14 Mayıs 2020 Perşembe

Kur’an’ı Kerim’den Mesaj Var-36


Kur’an’ı Kerim’den Mesaj Var

Dinimizde dost ve arkadaş seçiminin önemi:

İnsan oğlunun hayatını tek başına sürdürebilmesi zordur.
İnsanlar her zaman birbirlerine muhtaçtır.

Yalnız başına yaşamak zorunda kalan kimseler hayatın zorluklarıyla baş etmesi pekte mümkün gözükmemektedir.

Sorunlarını çözemeyen kişilerin sıkıntıları örümcek ağı gibi artarak devam eder. Böyle bir kişinin bunalıma girmesinden daha doğal ne olabilir.

İşte insanın hayatını sürdürürken dertlerini,sevinç ve kederini  paylaşacağı ve destek alabileceği dostları olmalıdır.

Kendimizi toplumdan dışlayamayız.Toplumla iç içe yaşamalıyız. Bu bizim yaratılışımızın gereğidir. İnsanın akrabaları,dostları, arkadaşları  ve meslektaşları olmalıdır. Kısaca insan toplumla birlikte yaşamak zorundadır.

Birbirimize güvene bileceğimiz can dostlarımız bize iyilik üzerine  yardımcı olurlar.

Hayatın karşımıza çıkardığı güçlükleri dostlarımızla aşabiliriz. Bu bakımdan iyi ve güvenilir dostlarımız olmalıdır.

Dost ve arkadaşlarımızı da çok iyi seçmeliyiz. Onların düzgün ve güvenilir olmalarına dikkat etmeliyiz.

İnsanı iyi ve güzel olan şeylere yöneltecek gerçek dostlarıdır.

Dost ve arkadaşlarımız bizi kötü ve yanlış şeylere yönelterek bizi hem bu dünyada ve hem de öteki alemde rezil ve rüsvay edebilirler. Bundan dolayı da dostlarımızı özenle seçmeliyiz.
İş işten geçmeden dost ve arkadaşlarımıza dikkat etmeliyiz.

Gerekirse ilişkilerimizi yeniden değerlendirmeliyiz.
Görünen bu dünyadan sonra görünmeyen ama inancımıza göre gerçek olan bir Ahiret hayatımız olacaktır.

Öldükten sonra varacağımız sonsuz hayat ahiret hayatıdır.
Orada dünyada yaptığımız her şeyden hesaba çekileceğiz.
Orada pişmanlık bir fayda vermeyecektir.

Her şeyi dünyada iyice değerlendirip Allah’ın istediği şekilde davranışlar sergilemeliyiz.

Dünyada yapmış olduğumuz dostluk ve arkadaşlıklarımıza dikkat etmeliyiz.

Dost ve arkadaşlar kişilerin hayatlarını yönlendirmektedir. Bu bakımdan dostlarımızı seçerken dikkatli olmalıyız.

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

 “‘Kişi arkadaşının dini üzeredir. Sizden biriniz kiminle arkadaş olduğuna baksın.” (Ebu Davud, Edeb,19)

O halde dünyada edindiğimiz dost ve arkadaş gruplarını iyi değerlendirip iyi ölçmeliyiz.
Beraber olduğumuz arkadaşlarımız bizi iyiye de kötüye de yönlendirebilir.

Dolayısıyla arkadaşlarımız yüzünden iyi yolda olabileceğimiz gibi yanlış yolda da olabiliriz. Bu konuda dikkatli ve uyanık olmalıyız.

Dünyadaki dostluklar ve arkadaşlıklarımızın ahrette de yansıması olacaktır.

Çok dikkatli olmamız gerekiyor. Sonra iş işten geçiyor, pişmalık ise hiçbir fayda vermiyor.

Çünkü ölümden sonraki hayatta pişman olmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek.Çünkü tekrar dünyaya dönme şansı yoktur.

Orası hesap verilecek ve hesabın sonunda ebedi kalınacak yerdir.
Orada yani ahrette güzel bir yer olan Cennete girebilmek için bu dünyada yaptığımız her şeye dikkat etmeliyiz.

Şimdi yaşadığımız bu hayatta iyi düşünelim güzel  davranışlar sergileyelim.

İyi insanlar,iyi dostlar ve güzel ahlaklı arkadaşlarla beraber olmaya gayret edelim. Sonra pişmanlık duymayalım.

Yüce Allah’ın  Kur’anı Kerim’deki mesajı şöyledir: 

(Hesabın görüldüğü gün kişi diyecek ki,)
“Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!”
 (Furkân Suresi 28. Ayet)

Ne mutlu o gün(Mahşer günü) hesabını kolay verenlere...

               Efkan VURAL

8 Mayıs 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.05.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:RAMAZAN: İNFAK, YARDIMLAŞMA VE PAYLAŞMA AYI


RAMAZAN: İNFAK, YARDIMLAŞMA VE PAYLAŞMA AYI 

Muhterem Müslümanlar!

 Yüce dinimiz İslam, toplum hayatında huzur ve sükûnetin hakim olmasını amaçlar. Bunun için iyilik ve fedakârlığı, yardımlaşma ve paylaşmayı emreder. Kötülüğü, bencilliği ve cimriliği ise yasaklar. İnsan, yaratılışı gereği bir diğerinin ilgi ve sevgisine, yardım ve desteğine ihtiyaç duyar. Cenâb-ı Hak “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye çeşitli alanlarda kimini kimine, derece derece üstün kıldık.”1 buyurarak bu gerçeği bize haber verir. İnsana düşen sahip olduğu imkanları bencilce kullanmak değil, elindekileri kardeşleriyle paylaşmaktır. İşte insana paylaşma bilinci kazandıran, böylelikle dünya ve ahiret mutluluğuna, nihayetinde Rabbinin rızasına kavuşturan tüm ibadetlerin ortak adı infaktır. 

Aziz Müminler!

 İnfak, kişinin Allah’ın kendisine emanet ettiği mal ve servetten, maddi ve manevi nimetlerden başkalarını da yararlandırmasıdır. Bütün canlılara iyilik yapma ve yardımda bulunma çabasıdır. Anne babaya, eş ve çocuklara, yakın ve uzak akrabaya, arkadaş ve komşulara hasılı tüm insanlara faydalı olma gayretidir.  

İnfak, insanın fıtratında var olan yüce duyguları harekete geçirir. Kişinin nefsini arındırmasına, çevresiyle ilişkisini güçlendirmesine, üzüntü ve kederden kurtulup Rabbinin hoşnutluğunu kazanmasına vesile olur. Nitekim Cenâb-ı Hak bir ayet-i kerimede şöyle buyurur:
 “Mallarını gece gündüz; gizli ve açık infak edenler için Rableri katında ecirler vardır; onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”2 

Kıymetli Müslümanlar!

 Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Allah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.”3 Ayet-i kerimedeki “kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” emriyle Yüce Rabbimiz, cimrilik edip Allah yolunda infak etmekten kaçınmanın, hem fert hem de toplum için tehlike oluşturacağını haber vermektedir.   

Değerli Müminler! 

Her alanda olduğu gibi infak konusunda da en güzel örneğimiz Resûl-i Ekrem (s.a.s)’dir. O, ümmetini daima cömertliğe, kanaatkârlığa, paylaşmaya  ve yardımlaşmaya davet etmiştir. Zekat, sadaka, fitre ve fidyelerin yanında gönüllü yardımlarla zengin ve fakirler arasında iyilik köprüleri kurmuştur. Bir defasında kestiği koyundan geriye ne kaldığını Hz. Âişe validemize sormuş, “Sadece bir kürek kemiği kaldı Ya Resûlallah!”  cevabını alınca, “Ey Âişe, desene bir kürek kemiği hariç tamamı bizim oldu.”4 buyurmuştur. 

Peygamberimiz bu veciz ifadesiyle verdiğimiz kadar kazandığımıza ve Allah yolunda harcamanın bereketine işaret etmiştir. Bir başka hadisinde ise müminleri şu sözlerle iyiliğe teşvik etmektedir: “Her kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse; Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Her kim de bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Her kim dünyada bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”

Aziz Müslümanlar!

 Allah ve Resûlüne gönülden bağlanan müminler, tarih boyunca infak bilincini kuşanmış, yardımlaşmayı hayatlarının merkezine almıştır. Sahip oldukları ilmi ve iktisadi birikimlerini başkalarıyla paylaşmıştır. Cömertlik ve fedakarlıkta hep ön safta olan ecdadımız, infakı kalıcı hale getirmiş, yaşadıkları her coğrafyada vakıf ve merhamet medeniyeti inşa etmiştir. Yeryüzünde hayrın ve hasenatın, iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için çalışmak bizim köklerimizde vardır. Bu gün de aziz milletimiz aynı şuur ve gayeyle iyiliğin öncüsü, insanlığın umudu, huzurun ve güvenin teminatı olmaya devam etmektedir elhamdülillah!   

Muhterem Müminler! 

İnfak, sadece maddi yardımlardan ibaret değildir. Allah Resûlü (s.a.s), gönülden gelen, yüreklere dokunan, dertlere deva olan her güzel davranışı infak kapsamında değerlendirmiştir. Peygamberimize göre infak, kimi zaman namaz için atılan bir adım, kimi zaman da sevinci ve kederi, varlığı ve darlığı paylaşmaktır. Kimi zaman muhtaca, mazluma, muhacire el uzatmak, kimi zaman da yolunu şaşırana yol göstermek, insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Bazen borçluya anlayışlı davranmak, bazen de eş ve çocuklara, ana baba ve kardeşlere, akraba ve komşulara güleryüzlü davranmak, tatlı söz söylemektir. Bazen hayvanlara iyilikle muamele etmek, bazen de yeryüzünün barış ve ıslahı için çaba sarf etmektir. 

Değerli Müslümanlar! 

Maalesef, tüketim ve bencilliğin öncelendiği, yardımlaşma ve paylaşmanın ötelendiği bir çağı yaşıyoruz. Sonu gelmez hırslar ve menfaat çatışmaları sebebiyle dünyamızı yakıp yıkan savaşlar yaşanıyor. Dünyanın bir ucunda insanlar bir lokma ekmeğe ve bir damla suya muhtaçken diğer ucunda tonlarca nimet bilinçsizce israf ediliyor.  Halbuki insanoğluna düşen, Cenâb-ı Hakk’ın kendisinden beklediği adaletli ve merhametli hayatı inşa etmektir. Bu hayatın kodlarında, dine ve akl-ı selime aykırı şeyler yoktur. Hayır ve hasenat yapmaktan kaçınmak yani cimrilik ve bencillik yoktur. Bu güzide hayatta iyilik, yardımlaşma, paylaşma, cömertlik ve infak vardır.   

Kıymetli Müminler!

 Mağfiret gölgesinin üzerimize düştüğü Ramazan-ı şerif, infak, yardımlaşma ve paylaşma ayıdır. Allah rızası için karşılıksız vermenin mutluluğunu derinden hissetme, fakirlere, kimsesizlere, yetimlere ve darda kalanlara gönüllerimizi açma vaktidir. Zekâtlarımızı, fitre ve sadakalarımızı ihtiyaç sahipleriyle buluşturma anıdır. 

O halde, bu mübarek ayda bol bol infak etmeye gayret edelim. Mümine yakışır bir nezaket ve zarafetle, infak adabına ve ihsan ahlakına uygun olarak, incitmeden ve asla gösterişe kapılmadan yardımlarımızı yapalım. Cenâb-ı Mevlâ’nın “Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir.”6 müjdesiyle hayır ve hasenatımızın sevap ve mükafat olarak bize geri döneceğini aklımızdan çıkarmayalım. Unutmayalım ki infak etmenin hazzını ve huzurunu idrak edememiş, cimriliğe saplanmış, israf çıkmazında debelenen bir ferdin ne kendisine ne de içinde yaşadığı topluma faydalı olması, huzur ve güven telkin etmesi mümkün değildir.  

Hutbemi Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyorum: “Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de infakta bulunup iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda infak edin.”
                                                          
 1 Zuhruf, 43/32. 2 Bakara, 2/274. 3 Bakara, 2/195. 4 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 33. 5 Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Hudûd, 3. 6 Sebe, 34/39. 7 Münâfikûn, 63/10. 

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
   Diyanet Hutbeleri2

7 Mayıs 2020 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):65-VÂCİD


                                el-VÂCİD


Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Vâcid’dir.

Vâcid kelime anlamı açısından ‘İstediğini istediği zaman bulan; hiçbir şeye muhtaç olmayan’ anlamına gelmektedir.

El-Vâcid: Hiçbir şey kendisine gizli kalmaz.

El-Vacid: Kendisine acizlik ve fakirlik ârız olmayan, mutlak zengin olan.
 El-Vâcid: Her istediğini isteği zamanda bulan. El-Vacid: Kerem ve ihsanı bol olan, her şeyi var eden O'dur.

Vâcid , bulan, vücuda getiren, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan anlamına gelir. Yüce Allah istediği şeyi, istediği canlıyı istediği zaman bulur, hükmünü hemen yerine getirir. Bir şeyi bulmak için, meydana getirmek için O’nun zamana, mekana, plana veya başka bir şeye ihtiyacı yoktur. Hiçbir canlı O’ndan gizlenemez. Hiçbir şey O’ndan kaçamaz. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Her şey O’na muhtaçtır.
Cenab-ı Hakk’ın, herhangi bir şeyi ele geçirmek için; zaman kollamaya bunu sağlamak amacıyla önlem almaya ihtiyacı yoktur. Her şey daima O’nun huzurundadır. Dilediği an hükmünü infaz eder ve bunda da O’nun için hiçbir zorluk söz konusu olmaz. Ne lütfunu hemen kullarına ulaştırmada, ne de cezasını yerine getirmekte O’nun için bir güçlük bulunmaz.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.” (Yâsîn Suresi 82. Ayet)

“Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi?” (Duhâ Suresi 8. Ayet)

“Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır ve biz oradan indirdiğimizi belirli bir ölçüye göre indiririz.” (Hicr Suresi - 21 . Ayet)

“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih Sûresi,7. Ayet)

“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla lâyık olandır.” (Fâtır Suresi 15. Ayet)

“Allah, yere gireni, yerden çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, çok merhamet edicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Sebe’ Suresi 2. Ayet)

“(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.” (Yûnus Suresi 61. Ayet)

 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL


1 Mayıs 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.05.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ

RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ

Muhterem Müslümanlar!


Hutbeme başlarken okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: 
“Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabbinize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Akıllı kişi, alçak gönüllü olan, kendini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.[2]

Aziz Müminler!

Allah Teâla,  insanı belirli bir amaç doğrultusunda, en güzel kıvamda yaratmış, akıl ve irade gibi üstün özelliklerle donatmıştır. Ondan yalnızca kendisine kul olmasını, sağlam bir iman ve salih amellerle dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmasını istemiştir.

Rabbimizin insana bahşettiği nimetler sayısızdır. Akıl, irade, ilim, iman, evlat, mal ve sıhhat bu nimetlerden bazılarıdır. Ancak bütün bu nimetlere karşı insanın yerine getirmesi gereken yükümlülükleri vardır. İnancımıza göre, her nimetin insana yüklediği bir sorumluluk vardır. Nitekim 
“Nihayet o gün dünyada yararlandığınız nimetlerden elbette hesaba çekileceksiniz.”[3] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.
Yüce dinimiz İslam’a göre, öncelikle Cenâb-ı Hakka karşı sorumlu olan insanın, kendisine, ailesine, yakınlarına ve çevresine karşı sorumlulukları vardır. İnsan, sahip olduğu her nimetin, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanı olduğunun farkında olmalıdır. Yaratılışındaki mükemmelliği, özündeki güzelliği korumalı, sorumluluk bilincini kuşanarak her vesileyle Allah’a şükretmelidir.

Kıymetli Müslümanlar!

Sorumluluk, insanın hayatına anlam katan, onu gayesiz yaşamaktan kurtaran en güzel haslettir. Sorumluluk bilinci, erdemli bir hayatın olmazsa olmazıdır. İnsan, sorumluluk bilinciyle hayatını ve çevresini güzelleştirir. Sosyal bir varlık olan insan, davranışlarının diğer insanlarda ve çevresinde nasıl bir etki oluşturduğunu hesap etmelidir.  Bu açıdan kâmil bir insan, bütün varlık âlemine karşı sorumluluk duygusu taşıyan bir karaktere sahiptir.

Değerli Müminler!

Sahurla berekete, oruçla sıhhate, Kur’an’la nura, teravihle huzura erişeceğimiz Ramazan ayını idrak ediyoruz. Zekât ve fitrelerimizle, hayır hasenatlarımızla sorumluluklarımızı daha çok hatırladığımız kutlu zamanları yaşıyoruz. Dilimizi zikre, kalbimizi şükre, aklımızı tedbir ve tevekküle, bedenimizi sabra alıştıracağımız en güzel anları yaşıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl Ramazan ayında hayatımızı etkileyen önemli bir konuyu gündeme taşımaktadır. Bu yıl tema olarak “Ramazan ve Sorumluluk Bilinci” belirlenmiştir. Ay boyunca sorumluluk konusu her yönüyle gündemde tutulacak, toplum nezdinde duyarlılık oluşmasına ve sorumluluk şuurunun geliştirilmesine katkı sağlanacaktır.

Aziz Müslümanlar!

On bir ayın sultanı Ramazan ayını, sorumluluk bilinci ile karşılayıp idrak ettiğimizde maddî manevî kazançlarımızı geliniz beraberce düşünelim.

Ramazan ayı, ilâhî ihsan ve ikramlarla bize rahmettir, her yönüyle güzelliklerimizi artırmaya bir davettir. Ramazan ayı, nefsimizi ve neslimizi imâr ve inşâ için, ocaklarımızdaki manevî neşveyi ihyâ için bir mekteptir.

Ramazan ayı, nasûh bir tevbe ve istiğfarda bulunmaktır. Kalplere huzur veren zikir ve tesbihatı çoğaltmaktır. Hesaba çekilmeden önce kendimizi muhasebe etmektir. Hayatımızda iyiden yana yeni bir sayfa açmak ve güzel bir başlangıç yapmaktır.

Muhterem Müminler!

Bir Müslüman için Ramazan, oruca sağlam bir niyettir, ibadetlerde devamlılık için dirayettir. Sahur vaktinde ve duaların geri çevrilmediği iftar sofralarında ailemizle ayrı bir berekete ermektir.

Ramazan, dua ve niyazlarımızda kardeşlerimizi anmaktır. Gönülden gönüle köprüler kurmaktır. Dua etmek kadar dua almaktır. En başta anne-baba duası olmak üzere, muhtacın, mazlumun duasına mazhar olmaktır. Yaratılmış her ne varsa, Yaratanın rızası, emri ve hatırı için kendileriyle bağımızı canlı tutmaktır.

Ramazan, her halimizle Allah’a şükretmektir, sıkıntı ve ıstırapta sabrı kuşanmaktır. Nefsimizi terbiye etmek, elimize, dilimize, belimize, kendimize sahip olmaktır. Bütün azalarımıza orucumuzu tutturabilmektir. Mahzun olduğumuz bu salgın günlerinde camilerimizde saf tutamasak da evlerimize ailece namazın huzurunu taşımaktır. Evde kalarak kıldığımız namazlarla manen yükselmek, her türlü hastalıktan ve kötülükten korunmaktır. Teravihle, tekbir ve salât-ı ümmiyye ile arınmak, huzur bulmak, ruhumuzu dinlendirmektir.

Kıymetli Müminler!

Yüce kitabımız Kur’ân’ın indirildiği bu kutlu ayda en güzel amellerden biri Kur’an’ın sesine, mesajına kulak vermektir. En güzel kelâmı özenle okumaya, tefekkür etmeye devam etmektir. Kur’an-ı okuyup anlamak kadar yaşamaktır, yaşatmaktır ve okutmaktır.

Bu mübarek ay, Allah için yaptığımız ve bize kat kat fazlasıyla geri dönen iyiliklerimizdir. Kardeşimizin imkânını artırdığımız infakımızdır. Vermenin hazzını tattığımız fitrelerimizdir. Malımızı arındırıp bereketlendirdiğimiz zekâtlarımızdır.

Evet, Ramazan ayı, kimsesizlerin yüzünde oluşturduğumuz tebessüm yüreklerindeki sevinçtir. İyilik uğrunda hiçbir şeyi ötelemediğimiz en güzel manevi iklimimizdir.

Değerli Müslümanlar!

Bu ayda bize düşen görev, kulluğumuzu pekiştirmek, sorumluluk duygumuzu, takva bilincimizi geliştirmektir. Yüce Allah'a, Resûlullah’a (s.a.s) ve Kitabullah’a her şeyden çok vefalı olmaktır. Vefalı olanlarla dostluğumuzu artırmaktır. Kıymeti iyi bilinmesi gereken bu sayılı günler, bin aydan hayırlı Kadir gecesiyle bizi istikamete, her şeyden yüce, Allah’ın rızasına yaklaştıran bir fırsattır.

Aziz Müminler!

Gecesiyle gündüzüyle mübarek bir aydayız. Diğer taraftan salgın hastalıkla ağır bir imtihandayız. Zamanın değerini, hayatın anlamını, gençliğin önemini, bir lokma nimetin ve bir nefes sıhhatin şükrünü idrak edelim. Bir virüsle hayatımızın değiştiği zor zamanda bu salgın hastalıktan korunmak için sorumluluklarımızı yerine getirelim. Dünyada bir misafir olduğumuzu, şu fâni hayatın ahirete hazırlık yurdu olduğunu unutmayalım. Taşıdığımız sorumluluğun meşakkatli ama kıymetli olduğunun idrakinde bir hayat sürelim. Dünyalık ne varsa, hepsine bir yolcu kadar değer verelim.

Sorumluluk duygusunu kuşanmanın erdemiyle, Müslüman olarak yaşamanın izzetiyle Allah’ın huzuruna varalım. Nihai hedefimizin Allah rızası olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Her günümüzü, Rabbimizin rızasına uygun faydalı işlerle, salih amellerle, iyilik arzusu ve tefekkür sermayesi ile değerlendirip kurtuluşa erelim.




[1] Hac, 22/77.
[2] Tirmizî, Sıfatü‘l-kıyâme, 25.
[3] Tekâsür, 102/8.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-12


                         Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın  Öğretisi-12

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-8

Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz  ismini  açıklamaya devam ediyoruz.

39- HÂFID

Allah’ın isimlerinden biri de el-Hafid’dir.
El-Hafid, alçaltan zillete düşüren demektir.
Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan… Allah Teâlâ, istediği kulunu yukarıdan aşağı indirir.  Şan ve şeref sâhibi iken, rezîl ve rüsvây eder ve bunu çok defa, kendisini tanımayan, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyip büyüklük taslayanlar ve hak, hukuk tanımayan zâlim zorbalar hakkında tecellî ettirir, Yüce yaratanımız…
Allah, bu dünyada ve ahirette mü’min kullarını yükselten, inkarcı ve münafıkları da alçaltandır. Allah, dilediği kulunu indirir, dilediğini de yükseltir. Kulların yükselmesi, alçalması, zenginleşmesi ve yoksullaşması Allah’ın elindedir. Bil ki, asıl alçaltılmış kimse; ilâhi başarı ve yardımdan yoksun bırakılandır. Başarısızlık ve ümitsizlik içinde bulunan, nefsinin isteklerine yenilen, Rabbinden bir iyilik görmeyen, kalbinde Rabb’ine dönme gücü bulmayan, dualarına güvenme hissini kalbinde duymayan kimsedir. Bu kimse terk edilmişlikle karşılık bulmuştur.  Kul daima meşgul ve sıkıntı içinde yaşar.
Allah Teâlâ, kâfirleri, zâlimleri, zorbaları,zalimleri alçaltır; mü’minleri,iyilik yapanları yükseltir. İstediği kulunu yukarıdan aşağıya indiriverir. En yüksek mertebelerden en aşağı mertebelere indiriverir. Allah’ın düşürdüğünü hiç kimse yükseltemez, yükselttiğini de hiç kimse alçaltamaz.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“O, alçaltır, yükseltir.” (Vâkıa Suresi,3. Ayet)
Bu ayette,kıyametin hem alçaltıcı hem de yükseltici olduğu (hâfıda, râfia) ifade edilmektedir. Müfessir Taberî, buradaki alçaltma ve yükseltme kavramlarının, “dünyada böbürlenerek gerçeği kabul etmeyenleri cehenneme düşürme, hakkı benimseyenleri de Allah’ın rahmetine ve cennetine yüceltme” manasına geldiğini söyler.

40- MUKÎT

Allah’ın isimlerinden biri de el-Mukit’dir.
El- Mukît, Her yaratılmışın rızkını ihsan eden. Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, gücü yeten ve koruyan anlamındadır.
Gıdalandıran, besleyen, bakıp  gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını veren, gözetici ve şahit.
Allah Teâlâ, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp verendir. Yarattığı bütün canlılara ne kadar ömür takdir etmişse ona göre rızıklarını da tayin ve takdir etmiştir.
El- Mukît rızıkları yaratan ve bedenlere ulaştıran demektir. El- Mukît ismi, er-Rezzak ismi şerifine benzer. Ancak arada şöyle bir fark vardır: er-Rezzak ismi, sadece maddi rızıkları içine alırken; el- Mukît ismi maddi rızıklarla birlikte; iman, muhabbet,güzel ahlak ve marifet gibi manevi rızıkları da içine almaktadır. Bu durumda, el-Mukit ismi, er-Rezzak isminden daha kapsamlıdır. 
Allah el-Mukît ismiyle bedenleri rızıklandırdığı gibi kalpleri de rızıklandırır. Ruh ve bedenden meydana gelen insan, maddi ve manevi rızkı isteyen duygularla donanımlıdır. Her birinin rızkı farklıdır. Mideyi doyuran yiyecekler manevi duyguları doyuramaz. Çünkü onların rızkı da manevidir. Mesela aklın gıdası ilim, tefekkür, marifetullah; kalbin gıdası iman, takva, ibadet, zikir, muhabbetullahtır ki, Kur'an-ı Kerim’de Yüce Allah  bu gerçeği bize şöyle ifade etmektedir;
 “Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur”. (Rad Suresi ,28.ayet)
Tüm yaratıkların ihtiyacını Allah karşılar. Her canlıya nimet veren, azık ve rızık veren  Allah’tır. İnsan çalışır Allah’ta bunun karşılığını verir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın! Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.” (İsrâ Suresi,31 ayet)

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?”( Fâtır Suresi 3. ayet)

“Kim güzel bir işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şey üzerine Mukit’tir (her şeyi gözetip karşılığını verir)“ (Nisa sûresi, 85)
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan kimselerin olacaktır.”( Tâ-Hâ Suresi 132. Ayet)
41-HASÎB

Allah’ın isimlerinden biri de el-Hasîb’dir.
El-Hasîb,kullarına yeten,onları hesaba çeken, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir.
Herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen ve  bu hesabı görecek olan  Allah’tır. Ahirette Yaratanımız bizleri yaptıklarımızdan hesaba  çekecektir. Ceza ve mükafat veren ve kendisine tevekkül eden kullarına yeten, onlara yardım eden  Yüce Rabbımızdır.
Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerini, bütün ayrıntılarıyla hesabını iyi bilen; Her şey’e ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen yaratıcımız Allah’tır.
Allah herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen. Ahirette onları hesaba çeken. Ceza ve mükafat veren ve kendisine tevekkül eden kullarına yeten, onlara yardım edendir.
Allah bir çok ayette şöyle der: Dost olarak Allah yeter… Yardımcı olarak Allah yeter… Her şeyi bilen olarak Allah yeter… Şahit olarak Allah yeter… Vekil olarak Allah yeter… Günahlarını bilici ve görücü olarak Allah yeter…
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.” (Nisâ Suresi 45. ayet)
“Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.” (Zümer Suresi 36. ayet)
“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiyâ Suresi 47. ayet)
“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”
(İbrahim Suresi 41. ayet)
“...Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisâ Suresi 6.ayet)
“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
(Nisâ Suresi 86. Ayet)
“İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.”
(Bakara Suresi 202. ayet)
42-CELÎL

Allah’ın isimlerinden biri de el-Celîl’dir.
El-Celîl, azamet sahibi demektir.
El-Celîl : Sıfatları sonsuz kemalde bulunan. Celal ve azamet sahibi.
El-Celîl : Ululuk, celâlet ve büyüklük sahibi.
El-CelîlŞanına yakışmayan şeylerden uzak. Zatı ve sıfatları pek büyük ve ulu.
Allah'ın doksan dokuz isminden birisi olan el-Celîl¸ O'nu büyüklenmeyi ifade eden daima galip ve azamet sahibi manasına gelen "azze ve celle"; "azameti büyük manasına gelen "celle celâluhû"; "şânı yüce" manasına gelen "celle şânühû" ve "ulu olan" manasına gelen "celle ve alâ" gibi kalıplarla O'nu ta'zim için kullanılır. Bütün bu kalıplar¸ Yüce Allah'ın ululuğunu ve büyüklüğünü ifade eder.
Celalet ve ululuk ancak Allah’a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve nazır olan Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmaktadır.
Her büyük O’nun büyüklüğünün yanında hiç bir anlam ifade etmez. Allah Teâlâ, bütün sınırlama ve benzerlikleri aşan bir yüceliğe sahiptir. Değer ve mertebece en yüce olandır. Mü’minleri yücelten, amellerini kabul edip mükâfâtlarını artırandır. O, zât, sıfat ve fiilleri itibariyle en büyüktür. O’nun büyüklüğü hacim itibariyle değildir; şân, şeref ve yücelik itibariyledir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne yücedir.”
 (Rahmân Suresi 78. ayet)
“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.” (Nisâ Suresi 131.ayet)
“Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Tâ-Hâ Suresi 98. Ayet)
“Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.” ( Rahmân Suresi 27. Ayet)
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf Suresi 16. Ayet)
“Ey iman edenler!  Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.” (Ahzâb Suresi 9. ayet)
43-KERÎM

Allah’ın isimlerinden biri de el-Kerîm’dir.
El-Kerim Çok cömert, hudutsuz ikram sahibi.
El-Kerim Keremi, lütuf ve ihsânı bol.  Allah vaat ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman çok  bol verir, cömerttir.
 Allah'ın keremi ve cömertliği nihayetsiz derecede boldur. Kullarına istemeden ve karşılıksız olarak verendir.İyilik ve ikramı bol olandır.
Allah Teâlâ, her türlü faziletin sahibidir. Hiç bir karşılık beklemeden verendir. Yardımı ve ikrâmı sonsuz ve sınırsızdır. Muktedirken, affedendir. Va’dini yerine getirendir. Kendisine sığınanı yüz üstü bırakmayandır. Az da olsa işlenen iyi ameli kabul eden, karşılığını fazlasıyla verendir. Bu isimden nasip alan kul, cimriliğin her çeşidinden kurtulur. Allah’ın kendisine verdiği nimetleri diğer kullarıyla paylaşmasını bilir. Şahsiyetini zedeleyecek her türlü rezillikten kurtulur.
"Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık." (İsrâ Suresi 70. ayet)
"Oku! Senin Rabbin en cömert olandır." (Alak Suresi 3.ayet)
"Ey insan! İhsanı bol Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?" (İnfitâr Suresi 6. ayet)
"...Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”
(Neml Suresi 40. ayet)
"Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir." (Mü’minûn Suresi 116.ayet)
"Kuşkusuz o, değeri çok yüce Kur’an’dır." (Vâkıa Suresi,77.ayet)
"Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele." (Yâsîn Suresi 11.ayet)
 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL