10 Ocak 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 10.01.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN DUALAR


PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN DUALAR



Muhterem Müslümanlar!

Fani dünya hayatında, gün gelir nimete nail olur, şükrederiz; gün gelir sıkıntıyla karşılaşır, sabrederiz. Başarı ve mutluluğu olduğu gibi, keder ve meşakkati de mümince karşılamaya gayret gösteririz. Bizler her durumda imanımızı ve tevekkülümüzü artıran, hayatımıza umut ve direnme gücü katan, eşsiz bir nimete sahibiz. İşte o nimet, ibadetlerin özü olan “dua”dır.
Dua, Allah’a içtenlikle yalvarıp yakarışımızdır. O’nun eşsiz kudreti karşısında zayıflığımızı itirafımızdır. O’nun lütfuna ve affına sığınma çabamızdır. O’na kulluğumuzu arz edip, O’ndan yardım istemektir.
Kıymetli Müminler!

Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor

: “Kullarım, beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Şu halde kullarım benim davetime uysunlar ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar.”[1]
Allah Teâlâ’nın bir ismi de “el-Mücîb” yani “dualara icabet eden”dir. Bize bizden daha yakın olan Rabbimiz, gizli ya da açık bütün dualarımızı işiten, bilen ve kabul edendir.
Değerli Müslümanlar!

Her davranışında Rabbine karşı duyduğu sevgi ve sadakate şahit olduğumuz Allah Resûlü (s.a.s), dilinden duayı eksik etmezdi. Gece gündüz, kalabalıkta ve yalnızken, sevincinde, korkusunda, hüznünde, ahireti düşündüğünde, evinde, minberde, yolculukta, velhasıl her an ve her mekânda dua ederdi. Hayatı duayla ilmek ilmek işlerdi. Bizlere nasıl dua edeceğimizi de o öğretmişti.
Sabah olur, gün başlar, Peygamber Efendimiz şöyle dua ederdi:

“Allah’ım! Senin kudretinle sabaha çıktık, senin kudretinle akşama gireriz. Senin kudretinle yaşar, senin kudretinle ölürüz. En son dönüşümüz de ancak sanadır.”[2]
Gün boyunca, her işinde Allah’ın rızasını gözeten Resûl-i Ekrem (s.a.s), daima O’na dayanır, güvenir ve “Allah’ım! Bana hayırlısını ver ve benim için en hayırlısını seç.”[3] diye dua ederdi.



“Allah’ım! Bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!”[4] şeklinde niyazda bulunurdu.
Nihayet akşam olur, gün sona erer, Peygamberimiz geceyi şu duayla karşılardı: “Ya Rabbi! Bu gecede olanların ve sonrasında olacakların hayrını senden dilerim. Bu gecede olanların ve daha sonrasında olacakların şerrinden de sana sığınırım.”[5] Resûl-i Zişan Efendimiz, yatacağı zaman ise şöyle dua ederdi: “Sığınacak yeri ve ihtiyacını giderecek kimsesi olmayan niceleri varken; bizi yediren, içiren, ihtiyaçlarımızı gideren ve bizi barındıran Allah’a hamdolsun.”[6]
Aziz Müminler!

Dua, dertlere deva bulmak, her türlü kötülükten korunmak, görünür-görünmez musibetlerden uzak olmak için kulun Rabbine ilticasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz Rabbine şöyle sığınırdı: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takvayı nasip et ve onu arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun dostu ve velisi sensin. Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”[7]
Muhterem Müslümanlar!

Bir mümin, dualarının kabul olmadığı düşüncesine asla kapılmamalıdır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s), bir hadisinde şöyle buyurur: “Sizden biriniz, ‘dua ettim de duam karşılık görmedi’ deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur.”[8] Zira Yüce Rabbimiz, bazen dualarımız vesilesiyle bizi sayısız nimetlere erdirir. Bazen de üzerimizdeki bir musibeti kaldırır. Kimi zaman günahlarımızı affeder. Kimi zaman da istediğimizden daha hayırlısını bize ihsan eder.
O halde, Rabbimize yürekten ettiğimiz duaların mutlaka karşılık bulacağına inanalım. Duayla gelen bereketten, huzurdan, güvenden mahrum kalmayalım. Kendimize olduğu kadar, ailemize, sevdiklerimize, mümin kardeşlerimize, mazlumlara dua etmeyi unutmayalım. Anne babamızın, hastaların, yaşlıların ve muhtaçların duasını almaya gayret edelim.
Hutbemi Peygamberimizin bir duasıyla bitiriyorum:  
  
“Allah’ım, senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.”[9]




[1] Bakara, 2/186.
[2] Tirmizî, Deavât, 13.
[3] Tirmizî, Deavât, 85.
[4] Ebû Dâvûd, Vitr, 26.
[5] Müslim, Zikir, 75.
[6] Tirmizî, Deavât, 16.
[7] Müslim, Zikir, 73; Nesâî, İstiâze, 13.
[8] Ebû Dâvûd, Vitr, 23.
[9] Müslim, Zikir, 72.

KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Hutbeleri1

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):60-MUÎD


                                                        MUÎD


Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Muîd’dir.

Muîd: Öldükten sonra tekrar dirilten demektir.

Muîd: Mahlukatı hayattan sonra ölüme, öldükten sonrada tekrar hayata iade eden; öldüren ve dirilten.

Ölümlerinden sonra varlıkları yeniden dirilten, canlarını iade eden, yeniden yaratan. Var olup yok olan bir şey,başka şekilde değil aynen yaratılacaktır. Dünyadaki insan nasıl ise, kıyamet gününde de aynı olacaktır. 

Allah Teâlâ, ilk defa yarattığı bütün insanları öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve dünya hayatlarındaki inanç ve amellerinden hesaba çekecektir. Hayat, sadece dünya hayatından ibaret değildir. Tekrar bir hayat vardır ki gerçek ve devamlı hayat budur. İnsanlar buna göre hareket etmelidir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde: “Biz ancak Allah için varız ve biz sonunda O'na döneceğiz.” derler.”( Bakara Suresi, 156. Ayet)

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk Suresi, 2. Ayet)

“(Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.”( Tâhâ Suresi 55. Ayet)

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ Suresi 35. Ayet)

“Siz cansız iken size can veren Allah'ı nasıl inkâr edersiniz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O'na döndürüleceksiniz”( Bakara Suresi 28. Ayet.)

“O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.”( Rûm Suresi 19. Ayet)

“Yoktan o yaratir ve tekrar o diriltir.”( Büruc Suresi 13. Ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

3 Ocak 2020 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 03.01.2020 Tarihli Cuma Hutbesi:İNSAN, İMAN VE HAYAT


İNSAN, İMAN VE HAYAT



Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimelerde Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip yararlı işler yapanlar müstesna! Onlar için kesintisiz bir ödül vardır.”[i]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Muhammed’i peygamber olarak gönülden benimseyen kimse imanın tadını almış olur.”[ii]

Aziz Müminler!

Yerlerin ve göklerin yegâne sahibi olan Yüce Allah, insanı mükemmel biçimde yaratmıştır. Ona, doğru ile yanlışı ayırt etmeye yarayan bir akıl ve iyilik yolunda rehberlik eden bir vicdan vermiştir. Güçlü, bilinçli, irade ve sorumluluk sahibi bir varlık olarak insan, kâinatın gözbebeğidir.
İnsanı yoktan var eden, onu yediren, içiren, doyuran, koruyan Allah Teâlâ’nın ondan istediği ise iman etmesi ve güzel işler yapmasıdır. İnsanın var oluş sebebi, bir kul olarak emaneti yüklenip dünyayı insanlık için huzurlu, adil ve yaşanabilir bir yuva kılmaktır.

Kıymetli Müslümanlar!

İnsanoğlu son derece üstün niteliklere, ayrıcalıklı güç ve yeteneklere sahiptir. Bunlar sayesinde iyiliğe niyet edip hayatı iyi yönde idare edebilir. Ama kötülüğü isteyip dünyaya zulüm de yayabilir. Sabırlı, azimli, fedakâr, barışçıl ve adil tavırlarıyla mutlu bir dünya inşa edebileceği gibi cahil, bencil, hırslı, aceleci ve nankör tutumu yüzünden kendini ve çevresini tehlikeye de atabilir.
Bu yüzden Rabbimiz, insanı hiçbir zaman başıboş bırakmamıştır. Yarattıktan sonra kenara çekilip, dünyayı kendi haline terk etmemiştir. O her an görür, gözetir, yönetir. Rabbimiz, insanın hayatta yalnız, nimetsiz ve yardımsız kalmasına izin vermemiştir. O her an yanımızda, şah damarımızdan daha yakınımızdadır. Cenâb-ı Hakkın bizlere en büyük desteği ise peygamberi ve kitabı aracılığıyla yol göstermesidir.

Değerli Müminler!

Allah’ın insanlığa rehber, hayat ışığı ve kurtuluş kaynağı olarak gönderdiği, akıl sahiplerini peygamberimizin getirdiği bu kurtuluş reçetesini kabule davet eden ilâhî kanuna din denir. Din, ilk insanla birlikte var olmuş ve son güne kadar da var olacaktır. Bu cuma vakti, bu mübarek mescitte buluşan müminler olarak hepimiz biliyoruz ki, “Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır.”[iii] Kıyamete kadar bütün insanlık, Sevgili Peygamberimize ümmet olmakla, onun davetine icabet etmekle mükelleftir. Zira “Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.”[iv]
İnsanın sorularına cevap alabileceği, sorunlarına çözüm bulabileceği en sağlam bilgi kaynağı dindir. Dinin davetine uyarak iman eden kimse, hayatının en doğru kararını vermiştir. Müslüman olmuş, şeref bulmuştur. Herhangi bir zorlama olmadan, kendi tercih ve arzusuyla Allah’a yönelmiştir. İçten bir bağlılıkla O’nun emir ve yasaklarını kabul etmiştir. Artık ondan, bu imanın gereklerini yerine getirmesi, mümince yaşaması beklenir.

Değerli Müslümanlar!

İslâm, eşsiz bir inanç ve ahlak sistemidir.



diyerek kelime-i şehâdet getirmek, dünya ve ahiret için inanç, umut ve mutluluk kapılarını açmaktır. Bu kapıdan geçen kimse, düzen ve itinayla namazını kılar. Namaz ki dinimizin direği, kalbimizin nurudur. Aşk ve sabırla orucunu tutar. Oruç ki nefsin ve şeytanın esiri olmaktan bizi koruyan kalkandır. İhlas ve keremle zekâtını verir. Zekât ki geçici dünya malını, ebedi kazanca ve kardeşliğe dönüştüren köprüdür. Sadakat ve teslimiyetle haccını eda eder. Hac ki Kâbe’nin eteğinde insanı kendisiyle ve diğer mümin yüreklerle buluşturan mukaddes yolculuktur.
İslâm’da ibadetin amacı, insanın kendisiyle, Rabbiyle ve diğer bütün varlıklarla sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlamaktır. Bu sebeple her bir ibadet, güzel ahlâk ile tamamlanmayı bekler. Müslümanca bir hayat ibadetlere olduğu gibi ahlâkî ilkelere de sahip çıkmakla yaşanır. Hakkı korumak ve zulme izin vermemek, merhameti yaşatmak ve şiddete engel olmak, Müslüman olmanın vazgeçilmez gereğidir. Adalet, dürüstlük, tevazu ve cömertlikle hayata bereket katmak, Müslüman’ın asli kişiliğidir. Unutmayalım ki, aklını hakka, kalbini hayra, imkânlarını yararlı işlere bağlayanlar, imanın gereğini yerine getirmiş olur. 

Muhterem Müslümanlar!

Hutbeme son verirken bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Başkanlığımız, Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği içinde, en yakınımızdan başlayarak dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve yetimlere ulaşmak, mahzun gönülleri yalnız bırakmamak için “Yolun İyilik Olsun” şiarıyla bir yardım kampanyası başlatmıştır. Siz kıymetli cemaatimizi bu iyilik seferberliğine destek olmaya davet ediyoruz. Ayrıca YARDIM yazıp 5601’e SMS göndererek 10 TL ile bağış kampanyamıza katılabilirsiniz. Canâb-ı Hak, yapmış olduğunuz ve yapacağınız yardımları yüce katında makbul eylesin.




[i] Tîn, 95/4-6.
[ii] Müslim, Îmân, 56.
[iii] Âl-i İmrân, 3/19.
[iv] Âl-i İmran, 3/85.
KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Hutbeleri2
Diyanet Cuma Hutbeleri


1 Ocak 2020 Çarşamba

Yılbaşı

YENİ YILDA 52 HAFTA 52 İLKE

              YENİ YILDA 52 HAFTA 52 İLKE

Ömrümüzden bir yılı daha geri bıraktık. Yılların çok çabuk geçtiğine şahitlik ediyoruz. Bir gün bakmışsınız yılların yanında ömrünüz de tükenmiştir. Ömrümüzün bu güzel yıllarını heba etmeyelim. Yaşadığımız müddetçe düzgün yaşamaya dikkat edelim.
 Geçen yılın muhasebesini yapalım. Geçen yılda neler planladık, neleri yaptık, neleri yapamadık…
Ömrümüzün kalan diğer yıllarını dinimizin bize öğütlediği güzel düşünce ve davranışları göz önüne alarak geçirmeye çalışalım.
Bu yeni yılda var olan 52 haftayı, aşağıda sıralayacağımız 52 ilkeye dikkat ederek geçirmeye çalışalım. Bunlar;
1- Allah’a inanmak, O’na güvenmek.
2- Hz.Muhammed’in Allah’ın son elçisi olduğuna  inanmak .
3- Allah’ın emirlerini yerine getirmek, öğütlerine kulak vermek.
4- Hz.Muhammed’in sünnetine tabi olmak.
5- Allah’tan korkmak.
6- Doğru, dürüst ve güvenilir olmak.
7- Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durmak. Haram yememek.
8- Yalan ve Çirkin sözlerden uzak durmak.
9- Emanete ihanet etmemek.
10- Verilen sözde durmak.
11- Görev de kusur etmemek. Yapılan işi en güzel biçimde yapmak.
12- İftira, dedikodu ve gıybet yapmamak.
13- Herkese iyilik yapmak, yardım sever olmak.
14- Komşu hakkına riayet etmek.
15- Engellilerle beraber olmak.
16- İnsanları Allah için sevmek.
17- Çevreyi korumak.
18- Temiz ve düzenli olmak.
19- Herkese selam vermek.
20- Hayvanları sevmek, korumak ve onlara eziyet etmemek.
21- Hastaları ziyaret etmek.
22- Davetlere katılmak.
23- Haksızlık ve ayrımcılık yapmamak.
24- Edep ve Haya sahibi olmak.
25- Okumak ve ilim öğrenmek.
26- İbadet etmek.
27- Anneye, babaya  ve aile bireylerine iyi davranmak.
28- Vatanı sevmek ve korumak.
29- İslam kardeşliği üzerinde olabilmek.
30- Birlik ve beraberlik içinde yaşamak.
31- Yetimleri korumak.
32- Güzel ahlaklı olmak ve görgü kurallarına uymak.
33- Adaletli davranmak.
34- Cömert olmak, cimrilikten uzak durmak.
35- Yapılan her işi Allah’ın gördüğünü bilmek.
36- Zerre miktarı bile olsa yapılan iyi ve kötü şeylerin karşılığının verileceğini bilmek.
37- Kolaylaştırmak, zorlaştırmamak. Müjdelemek, nefret ettirmemek.
38- Şefkatli ve merhametli olmak.
39- Misafirlere iyi davranmak.
40- Sabırlı olmak.
41- Nefsani arzuların esiri olmamak.
42- Allah’ın verdiği nimetlere şükretmek.
43- Gösterişten uzak olmak ve alçak gönüllü olmak.
44- İsraf etmemek, savurganlıktan kaçınmak.
45- Her şeyde kul hakkını gözetmek. Trafik kurallarına uymak, başkalarının hakkına engel olmamak.
46- Günahlardan tevbe etmek.
47- Çocukları sevmek, onlara güzel terbiye vermek.
48- Kendin için istediğini başkası için de istemek. Kendin için istemediğini başkaları içinde istememek.
49- Söz taşımak ve iki yüzlülükten uzak olmak.
50- İnsanları rahatsız edici şeyleri ortadan kaldırmak.
51- Hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk ve başkalarını aldatmaktan uzak olmak.
52- Aileyi ve toplumu yok eden içki, kumar ve  ahlak dışı davranışlardan uzak durmak.

Yaşadığımız her günü yukarıda ki esaslara uygun olarak geçirmek dileğiyle herkesin yeni yılının hayırlı uğurlu, neşeli,başarılı  ve özellikle sağlıklı geçmesini Yüce Allah’tan dilerim.


27 Aralık 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 27.12.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:TEFEKKÜR İLE BİR ÖMÜR GEÇİRMEK


TEFEKKÜR İLE BİR ÖMÜR GEÇİRMEK



Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
 “Bu dünya hayatı, hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur. Keşke bunu bilselerdi!”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Dünyada kimsesiz bir garip yahut gelip geçen bir yolcu gibi ol!”[2]

Aziz Müminler!

Yaşlarımız farklı olsa da hepimiz ömür denilen sayılı günlere sahibiz. Ne bir nefes önce ne de bir nefes sonra, sadece Allah Teâlâ’nın bildiği bir anda, can emanetimizi teslim edip bu dünyadan göçeceğiz. Hesap için mahşer meydanına doğru yola çıkarken, yanımızda imanımız ve salih amellerimiz dışında azığımız olmayacak.
Zamanın değerini, hayatın anlamını, gençliğin önemini, bir lokma nimetin ve bir nefes sıhhatin şükrünü idrak edebilmişsek ne mutlu bize! Ama günlerimizi heba etmiş, malımızı israfla yemiş, aklımızı ya da bedenimizi zehirlemiş, sevdiklerimizi incitmiş, ibadetlerimizi aksatmışsak, eyvahlar olsun bize!
Bir miladi yılın daha sonuna geldiğimiz şu günlerde, ömrümüzden bir koca yıl daha eksildi ve ölüme bir adım daha yaklaştık. O halde tefekkür zamanıdır! Geliniz, geride bıraktığımız yıl içerisinde neler yaşadığımızı, hangi manevi bereket kapılarından ve ilâhî imtihanlardan geçtiğimizi hep birlikte tefekkür edelim.

Kıymetli Müslümanlar!

Geride bıraktığımız yılın başında üç ayları karşıladık. Rahmetin ilk cemresi Regaib’i, zihnimizin berraklığı ve yüreğimizin ferahlığı Mirac’ı, mağfiretin zirvesi Berat’ı idrak ettik. Acaba bu müstesna geceleri fırsat bilerek rağbetimizi Rabbimize yöneltebildik mi? Peygamberimizin “gözümün nuru”[3] dediği namazlarımıza daha sıkı sarılabildik mi? Pişman olup tevbe ederek hata ve günahlarımızdan uzaklaşabildik mi?

Değerli Müminler!

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da Ramazan ile müşerref olduk. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni idrak edip bayrama kavuştuk. Ne kadar hamd etsek azdır! Zira mübarek Ramazan ayı, infak ve ihsanın tadıyla nice yardımlaşma ve paylaşma imkânı sundu bize. Sahurla berekete, oruçla sıhhate, Kur’an’la nura, teravihle huzura eriştik. Kendimize soralım: Ramazan’ın bereketini kuşanıp, yıl boyunca mazlum ve muhtaç kardeşlerimizin dertlerine çare olabildik mi? Kur’an ayı bittikten sonra da Kur’an ile yaşamaya devam edebildik mi? Zikreden dilimiz, şükreden kalbimiz, tevekkül eden aklımız, sabreden bedenimiz bu güzel hasletlere alıştı mı?

Muhterem Müslümanlar!

Yine bu yıl içinde, iman, sadakat, şükür ve teslimiyetin ifadesi olan kurbanlarımızla bayram yaptık. Komşularımızın, akrabalarımızın, yoksulların, yetimlerin haklarını gözettik. Bayramın barış, huzur ve kardeşlik iklimini yaşadık. Acaba geçirdiğimiz Kurban Bayramı, Rabbimize olan bağlılığımızı, sevgi ve itaatimizi güçlendirdi mi? Bayramın ardından yıl boyunca sadaka ve infak bilincimizi canlı tutabildik mi? Paylaştıkça mutlu olabildik mi?
    
Aziz Müminler!

Geride bıraktığımız yılın son diliminde, Peygamber Efendimizin dünyamızı teşrifini ve Mevlid-i Nebi Haftası’nı idrak ettik. Bu hafta vesilesiyle, Allah Resûlü (s.a.s)’in aile konusundaki tavsiyelerini dinledik. Onun ailesinde şefkat, adalet, güven ve istişarenin hâkim olduğunu yeniden hatırladık. Kendimize soralım: Peygamberimizi örnek alarak aile değerlerimize sahip çıkabildik mi? Sevgiyle kurduğumuz yuvalarımızı adalet ve merhametle koruyabildik mi? Şiddete asla müsamaha göstermeyerek, sorunlarımıza akl-ı selim ile çare bulabildik mi?

Kıymetli Müslümanlar!

Dünya hayatı ahirete uzanan bir yol; insan sorumluluk yüklenen bir yolcu; ömür ise meşakkatli ama kıymetli bir yolculuktur. Öyleyse dünyada yolcu olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. Dünyalık olan ne varsa, hepsine bir yolcu kadar değer verip, nihai hedefimizin cennet olduğunu unutmadan yaşayalım. Ömrümüzün ve elimizdeki nimetlerin kıymetini bilelim. Her günümüzü Rabbimizin rızasına uygun, faydalı işlerle, iyilik gayesi ve tefekkür sermayesi ile geçirelim.




[1] Ankebût, 29/64.
[2] Buhârî, Rikâk, 3.
[3] Nesâî, Işratü’n-nisâ’, 1.
KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Hutbeleri1

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):59-MÜBDİ


59-MÜBDİ

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el- Mübdi 'dir

Mübdi, İlkin yaratan,   “kainatı yoktan var eden” manasına gelmektedir.

Maddesiz ve örneksiz yaratıcı, yoktan yaratıp var eden.
Allah, bütün varlıkları yoktan yaratan ve varlığı başlatandır.

Varlıkları hiçbir eşi olmadan yaratan O’dur.


Yaratmaya il kez başlayan ve bunu tekrar eden Allah’tır.


Allah, her şeyi örneksiz ve hiç yokken yaratmıştır.


 Varlığı ilk defa yaratan O’dur.


İlk yaratan ve sonra da tekrar yaratacak olan ancak odur. İlk yaratmayı da, yeniden hayat vermeyi de o yapar. Allah yaratışı ta başlangıçtan yapar. Başka birinin etki ve müdahalesi olamaz. 

 Allah Teâlâ, kâinâtı yaratırken daha önce bir benzeri ve örneği olmaksızın yaratmıştır. İşte esas yaratma denilen, ilk maddesi, örneği olmaksızın yaratmadır. Bu, yoktan var etmedir ve Allah’a mahsustur.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

Yaratmaya başlayan, sonra onu tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.( Rûm Suresi 27. Ayet)

O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. (Secde Suresi 7. Ayet)

Allah'ın, yaratmayı nasıl başlattığını, sonra bunu(nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.( Ankebût Suresi 19. Ayet)

“O’dur her şeyi yoktan yaratan, yarattığını tekrar edip, son olarak âhirette yeniden yaratacak olan.”                                  ( Bürûc Sûresi, 13. Ayet)

De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?” De ki: “Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O hâlde, nasıl oluyor da (haktan) çevriliyorsunuz?”         (Yûnus Suresi 34. Ayet)


(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL