
irtihal edenlere rahmet, hayatta olanlara sağlık ve afiyet diliyorum.
ÂDÂB VE ERKÂNIYLA CUMA NAMAZI
Allah’ın emrine icabet edip mübarek Cuma
gününde camilerimizde
omuz
omuza saf tutan aziz kardeşlerim! Cumamız mübarek olsun. Allah’ın selamı,
rahmeti ve bereketi üzerimize olsun.
Muhterem Müslümanlar!
Bugün
Cuma. Güneşin üzerine doğduğu en
hayırlı gün.[i] Bugün,
Rabbimizin huzuruna durduğumuz, hep birlikte Allah’a el açıp yalvardığımız,
günahlarımıza af ve mağfiret dilediğimiz mübarek bir gündür. Bugün, birlik ve beraberliğimizi
pekiştirdiğimiz; acı ve hüzünlerimizi, sevinç ve mutluluklarımızı paylaştığımız
haftalık bayram günümüzdür. Gönlümüzü dünyevî kaygılardan arındırıp huzur ve
sükûnete erdirdiğimiz diriliş günümüzdür.
Aziz Müminler!
Cuma
günü Müslümanların yerine getirmesi gereken sorumluluklar vardır. Bunlardan
birisi de, Cuma namazını eda etmektir. Cuma namazı, Yüce Rabbimizin Kur’an-ı
Kerim’de kendisine özel bir yer ayırdığı müstesna bir ibadettir. Cuma günü; vaaz,
hutbe ve namazıyla bizleri hata ve günahlardan arındırır, iyiye ve hayra
yönlendirir; ilim, irfan ve hikmetle donatır, toplumsal hayatımızı ayakta tutan
değerlerle buluşturur. Bu kutlu vakitten istifade etmek isteyen her bir mümin, dünyevî
meşgalelerini bırakıp Cenâb-ı Hakk’ın davetine icabet etmelidir. Abdestini güzelce
almalı, temiz ve namaz kılmaya uygun kıyafetlerini giymeli, üzerine güzel
kokular sürerek erkenden camiye gelmelidir. Camiye vardığında ise Allah’ın
misafiri olarak cami âdâbına riayet etmeli; okunan ayetleri, verilen vaazları
ve yapılan nasihatleri huşû içinde dinlemelidir.
Kıymetli Müslümanlar!
Cuma
günü Müslümanların yerine getirmesi gereken diğer bir sorumluluk ise Cuma
hutbesini dinlemektir. Hutbe, ümmet-i Muhammed’e nebevî bir sesleniştir, Yüce
Rabbimizin emir ve yasaklarını hatırlatmadır. İnsanlığı Allah’ın yoluna,
İslam’ın aydınlığına ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in güzel ahlakına
davettir. Hutbe, Cuma namazının şartıdır. Hutbe okunmadan Cuma namazı olmaz. Hutbeyi namazdaymış gibi dinlemek
gerekir. Dolayısıyla hutbe esnasında konuşulmaz. Selam alınıp verilmez. Cep
telefonuyla meşgul olunmaz. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s), Cuma namazında
imam hutbe okurken konuşan birisine ‘sus!’ bile demeyecek kadar hassasiyetle
hutbeyi dinlemeyi bizlere tavsiye etmektedir.[ii]
Değerli Müminler!
Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza
çağrıldığınızda Allah’ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın. Eğer
bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”[iii] Öyleyse dinen
meşru bir gerekçe olmadıkça Allah’a teslimiyetimizin göstergesi, birlik ve
beraberliğimizin nişanesi olan Cuma namazını asla ihmal etmeyelim. Güzel söz ve
tatlı dille çocuklarımızı, gençlerimizi namaza ve camiye alıştıralım. Onlara sevgi
ve şefkatle muamele edelim. İş, çalışma, ders ve sınav saatlerini Cuma namazına
göre planlayalım. Unutmayalım ki, Cuma namazı Allah’ın farz kıldığı bir
ibadettir. Hangi gerekçeyle olursa olsun inananları bu müstesna ibadetten
mahrum bırakmak, inançlarının gereğiyle işleri arasında tercihe zorlamak, büyük
bir günah, ağır bir vebaldir.
Hutbemi Peygamber
Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum: “Kim, önemsemediğinden
dolayı Cuma namazını üç defa terk ederse kalbi mühürlenir.”[iv]
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
Ey inanan kullarım! Benim arzım geniştir; o halde yalnız bana kul olmakta sebat edin.
Ankebût Suresi - 56 . Ayet