Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
“Kişi, -kıyamet günü- sevdiği kimse ile beraberdir”.
(Buharî: Edeb 96,
Müslim: Birr 165)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
“Kişi, -kıyamet günü- sevdiği kimse ile beraberdir”.
(Buharî: Edeb 96,
Müslim: Birr 165)
MERHAMET TOPLUMU
Muhterem Müslümanlar!
Cenâb-ı Hakk’ın
kullarına bahşettiği en değerli nimetlerden biri de merhamet duygusudur. Merhamet,
Rabbimizin “Rahmân” isminin bir tecellisidir.
Merhamet, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Şefkatli ve insaflı
davranmaktır. Merhamet, kalpleri kin, öfke ve intikam gibi hastalıklardan
temizlemektir. Gönülleri sevgi, saygı ve affın güzelliğiyle tezyin
etmektir. Can taşıyan her bir varlığa hatta bütün kâinata muhabbet
nazarıyla bakmaktır.
Aziz Müminler!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.s)’in en belirgin özelliği onun merhamet ve şefkatidir.[1] Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in davranış şekli şöyle anlatılmaktadır.
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen
onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin
etrafından dağılıp giderlerdi…”[2]
Allah Resûlü (s.a.s),
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en güzel davranandır.”[3]
buyurarak eşlerin birbirlerine karşı insaflı ve merhametli
olmalarını emretmiştir. “Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet
ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar.”[4] müjdesiyle
dua ve bereket vesilemiz olan yaşlılara güzel muamelede bulunmayı tavsiye
etmiştir. Resûl-i Ekrem
(s.a.s)’in çocuklara karşı olan şefkat ve muhabbetini ise çocukluğunu peygamberimizin
yanında geçiren Hz. Enes (r.a) şöyle anlatmaktadır: “Allah Resûlü, beni bir kez olsun azarlamadı,
kalbimi kırmadı. Bana karşı sürekli ‘evladım’, ‘yavrucuğum’ gibi gönül alıcı,
sevgi dolu ifadeler kullandı.”[5]
Kıymetli Müslümanlar!
“Her canlıya yapılan iyilikte bir sevap vardır.”[6]
buyuran Resûlüllah (s.a.s)’in şefkat ve merhametinden bütün
canlılar gibi hayvanlar da nasibini almıştır. Rahmet elçisinin insanlığa takdim
ettiği ilkeler üzerinde yükselen İslam medeniyetinde hayvanlara şefkat ve merhamet gösterilir.
Onların uygun ortamlarda
yaşama ve barınma hakları gözetilir. Ancak hayvanların hakkı korunurken, mükerrem
bir varlık olan insanın zarar görmesine de izin verilmemelidir. İnsan hayatını tehdit eden hayvanlar cadde ve
sokaklarda başıboş bırakılmamalıdır. Hastalık riski taşıyan veya saldırgan
hayvanlardan başta çocuklarımız olmak üzere insanlarımızı korumak, bunun için
gerekli tedbirleri almak hepimizin sorumluluğudur.
Değerli Müminler!
Şiddet, öfke, kin ve nefretin yürekleri işgal ettiği günümüzde merhamet medeniyetinin birer mensubu olarak bize düşen, Rahmet Peygamberinin mesajlarına yeniden sarılmaktır.
“Ben ancak rahmet olarak gönderildim.”[7]
buyuran Allah Resûlü’nün ilim,
hikmet ve irfan mektebinde gönüllerimizi eğitmektir.
O halde geliniz! Asrımızın en büyük hastalığı haline gelen
merhametsizliği bir tarafa bırakarak; eşimize, çocuğumuza, ana
babamıza, yaşlılarımıza, çevremize ve bütün canlılara karşı
vicdanlı ve merhametli olalım. Gönlümüzde merhamet pınarları
çağlasın daima. Kalbimizde merhamet adlı bir çınar büyüsün.
Şefkat ve rahmet kaplasın dört bir yanımızı. Ailemiz ve
toplumumuz merhamet ocağı olsun.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle
bitiriyorum:
“Merhamet edene Rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yerdeki bütün
mahlûkata merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.”[8]
İMAN VE İSTİKAMET
Muhterem
Müslümanlar!
Ashab-ı kiramdan birisi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e gelerek “Ya Resûlallah! Bana İslam hakkında öyle bir şey söyle ki bu konuda başka hiç kimseye soru sorma ihtiyacı hissetmeyeyim” dedi. Allah Resûlü (s.a.s) ona şöyle buyurdu:
قُلْ آمَنْتُ بِاللّٰهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ
“Allah’a iman ettim de, sonra da
istikamet üzere ol.”[1]
Aziz Müminler!
Cenâb-ı
Hak, yaratılmışların en şereflisi olan insanı yeryüzünde halife kılarak kendine
muhatap kabul etmiştir. Huzurlu bir hayat için onu akıl ve irade gibi iki büyük
nimetle süslemiş, peygamberler ve kitaplar göndererek de ona dosdoğru yolu
göstermiştir. İşte bu yol, imanın rehberliğinde, ibadet ve ahlakın güzelliğinde,
sınırları bizzat Yüce Allah tarafından çizilen ve istikamet üzere yürünen
yoldur.
Kıymetli
Müslümanlar!
İstikamet,
imanı, ibadeti, ahlakı, sosyal ve ticari ilişkileri hâsılı hayatın her anını ve
alanını kuşatan bir kavramdır. İmanda istikamet, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed
Mustafa (s.a.s)’in son peygamber olduğuna, meleklere, peygamberlere, kitaplara,
ahirete, kaza ve kadere gönülden inanmaktır.
İbadette istikamet,
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ
“Ey
Rabbimiz! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”[2]
ayeti gereği yalnızca Allah’a kulluk etmektir. Bizi Rabbimizin rızasından alıkoyacak kötülüklerden uzak durmaktır. İbadetlerimizi,
her türlü riya ve gösterişten arındırarak sadece Allah’ın rızasını talep
etmektir.
Değerli Müminler!
Cenâb-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Elif-lâm-mîm. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece
‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun, biz onlardan
öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; O,
yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.”[3]
Bu
ayetler bize öğretmektedir ki iman kuru bir sözden ibaret değildir. Özümüzle
sözümüzle, tüm benliğimizle istikamet üzere yaşama gayretidir.
İstikamet,
imanla verdiğimiz söze sadık kalmaktır. Hayatımızı Cenâb-ı Hakkın emir ve
yasaklarına göre tanzim etmektir. Sevgili Peygamberimizi gönülden sevmek, onun
gibi dosdoğru, emin ve yüce bir ahlak üzere olmaktır.
İstikamet,
imanın bize yüklediği sorumlulukların farkına varmaktır. İbadetleri aksatmamak,
anne ve babalık, eş ve evlatlık, komşu ve akrabalık görevlerini yerine
getirmektir.
İstikamet, Rabbimizin
فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”[4] emrine uygun
bir ömür geçirmektir. Yalan ve hileye, aldatma ve haksızlığa asla tevessül
etmemektir.
İstikamet,
Allah’ın koyduğu helal ve haram ölçülerine
titizlikle uymaktır. Edep ve iffeti, onur ve haysiyeti muhafaza etmektir.
İstikamet, daima helal dairesinde yaşamaktır. İçki ve kumara bulaşmamak, faiz, kul ve
kamu hakkı yememektir. Hâsılı istikamet, hesabı verilebilir bir hayat
yaşamaktır. Ne bir kimseye zarar vermek, ne de kimseden zarar görmektir.
Elinden ve dilinden emin olunan bir Müslüman olmaktır.
Ne
mutlu, hayatını iman, ibadet ve ahlak ile süsleyenlere. Ne mutlu, ömrünü
hayırlı işlerle bereketlendirenlere. Ne mutlu, Allah’ın rızası doğrultusunda
yaşayıp istikametten ayrılmayanlara.
Aziz Müslümanlar!
Geçen hafta millet olarak terörün karanlık yüzüne
bir kez daha şahit olduk. Şu husus unutulmamalıdır
ki; vatanımıza, milletimize, değerlerimize saldıranlar dün olduğu gibi
bugün de yarın da asla kirli emellerine ulaşamayacaktır. Terör örgütleri ve
arkalarındaki şer odakları, birlik ve beraberliğimize, kardeşlik ve
dayanışmamıza asla zarar veremeyecektir. Bu vesileyle İstanbul’da
gerçekleştirilen bu menfur saldırıda
vefat eden kardeşlerimize Yüce Rabbimizden rahmet, yaralılara acil şifalar,
yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Cenâb-ı Mevlâ,
devletimizi ve milletimizi her türlü kötülükten, ihanet ve şerlerden muhafaza
eylesin.
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
(Duhân Suresi 38. Ayet)