Hemen Şimdi Kamuda Büyük bir tasarruf planı ortaya konulmalı. Ciddi bir operasyon düzenlenmeli
Kamu yanında Herkes Tasarrufa Yönelmelidir.
Devlet her konuda vatandaşa örnek olmalıdır....
Hemen Şimdi Kamuda Büyük bir tasarruf planı ortaya konulmalı. Ciddi bir operasyon düzenlenmeli
Kamu yanında Herkes Tasarrufa Yönelmelidir.
Devlet her konuda vatandaşa örnek olmalıdır....
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
اَللَّهُمَّ!. إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ، وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ، وَالْبُخْلِ
“Allahım!.. Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten sana
sığınırım”.
Muhterem Müslümanlar!
Sahabenin önde gelenlerinden Ebu’d-Derdâ (r.a) bir gün fidan dikiyordu. Onu gören biri, bu işin dünya malına düşkünlük anlamına geldiğini zannederek, “Allah Resûlü’nün arkadaşı olduğun halde sen de mi böyle yapıyorsun?” dedi. Bunun üzerine Ebu’d-Derdâ (r.a), Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifini ona hatırlattı:
“Her kim bir ağaç diker de
ondan bir insan yahut Allah’ın yarattığı herhangi bir canlı yerse bu, o kimse için
bir sadaka olur.”[1]
Aziz Müminler!
Kâinat, Allah’ın yoktan var ettiği ve bizlere bahşettiği bir nimettir. Allah’ın mülkünde ve hâkimiyetinde olan, imar ve ihya sorumluluğunu üzerimize yüklediği bir emanettir. Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren bir hakikat kitabıdır. Nitekim Rabbimiz bu gerçeği Kur’an-ı Kerim’de şöyle haber vermektedir:
“Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, Allah’ın varlığının delillerindendir.”[2]
Cenâb-ı
Hak, hassas bir denge ve düzen ile yarattığı kâinatın kendisinin eseri olduğunu bizlere
öğretmektedir. Hayat bulduğumuz bu âlemi ve içindekilerini yaratanın, yaşatanın
ve yönetenin kendisi olduğunu hatırlatmaktadır.
Kıymetli
Müslümanlar!
Çevresine ibret
nazarıyla bakan insan, göklerin
direksiz durmasında, yeryüzünün yaşamaya elverişli kılınmasında, kâinatın
kusursuz işleyişinde nice hikmetler görecektir. Gökten inen yağmurla hayat
bulan topraktan türlü türlü bitkiler yetişmesinde, can dostlarımız hayvanların
birbirinden güzel görüntülerinde ve bizlere sundukları sayısız faydalarda nice
ibretler bulacaktır.
Değerli
Müminler!
İnsan, kâinatı
keşfettikçe kendini keşfeder. Dünyayı tanıdıkça yaratılış gayesini daha iyi
kavrar. Çevresini anladıkça nereden geldiğini ve nereye gideceğini idrak eder.
İnsan, suyu hayatın kaynağı olarak bildiği kadar, kendisinin de bir damla sudan
yaratıldığını düşündüğünde tevazu sahibi olur, kibirden arınır. Evini güneşin
ışığına ve ısısına açtığı gibi gönül hanesini de İslam’ın çağlar aşan
aydınlığına açtığında iyiliği dünyaya hâkim kılar. Yemyeşil vadilerin, masmavi denizlerin, yıldızlarla bezenmiş göklerin
kâinatın süsü olduğunu idrak ettiği gibi hayâ ve iffetin de ruhun süsü olduğunu
fark ettiğinde güzel ahlakı kuşanır, huzura erer, gerçek mutluluğu elde
eder.
Aziz
Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ
“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.”[3]
Bu ayet-i kerimede belirtilen hakikati bugün hepimiz açıkça görüyoruz. Günümüzde yaşanan çevre felaketleri, sorumluluklarımızı ihmal etmemizden kaynaklanıyor. Her gün, bir canlının daha neslinin tükendiğine dair haberler duyuyoruz. Tabiattaki doğal yaşam alanları sadece fotoğraflara konu olacak kadar azalmış durumda. İhmal ve kusurlarımızdan dolayı ormanlar kaybolmaya, topraklar çölleşmeye, su kaynakları yok olmaya başladı. Oysaki çevremizde yer alan her varlık Allah katında değerlidir ve kendi lisan-ı haliyle Allah’ı zikretmektedir. Yüce Rabbimiz bu hususu bize şöyle haber vermektedir:
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ
“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı
tesbih ederler.”[4]
Öyleyse Kıymetli Müminler!
Yaratılan her varlığa
Yaratandan ötürü değer verelim. Kâinat kitabını, hikmet, tefekkür ve ibretle
okuyalım. Kaynaklarımızı ölçülü kullanalım, israf etmeyelim. Yüce
Allah’ın âleme koyduğu hassas dengeyi gözetelim ve koruyalım. Çevremize karşı
sorumluluğumuzu ibadet şuuruyla yerine getirelim. Kâinatın yegâne sahibinin
Rabbimiz olduğunu, bizim ise emanetçi olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım.
Unutmayalım ki, çevremiz atalarımızdan bize bir miras, bizim de çocuklarımıza
bırakacağımız eşsiz bir emanettir.
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ
İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.
En’âm Suresi 102. Ayet
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
قاَلَ اللهُ تَعاَلَى:وَجَبَتْ مَحَبَّتِي لِلْمُتَحَابِّينَ فِيَّ،وَالْمُتَجاَلِسِينَ فِيَّ، وَالْمُتَزَاوِرِينَ فِيَّ، وَالْمُتَباَذِلِينَ فِيَّ
“Cenab-ı Hak bir hadis-i kudsîde şöyle buyuruyor: “Şu kimseleri sevmek bana
vacip oldu. (Şu kimseleri mutlaka severim): -Benim rızam için birbirlerini
sevenler…
-Benim rızam için bir araya gelenler…
-Benim rızam için birbirlerini ziyaret edenler…
-Benim rızam için birbirlerine ikramda bulunanlar…”
Malik, Muvatta: Şiir 16.
KALPLER ALLAH’I ZİKRETMEKLE HUZURA KAVUŞUR
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz idrak sahibi müminleri şöyle tanıtıyor:
“Onlar ayakta
dururken, otururken, yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını
tefekkür eder, düşünürler…”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Rabbini
zikreden ile zikretmeyenin durumu, diri ile ölünün durumu gibidir.”[2]
Aziz Müminler!
Zikir, Rabbimize kulluğumuzun ve sadakatimizin ifadesidir. Manevî berekete
açılan kapıdır. Gönüllerin huzur kaynağıdır. Kalbimizin gıdası, derdimizin
devasıdır. Zikir, Rabbimizin her zaman ve her yerde bizi gördüğünü, işittiğini
ve koruduğunu unutmamaktır. Bizler, Rabbimizin rahmet ve inayetine zikirle kavuşuruz.
O’nun muhabbetine zikirle mazhar oluruz. Gafletten zikirle uyanır,
vesveselerden zikirle kurtuluruz. Dünya ve ahiret selametine zikirle ulaşırız.
Kıymetli Müslümanlar!
Mümin, kalbini zikirle Rabbine açar.
فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ
“Siz beni anın ki ben de sizi anayım.”[3] ayetine bütün benliğiyle icabet eder. Zikirle Allah’ın
varlığını, birliğini ve kudretini tefekkür eder. Rabbinin gözetiminde olduğu bilinciyle bir ömür sürer. Her daim iyiliklere
ulaşmanın kötülüklerden uzaklaşmanın gayretinde olur.
Müminin gönlü zikirle ferahlar.
اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ
“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle
huzura kavuşur.”[4] ayeti gereğince müminin ruhu zikirle sekinete erer. Yuvası zikirle huzura
kavuşur.
Değerli Müminler!
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Ey iman
edenler! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah akşam tesbih edin.”[5] Bu ayeti kendine düstur
edinen Peygamber Efendimiz (s.a.s), her işine Allah’ın adıyla başlardı. Elbisesini
giyerken, evine girerken, evinden çıkarken, bineğine binerken Allah’ı anardı.
Yemeğe başlarken besmele çeker, sonunda da elhamdülillah derdi. Uyumadan önce
de uyandıktan sonra da Allah’ı zikrederdi.
Aziz Müslümanlar!
Zikir, Allah’ı zihinde tutmak, dil ile belirli kelimeleri tekrar etmekle birlikte,
söz, tutum ve davranışlarımızla Allah’ın rızasını kazanma çabasıdır. Nefsimizi
ıslah etme, iyilik ve hayır yolunda olma, huzur ve mutluluğa ulaşma gayretidir.
Zikrin gerçek anlamını idrak eden bir mümin, Kur’an ve sünnete uygun bir hayat
sürer. Kardeşlik hukukunu korur. Toplumda birlik ve beraberliği pekiştirmek
için çaba gösterir. Zikri kendine şiar edinen bir mümin, yaratılış gayesini
unutmaz. Hak duyarlılığını kaybetmez.
Değerli Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizleri şöyle uyarmaktadır:
“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın.”[6]
Bu ayet-i kerime rızkımızı
kazanırken, işimizi yaparken, sorumluluklarımızı yerine getirirken her an Allah’ı
hatırlamamız gerektiğini bizlere emrediyor. Varlıkta ve yoklukta, rahatlıkta ve
zorlukta Rabbimize kulluk etmeye, O’nu anmaya
ve O’ndan yardım istemeye bizleri çağırıyor.
Öyleyse Aziz Müminler!
Yüce Rabbimizin rızasını, yardımını ve affını umarak
her daim O’nu zikredelim. Esmâ-i Hüsnâ’sından güzel isimlerinden olan ya Allah,
ya Rahmân, ya Rahîm, ya Selâm isimlerini dilimize tesbih ederek zikrimizi eda
edelim. Zikrin en büyüğü olan namazlarımızı ihmal etmeyelim. Bir ismi de
“Zikir” olan Kur’an-ı Kerim’i okuyalım, anlayalım ve yaşayalım.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bize öğrettiği şu dua ile bitiriyorum:
اَللَّهُمَّ أَعِنَّا عَلَى شُكْرِكَ وَذِكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ
“Allah’ım! Sana şükretmek, seni zikretmek ve sana güzelce ibadet etmekte bize yardım et.”[7]