Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Bizi aldatan, bizden değildir!”
Müslim, Îmân, 164.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Bizi aldatan, bizden değildir!”
Müslim, Îmân, 164.
HELAL KAZANÇ VE ALIN TERİ
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Allah’ın size verdiği helal ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir.”[2]
Aziz Müminler!
“Rezzâk” olan Rabbimiz, kullarına sayısız nimetler bahşetmiştir. Helal ve temiz rızık peşinde koşmayı, haramlardan ise sakınmayı emretmiştir. Helalinden kazanmak için emek sarf etmeyi, alın teri dökmeyi öğütlemiştir. Nitekim O, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
“Rızkınızı Allah katında arayın, O’na kulluk edin, O’na şükredin; sonunda O’na döndürüleceksiniz.”[3]
Kıymetli Müslümanlar!
Helal kazanç; el emeği ve göz nuruyla elde edilen nimetin “en
hayırlı lokma” olduğunu idrak etmektir. Ölçüyü ve tartıyı
eksiksiz yapmak, söz ve davranışlarda dürüst davranmaktır.
Helal kazanç, işinin hakkını vermek, işçinin hakkını alın teri
kurumadan ödemektir. Kul ve kamu hakkına riayet ederek
kazancı ve ömrü bereketlendirmektir.
Helal kazanç, maddi yönden yükselirken, manevi olarak tükenmemektir. Hırs ve tamahın esiri olmamak, boynunda hiçbir kulun vebalini taşımamaktır. Helal kazanç, yalan, hile ve aldatmadan kaçınmak, haram lokmayı, mideyi yakıp kavuran bir kor gibi görmektir.
Değerli Müminler!
Ne acıdır ki modern zamanlar iş ve ticaret ahlakını da olumsuz
etkiliyor. Dürüst, güvenilir, helal-haram hassasiyeti olan, işinin
ve işçinin hakkını gözetenlerin sayısı elbette çoğunlukta. Ancak
bunun yanında sadece maddiyat odaklı düşünenlerin, daha fazla
kazanmayı hayatın gayesi sananların sayısı da artıyor. Çalışma
ve ticaretin de bir imtihan, işini layıkıyla yapmanın da bir ibadet
olduğu bazen göz ardı ediliyor.
Hâlbuki İslam, boğazımızdan geçen her bir lokmanın helal ve meşru olmasını imanımızın bir gereği olarak görür. İçki ve ticaretinden, içerisinde kumar olan bütün oyunlardan, faizin her çeşidinden, hırsızlık, rüşvet, tefecilik, kamu malını üzerine geçirmek, stokçuluk ve karaborsacılık gibi her türlü haramdan şiddetle kaçınmamızı emreder. Unutmayalım ki kim helalinden kazanıp helal yollarda harcarsa ibadeti kabul, duası makbul olur. Kazancı bereketle, hanesi huzurla dolar. Nihayetinde Allah’ın rızasına ve cennetine nail olur. Kim de yediğine, içtiğine, giydiğine haram bulaştırırsa malının bereketi azalır. Kazandığını zannederken aslında kaybeder. Dünya saadeti yok olur, ahirette ise cehennem azabına duçar olur. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Haramla beslenen vücudun layık olduğu yer ancak cehennemdir.”[4]
Aziz Müslümanlar!
Hayatımızın her alanında olduğu gibi iş ve ticaret hayatımızı da
doğruluk ve dürüstlük üzerine inşa edelim. Allah’ın koyduğu
helal-haram sınırlarını hakkıyla koruyalım.
Helalinden kazanalım, helalinden üretelim, helalinden yiyelim ve
helalinden harcayalım. Geçici dünya malını, kalıcı ahiret
saadetine tercih etmeyelim.
Hutbemi Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum:
“Kıyamet gününde insanoğlu, malını nereden kazandığından ve nereye harcadığından hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan hiçbir yere kımıldayamaz.”[5]
Muhterem Müslümanlar!
Bu hafta başı itibariyle Kur’an kurslarımız eğitim öğretime
başlamıştır. 4-6 yaş grupları ve yoğunlukla hanım
kardeşlerimizin katıldığı ihtiyaç odaklı Kur’an kursu
kayıtlarımız devam etmektedir. Yakınlarınıza duyurmanızı
hatırlatır, başarılı ve verimli bir dönem olmasını Yüce Allah’tan
niyaz ederim.
[1] Mâide, 5/88.
[2] Tirmizî, Büyû’, 4.
[3] Ankebût, 29/17.
[4] Tirmizî, Cum’a, 79.
[5] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 1.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
اَوَلَا يَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
(Bakara Sûresi,77. Ayet)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
إِقْرَؤُوا الْقُرْآنَ، فَإِنَّهُ يَأْتيِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ شَفِيعاً ِلأَصْحاَبِهِ
“Kur’an okuyun. Zira Kur’an, kıyamet günü Kur’an ehline şefaatçi olarak
gelecektir”.
TAKVA,
HAYÂ VE TESETTÜR
Muhterem Müslümanlar!
Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de bizlere şöyle seslenir:
“Ey Âdemoğulları! Size mahrem
yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise indirdik.”[1]
Bu ayet-i kerime, giyinme ihtiyacımızı karşılayan nimetleri bize Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ettiğini ve O’na şükretmenin boynumuzun borcu olduğunu bildirir. Aynı zamanda giyinmenin bir güzellik ve zarafet gereği olduğuna işaret eder. Ayetin devamında ise şöyle buyrulur:
“Takva elbisesi var ya, işte o daha
hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.”[2]
Aziz Müminler!
Takva
elbisesi; imandır, edeptir. Takva elbisesi, bedeni örten giysilerin nasıl bir
anlam taşıdığını idrak etmektir. Takva elbisesi, örtünmenin hakiki gayesini keşfetmektir.
Takva elbisesi, bedenine zarar verecek ve ruhunu incitecek her türlü hatadan
uzak kalarak erdemli yaşama bilincidir. Örtünme Allah’ın bir ayeti olduğuna
göre, bizim onun hikmetini düşünmemiz ve Rabbimizden öğüt almamız gerekir.
Rabbimiz,
insanı eşsiz bir yapıda yaratmıştır. Fıtrat dediğimiz bu yapı, iyi, güzel ve
faydalı olana yönelmeye hazırdır. Bedenin mahrem ve dokunulmaz olduğu,
giyinmenin doğru ve güzel olduğu, doğuştan gelen fıtri bir kabuldür. İlk insan
Hz. Âdem ve eşinin cennetteki hali bunun en büyük ispatıdır. Onlar, Allah’ın
emrini unutup kendilerine yasaklanan ağaçtan yediklerinde edep yerleri açılmış,
mahcubiyet ve telaş içinde cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışmışlardı.[3] Bu
utancın sebebi ise, onların fıtratında bulunan hayâ duygusuydu.
Kıymetli Müslümanlar!
Hayâ,
insanın çirkin bir şey yapmaktan çekinmesi, günah işlemekten utanmasıdır. Hayâ,
İslam ahlâkının özüdür; hayâ ilk peygamberlik öğretilerinden beri insanlığa seslenen
ahlâkî bir davettir. İslam’da örtünmenin en büyük hikmetlerinden
biri, hem kullara hem de Allah’a karşı hayânın gereği olmasıdır. Bu
yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Allah halîmdir, hayâ sahibidir,
kusurları örtendir. Hayâyı ve örtünmeyi sever.”[4]
buyurmuştur.
Çünkü hayâ, Allah’ın her an bizimle olduğunu bilmek, O’nun karşısında mahcup
olacağımız şeyler yapmamaktır. O halde, örtünmenin ilahi bir anlamı ve değeri
vardır. Örtünme, insanın daima kendisini gören, işiten ve koruyan ilâhî kudreti
unutmamasıdır. Örtünme, Allah’ın sevdiği, istediği, emrettiği bir davranış
olduğu için değerlidir. Tesettür küçümsenemez, itibarsız bir tercih gibi
gösterilemez. Çünkü tesettür Allah’ın rızasını kazanmanın bir vesilesidir.
Değerli Müminler!
Tesettür,
Allah ve Resûlü’nün gösterdiği istikamette yaşamaya dair kararlılığın dışa
yansımasıdır. Tesettür deyince, kadını ve erkeği ilgilendiren ortak bir
kavramdan, yüce bir erdemden söz ediyoruz. Örtünmenin sadece kadını
ilgilendirdiğini ve başörtüsünden ibaret olduğunu zannetmek ciddi bir
yanılgıdır. Zira örtünme, insanla ilgili bir ilkedir ve sınırlara saygının
ifadesidir. Elbette kadın ve erkeğin tesettür sınırlarında İslam’ın belirlediği
farklılıklar vardır. Ancak unutmayalım ki, kadın ya da erkek her mümin, hayâ
bilinciyle örtünür ve bu saygınlıkla toplum içinde değer kazanır. Zira İslam’a göre insan,
sureti ve imajıyla değil, ruhu ve şuuruyla kıymetlidir.[5]
Güzelliği haram çizgisinin ötesinde değil, helal dairesinde aramalıdır.
Aziz Müslümanlar!
Kur’an-ı Kerim’de,
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve
iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha nezih bir davranıştır. Allah onların
bütün yaptıklarından haberdardır.” buyrulur. Bir sonraki ayette ise “Mümin kadınlara da söyle,
gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Kendiliğinden
görünenler dışında ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının
üzerinden bağlasınlar.” buyrulmaktadır.[6] Bu iki
emrin peş peşe gelmesi, hayânın ve örtünmenin hem erkek hem de kadından beklendiğini
gösterir. Her Müslüman kendi izzetini korumakla olduğu kadar, diğer insanların
mahremiyetine saygı duymakla da yükümlüdür. Ne mutlu hür iradesiyle hayâ, hicap
ve edeple yaşamayı seçenlere! Ne mutlu kulluk bilinciyle yaşayıp dünyada da
ahirette de kazançlı çıkanlara!
Hutbemin
sonunda Azerbaycan-Ermenistan sınırında vatanını müdafaa ederken şehit olan
Azerbaycan ordusunun kahraman askerlerine Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılara
acil şifalar diliyorum. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan halkının başı sağ olsun.