21 Aralık 2019 Cumartesi

Diyanet İşleri Başkanlığının 20.12.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:TAKVA: EN HAYIRLI AZIĞIMIZ


TAKVA: EN HAYIRLI AZIĞIMIZ


Muhterem Müslümanlar!

Peygamberimiz (s.a.s), genç sahabi Muâz b. Cebel’i Yemen’e elçi olarak tayin etmişti. Uğurlarken onunla birlikte yola çıktı ve bazı tavsiyelerde bulundu. Muâz bineğinin üstünde gidiyor, Resûl-i Ekrem de onun yanında yürüyordu. Allah Resûlü (s.a.s) tavsiyelerinin sonunda şöyle buyurdu:
 “Ey Muâz! Bu seneden sonra benimle karşılaşamayabilirsin, belki de ancak şu mescidime veya kabrime uğrarsın.” 
Bu sözler üzerine Muâz (r.a), Peygamberimizden ayrılmanın üzüntüsüyle ağlamaya başladı. Allah Resûlü ise yüzünü Medine’ye doğru çevirerek şöyle buyurdu:
“İnsanların benim gözümde en üstün olanları, kim olurlarsa olsunlar ve hangi makam ve mevkide bulunurlarsa bulunsunlar, takva sahibi olanlarıdır.”[i] 

Aziz Müminler!

Takva, kul olarak Allah’a karşı maddi ve manevi bakımdan sorumluluklarımız olduğunu bilerek yaşamaktır. Rabbimizin emirlerine itaat edip O’nun hoşnutluğunu kazanmaktır. Rızasını kaybettirecek işlerden kaçınarak O’nun rahmetinin gölgesine sığınmaktır. Takva, Cenâb-ı Hakkın bizlere mükemmel bir örnek ve eşsiz bir rehber olarak gönderdiği Sevgili Peygamberimizin izinden yürümektir.

Kıymetli Müslümanlar!

İlahî rahmete ve himayeye mazhar olmak ancak takva ile mümkündür. Nitekim hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı hakkıyla takva sahibi olun ve ancak Müslüman olarak can verin.”[ii]
Hakkıyla takva sahibi olmak, her an kendini Allah’ın huzurunda hissetmeyi, saygıda kusur etmemeyi ve O’na derin bir sevgiyle bağlanmayı gerektirir. Bu haliyle takva, Rabbimizin azabını gerektirecek işler yapmaktan ve O’nun huzuruna yüzü kara çıkmaktan endişe etmektir. 
“Ey iman edenler! Allah için takva sahibi olun. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın!”[iii] ayeti gereği, ahiret için bugünden hazırlık yapmaktır.

Değerli Müminler!

Peygamber Efendimiz bir defasında, eliyle göğsünü işaret ederek üç kere “Takva işte buradadır”[iv]  buyurmuştur. Evet, takvanın yeri kalptir ancak belirtileri bedendedir, sözdedir, davranıştadır. Takvanın huzur veren etkisi, ibadetlerimizde, iyi işlerimizde ve güzel ahlakımızda kendisini gösterir. Takva bilincimiz, kötülük ve haramlardan kaçınmakla kuvvetlenir; dürüstlük ve samimiyetle kemale erer.
Takva müminin kalkanıdır. Yüreğine düşen titreme, vicdanına dokunan sestir. Günahlarla arasına çekilen set, sevaplarla kurduğu ünsiyettir. Öyleyse takva sahibi bir mümin, kalbini fitne ve fesattan, dilini yalan ve iftiradan, gözünü harama bakmaktan korur. Elini haksızlığa uzatmaz, ayağıyla kötülük yolunda koşmaz. Bile bile günah işlemek bir yana, şüpheli şeylere dahi meyletmez. Zira muttaki bir mümin bilir ki, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmek ona dünyada mutluluk, ahirette kurtuluş getirecektir.

Aziz Müslümanlar!

Takva, Rabbimiz katında bize değer kazandıran yegâne ölçüdür. Çünkü dinimize göre üstünlük ölçüsü mal, mülk, makam, meslek, ırk ve cinsiyet değildir.
“Allah katında en değerliniz, en derin takva bilincine sahip olanınızdır”[v] ayeti bu gerçeğe işaret etmektedir. İman ile şereflenen, takva elbisesine bürünen, tertemiz bir kalbe ve salih amellere sahip olan kişi, insanların en faziletlisidir. İşte Allah (c.c), böyle muttaki kimselerle beraberdir. Onların dostudur. Cenneti ve içindeki benzersiz nimetleri de muttakiler için hazırlamıştır.[vi]

Kıymetli Müminler!

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: 
 “Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Bana karşı gelmekten sakının.”[vii]
O halde, şu fani dünyada hayatımızı takva ile bereketlendirelim. Günahlardan sakınıp hep iyi olmaya ve iyilikte bulunmaya devam edelim. Nefsimizin doyumsuz arzularına, şeytanın aldatmasına kanıp hem dünyamızı hem de ahiretimizi heba etmeyelim. Söylediğimiz her sözün, yaptığımız her işin hesabını bir gün Rabbimize vereceğimizi unutmayalım. Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum:
“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Bilerek veya bilmeyerek bir kötülük işlersen peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. Bir de insanlara güzel ahlâkla davran!”[viii]




[i] İbn Hanbel, V, 236.
[ii] Âl-i İmrân, 3/102.
[iii] Haşr, 59/18.
[iv] İbn Hanbel, III, 134.
[v] Hucurât, 49/13.
[vi] Nahl, 16/128; Câsiye, 45/19; Ra’d, 13/35.
[vii] Bakara, 2/197.
[viii] Tirmizî, Birr, 55.

KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Cuma Hutbeleri

17 Aralık 2019 Salı

Vefatının 746.yılında Hz. Mevlana


Vefatının 746.yılında Hz. Mevlana


Her yıl olduğu gibi bu yılda Hz. Mevlana’nın vefatının 746.yılı törenlerle  kutlanmaktadır. Vefatının yıl dönümü münasebetiyle Hz.Mevlana Celaleddin-i Rumi ile ilgili birkaç bilgiyi  ve mevlananın bazı sözlerini  hatırlatmak istiyorum.
Mevlana'nın asıl adı Muhammed Celaleddin'dir. Daha çok “Mevlana Celaleddin-i Rumi” diye anılır. Kendisine Mevlana ve Rumi isimleri verilmiştir. Mevlana isminin anlamı, “efendimiz” demektir. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana'nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Anadolu’ya Rum diyarı denildiği için Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet yaşaması, orada vefat etmesi ve türbesinin orada bulunmasındandır.

Mevlana, bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinin Belh şehrinde 1207 tarihinde doğmuştur. Ailesiyle Anadolu’ya göç ederek Konya’ya yerleşmiş ve burada 17 Aralık 1273’te vefat etmiştir.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
XIII. yüzyılda yaşamış, ama eserleriyle çağları aşmış bir sufi olan Mevlana; yazdığı en büyük eser olan Mesnevi sayısız dile çevrilerek dünyanın her yerinde okunmuş ve insanların beğenisini kazanmıştır. Gel gel yine gel, ne olursan ol yine gel. Yüz kere tövbeni bozarsan da yine gel dizeleriyle, insanlar arasında  ayrım gözetmeden, kardeş olmaya, barışa ve hoşgörüye çağıran din bilginidir.
Merhameti, karşılıksız ve sınırsız insan sevgisinin yanı sıra sonsuz hoşgörüsüyle sadece İslam alemini değil, tüm insanlığı kendisine hayran bırakmıştır.
Mevlana kamil manada alim, sufi ve şairlik özelliklerine sahip bir şahsiyettir.
Mevlana’daki dini-tasavvufi düşüncenin kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. “Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım ...” beytiyle bunu dile getirmiştir.


Mevlana kısaca hayatını şöyle anlatır: “Ömrümün özeti sadece şu üç kelimedir.”

“Hamdım, Piştim, Yandım.” Buna göre Mevlana Hazretleri ömrünü üç döneme ayırmıştır:

a) Hamlık Safhası (1207-1231): Bu dönem, doğumdan, babası Bahaeddin Veled’in vefatına kadar geçen süredir.

b) Pişme (Olgunlaşma) Safhası: Mevlana’nın, Seyyid Burhaneddin’in terbiyesi altında bulunduğu dönemdir.

c) Yanma Safhası (1244-1273): Seyyid Burhaneddin’in ardından, Mevlana’nın 1244 yılında Konya’da Şems-i Tebrizi ile buluşmasından ölünceye kadarki dönemdir.

Mevlananın hayatı,düşünceleri ve eserleri hakkında tüm dünyada binlerce eser yazılmıştır.

UNESCO, Mevlana’yı iki kez “Dünya Mevlana Yılı Olarak” ilan etmiştir. İlk kez Mevlana’nın 700. Vuslat yıl dönümü için, 1973  Dünya Mevlana Yılı olarak kutlanmıştı. İkinci kez 800. doğum yıl dönümü nedeniyle 2007’yi Dünya Mevlana ve Hoşgörü Yılı ilan etmiştir.


 Mevlananın eserleri:
Eserleri:
Mesnevi, Divan-ı Kebîr, Mecalis-i Seb’a, Mektubat, Fihi Mafih
Mesnevi
Mevlana’nın Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine Farsça yazdığı mesnevisidir. 25 bin beyitten oluşan  eserde Mevlana, tasavvufi düşüncelerini hikayelerden hareketle anlatmıştır.
Divan-ı Kebîr
Mevlana’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin toplandığı  divandır.  Eserin dili Farsçadır, içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yer almaktadır.
Mektubat
Başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine öğüt vermek, dini,ilmi ve ahlaki konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.
Fihi Mafih
Mevlana’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanarak meydana getirilmiştir.
Mecalis-i Seb’a
Yedi Meclis anlamına gelen eser, Mevlana’nın yedi sohbetinden oluşmuştur.
      Mevlananın yedi öğüdü
Cömertlik ve yardım etme konusunda akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçak gönüllükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

           Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:

Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.




Mevlana’dan seçme güzel ve anlamlı sözler:

Ne olursan ol, yine gel.

Gönül sevgiyi bulmuşsa kuru dal bile çiçek açar.

Sen Allah’a güven. Hiç beklemediğin anda çiçek açar umutlar.

Ey dost! Derdin ne olursa olsun umudun her zaman Allah olsun.

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.

İmtihan içinde imtihan vardır. Derlen toparlan da ufak bir imtihana satma kendini.

Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa, o yine dilsiz sayılır.

Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et; çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar.

Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır.

Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.

Kaliteli insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır.

İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.

İnsanları iyi tanıyın, her insani fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin.

Kendini noksan gören kişi, olgunlaşmaya on atla koşar. Kendini olgun sanan ise Allah’a bu zannı sebebiyle ulaşamaz.

Bir şeyden kaçacaksan yılandan, akrepten, aslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynağını alan nefsani isteklerden, heveslerden kaç! Çünkü başımıza gelen bütün belalar, çektiğimiz bütün zahmetler, meşakkatler boş ve olmayacak heveslerden meydana gelir.

Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman? Bilemem! Yeter ki o kapıda durmayı bil!

Tut ki Ali’den sana miras kaldı Zülfikar. Sende Ali’nin yüreği yoksa Zülfikar neye yarar?

Gözyaşının bile görevi varmış. Ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.

Kötülük yaptın mı kork! Çünkü o bir tohumdur. Allah yeşertir, karşına çıkarır.

İnsan her şeyi göremez; sevdiğin şeyler, seni kör ve sağır eder.

Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme. Zira bu işin baharı var.

Susmak, mana eksikliğinden değil. Belki mana derinliğindendir.

Kitaplardan önce, kendimizi okumaya çalışalım.

Bir kimsede kibir varsa, söz söylediği zaman soğan gibi kokar.

Sabır önceleri zehirdir. Huy edinirsen bal olur!

Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.

Bilmez misin ki cevap vermemek de cevaptır.

Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür.

Dua kapı çalmaktır. Gerisine karışmak haddi aşmaktır.

Ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır.

Testide ne varsa dışına o sızar

Çoban uyudu mu kurt emin olur.

Dediler ki: gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: gönle giren gözden ırak olsa ne olur.

Kalp denizdir, dil de kıyı. Deniz de ne varsa kıyıya o vurur.

Köpeklerin kardeşliği, aralarına kemik atana kadardır.

Doğruların yemin etmeye ihtiyacı yoktur.

Akıl bir kuzu, nefis bir kurt, iman ise çobandır. İman kuvvetli olmazsa, nefis aklı yer.
Muhabbet ve merhamet, insanlığın; hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır.
Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.
Gel de birbirimizin kadrini bilelim. Çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.
Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür.

Aklım her gün tövbe eder. Nefsim her an tövbemi bozar. Arada kalmış biçareyim. İyi ki senin kapın var.
Misafirsin bu hanede ey gönül, umduğunla değil bulduğunla gül, hane sahibi ne derse o olur, ne kimseye sitem eyle, ne üzül.
Şarap küpü nereye konursa konsun şaraptır. Gül mezbelelikte bitmekle kötü olmaz, şarap altın tasa konmakla helal olmaz.
Ay doğmuyorsa yüzüne, güneş vurmuyorsa pencerene, kabahati ne güneşte ne de ay da ara! Gözlerindeki perdeyi arala!
Bazen halimize Melekler imrenir. Bazen de halimizden Şeytan bile iğrenir.


Mevlana’nın yüzlerce söz ve menkıbeleri mevcuttur. Bu güzel ve anlamlı ders verici sözleriyle bize ışık olan Hz. Mevlana’yı vefatının 746.yılında minnet ve rahmetle anıyoruz. Allah ondan razı olsun.


Efkan VURAL

 


13 Aralık 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 13.12.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:NAMAZ: RABBİMİZE YAKIN OLMA ÇABAMIZ


NAMAZ: RABBİMİZE YAKIN OLMA ÇABAMIZ




Muhterem Müslümanlar!

Bir gün Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken onlara şöyle bir soru sordu:
“Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve o nehirde günde beş defa yıkansa, o kimsede kirden eser kalır mı?” 
Sahâbe-i kirâm, “Kalmaz Ya Resûlallah” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu namazlarla günahları yok eder.”[1]

Aziz Müminler!

Peygamberler tarihinin en köklü ibadeti olan namaz, yüce dinimiz İslam’ın beş temel esasından biridir. Namaz; insanın ruhu, bedeni, aklı, yüreği, sevgisi ve hürmetiyle, kısacası bütün varlığıyla Allah’a yönelişinin sembolüdür. İnsanoğlu ne zaman Rabbinin kulluk davetine gönülden icabet edip namazlarını eda etmişse, o zaman gerçek anlamda huzura kavuşmuştur. Ancak ne zaman namazlarını ihmal edip Rabbiyle arasındaki bağı zayıflatmışsa, o zaman da nefsani arzularının esiri olmuş ve hüsrana uğramıştır.
Kıymetli Müslümanlar!

Ezanın ulvi davetiyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda namaza duran mümin, aşkını, bağlılığını, itaatini ve teslimiyetini O’na arz eder. Bu haliyle namaz, müminin hasretle beklediği ve Yüce Yaratanına en yakın olduğu buluşma anıdır. Namaz dünyaya ait telaşe, dert ve sıkıntıları bir kenara bırakarak çıkılan mukaddes bir yolculuktur. Asli vatanı olan cennetten uzağa düşmüş insanın, ihlasını ve istikametini koruyan bir hayatla Rabbine dönme arzusudur. Nitekim Peygamberimizin ifade buyurduğuna göre, 

“Cennetin anahtarı namazdır.”[2]

Namaz, şükür ve minnettarlık zamanıdır. Yaratan ve yaşatan, nimet verip doyuran, koruyan ve bağışlayan Allah Teâlâ’ya karşı, müminin vefa borcudur.

Değerli Müminler!

Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Hak Teâlâ (c.c) şöyle buyuruyor: 

Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.”[3] 

Öyleyse namaz, arınma ve korunma çabasıdır. Namazlarına değer veren, özen gösteren, tekbirinden selamına kadar namazın bütün rükünlerini dosdoğru ve huşû içinde eda eden bir mümin, ibadet şuuruna sahip demektir. İbadet şuuru ise kul olma bilincidir. Allah’ın daima kendisini gördüğünü ve işittiğini bilerek, takva, merhamet ve nezaketle yaşamaktır.
İşte bu sebeple namaz, müminin sadece ibadet borcunu değil, aynı zamanda üstün ahlâkını da temsil eder. Namaz kılan kişi, her türlü aşırılıktan, kabalıktan ve şiddetten korunur. Namazla güçlenen maneviyatı sayesinde, hayâ ve edebe aykırı davranışlardan uzak durur.
Aziz Müslümanlar!

Peygamberimize ve onun şahsında bütün müminlere hitaben Kur’an’da şöyle buyrulur: 

“Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; aksine biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”[4] 

Allah Resûlü (s.a.s), bu emrin gereği olarak her sabah kızı Hz. Fatıma’nın kapısına uğrar ve 

“Ey ev halkı! Haydi, namaza!” 

diyerek onları namaza davet ederdi.[5] Bugün bizler de aynı şekilde kendimizi ve ailemizi namaza alıştırmakla sorumluyuz.
O halde, namazın şifa veren, güven ve sükûnet aşılayan ikliminde Rabbimizle buluşmaktan ailece mahrum kalmayalım. Bu hayatta “dinimizin direği”, ahirette ise “hesabımızın ilk sorusu” olan namazlarımızı ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki, namaz bir külfet değil, aksine kendimizi tanımaya, yenilenmeye, zikir, şükür ve tefekkür ile olgunlaşmaya vesile olan eşsiz bir nimettir. Sevgili Peygamberimizin müjdesiyle hutbemi bitirmek istiyorum: 

“Kim, Allah’ın bir emri olduğunu kabul ederek, rükûlarına, secdelerine, abdestlerine ve vakitlerine özen göstermek suretiyle beş vakit namazı kılmaya devam ederse cennete girer.”[6]




[1] Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6.
[2] Tirmizî, Tahâret, 1.
[3] Ankebût, 29/45.
[4] Tâhâ, 20/132.
[5] Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 33.
[6] İbn Hanbel, IV, 266.

KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Cuma Hutbeleri

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler):58-MUHSÎ


                                                       MUHSÎ

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el- Muhsî 'dir.

El- Muhsî; Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen demektir.

El--- Muhsî;İlmiyle her şeyi sayan,büyük veya küçük hiçbir şey gözünden kaçmayan. Yüce  Allah’ın İlmi ve kuşatması sonsuzdur.

 Muhsî; sonsuz ilmiyle her şeyin sayısını bilen, her yapılanı bir bir sayan demektir.

Allah Teâlâ, her şey’i olduğu gibi görür ve bilir, yani, bütün varlığı bir yığın halinde birbirinden seçilmez karışık bir şekilde değil; cinslerini, sınıflarını, zerrelerini birer birer saymış gibi gayet açık görür ve bilir.

Bütün mahlukatın ve insanların ilim ve amellerinin kuşattığı ve de kuşatmadığı bütün olayların sayısını ve miktarını bilen demektir. O, canlıların alıp verdiği her nefesi, rızkı, insanların itaat ve günahlarını, yakınlığını, yağmur ve kum tanelerinin sayısını, bütün bitkileri, hayvan türlerini, ölüleri ve canlıları bilendir. Allah Teâlâ, sonsuz ilmi ile her şeyi kuşatmıştır.

Onun ilminden hiç bir şey hariç kalamaz. Bütün amellerin sayısını bilir, kıyamet günü bunların hepsinin karşılığını verir. Hiç birini unutmaz ve atlamaz.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.”                                    ( Mücâdele Sûresi 6. Ayet)

“…(Allah) onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).”( Cin Suresi 28. Ayet)

“Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.”                          (Yâsîn Suresi 12. Ayet)

“Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”             (Kehf Suresi 49. Ayet)

“Yaratan (yarattığını hiç) bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.” (Mülk Suresi 14. Ayet)

“İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.” (Kâf Suresi 18. Ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL