1 Mayıs 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.05.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ

RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ

Muhterem Müslümanlar!


Hutbeme başlarken okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: 
“Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabbinize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Akıllı kişi, alçak gönüllü olan, kendini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.[2]

Aziz Müminler!

Allah Teâla,  insanı belirli bir amaç doğrultusunda, en güzel kıvamda yaratmış, akıl ve irade gibi üstün özelliklerle donatmıştır. Ondan yalnızca kendisine kul olmasını, sağlam bir iman ve salih amellerle dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmasını istemiştir.

Rabbimizin insana bahşettiği nimetler sayısızdır. Akıl, irade, ilim, iman, evlat, mal ve sıhhat bu nimetlerden bazılarıdır. Ancak bütün bu nimetlere karşı insanın yerine getirmesi gereken yükümlülükleri vardır. İnancımıza göre, her nimetin insana yüklediği bir sorumluluk vardır. Nitekim 
“Nihayet o gün dünyada yararlandığınız nimetlerden elbette hesaba çekileceksiniz.”[3] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.
Yüce dinimiz İslam’a göre, öncelikle Cenâb-ı Hakka karşı sorumlu olan insanın, kendisine, ailesine, yakınlarına ve çevresine karşı sorumlulukları vardır. İnsan, sahip olduğu her nimetin, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanı olduğunun farkında olmalıdır. Yaratılışındaki mükemmelliği, özündeki güzelliği korumalı, sorumluluk bilincini kuşanarak her vesileyle Allah’a şükretmelidir.

Kıymetli Müslümanlar!

Sorumluluk, insanın hayatına anlam katan, onu gayesiz yaşamaktan kurtaran en güzel haslettir. Sorumluluk bilinci, erdemli bir hayatın olmazsa olmazıdır. İnsan, sorumluluk bilinciyle hayatını ve çevresini güzelleştirir. Sosyal bir varlık olan insan, davranışlarının diğer insanlarda ve çevresinde nasıl bir etki oluşturduğunu hesap etmelidir.  Bu açıdan kâmil bir insan, bütün varlık âlemine karşı sorumluluk duygusu taşıyan bir karaktere sahiptir.

Değerli Müminler!

Sahurla berekete, oruçla sıhhate, Kur’an’la nura, teravihle huzura erişeceğimiz Ramazan ayını idrak ediyoruz. Zekât ve fitrelerimizle, hayır hasenatlarımızla sorumluluklarımızı daha çok hatırladığımız kutlu zamanları yaşıyoruz. Dilimizi zikre, kalbimizi şükre, aklımızı tedbir ve tevekküle, bedenimizi sabra alıştıracağımız en güzel anları yaşıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl Ramazan ayında hayatımızı etkileyen önemli bir konuyu gündeme taşımaktadır. Bu yıl tema olarak “Ramazan ve Sorumluluk Bilinci” belirlenmiştir. Ay boyunca sorumluluk konusu her yönüyle gündemde tutulacak, toplum nezdinde duyarlılık oluşmasına ve sorumluluk şuurunun geliştirilmesine katkı sağlanacaktır.

Aziz Müslümanlar!

On bir ayın sultanı Ramazan ayını, sorumluluk bilinci ile karşılayıp idrak ettiğimizde maddî manevî kazançlarımızı geliniz beraberce düşünelim.

Ramazan ayı, ilâhî ihsan ve ikramlarla bize rahmettir, her yönüyle güzelliklerimizi artırmaya bir davettir. Ramazan ayı, nefsimizi ve neslimizi imâr ve inşâ için, ocaklarımızdaki manevî neşveyi ihyâ için bir mekteptir.

Ramazan ayı, nasûh bir tevbe ve istiğfarda bulunmaktır. Kalplere huzur veren zikir ve tesbihatı çoğaltmaktır. Hesaba çekilmeden önce kendimizi muhasebe etmektir. Hayatımızda iyiden yana yeni bir sayfa açmak ve güzel bir başlangıç yapmaktır.

Muhterem Müminler!

Bir Müslüman için Ramazan, oruca sağlam bir niyettir, ibadetlerde devamlılık için dirayettir. Sahur vaktinde ve duaların geri çevrilmediği iftar sofralarında ailemizle ayrı bir berekete ermektir.

Ramazan, dua ve niyazlarımızda kardeşlerimizi anmaktır. Gönülden gönüle köprüler kurmaktır. Dua etmek kadar dua almaktır. En başta anne-baba duası olmak üzere, muhtacın, mazlumun duasına mazhar olmaktır. Yaratılmış her ne varsa, Yaratanın rızası, emri ve hatırı için kendileriyle bağımızı canlı tutmaktır.

Ramazan, her halimizle Allah’a şükretmektir, sıkıntı ve ıstırapta sabrı kuşanmaktır. Nefsimizi terbiye etmek, elimize, dilimize, belimize, kendimize sahip olmaktır. Bütün azalarımıza orucumuzu tutturabilmektir. Mahzun olduğumuz bu salgın günlerinde camilerimizde saf tutamasak da evlerimize ailece namazın huzurunu taşımaktır. Evde kalarak kıldığımız namazlarla manen yükselmek, her türlü hastalıktan ve kötülükten korunmaktır. Teravihle, tekbir ve salât-ı ümmiyye ile arınmak, huzur bulmak, ruhumuzu dinlendirmektir.

Kıymetli Müminler!

Yüce kitabımız Kur’ân’ın indirildiği bu kutlu ayda en güzel amellerden biri Kur’an’ın sesine, mesajına kulak vermektir. En güzel kelâmı özenle okumaya, tefekkür etmeye devam etmektir. Kur’an-ı okuyup anlamak kadar yaşamaktır, yaşatmaktır ve okutmaktır.

Bu mübarek ay, Allah için yaptığımız ve bize kat kat fazlasıyla geri dönen iyiliklerimizdir. Kardeşimizin imkânını artırdığımız infakımızdır. Vermenin hazzını tattığımız fitrelerimizdir. Malımızı arındırıp bereketlendirdiğimiz zekâtlarımızdır.

Evet, Ramazan ayı, kimsesizlerin yüzünde oluşturduğumuz tebessüm yüreklerindeki sevinçtir. İyilik uğrunda hiçbir şeyi ötelemediğimiz en güzel manevi iklimimizdir.

Değerli Müslümanlar!

Bu ayda bize düşen görev, kulluğumuzu pekiştirmek, sorumluluk duygumuzu, takva bilincimizi geliştirmektir. Yüce Allah'a, Resûlullah’a (s.a.s) ve Kitabullah’a her şeyden çok vefalı olmaktır. Vefalı olanlarla dostluğumuzu artırmaktır. Kıymeti iyi bilinmesi gereken bu sayılı günler, bin aydan hayırlı Kadir gecesiyle bizi istikamete, her şeyden yüce, Allah’ın rızasına yaklaştıran bir fırsattır.

Aziz Müminler!

Gecesiyle gündüzüyle mübarek bir aydayız. Diğer taraftan salgın hastalıkla ağır bir imtihandayız. Zamanın değerini, hayatın anlamını, gençliğin önemini, bir lokma nimetin ve bir nefes sıhhatin şükrünü idrak edelim. Bir virüsle hayatımızın değiştiği zor zamanda bu salgın hastalıktan korunmak için sorumluluklarımızı yerine getirelim. Dünyada bir misafir olduğumuzu, şu fâni hayatın ahirete hazırlık yurdu olduğunu unutmayalım. Taşıdığımız sorumluluğun meşakkatli ama kıymetli olduğunun idrakinde bir hayat sürelim. Dünyalık ne varsa, hepsine bir yolcu kadar değer verelim.

Sorumluluk duygusunu kuşanmanın erdemiyle, Müslüman olarak yaşamanın izzetiyle Allah’ın huzuruna varalım. Nihai hedefimizin Allah rızası olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Her günümüzü, Rabbimizin rızasına uygun faydalı işlerle, salih amellerle, iyilik arzusu ve tefekkür sermayesi ile değerlendirip kurtuluşa erelim.




[1] Hac, 22/77.
[2] Tirmizî, Sıfatü‘l-kıyâme, 25.
[3] Tekâsür, 102/8.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-12


                         Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın  Öğretisi-12

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-8

Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz  ismini  açıklamaya devam ediyoruz.

39- HÂFID

Allah’ın isimlerinden biri de el-Hafid’dir.
El-Hafid, alçaltan zillete düşüren demektir.
Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan… Allah Teâlâ, istediği kulunu yukarıdan aşağı indirir.  Şan ve şeref sâhibi iken, rezîl ve rüsvây eder ve bunu çok defa, kendisini tanımayan, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyip büyüklük taslayanlar ve hak, hukuk tanımayan zâlim zorbalar hakkında tecellî ettirir, Yüce yaratanımız…
Allah, bu dünyada ve ahirette mü’min kullarını yükselten, inkarcı ve münafıkları da alçaltandır. Allah, dilediği kulunu indirir, dilediğini de yükseltir. Kulların yükselmesi, alçalması, zenginleşmesi ve yoksullaşması Allah’ın elindedir. Bil ki, asıl alçaltılmış kimse; ilâhi başarı ve yardımdan yoksun bırakılandır. Başarısızlık ve ümitsizlik içinde bulunan, nefsinin isteklerine yenilen, Rabbinden bir iyilik görmeyen, kalbinde Rabb’ine dönme gücü bulmayan, dualarına güvenme hissini kalbinde duymayan kimsedir. Bu kimse terk edilmişlikle karşılık bulmuştur.  Kul daima meşgul ve sıkıntı içinde yaşar.
Allah Teâlâ, kâfirleri, zâlimleri, zorbaları,zalimleri alçaltır; mü’minleri,iyilik yapanları yükseltir. İstediği kulunu yukarıdan aşağıya indiriverir. En yüksek mertebelerden en aşağı mertebelere indiriverir. Allah’ın düşürdüğünü hiç kimse yükseltemez, yükselttiğini de hiç kimse alçaltamaz.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“O, alçaltır, yükseltir.” (Vâkıa Suresi,3. Ayet)
Bu ayette,kıyametin hem alçaltıcı hem de yükseltici olduğu (hâfıda, râfia) ifade edilmektedir. Müfessir Taberî, buradaki alçaltma ve yükseltme kavramlarının, “dünyada böbürlenerek gerçeği kabul etmeyenleri cehenneme düşürme, hakkı benimseyenleri de Allah’ın rahmetine ve cennetine yüceltme” manasına geldiğini söyler.

40- MUKÎT

Allah’ın isimlerinden biri de el-Mukit’dir.
El- Mukît, Her yaratılmışın rızkını ihsan eden. Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, gücü yeten ve koruyan anlamındadır.
Gıdalandıran, besleyen, bakıp  gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını veren, gözetici ve şahit.
Allah Teâlâ, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp verendir. Yarattığı bütün canlılara ne kadar ömür takdir etmişse ona göre rızıklarını da tayin ve takdir etmiştir.
El- Mukît rızıkları yaratan ve bedenlere ulaştıran demektir. El- Mukît ismi, er-Rezzak ismi şerifine benzer. Ancak arada şöyle bir fark vardır: er-Rezzak ismi, sadece maddi rızıkları içine alırken; el- Mukît ismi maddi rızıklarla birlikte; iman, muhabbet,güzel ahlak ve marifet gibi manevi rızıkları da içine almaktadır. Bu durumda, el-Mukit ismi, er-Rezzak isminden daha kapsamlıdır. 
Allah el-Mukît ismiyle bedenleri rızıklandırdığı gibi kalpleri de rızıklandırır. Ruh ve bedenden meydana gelen insan, maddi ve manevi rızkı isteyen duygularla donanımlıdır. Her birinin rızkı farklıdır. Mideyi doyuran yiyecekler manevi duyguları doyuramaz. Çünkü onların rızkı da manevidir. Mesela aklın gıdası ilim, tefekkür, marifetullah; kalbin gıdası iman, takva, ibadet, zikir, muhabbetullahtır ki, Kur'an-ı Kerim’de Yüce Allah  bu gerçeği bize şöyle ifade etmektedir;
 “Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur”. (Rad Suresi ,28.ayet)
Tüm yaratıkların ihtiyacını Allah karşılar. Her canlıya nimet veren, azık ve rızık veren  Allah’tır. İnsan çalışır Allah’ta bunun karşılığını verir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın! Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.” (İsrâ Suresi,31 ayet)

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?”( Fâtır Suresi 3. ayet)

“Kim güzel bir işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şey üzerine Mukit’tir (her şeyi gözetip karşılığını verir)“ (Nisa sûresi, 85)
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan kimselerin olacaktır.”( Tâ-Hâ Suresi 132. Ayet)
41-HASÎB

Allah’ın isimlerinden biri de el-Hasîb’dir.
El-Hasîb,kullarına yeten,onları hesaba çeken, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir.
Herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen ve  bu hesabı görecek olan  Allah’tır. Ahirette Yaratanımız bizleri yaptıklarımızdan hesaba  çekecektir. Ceza ve mükafat veren ve kendisine tevekkül eden kullarına yeten, onlara yardım eden  Yüce Rabbımızdır.
Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerini, bütün ayrıntılarıyla hesabını iyi bilen; Her şey’e ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen yaratıcımız Allah’tır.
Allah herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen. Ahirette onları hesaba çeken. Ceza ve mükafat veren ve kendisine tevekkül eden kullarına yeten, onlara yardım edendir.
Allah bir çok ayette şöyle der: Dost olarak Allah yeter… Yardımcı olarak Allah yeter… Her şeyi bilen olarak Allah yeter… Şahit olarak Allah yeter… Vekil olarak Allah yeter… Günahlarını bilici ve görücü olarak Allah yeter…
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.” (Nisâ Suresi 45. ayet)
“Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.” (Zümer Suresi 36. ayet)
“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiyâ Suresi 47. ayet)
“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”
(İbrahim Suresi 41. ayet)
“...Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisâ Suresi 6.ayet)
“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
(Nisâ Suresi 86. Ayet)
“İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.”
(Bakara Suresi 202. ayet)
42-CELÎL

Allah’ın isimlerinden biri de el-Celîl’dir.
El-Celîl, azamet sahibi demektir.
El-Celîl : Sıfatları sonsuz kemalde bulunan. Celal ve azamet sahibi.
El-Celîl : Ululuk, celâlet ve büyüklük sahibi.
El-CelîlŞanına yakışmayan şeylerden uzak. Zatı ve sıfatları pek büyük ve ulu.
Allah'ın doksan dokuz isminden birisi olan el-Celîl¸ O'nu büyüklenmeyi ifade eden daima galip ve azamet sahibi manasına gelen "azze ve celle"; "azameti büyük manasına gelen "celle celâluhû"; "şânı yüce" manasına gelen "celle şânühû" ve "ulu olan" manasına gelen "celle ve alâ" gibi kalıplarla O'nu ta'zim için kullanılır. Bütün bu kalıplar¸ Yüce Allah'ın ululuğunu ve büyüklüğünü ifade eder.
Celalet ve ululuk ancak Allah’a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve nazır olan Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmaktadır.
Her büyük O’nun büyüklüğünün yanında hiç bir anlam ifade etmez. Allah Teâlâ, bütün sınırlama ve benzerlikleri aşan bir yüceliğe sahiptir. Değer ve mertebece en yüce olandır. Mü’minleri yücelten, amellerini kabul edip mükâfâtlarını artırandır. O, zât, sıfat ve fiilleri itibariyle en büyüktür. O’nun büyüklüğü hacim itibariyle değildir; şân, şeref ve yücelik itibariyledir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne yücedir.”
 (Rahmân Suresi 78. ayet)
“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.” (Nisâ Suresi 131.ayet)
“Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Tâ-Hâ Suresi 98. Ayet)
“Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.” ( Rahmân Suresi 27. Ayet)
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf Suresi 16. Ayet)
“Ey iman edenler!  Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.” (Ahzâb Suresi 9. ayet)
43-KERÎM

Allah’ın isimlerinden biri de el-Kerîm’dir.
El-Kerim Çok cömert, hudutsuz ikram sahibi.
El-Kerim Keremi, lütuf ve ihsânı bol.  Allah vaat ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman çok  bol verir, cömerttir.
 Allah'ın keremi ve cömertliği nihayetsiz derecede boldur. Kullarına istemeden ve karşılıksız olarak verendir.İyilik ve ikramı bol olandır.
Allah Teâlâ, her türlü faziletin sahibidir. Hiç bir karşılık beklemeden verendir. Yardımı ve ikrâmı sonsuz ve sınırsızdır. Muktedirken, affedendir. Va’dini yerine getirendir. Kendisine sığınanı yüz üstü bırakmayandır. Az da olsa işlenen iyi ameli kabul eden, karşılığını fazlasıyla verendir. Bu isimden nasip alan kul, cimriliğin her çeşidinden kurtulur. Allah’ın kendisine verdiği nimetleri diğer kullarıyla paylaşmasını bilir. Şahsiyetini zedeleyecek her türlü rezillikten kurtulur.
"Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık." (İsrâ Suresi 70. ayet)
"Oku! Senin Rabbin en cömert olandır." (Alak Suresi 3.ayet)
"Ey insan! İhsanı bol Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?" (İnfitâr Suresi 6. ayet)
"...Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”
(Neml Suresi 40. ayet)
"Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir." (Mü’minûn Suresi 116.ayet)
"Kuşkusuz o, değeri çok yüce Kur’an’dır." (Vâkıa Suresi,77.ayet)
"Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele." (Yâsîn Suresi 11.ayet)
 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL

24 Nisan 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 24.04.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:Sabır ve İrade Eğitimi

Diyanet İşleri Başkanlığının 24.04.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:

RAMAZAN: SABIR VE İRADE EĞİTİMİ


Muhterem Müslümanlar!

Bundan tam yüz sene önce 23 Nisan Cuma günü Cuma namazının kılınarak tekbirlerle, salavatlarla, dualarla Milletimizin meclisinin açılışının ve Devletimizin kuruluşunun gerçekleştirildiği Ankara Hacıbayram-ı Veli Camii’nin minberinden sizleri selamlıyorum. Bu büyük mücadeleyi gerçekleştiren tüm büyüklerimizi, şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.


Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş vesilesi olan bir Ramazan ayına daha kavuşmanın sevincini yaşıyoruz.  Dün yatsı namazından sonra ilk teravih namazımızı eda ettik. Bugün seher vaktinde gönüllerimize sekinet, hanelerimize bereket bahşeden ilk sahurumuzu yaşadık.

Bizleri bu

 mübarek aya ulaştıran yüce Rabbimize sonsuz hamd ü sena, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’e salât ve selam olsun.

Aziz Müminler!

Ömür, yüce Rabbimizin ikram ve ihsan ettiği büyük bir nimet, kıymetli bir sermaye, aynı zamanda sorumluluğu ağır bir emanettir. Yılın hangi ayı, hangi günü, hangi saati olursa olsun, kulluk bilinciyle geçirdiğimiz her ânımız değerlidir. Ancak bazı vakitler vardır ki ilahi rahmete mazhar olmuş, duaların kabulüne ve günahların affına vesile kılınmıştır. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı da, Allah Teâlâ’nın kullarına sonsuz merhametinin tecellisi olan mübarek bir aydır. Ramazan-ı Şerif, gecesiyle gündüzüyle her ânı değerlendirilmeye layık eşsiz bir hazinedir.


Kıymetli Müslümanlar!

On bir ayın sultanı Ramazan’ı özel ve önemli kılan hususların başında, Kur’an ayı olması gelir. Doğruyu eğriden, hakkı batıldan ayıran, dünyada ve ahirette mutluluğa eriştiren hidayet yolunu insanlığa gösteren yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bu ayda nazil olmaya başlamıştır. Nitekim hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:  

“O sayılı günler, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin…”[i]

Allah Resûlü (s.a.s) her yıl Ramazan ayında vahiy meleği Cebrail (a.s) ile karşılıklı olarak Kur’an’ı hatmetmiştir. Asr-ı Saadetten bugüne, Müslümanların alışkanlık haline getirdiği Ramazan mukabelesi, Peygamberimizin sünnetidir. Bu yıl maalesef salgın hastalık sebebiyle camilerimizde olamayacağız, mukabele okuyamayacağız. Ancak ailece Kur’an-ı Kerim’i okumaktan, anlamını öğrenmekten, hayatımıza onun bereketini taşımaktan, evimizi Kur’an’ın nuru ile aydınlatmaktan asla mahrum kalmayacağız.  

Değerli Müminler!

Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir defasında ashabına şöyle seslenmiştir: “Mübarek Ramazan ayına kavuştunuz. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.”[ii]

Ramazan, oruç ayıdır. Orucun insana sabır ve merhameti, topluma metanet ve kardeşliği öğrettiği aydır. Akıllı, buluğ çağına ermiş ve dinen geçerli bir mazereti olmayan her Müslümanın Ramazan orucunu tutması farzdır. Zira oruç, İslam dininin üzerine bina edildiği beş temel esastan biridir. Yeme-içmeden ve nefsani isteklerden uzak kalmak orucun görünen yüzüdür. Halbuki oruç, çok daha derin bir anlam taşır ve elini, dilini, gözünü, kalbini, aklını, hasılı bütün bedenini günahtan uzak tutmaktır. 

Aziz Müslümanlar!

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.”[iii] Ayet-i kerimede ifade edildiği üzere oruçlarımız, nefis terbiyesi, irade ve takva eğitimi için en ideal yoldur. Zira oruç, insana maddi arzuların esiri olmamayı, Allah’ın sınırlarına riayet etmeyi öğretir. Oruç sayesinde insan kendisine hâkim olmayı öğrenir, olgunlaşır ve Allah’ın rızasına mazhar olur. O’ndan hakkıyla sakınan değerli kulların yani muttakilerin arasında yerini alır.

Muhterem Müminler!

İşte bu rahmet, mağfiret ve cehennem azabından kurtuluşumuza vesile olacak Ramazan ayı münasebetiyle bir muhasebe yapıp, çok önemli bulduğum bazı hususları ifade etmek istiyorum:

İslam, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiş en büyük nimettir. Çünkü onun adı barış, huzur, kurtuluş anlamına gelmektedir.

Barışın, huzurun ve kurtuluşun gerçekleşmesi insanoğlunun kendisinden istenen ahlaki ilkelere uyması, iyi olup iyiliği yaymaya, kötülükten uzak durup başkalarını da uzaklaştırmaya çalışmasıyla mümkündür.

İslam, iyi olan ve iyiliğe götüren madde ve davranışlara helal; kötü olan ve kötülüğe götüren madde ve davranışlara da haram ismini vermiştir. Bir diğer ifadesiyle temiz ve faydalı olanlar helal, pis ve zararlı olanlar haram kılınmıştır.

Yüce Kur’an bu hususu A’râf suresinin 157. ayetinde şöyle ifade eder: “Onlar ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder. Yine onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar…”[iv]


İslam sağlığa zarar veren şeyleri de haram dairesi içerisinde değerlendirmiştir. Peygamber Efendimiz de insanların çoğunun aldandığı iki şeyden birisinin sağlık olduğunu belirtmiştir.

Buradan çok net bir şekilde ortaya çıkıyor ki, insanın hem kendi bedenine hem de başkasının bedenine zarar vermesi yasaklanmıştır. Peygamber Efendimiz   “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur”[v] sözünü küllî bir kaide olarak tüm insanlığın dikkatine sunmuştur.

Zira ırkı, dini, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun insanın koruma altında tutulması zaruri olan beş hakkı vardır. İlmihal kitaplarında buna zarûrât-i hamse denir: Canını korumak, aklını korumak, dinini korumak, malını korumak, neslini korumak. İnsanın bu beş hakkını korumak farz, bunlara zarar veren her şey de haram kılınmıştır.

İslam, neyi haram kıldıysa onda kötülük ve insana zarar, helal kıldığı şeylerde de temizlik ve insana fayda vardır.

Küreselleşen dünyada bu kötülükler ve zararlar nerede işleniyor olursa olsun çok kısa zaman içinde dünyanın her yerine yayılma riski taşımaktadır. Çünkü insanoğlu artık dünyanın bir ucundan diğer ucuna bir gün sürmeyecek kadar kısa bir vakit içerisinde ulaşma dönemini yaşamaktadır. Her kültürden, her ırktan, her inançtan, her medeniyetten insan aynı otelde tatil yapma, aynı salonda yemek yeme, birkaç metrekare alandan oluşan aynı ortamı paylaşma durumunu yaşamaktadır.

O zaman sadece size değil, sadece yaşadığımız şehrin insanlarına değil, sadece Müslümanlara değil, tüm insanlara seslenmek istiyorum:

Ey insanlar! Canımıza, aklımıza, inancımıza, malımıza ve neslimize zarar veren şeylerden uzak duralım.

Ey insanlar! Sağlığımıza zarar veren şeylerden uzak duralım. Çünkü bundan sadece bu kötülüğü işleyen ya da zararlı maddeyi kullanan kimse değil, sadece çevresindeki insanlar değil, binlerce km. uzakta olanlar da zarar görüyor. İşte dünya tarihinin daha önce bu çapta şahit olmadığı bir hadiseyi 21. asrın insanı dünyanın her yerinde yaşıyor; Koronavirüs salgını. Bu asra kadar bölgesel, yöresel olmuş ama küresel olarak böyle bir durumu dünya ilk defa yaşıyor.

Bu bağlamda şu müşahhas örnekler üzerinden tüm dünyaya çağrıda bulunmak istiyorum:

Ey insanlar! Geliniz, taharete önem verelim. Su ile istincanın, temizlenme anlayışı ve uygulamasının bulunmadığı ihtiyaç giderme yerlerinde taharet, temizlik mümkün mü? Bu ve benzeri virüslerin sebebinin pislik ve kirlilik olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. İslam, temizliği imanın yarısı saymaktadır. Tahareti ibadetin şartı kılmıştır. Namazlardan önce elleri, kolları, ağzı, burnu, yüzü kulağı, yani tüm abdest azalarını üçer kere yıkamanın hikmeti nedir? Gerektiği zaman gusül abdesti almanın hikmeti nedir?

Ey insanlar! Bu virüsten bir kişi ölmesin diye seferberlik halindeyiz. Sadece ülkemizde bir günde 300’ü aşkın, dünyada bir günde 20.000’i aşkın kişiyi öldüren sigara virüsüyle topyekün ne zaman mücadele edeceğiz? Bu ölenler insan değil mi? Koronavirüs kapma riski 14 kat daha fazla olan bir sigara içicisi sadece kendisi değil, daha kaç kişiye bulaştıracağı belli değil bu virüsü. Gelin, İslam’a göre haram olan sigara ile topyekün mücadele edelim ve 1.5 milyara yakın insanı bu virüsten kurtaralım. Sigaranın hem kendi bulaşıcılığına ve hem de bu ve benzeri virüslerin bulaşıcılığını artırmasına da son vermiş olalım.

Ey insanlar! İslam sarhoşluk verici ve uyuşturucu maddelerin içilmesini haram kılıyor. Çünkü her yıl yüzbinlerce insan bu yüzden hastalanıp, ölüyor. Yüzbinlerce insanın aklı zarar görerek sarhoşluk halinde ve uyuşturucu aldığı esnada, cinayetler işliyor, kazalar yapıyor. Geliniz, sarhoşluk verici ve uyuşturucu maddelerle topyekûn mücadele edelim.

Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesi. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu Hiv virüsüne maruz kalıyor. Geliniz, bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.

Ey insanlar! Kur’an-ı Kerim insanın yeryüzünün toprağından yaratıldığını ve yeryüzünü imar etmekle görevlendirildiğini bildirmektedir. Ancak insan atıklarla, çöplerle, israfla, çevreyi kirleterek, hayvanlara eziyet ederek, ormanları yakarak yeryüzünü tahrip etmeyi sürdürüyor. Geliniz, hep birlikte kendi ellerimizle yaptığımız fenalıklardan dolayı başımıza gelen musibetlerden ders alarak her türlü kötülükle birlikte mücadele edelim.

Ey insanlar! İslam’ın peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s), “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”[vi] buyuruyor. Bu yüzden insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilen Kur’an ve onun peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s) yeryüzünde iyilik egemen oluncaya kadar yardımlaşmayı, dayanışmayı, zekâtı, infakı,  adaleti, ihsanı, yakınlara bakmayı emrediyor. Her türlü kötülükten, fenalıktan, zulümden, haksızlıktan men ediyor. Ancak yeryüzünde her üç dört saniyede bir insan açlıktan, yine her üç dört saniyede bir insan da tokluktan, fazla yemekten ölüyor. Sömürgecilik, faiz, içki, kumar, haksız kazanç, kul hakkına riayet etmeme, ırkçılık, terör örgütlerini silah fabrikalarıyla desteklemek, “Kıyametin kopması ve Tanrı krallığının gerçekleşmesi için dünyayı kaosa sürükleyen küresel sapkın inanç merkezlerinin faaliyetleri” vb. onlarca kötülük dünyanın dengesini bozuyor ve insanlığı akla hayale gelmedik musibetlerle karşı karşıya getiriyor.

Geliniz, ibret alalım, ders alalım, ahlaka sarılalım, temizliğe sarılalım, adalete sarılalım, ilim ve irfanla, bilgi ve hikmetle, bilim adamlarının insanlığın faydasına yönelik ortaya koyduğu hakikatlerden istifade ederek barış ve kardeşlik içerisinde yaşamaya çalışalım. Bu mübarek Ramazan günlerinde oruçla sıhhat bulalım, namazla, zekâtla, fitreyle, sadakayla, yardımlaşma ve dayanışmayla arınalım, huzura ulaşalım. Kur’an okuyarak ve emirlerine uyup, yasaklarından uzak durarak bedenen ve ruhen sağlıklı olmaya gayret edelim. Alacağımız tedbirlerle, ibadet, tevekkül ve dualarımızla kendimizi her türlü kötülükten koruyalım. Dünyanın bozulan dengesini düzeltmek İslam ile mümkündür.

Ey Müslümanlar!

Hep birlikte Müslümanlığımızı yeniden gözden geçirelim. İbadetlerimiz bizi kötülüklerden alıkoysun. Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın iyiliğini amaçlayan İslam’ı öyle diri, öyle canlı ve sahih yaşayalım ki, bizi öldürmeye gelen bizde dirilsin. Zira İslam’ı doğru anlamaktan, doğru yaşamaktan ve doğru anlatmaktan başka çare yok. Çünkü,

“Allah indinde Din İslam’dır.”, “Allah indinde Din İslam’dır.”,   “Allah indinde Din İslam’dır.”[vii]


[i] Bakara, 2/185.

[ii] Nesâî, Sıyâm, 5.

[iii] Bakara, 2/183.

[iv] A’râf, 7/157.

[v] İbn Mâce, Ahkâm, 17.

[vi] İbn Ebû Şeybe, Musannef, Îmân ve rü’yâ, 6.

[vii] Âl-i İmrân, 3/19.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 

Ramazan ve Oruç


                                    Ramazan  ve Oruç  



Ramazan mübarek üç aylardan bir tanesidir. Ramazan ayı denince akla oruç gelir. Ramazan ayında oruç tutmak Müslümanlara farz kılınmıştır. Ramazan ayında oruç tutulduğu için bu aya “oruç ayı”da denir.

Ramazan ayının üstünlüğü sadece oruç tutulan ay olmasından değildir. Ramazan ayının faziletli olmasının bir sebebi de Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur: ”Ramazan öyle bir aydır ki, bu ayda Kur’an , insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu aya ulaşan oruç tutsun…”(Bakara,2/185)

Ramazan ayı içinde öyle bir gece vardır ki, o gece bin aydan daha üstündür. Bin ay yaklaşık 83 yıldır. Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır.”Biz onu (Kur’anı)Kadir gecesinde indirdik.”(Kadir suresi,97/1)

Ramazan ayının rahmet ve bereketi çok büyüktür. Bu ay da tövbe etmeli (yaptığımız günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve bir daha yapmamak) , Kur’an’ı okumalı ve anlamını Türkçe meallerden okuyup düşünmeli, bol bol ibadet etmeli, Allah’ı anmalı, dua etmeli,yoksul ve muhtaçlara yardım etmeli ,hayvanları sevmeli ve korumalı… Bunlar yapılırsa Ramazan ayından yararlanmış oluruz. Dolayısıyla her zaman yapmamız gereken kulluk görevimizi yerine getirmiş oluruz

Oruç İbadeti
İslam dininin beş temel esasından biri de oruçtur. Oruç ibadeti Yüce Allah’ın kesin yapılmasını emrettiği bir ibadettir. İslam dininde oruç ibadetinin önemi çok büyüktür.

Orucun Tanımı: Tan yerinin ağarmasından başlayarak, güneşin batışına kadar (akşam vaktine kadar) yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan uzak durmaya oruç ibadeti denir.
Ramazanın dışında da istediğimiz zaman oruç tutabiliriz. Oruç tutmanın fazileti çok büyüktür. Oruç ibadeti sadece aç kalmak ve cinsel arzulardan uzak kalmakla bırakılmamalı. Orucu tüm organlarla ve tüm duygularla tutmalıyız. Oruç ibadetiyle nefsimizi kontrol altına almalıyız. Oruçlu iken davranışlarımızı da düzeltmeliyiz. Kimsenin aleyhinde konuşmamalıyız. Gıybet ve dedikodu gibi dinimizin yasakladığı kötü davranışlardan uzak durmalıyız. Ramazan ayında ki bu güzellikleri diğer aylarda da devam ettirmeliyiz. Çünkü her gün ayrı bir gündür ve her günün hesabı ayrı ayrı verilecektir.

 

Ramazan ayı ve oruçla ilgili ayetler

Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

1- “Ey iman sahipleri! oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.”(Bakara,2/183)

2- “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.”(Bakara,2/184)

3-“Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.” (Bakara,2/185)

4- “Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler, Allah'ı çok anan kadınlar.” (Ahzap,33/35)

5-Oruç gecesi kadınlarınıza cinsel yaklaşım size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir/eştir, siz de onlar için giysisiniz/eşsiniz. Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş, tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. Mescitlerde itikâfta bulunduğunuz sırada zevcelerinizle cinsel temas kurmayın. İşte bunlar Allah'ın yasaklarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler.(Bakara,2/187)

6- Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat ederken oruç tutanlar, rükû edenler, secdeye kapananlar, iyiliğe özendirip kötülükten sakındıranlar, Allah'ın sınırlarını koruyanlar... Müjdele o müminleri! (Tevbe,9/112)
Ramazan ayı ve oruçla ilgili hadisler
1-“Oruç bir kalkandır.” (Buhari, Savm. 8)

2-“Oruçlu kötü söz söylemesin!Oruçlu,kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki kez “ben oruçluyum!”desin!.” (Buhari, Savm. 8)

3-“Allah’a yemin ederim ki,oruçlunun ağız kokusu (açlık kokusu) Allah yanında misk kokusundan daha temizdir.”
(Buhari, Savm. 9,Müslim Sıyam 161,162)


4-“(Allah buyurmuştur ki:) Oruçlu bir kimse benim (rızam)için yemesini,içmesini,cinsel arzusunu bırakmıştır.Oruç doğrudan doğruya bana edilen(gösteriş karışmayan) bir ibadettir.Onun (sayısız ) ödülünü de doğrudan doğruya ben veririm.Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir.”
(Kaynak:Sahih-i Buhari,Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc.,Cilt:6 Sh.247-248/D.İ.B.Yay.7.Baskı)

5-“Oruçlular Cennete “Reyyan” kapısından davet edilecektir.”
(Sahih-i Buhari,Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc.,Cilt:6 Sh.251 D.İ.B.Yay.7.Baskı )

6-“Ramazan girdiğinde Cennet kapıları açılır,Cehennem kapıları kapanır,bütün şeytanlar da zincire vurulur.”
(Sahih-i Buhari,Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc.,Cilt:6 Sh.252 D.İ.B.Yay.7.Baskı )

7-“Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına hiç değer vermez.”
(Sahih-i Buhari,Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc.,Cilt:6 Sh.253 D.İ.B.Yay.7.Baskı )

8-“Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bolluk vardır”
(Sahih-i Buhari,Muhtasarı Tecrid-i Sarih Terc.,Cilt:6 Sh.269 D.İ.B.Yay.7.Baskı )

9-“Oruçlu için sevineceği iki vakit vardır: İftar ettiği vakit iftarına sevinir, bir de Rabbine kavuştuğu zaman ki sevincidir.”
(Sahih-i Müslim,Kitab-i Siyam,Bab:30)

10-“Her kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah o kimsenin yüzünü yetmiş yıl cehennemden uzak tutar”
(Sahih-i Müslim,Kitab-i Siyam,Bab:31)

11-“Her kim oruçlu iken unutur da yiyip içerse orucunu tutmaya devam etsin. Çünkü o kimseyi Allah yetirmiş ve içirmiştir.”
(Sahih-i Müslim,Kitab-i Siyam,Bab:31)

12-“ Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra Şevval ayında (Ramazan’dan sonra bir ay içinde)altı gün oruç tutarsa bütün yılı oruçlu geçirmiş gibi olur.”
(Sahih-i Müslim,Kitab-i Siyam,Bab:31)