13 Mart 2022 Pazar

İslam Öğretisi-22

            Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-18

Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz ismini açıklamaya devam ediyoruz.

90- MȂNİ

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Mâni’dır.

Sözlükte “mahrum etmek, vermemek, engel olmak” manasındaki men kökünden türemiş bir sıfat olup “kötü şeylere engel olan, bunların gerçekleşmesine müsaade etmeyen” anlamında Allah’ın isimlerinden biridir.

El-Mani; dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan demektir.                                                                                             El-Mani; kötülüklere engel olandır.

El-Mani; hikmetine binaen dilemediği şeylerin gerçekleşmesine izin vermeyendir.

El-Mani; dostlarına gelecek zararlara mani olan ve onlara yardım edendir.

El-Mani; koruma yollarını ve çarelerini yaratmak suretiyle kullarını beden, namus, fikir, inanç, şeref, aile bakımından eksikliklerden, tehlikelerden ve helakten koruyandır.

Allah Teâlâ, bazı isteklerin gerçekleşmesine müsaade etmez. Bütün isteklerimiz, Allah’ın dilemesi ve takdiriyle gerçekleşir. O’nun dilemediği bir şey olmaz. Dilediği şey de olur. Allah Teâlâ, sevdiği kullarının bazı kötü isteklerine engel olmak suretiyle onları zarardan korur.

Mâni‘ ismi müelliflerce “yaratıklardan dilediğine dilediği şeyi vermeyen, istediğine de istediğini veren” şeklinde geniş çerçevede açıklanmıştır. Bunun yanında daha belirgin anlamlar da verilmiştir. Allah lâyık olanlardan lütfunu esirgemeyen, olmayanlara da lütufta bulunmayandır

O, dostlarını onların düşmanlarından koruyup kendilerine gelebilecek kötülüklere engel olandır.

Allah dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir, fakat dostu olmayan bir kulun kalbini aykırı davranışlardan korumaz.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir…” (En’âm Suresi 61. Ayet)

“Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.” (İsrâ Sûresi,20.Ayet)

Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.” (Yunus Sûresi,107.Ayet)

“Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak (engelleyecek) yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fâtır Sûresi,2.Ayet) 

“Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.” (Yâsîn Suresi 9. Ayet)

91-  DȂR (Zâr)

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de ed-Dâr’dır.

Ed-Dâr; Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyler yaratan.

Ed-Dâr; Elem ve zarar verici şeyler yaratan, dilediğine felaket, keder ve şiddet veren, zarara uğratan demektir. Zarara uğratan. Her şer kabul edilenin mutlak var edicisi. Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyleri de yaratan.

Ed-Dâr: Üzüntü ve zarar verici şeyleri yaratan

Ed-Dār : Zarar verici şeyler dâhil her şeyi yaratan; insanları çeşitli biçimlerde zarara sokanları, azgınları ve sapkınları zarara uğratan anlamında Allâh’ın esmâ-i hüsnâsından biridir.

“Zarar vermek” anlamındaki darr veya durr masdarından sıfat olup “zarar veren” veya “elem ve zarar verici şeyleri yaratan” mânası ile esmâ-i hüsnâ içinde yer alır. Kur’ân-ı Kerîm’de daha çok menfaat (nef‘), hayır ve rahmet kavramlarıyla birlikte ve bunların karşıtı olarak elliden fazla âyette geçen zarar kavramı bu âyetlerin bir kısmında, Allah’tan başka tapınılan sözde tanrıların kendilerine de başkalarına da herhangi bir fayda veya zararlarının dokunamayacağını ifade eder.

Allah’a nispeti açısından dârrın, karşıtı olan nâfi‘den bağımsız olarak düşünülmesi mümkün değildir. Şu halde dâr-nâfi‘ lafızları ikileme (tekrar) durumunda olup esmâ-i hüsnâ içinde ikisi bir arada “maddî-mânevî her şeyin mâliki ve mutasarrıfı” (mâlikü’l-mülk) anlamını taşırlar.

Kur’an’da Allah’a nispet edilen zarar kavramı, “Allah eğer sana bir zarar verecek olsa onu kendisinden başka kimse bertaraf edemez” (Yûnus suresi /107) örneğinde görüldüğü üzere, daima yüce yaratıcının yetkin kudretini ifade eden ve bu kudretin başkalarında bulunmadığını vurgulayan bir üslûpla dile getirilmiş, sürekli olarak şartlı ve alternatifli cümleler halinde kullanılmıştır. Dâr (zarar veren) ile nâfi‘(fayda veren) isimleri arasında bulunan sıkı münasebet onların birlikte kullanılması sonucunu doğurur.

Allah’ın doksan dokuz ismi içinde “rahmân-rahîm” gibi anlamları birbirine çok yakın olanlar yanında “dâr-nâfi‘”, “kābız-bâsıt” (rızkı daraltan-genişleten), “muhyî-mümît” (yaşatan-öldüren) gibi karşıt anlamlı ikileme şeklinde kullanılanlar da vardır. Bu sonuncular bir çelişkiyi değil, birbirinin zıddı veya alternatifi olan varlık ve olayların düzenli ve âhenkli işleyişinden ibaret bulunan kâinatın Allah ile münasebetini dile getirir. Bu açıdan dâr ismi, “zarar veren” şeklinde değil “zarar verici olanları da dahil olmak üzere her şeyi yaratan, kâinatı karşılıklı etki-tepki münasebeti içinde düzenleyip yöneten” tarzında anlaşılmalıdır. Dâr bu muhtevası ile Allah’ın kevnî isimleri grubuna girer.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız.”( Nahl Suresi ,53. Ayet)

“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, her şeye güç yetirendir.” (Enam,17)

“Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O'ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur.” (Yûnus suresi /107.ayet)

"O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar." (Yâsîn Suresi 23. Ayet)

“Ve eğer gerçekten onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka: “Allah” derler. De ki: “Allah’tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dileseydi, O’nun zararını onlar giderebilir mi? Veya bana bir rahmet dileseydi, O’nun rahmetini tutabilirler mi (engelleyebilirler mi)?” De ki: “Allah bana yeter! Tevekkül edenler (yalnız) O’na tevekkül ederler (O’nu vekil ederler).” (Zümer suresi 38. Ayet)

(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Mâide Suresi 76. Ayet)

92-NȂFİ

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de en-Nâfi’dir.

Sözlükte “fayda vermek” anlamındaki nef‘ kökünden türeyen nâfi‘ kelimesi “fayda veren” demektir. Allah’a nisbet edildiğinde “dilediği mahlûka hayırlı ve faydalı şeyi veren” manasına gelir.

En- Nâfi ,Tüm mahlukata hayır ve menfaat verici şeyler yaratan, kulları için faydalı, fayda veren şeyleri yaratan, devamlı olarak bütün mahlukata hayır ve fayda sağlayan, faydalı şeyler yaratan demektir.

En- Nâfi, devamlı olarak, bütün mahlukata hayır ve fayda sağlayan, faydalı şeyler yaratan demektir.

En- Nâfi, İstediğine fayda sağlayan, O'nun takdiri olmadan kimseye yarar verilemeyen.

Nâfi’ “Dilediği kullarına fayda veren.”

En- Nâfi, Fayda veren, hayır ve menfaat verici şeyler yaratan anlamına gelmektedir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“…Onlara şöyle de: “Size bir zarar gelmesini isterse veya size iyilik etmeyi murat ederse, sizin için Allah’a karşı herhangi bir şey yapmaya kimin gücü yeter? Hayır! Allah bütün yaptıklarınızı bilmektedir;”( Fetih Suresi 11. Ayet)

De ki: “Ben kendim için, Allah’ın dilediği dışında ne bir fayda elde edebilirim ne de zarardan kurtulabilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım elbette bundan çok faydalanırdım, başıma kötülük de gelmezdi. Ben yalnızca inanan bir toplum için uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”  (A’râf Suresi 188. Ayet)

“Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içilecek sütler vardır. Hâlâ şükretmezler mi?” (Yâsîn Suresi 73. Ayet)

“Allah’ı bırakıp da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun.” (Yûnus Suresi 106. Ayet)

“Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır…” (Mü'minûn Sûresi, 21. Ayet)

“Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur.” (Furkân Suresi 47. Ayet)

O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.              (Furkân Suresi 48-49. Ayetler)

93-NÛR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de en- Nûr’dur.

Sözlükte “aydınlık, ışık” anlamına gelen nûr kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “insanların önünü aydınlatıp doğru ve gerçek olanı görmelerini, hak ile bâtılı, hayır ile şerri ayırt etmelerini sağlayan mânevî ve ilâhî ışık” mâniasında kullanılmıştır. Bunun karşıtı zulmettir. “Müminlerin velisi olan Allah onları karanlıklardan nura çıkarır” mealindeki ayetlerde (el-Bakara 2/257; el-Mâide 5/16) mecazi anlamda hidayete nur, dalâlete zulmet denilmiştir.

En-Nûr, alemleri nurlandıran,

 En Nûr; göklerin ve yerin nurudur.                                                                         En Nûr; insanları karanlıktan nura çıkarandır.

En Nûr; bütün karanlıkları giderecek nurlu bir dini indirendir.

En Nûr; insanlara kitabı indiren ve peygamberi gönderendir.

En Nûr; dünyada nur ile birlikte yaşayanları kıyamet günü asıl nura kavuşturacaktır.

Nûr; nurlandıran, ışık veren, nur kaynağı; âlemleri nurlandıran; istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran demektir.

Allah Teâlâ, varlığı apaçık olandır. Nuru yaratan, onunla gökleri ve yeri aydınlatandır. Kulunun kalbini, gönlünü iman nuruyla aydınlatarak hidâyete ermesini ve doğruyu bulmasını sağlayandır.

Allah Teala, varlığı apaçık olandır. Nur yaratan ve onunla beraber yar ile gökleri aydınlatandır. Bu anlamları üzerinden En-Nûr ismi Şerifi yüksek faziletlere sahiptir. Ayrıca Allah Teala, kulun kalbini iman nuru ile aydınlatmak suretiyle onun doğruyu bulmasına ve hidayete ermesine fırsat verendir. Gönlünü temiz bir kalp ve niyet ile beraber, aydınlıkla mükafatlandırandır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır…” (Bakara Suresi 257. Ayet)

“Allah, göklerin ve yerin nûrudur…” (Nûr Suresi 35. Ayet)

“Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer Suresi 22. Ayet)

“Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.” ( Nisâ Sûresi,174. Ayet)

İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlamayı istiyor.”( Tövbe Suresi 32. Ayet)

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadîd Suresi 9. Ayet)

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur…” (En’âm Suresi 1. Ayet)

94-HȂDÎ

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el- Hâdî’dir

“Doğru yolu bulmak; yol göstermek, rehberlik etmek” anlamındaki hüdâ (hedy, hidâyet) kökünden türemiş bir sıfat olup “yol gösteren, hayır ve mutluluk veren bir hedefe rehberlik eden” manasına gelir. Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde Allah’a nispet edilen hidâyet kavramının kullanılışını göz önünde bulunduran âlimler hâdî isminin mânasını, “insana hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan akıl, muhakeme ve zaruri bilgileri veren; ebedî mutluluğunu sağlayacak mânevî yolu ona gösteren” şeklinde iki noktada yoğunlaştırmışlardır.

El Hâdî, her şeye istikamet kazandıran, yol gösteren. Yön veren, kullarına hidayet veren, doğru yola ulaştıran.

El Hâdî, dilediği kullarını hidayete erdiren, doğru yola ulaştıran, dilediği kulunu hayırlı yollara yönelten, her şeye yön veren, kullarına yol gösterip lütfuyla hidayet veren demektir.

El Hâdî ,kalplere iman yolunu gösteren.
El Hâdî, hidayet lütfederek, bâtıldan ve dalâletten uzaklaştıran.
El Hâdî ,bütün canlılara, her türlü ihtiyaçları için yol gösteren.

Allah'ın kendisini tanıma yollarını kullarına gösterip tanıtması, yaratıklarına hayatlarını devam ettirme yollarını öğretmesi ve onları buna yöneltmesi anlamına gelir. O, bu yönüyle insanlara kurtuluş yolunu; dünya ve ahiret mutluluğu yollarını gösterir. Allah, hayvanlara içgüdü vermiştir. Onlar içgüdüleriyle kendilerine yararlı olanı bulurlar. İnsanlara ise, akıl verilmiştir. İnsanlar, akıllarını kullanarak bilinçli seçim yapma imkanına sahiptirler ve bu sebeple de yükümlü tutulmuşlardır. Bununla birlikte yüce Allah, akıllarının yanı sıra onlara peygamberler de göndermiştir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“…Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.”( Hac Suresi 54. Ayet)

“…Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter. (Furkân Suresi 31. Ayet)

“Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.” (Nahl Suresi 93. Ayet)

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör.” (İnsan Suresi 3. Ayet)

“Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?” (Beled Suresi 10. Ayet)

“Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.” (Kasas Suresi 56. Ayet)

“Yüce rabbinin adını takdis ve tenzih ederek an.  Yaratıp uygun şekil veren; Ölçülü ve amaçlı yapan, yol gösteren;” (A'lâ Suresi- 1-3.Ayetler)

(Bu yazı, Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)


11 Mart 2022 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

 Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:   

                     لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ، حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَلَدِهِ وَوَالِدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ


 “Sizden biriniz, beni kendi evlâdından, anne ve babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe, gerçek mü’min olamaz”.

                    Buharî: İman 8; Müslim: İman 70


Diyanet İşleri Başkanlığının 11.03.2022 Tarihli Cuma Hutbesi:DÜNYA HAYATI BİR İYİLİK YOLCULUĞUDUR

 DÜNYA HAYATI BİR İYİLİK YOLCULUĞUDUR




Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Kim iyilik yaparsa ona yaptığının on katı vardır; kim de kötülük yaparsa o sadece yaptığının dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.”[i]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:

“İyilik güzel ahlaktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.[ii]

Aziz Müminler!

Dünya hayatı bir iyilik yolculuğudur. Her birimiz bu âlemde,

 kendi iyiliğimizin imtihanını vermekte, insanlık sınavından

 geçmekteyiz. İnanmak, faydalı işler yapmak ve iyiliği

 yeryüzünde hâkim kılmak en ulvî görevimizdir. Kötü, çirkin ve

 zararlı işlerden kaçınmak ve bunlara engel olmak en temel

 vazifemizdir.

İyilik, var oluşun temel gayesidir. İnsanı insan kılan değerlerin bütünüdür. Mümince bir duruşun, Müslümanca bir hayatın en tatlı meyvesidir. İyilik, bazı yüzlerin ağaracağı, bazılarının ise kararacağı günde yüz aydınlığıdır. 

Kıymetli Müslümanlar!

Bizi iki cihanda huzur ve mutluluğa ulaştıracak, bize Rabbimizin rızasını kazandıracak sayısız iyilik yolları vardır.

İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmektir. Mal ve servetten yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, ihtiyaç sahiplerine harcamaktır. Namazı kılıp zekâtı vermek, verilen söze sadık kalmaktır. Darlıkta, hastalıkta ve zor zamanlarda yardımlaşmak, bollukta ve sağlıkta paylaşarak şükretmektir.[iii]

İyilik; samimi bir kul, hürmetkâr bir evlat, şefkatli bir anne baba, vefakâr bir eş olmaktır. Akrabalarımızın ve komşularımızın sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşmaktır. İyilik; mazlumun, kimsesizin, hastanın, yaşlının gönlüne dokunmaktır.

Değerli Müminler!

İyilik; güler yüzlü, güzel sözlü olmaktır. İnsanlara karşı affedici, hoşgörülü, adil davranmaktır. Şefkat ve merhameti, ihlas ve samimiyeti, hayâ ve iffeti, sabır ve vefâyı, hâsılı güzel ahlakı kuşanmaktır.

Öyleyse hiç vakit geçirmeden hayatımıza iyilikle anlam katalım. İyilikle fethedilmiş gönüller ve kazanılmış dualar biriktirelim. Elimiz, ihtiyaç sahibine şefkatle uzansın. Yüreğimiz, bir yalnızın yüreğine muhabbetle dokunsun. Gözlerimiz, ferini yitirmiş bir gözle merhametle buluşsun. Unutmayalım ki kötülük, ondan şikâyet etmekle değil, onun karşısında dimdik durmakla ve iyiliği yaymakla engellenebilir. Ve iyilik, konuşulan, yazılan, okunan bir şey değildir. İyiliği yapabilmektir asıl olan.

Aziz Müslümanlar!

Önümüzdeki Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece mübarek Berat Gecesi’dir. Berat Gecesi, Rabbimize karşı sorumluluklarımızı yeniden hatırlamak ve iyiliklerimizi çoğaltmak için önemli bir fırsattır. Bu vesileyle Berat Gecenizi şimdiden tebrik ediyorum. Cenâb-ı Hak, bu mübarek geceyi, aziz milletimiz, ümmet-i Muhammed ve tüm insanlık için hayırlara vesile kılsın.



[i] En’âm, 6/160.

[ii] Müslim, Birr, 15.

[iii] Bakara, 2/177.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK:

7 Mart 2022 Pazartesi

HAFTANIN AYETİ

 Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.
               (En'âm Sûresi,162. Ayet)

6 Mart 2022 Pazar

Hadis-i Şerifler aydınlatıyor-15

Birilerinin Yanında Fısıldaşarak Konuşmak

Dinimizde ibadetler çok önemlidir. İbadetlerimizin başında namaz, oruç, zekat, hac ve kurban gelmektedir.

İbadetler kadar ahlaki davranışlarımız da çok önemlidir. Hatta ahlaki davranışlarımızda ibadetten sayılmaktadır. Dinimizde yaptığımız güzel davranışlar ve kaçınığımız kötü davranışlar karşısında sevap alarak cennette ödüllendirileceğiz.

Mesela; yol üzerinde bulunan ve başkalarına zarar veren bir taşı, cam parçasını, teneke parçasını veya diken vb. şeyleri kenara almak ibadet olarak addedilmiş ve karşılığında sevap alınacağı bildirilmiştir.

Allah’ın yasakladığı ve haram kıldığı ve dinimizde hoş karşılanmayan davranışlardan da uzak durmak ibadet sayılmıştır.

Yalan konuşmamak, yalan yere şahitlik yapmamak, İftira ve gıybetten uzak durmak, başkalarını dışlamamak, ayrımcılık yapmamak ve bunun gibi hoş olmayan davranışlardan uzaklaşmak erdemli ve faziletli iyi kimselerin özelliklerindendir.

Toplumsal davranışlarımızda kimseyi incitecek davranışlarda bulunmamalıyız.

Bu konuda peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde bizleri şöyle aydınlatır:

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Üç kişi iken ikiniz diğerini bırakıp da fısıldaşmasın Böyle bir durum üçüncü kişiyi üzer.” (Müslim,Selam,38.)

Evet, bu hadis-i şerifle sevgili Peygamberimiz bizi toplumun çokça içine düştüğü bu yanlış davranışa düşmememiz için bizi uyarmaktadır.

Üç kişinin olduğu ortamda ikisi birbiriyle diğerinin duymayacağı bir sesle konuşması uygun değildir. İyi bir Müslümana bu davranış yakışmaz. Böyle bir davranıştan uzak durmalıyız. Bu durum diğer kimseyi üzer. Böyle bir davranış üçüncü kişiyi dışlar ve bize olan güvenini kaybeder. Aradaki dostluk ve arkadaşlığı zedeler ve hatta yok edebilir. Bir ve beraber olma duygusunu zayıflatır. Kişileri ferdiyetçiliğe iter.

İnsanların yalnız başına yaşayıp mutlu olmaları mümkün değildir. Birbirimize muhtacız. Yalnız başına hayatla mücadele zor bir durumdur. Hatta bu imkansızdır.

İşte bundan dolayı arkadaşlarımızı ve yakınlarımızı dışlamadan ilişkilerimizi sürdürmeliyiz.

Bir ve beraber olmalıyız.

Efkan VURAL

 Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog: 

4 Mart 2022 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

      Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:   

مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ


Her çocuk fıtrat üzere doğar  (İslam dinine uygun)

                                Müslim, Kader, 22.


Diyanet İşleri Başkanlığının 04.03.2022 Tarihli Cuma Hutbesi:BAĞIMLILIK: İNSAN ONURUYLA BAĞDAŞMAYAN HASTALIK

 

BAĞIMLILIK: İNSAN ONURUYLA BAĞDAŞMAYAN HASTALIK




Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Andolsun biz insanoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.”[i]

Aziz Müminler!

Yüce Rabbimiz, insanı eşref-i mahlûkat, yani varlık âleminin en şerefli üyesi olarak yaratmıştır. Tertemiz fıtratını korumak, dünya ve ahiret saadetine ermesini sağlamak için ona bazı sınırlar çizmiştir. İnsanoğlunun yaratılış gaye ve hikmetine uygun olan güzellikleri helal kılmış; insanın onur ve haysiyetini zedeleyen, ona zarar veren çirkinlikleri ise yasaklamıştır. Yüce dinimizin yasaklarından biri de insanın iradesini elinden alan, onu bedenen ve ruhen tükenişe sürükleyen bağımlılıktır.

Kıymetli Müslümanlar!

Çağımızda toplumları derinden sarsan önemli bir sorundur bağımlılık. Alkol, uyuşturucu, kumar, sigara ve teknoloji gibi bağımlılıklar çocuklarımızı, gençlerimizi, gelecek nesillerimizi ve bütün insanlığı tehdit etmektedir. Zira bağımlılıkla birçok hastalığa kapı aralanıyor. İnsan onuruyla bağdaşmayan şiddet körükleniyor. Bin bir emekle kurulan yuvalar dağılıyor, ocaklar sönüyor. Haksız kazançla kin ve düşmanlık tohumları ekiliyor. Dijital ekranların esareti altında asıl sorumluluklar unutuluyor, ihmal ediliyor. Nice insan gerçek hayattan uzak, yalnızlık girdabında kayboluyor; hayal dünyasında sahte mutlulukların peşinden koşuyor.

Değerli Müminler!

Bağımlılık, varoluş gayemizi unutturan bir hastalıktır ve her şeyden önce Rabbimizin bizlere bahşettiği akıl, irade, sağlık, ömür, servet gibi nimetlere karşı nankörlüktür. Bizim için takdir edilen insan olma şerefine gölge düşürmektir. Sadece bugünümüzü değil; yarınlarımızı ve ahiretimizi de tehlikeye atmaktır.

O halde bize düşen bağımlılıklara karşı uyanık olmaktır. Beden ve ruh sağlığımızın en büyük düşmanı olan alkol ve uyuşturucu gibi zararlı maddelerin her türlüsünden sakınmak ve sakındırmaktır. Kumar illetiyle ömrümüzü, mal ve servetimizi heder etmemektir.  Teknolojiyi bilinçli kullanmak, vaktimizi beyhûde tüketmemektir. Güzel alışkanlıkların ve ahlakın aile içinde kazanıldığını; yavrularımızın ancak bizim ilgi ve desteğimizle bağımlılıktan uzak kalabileceğini unutmamaktır. Ailemizde ya da çevremizde bağımlı olan varsa danışmanlık ve tedavi merkezlerine yönlendirmektir.

Kıymetli Müslümanlar!

Hutbemi Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum:

“Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazandığından, malını nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.[ii]



[i] İsrâ, 17/70.

[ii] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 1.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

KAYNAK: