11 Ağustos 2019 Pazar

Diyanet İşleri Başkanlığının 11.08.2019 Tarihli kutban Bayramı Hutbesi: KURBAN BAYRAMI

11.08.2019 Tarihli Diyanet Bayram Hutbesi: KURBAN BAYRAMI 



Muhterem Müslümanlar!

Bugün Kurban Bayramı. Allah’a kulluğumuzu arz ettiğimiz, verdiği nimetlere şükrettiğimiz müstesna bir vakit. Hz. İbrahim’in imanını, Hz. Hacer’in sadakatini ve Hz. İsmail’in teslimiyetini kuşananlara Rabbimizin bir ikramı. Hacılarımızın Arafat’tan Müzdelife’ye, oradan da Mina’ya inip şeytanı taşladığı, ziyaret tavafı yapıp hacı olmanın huzur ve mutluluğunu yaşadığı mübarek bir gün. Bugün, İslam’ın nişanelerinden olan kurban ibadetini eda ederek Rabbimize yaklaştığımız nadide bir zaman dilimi.


Aziz Müminler!

İşte böyle bir bayram sabahında, Resûl-i Ekrem (s.a.s) bayram namazını eda etmek üzere evinden çıktı. Namazın kılınacağı Musallâ’ya varınca ashabına şöyle seslendi:  “Bugün ilk işimiz, bayram namazını kılmak, sonra da kurban kesmektir. Böyle yapanlar sünnetimize uygun davranmış olur.”1

Resûlüllah (s.a.s), ashabına bayram namazını kıldırdıktan sonra îrâd ettiği hutbede, ümmetine şu müjdeyi verdi: “Âdemoğlu kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha güzel bir amel işlemez. Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla sevap olarak gelir. Kurban, henüz kanı yere düşmeden, Allah tarafından kabul edilir. Bu sebeple kurban kesme konusunda gönlünüz hoş olsun.”2

Namaz ve hutbenin ardından sıra kurban kesmeye gelmişti. Rahmet Peygamberi (s.a.s), kurbanlık hayvanlara eziyet edilmemesi, onlara şefkat ve merhamet gösterilmesi hususunda müminleri şöyle uyardı: “Allah, her konuda ‘ihsan’ ile yani güzellikle davranmayı farz kılmıştır. Öyleyse kim kurban kesecekse bunu en güzel biçimde gerçekleştirsin.”3 Sevgili Peygamberimiz kurbanını kıbleye doğru yatırdı, besmele çekti, tekbir getirdi ve şu ayetleri okudu:
“Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim. Ben Allah'a ortak koşanlardan değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.”4


Kıymetli Müslümanlar!

Bayram günlerini tıpkı Resûlüllah’ın bize öğrettiği gibi sünnet-i seniyyeye uygun biçimde idrak edelim. Arefe günü sabah namazıyla başladığımız ve bayramın dördüncü günü ikindi namazıyla sona erecek olan teşrik tekbirlerini unutmayalım.

“Temizlik imanın yarısıdır”5 buyuran Resûl-i Ekrem’in ümmeti olarak, çevre temizliğine özen gösterelim. Kurbanlık hayvanımızdan çıkabilecek kistli, hasta görünümlü et ve sakatatları mutlaka derin çukurlara gömelim. Zira sokak hayvanlarının bu etleri yemesi, hastalığın hayvanlar aracılığıyla insanlara bulaşmasına sebep olmaktadır. Ayrıca et kesim ve taksimini muhakkak temiz ortamlarda yapalım.


Değerli Müminler!

Bayramlar infak, ikram ve yardımlaşma günleridir. Kurbanlarımızda komşunun, akrabanın, yoksulun, yetimin ve muhtacın hakkını gözetelim. Verdiğimiz kadar kazandığımızı, paylaştığımız kadar zenginleştiğimizi unutmayalım.

Bayramların özü sıla-i rahimdir. Bayram günlerini sadece bir tatil fırsatı olarak görmeyelim. Anne babamız başta olmak üzere büyüklerimizi ziyaret edip hal ve hatırlarını soralım. Vereceğimiz hediyelerle küçüklerimizi sevindirelim. Bayram neşesine hastaları, yaşlıları ve yalnızları ortak edelim.


Aziz Müslümanlar!

Bayramlar affetme ve kucaklaşma günleridir. Bu günleri fırsat bilerek, kardeşliğimize gölge düşüren çekişmelere, dargınlıklara ve küskünlüklere son verelim. Bayramın huzur ve kardeşlik iklimini hep birlikte yaşayalım.

Hutbeme son verirken aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Kurban Bayramını tebrik ediyorum. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Bayramımız, hepimiz için nice güzelliklere vesile olsun.

1 Buhârî, Îdeyn, 3.
2 Tirmizî, Edâhî 1.
3 Müslim, Sayd, 57; Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10-11.
4 En’âm, 6/79, 162-163; İbn Mâce, Edâhî, 1.
5 Tirmizî, Deavât, 86.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK: 

Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Cuma Hutbeleri

Bu Gün Kurban Bayramı

Bu gün 11 Ağustos 2019 Pazar günü Kurban Bayramı. 
Bayramınız kutlu olsun. Her gününüz mutlu ve huzurlu olsun.
Bayramlar sevinç ve mutluluğun ifadesidir.
Bayramlarda yaşadığımız güzellikleri diğer günlere taşımalıyız. 
Bayramlarda sevgi ve barış çokça dillendirilir. Bayramdan sonra da sevgi,kardeşlik ve barışı dillendirip yaygınlaştırmalıyız. 
Kurban bayramı aynı zamanda paylaşım demektir. 
Sevgimizi, acımızı paylaşmalıyız.
Bayramlarda ikramlara yer vermeliyiz. Özellikle kurbanımızdan ikram etmeliyiz.
Kurbanın etlerinin üçte birini kurban kesemeyen yardıma muhtaç kimselere dağıtmalıyız.

Genelde kurban bayramı yaklaştığı zaman bazı kimseler hemen şunu dile getirirler. 
Kurbana vereceğin para ile  yoksula yardım et. Hastaya düşküne yardım yap, diyerekten kurban ibadetini hafife alırlar. Bunu bilinçsizce yapanlarda vardır, elbette.
Bakın kurban Allah'ın emridir. Ve çok önemli bir ibadettir. Kurban zengin sayılan kimselere zorunludur. Kesemeyecek durumda olanlar kurban kesmezler. 
Allah için bu ibadetin yerine getirilmesi şarttır. 
Kurban , parasal olarak yapılacak diğer yardımlara asla engel değildir. Her isteyen düşküne yoksula hastaya borçluya yardım edebilir. 
Yardımlaşmak ta ibadettir. 
Kurban ayrı bir ibadet, yardım etmek te ayrı  bir ibadettir.
Kurban yılın belli günlerinde yapılır. Yardımın yeri ve zamanı yoktur. Duruma göre her zaman yapılır.
Hac ibadeti için de bu durum söylenir. Hac için  verceğin para ile bir fakiri okutsan, ihtiyaç sahiplerine yardım etsen.
Hac dönemlerinde de böyle söylemler ortalığa yayılır.
Kardeşim, Hac ibadetinin kutsallığını tartışmak ne haddimize, 
Hac ibadetini yapanlar, fırsat buldukça fakir ve fukaraya yardım ederler.
Çünkü, Hacda mal ve mülkün Allah sevgisi karşısında hiç bir önemi olmadığını kavrarlar. 
Hac ibadetinde yalnızca "kefen" misali ihram'dan başka bir şey giymiyorsun.
Hani nerede o çeşit çeşit 1.sınıf elbiseler vs. Hiçbiri hac esnasında yanınızda olamaz. 
Yani, hac ibadeti insana çooook şeyler kazandırıyor....
Yardımlaşmayı da kazandırıyor....
Hac ömrümüzde bir kere yapılıyor....
Ama iyilik ve yardım her zaman yapılabiliyor...
İşte bu bakımdan, kimse Kurban ve Hac İbadetine her hangi bir yorum getirmesin.
İslam dinin orjinal değişmeyen ibadetlerden oluştuğunu unutmayınız.
Dinimiz kendini ortaya koyuyor...
İbadetlerle dine bağlanıyoruz...
Kendimizi dine ibadetlerle verebiliyoruz..
İbadetleri yaptıkça, İslama bağlı olduğumuzu anlıyoruz...
İbadetlerin amacını kavrayınca, İslamın güzel ahlak olduğunu anıyoruz. 
İbedet eden bir kimsenin güzel ahlaklı olması da dinen  mecburidir.
Din tamamen bir yaşam biçimidir. Bir düzenektir. Prensipler mevcuttur...
Kısaca bütün bunlar ibadetlerle mümkündür....
Kimsenin Namazına,orucuna,zekatına,haccına,kurbanına, duasına,zikrine ve diğer tüm ibadetlerine laf söylemesin... gereksiz yorumlarda bulunmasın...
Şu bayram günlerinde herkes özgürce yaşasın...



9 Ağustos 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09.08.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:MÜMİN: HUZURLU TOPLUMUN TEMİNATI


MÜMİN: HUZURLU TOPLUMUN TEMİNATI 




Muhterem Müslümanlar! 

Bir toplumu ayakta tutan ve huzur içinde yaşamasını sağlayan en temel ilke adalettir. “Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz.”1 ayeti, mümin olmanın hak ve adaletten yana olmayı gerektirdiğine işaret eder. Adalet aynı zamanda sosyal hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır.   

Toplumda huzurun gerçekleşmesi için vazgeçilmez olan diğer bir ilke, güvendir. Mümin, Muhammedü’l-emîn olan Peygamberini model alarak, inanan-inanmayan bütün insanlara güven telkin eder. Çünkü Allah Resûlü (s.a.s) onu şöyle tarif etmiştir: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve malları konusunda kendisine karşı emniyet hissettikleri kişidir.”2 


Aziz Müminler! 

Huzurlu ve güvenli bir toplum inşa etmenin bir diğer ilkesi de doğruluktur. Samimi ve dürüst olmak, mümin olmanın bir gereğidir. Mümin, açık sözlü ve şeffaftır. İçi dışı birdir. Niyeti ve amelleri birbiriyle tutarlıdır. Yüce Rabbimizin 
  َتْرِمُا آَمَ كْمِقَتْاسَ  ف
 “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”3 emrine uygun olarak sırat-ı müstakimden ayrılmamak müminin şiarıdır. Mümin yalan söylemez, iftira atmaz, kul hakkına el uzatmaz! 


Kıymetli Müslümanlar! 

Bir toplumun beraberlik şuurunu zedeleyen ve tefrikaya kapı aralayan en zararlı davranışlardan biri ise sû-i zandır. Sû-i zan, delilsiz ve temelsiz bir şekilde önyargılarla insanları karalamak, kötü düşünceler üzerine zan bina etmektir. Hâlbuki müminlerin canları ve malları gibi, onur ve haysiyetleri de birbirlerine emanettir. Aralarındaki ilişkide kardeşlik hukuku, kardeşlik ahlakı hâkim olmalıdır. 

Mümin kardeşine hüsn-i zan yani iyi niyet beslemek imanın gereğidir. Rabbimiz hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede müminleri şöyle uyarmıştır: 

 ٌ مْثِ اِّنَّ الظَضْعَ بَّنِ اِّۘنَّ الظَنِ مًيرا۪ثَوا كُبِنَتْوا اجُنَمٰ اَين۪ذَّا الَهُّيَا آَ ي 

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü öyle zanlar vardır ki günahtır...”4  


Değerli Müminler! 

İslam dini, sû-i zannı yasakladığı gibi insanların gizli hallerini araştırmayı ve ifşa etmeyi de yasaklamıştır. Birbirini çekiştirmeyi, birbirinin arkasından kötü konuşmayı, kardeşinin ayıp ve kusurlarını ortaya dökmeyi haram kılmıştır. Çünkü bütün bu kötü huylar, fitne ve fesadın yaygınlaşmasına, birbirine güvenmeyen bireylerin huzursuz ve düzensiz bir toplum oluşturmasına sebep olur. Böyle bir toplumun ayakta kalmasına ve geleceğe umutla bakmasına imkân yoktur.  

Yüce Allah, 

 ًۜ ضاْعَ بْمُكُضْعَ بْبَتْغَ ي ََوا وُسَّسَجَ تَ  َ و 

“Birbirinizin gizliliklerini araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın…”5 emriyle bizi bu konuda hassas davranmaya davet etmiştir. Aksi halde varılacak yer dünyada hüsran, ahirette ise pişmanlıktır. Nitekim Cenâb-ı Hak, sözün doğru ve güzelini söylemeyen müminlerin arasını şeytanın bozacağını bize şöyle haber vermektedir: “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; çünkü şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır.”6  


Muhterem Müminler! 

Sevgili Peygamberimiz “Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter!”7 buyurur. Doğruluğunu araştırmadan bir bilgiyi paylaşmak, asılsız sözlerin yayılmasına, yalan ve iftiranın beslenmesine alet olmaktır. 

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:       
                  وآُنَّيَبَتَ فٍأَبَنِ بٌقِاسَ فْمُكَاءَٓ جْنِوا آُنَمٰ اَين۪ذَّا الَهُّيَا آَ ي 

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.…”8 

Bir mümin, sorumsuz ve şuursuzca yayınlanan asılsız haber ve yorumlara itibar etmez. Masum insanların şeref ve haysiyetine söz söylemekten, ateşten kaçar gibi uzak durur. Her söylediği sözün, her yazdığı yorumun, her yaptığı işin bir hesabı olduğunu bilir. Rabbimizin şu ayetini hayat düsturu edinir: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”9 


Aziz Müslümanlar! 

Huzurlu, güvenli ve güçlü bir toplum inşa etmek için kitabımız Kur’an-ı Kerim’e, Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.s)’in sünnetine tabi olalım. Tevhit bilincini, kardeşlik şuurunu ve güzel ahlakı önce ailelerimizden başlamak üzere çevremize yayalım, yaşayalım ve yaşatalım. Aramızdaki bağları zayıflatacak, bizi birbirimize güvenemez hale getirecek her türlü davranıştan uzak duralım. Eşlerin, anne babaların, çocukların, amirin, memurun, işçinin, işverenin, komşunun, akrabanın, dostun, arkadaşın, kısacası toplumun bütün bireylerinin birbirine güven duyduğu huzurlu bir ortam için hep birlikte emek verelim. 

Peygamber Efendimizin şu uyarısını bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım: “Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun.”10 


Muhterem Müminler! 

Kurban Bayramına yaklaşırken önemli bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Birçoğumuz bugünden itibaren bayramı sevdiklerimizle geçirmek için yola çıkacağız. Gidiş ve dönüş yollarındaki yoğunluk her zamankinden daha fazla dikkatli olmamızı gerektirmektedir. Zira hız ihlali, hatalı sollama, yakın takip, yorgunluk gibi sebeplerle meydana gelen kazalarda nice insanımız can vermekte, nice ocaklar sönmektedir. Bu noktada bütün kardeşlerimizi trafik kurallarına uymaya, sabırlı, anlayışlı ve dikkatli davranmaya davet ediyorum.                                                          

1   Mâide, 5/8. 
2   Tirmizî, İman, 12. 
3   Hûd, 11/112. 
4   Hucurât, 49/12. 
5   Hucurât, 49/12. 
6   İsrâ, 17/53. 
7    Ebû Dâvûd, Edeb, 80. 
8   Hucurât, 49/6. 
9   İsrâ, 17/36. 
10  Buhârî, Edeb, 62. 

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK: 
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Cuma Hutbeleri


8 Ağustos 2019 Perşembe

Kurban, Kurban Bayramı ve Hac İbadeti

Kurban, Kurban Bayramı ve Hac İbadeti

Kurban, kelime olarak yakın olmak, yaklaşmak anlamına gelir. Dini bir terim olarak Kurban; Allah’a yaklaşmak niyetiyle yılın belli günlerinde (Kurban Bayramının 1.2. ve 3. günlerinde ) belli nitelikteki  hayvana kurban denir.
Kurban kesmek Peygamberimizin Medine’ye hicretinin ikinci yılında emredilmiştir. Yüce Allah kur’anda “O halde Rabbin için namaz kıl  ve kurban kes.”(Kevser 108/2) buyurmasıyla kurban emrolunmuştur. Allah Hz. Muhammed’e kurban kesmesini emretmiştir. Emir her ne kadar Peygambere  yapılmışsa da, biz Müslümanlara da emir sayılır.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Kurban konusunda  şöyle buyurmaktadır:
Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen mescidimize yaklaşmasın. “ (İbni Mace, edahi.2)
Kurban kesmenin hükmü konusunda farklı görüşler vardır. Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir.
Kurban kesmek için bazı şartlara sahip olmak gerekir. Bunlar;
1-Müslüman olmak,
2-Hür olmak
3-Akıllı  olmak ve ergenlik çağına girmiş olmak,
4-Zengin olmak,
5-Yolcu olmamak,
Kurban kesilecek hayvanlarda aşağıdaki  özellikler olmalıdır.
1-Koyun, keçi,sığır, manda ve deve cinslerinden kurban kesilir.
2-Koyun ve keçi bir yaşında, (1 yaşındaymış gibi görünen 6 aylıktan büyükler de kurban edilebilir.)
3-Sığır ve manda 2 yaşını deve ise 5 yaşını doldurmuş olmalıdır.
4-Kurbanın sağlıklı  gerekir; Hastalıklı hayvan  kurban edilmez.
5- Bir veya  iki gözü kör, dişlerinin çoğu dökülmüş, kulakları kesilmiş,boynuzlarından biri veya ikisi  kökünden kırılmış, kulaklarının ve kuyruğunun  yarıdan fazlası  kesilmiş,doğuştan kuyruğu ve kulakları olmayan, kurban kesilecek yere kadar gidemeyecek derecede zayıf ve düşkün olan hayvanlar kurban olarak kesilemez.
Kurban kesim işi , bayramın 1. günü bayram namazdan itibaren, bayramın 3 .gününe kadar devam eder.
Koyun ve keçiyi bir tek kişi kurban edebilir. Deve , sığır, ve manda bir kişiden yedi kişiye kadar kurban edilebilir. Ortakların hepsi kurban kesmeye niyet etmelidirler. Kurban ortakları birbirleriyle anlaşarak, etleri tartarak kura ile aralarında  paylaşmalıdır.
Kurbanın etleri mümkün olduğunca  üçe bölünerek  bir bölümü fakir ve ihtiyaç sahiplerine, bir bölümü konuk komşu ve misafirlere ikram edilir. Bir bölümü de aile fertleri için  ayrılır. Kurbanını yurt içinde veya yurt dışında kesilmek şartıyla  ihtiyaç sahibi Müslümanlar için bağış  yapılabilir.
Evet, Kurban ibadetinde esas olan Allah rızasını gözetmektir. Kurban sırf Allah için kesilmeli, Kurban Allah’a yakın olmak O’na sevgili olmak için  yapılan bir ibadettir. Kurban ibadetinde Allah sırf kulunun niyetine önem verir.
Allah  kestiğimiz ve keseceğimiz  kurbanlarımızı kabul etsin. Amin …
Kurban Bayramı
Kurban Bayramı,dinimizin gereklerinden biri olan ve Allah’a yaklaşmak için kesilen hayvanın Allah için kurban edilmesinden bu adı almıştır. Kurban bayramında kesilen kurban etlerinden veya bağışlanan kurbanlarla ihtiyaç sahiplerini sevindirerek onların bayramına sevinç eklemiş olunur. Kurban bayramı sevinç ve coşkunun yaşandığı, kardeşlik duygularının kabardığı, sevgi ve saygının öne çıktığı bir gündür. Bayram günlerini iyi değerlendirmeliyiz.
Bayramlar vesilesiyle dargınlıklara son vermeli, sırf Allah rızası için tanıdığımız veya tanımadığımız kimselerle bayramlaşmalı, hal ve hatırları sorulmalı.
Bayram günlerinde İslam kardeşliği bir kez daha önem kazanır. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur: “Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” (Buhari.nikah.45.)
Sevgi barış ve kardeşliğin öne çıktığı bayram günleri dışında da bu güzel hasletleri devam ettirmeliyiz. Birbirimizi Allah için sevmeliyiz. Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de Mü’min olamazsınız…” (Müslim,İman, 93.)
 Kendimiz için istediğimizi din kardeşimiz için de istemeliyiz. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur : Hiç biriniz kendi nefsi için istediğini (Mü’min ) kardeşi için de istemedikçe (tam) Mü’min olamaz.”(Buhari,İman, 7) Başka bir hadiste ise peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hiyanet etmez, yalan konuşmaz ve onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın her şeyi ; ırzı malı ve kanı müslümana haramdır…” (Müslim ,birr ve sıla, 32.)
 Bayram dolayısıyla küs ve dargınlıkları sonlandırmalı, barış ve sevgi içinde yaşamalıyız. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “ Bir müslümana kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. (Buhari, edeb, 57-62.)
 Evet bayram günlerinde şunları yaparsak Allah’ın rızasını kazanmış oluruz:
1- Bayram namazını kılmak,
2- Bayram namazı sonrasında cemaatle bayramlaşmak,
3- Bayramlaşırken selavat getirmek, Kesilen kurbana iyi davranmak, kesim işini uzmanlara yaptırmak, hayvana eziyet vermemek.
4-Kurban etlerinin üçte birini ihtiyaç sahiplerine vermek.
5- Çocukları ve yetimleri sevindirmek,
6- Ailemizle bayramlaşmak, aile fertleri arasında sevgi ve saygıyı artırmak,
7- Komşu ve akrabalarla bayramlaşmak,
8- Hastaları ziyaret etmek, onlarla bayramlaşmak, Engelli kardeşlerimizi ihmal etmemek.
9- İkramda bulunmak,
10- Mezarlıkları ziyaret etmek, Ölümü düşünmek,
11-Dargınları barıştırmak,
12- Bayram vesilesiyle sevgi, barış, kardeşlik ve hoşgörüyü yaygınlaştırmak ve bayram sonrasına taşımak.
Hac İbadeti ve Önemi
Bu günlerde Hac ibadetini yerine getirmek için, hacı adayları kutsal topraklarda bulunmaktadırlar.
Zengin sayılan ve belli şartları taşıyan müslümanların ömürlerinde bir defa hac yapmaları İslam dininin 5 temel prensibinden biridir. Hac ibadeti çok özel bir ibadettir. Çünkü ömrümüzde bir kere yapmak zorundayız. Devamlı ve istediğimiz vakitte yapılan sıradan bir ibadet değildir.
Yüce Allah hac ibadeti için şöyle buyurur:
“Haccı ve umreyi Allah için tam yapın... “ (Bakara, suresi 196. ayet)
"Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i (Ka’be’yi) haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır." (Al-i İmran suresi 97.ayet)
"Hani Biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (Hac suresi, 26.ayet)
"Şüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir. .." (Bakara suresi ,158.ayet)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) de şöyle buyurmaktadır:
"İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak." (Buhârî, Îmân , 2,)
“Ey insanlar, Allah size Haccı farz kıldı. O halde haccediniz...” (Müslim Hacc,412)
“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gün gibi günahsız olarak evine döner.” (Buhari, Hac,4)
Hac ibadetini yerine getirirken İslam dininin “belgesel” niteliği sayılan şeyleri yerinde görmekteyiz. İslam dininde gözle görülen ve dokunulabilen kutsal yerleri görerek iman ve itikadımızı kuvvetlendirmiş oluruz. Dini duygu ve düşüncelerimizi zenginleştirmiş oluruz.
İslam dininde belge niteliğinde olan şeyler şunlardır.(Dokunup gördüğümüz şeyler):
Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler,Mekke ve Kabe-i Muazzama,Hz.İbrahim Makamı,Safa ve Merve tepeleri, Arafat dağı,Müzdelife,Mina,Hira ve Sevr Mağarası,Medine ve Mescid-i Nebi,Peygamberimizin Kabri(Ravza-ı
Mutahhara),Cennet’ul-Mualla ve Cennet’ul Baki mezarlıkları,Uhud dağı,Uhud şehitliği,Bedir şehitliği, Peygamberimizin ve sahabelerin yaşadığı ve savaştığı yerler v.b.
Bu yerleri görmek,dolaşmak,bazı şartları da yerine getirmek suretiyle ibadet etmiş oluruz. Buralar sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zamanından günümüze kadar gelmiştir. Peygamberimizin ve Sahabelerin yaşadığı,dolaştığı,savaştığı yerlerdir,bunlar. Hac görevi esnasında bu duygularla dolup taşmalı insan...
Orada İslam dininin yayılışı ve Peygamberimizin mücadelesinin geçtiği yerleri ziyaret etmek suretiyle İslam ve Peygamberimiz Hz. Muhammed sevgisinin artmasına sebep olacaktır.
Hac ibadetini yerine getiren bir müslüman bir çok manevi şeyler kazanır. İslami duygu ve düşünceleri zenginleşir. Bütün dünyadaki inanan müslümanların kardeş olduğu , birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiği bilinci kazanılır. İnsan sevgisi yanında,hayvan,bitki ve doğa sevgisi de gelişir.Çünkü, hac görevi esnasında genel olarak hiçbir şeye zarar verilmez. Bir sineğe dahi dokunamazsınız...
Hac ibadetiyle özellikle Arafatta mahşer gününü yaşamış gibi oluruz. İhramlı olan binlerce hacının aynı giyimde oluşlarıyla mal ,mülk, makam,mevki,gibi dünyalık şeylerin orada hiçbir öneminin olmadığı görülür. Orada tek bir şey hakimdir,Allah’a karşı yapılan ibadetler, takva ve samimiyet.
Arafatta mahşeri kalabalık bize ölüm sonrası dirilmeyi de hatırlatarak adeta mahşeri yaşatmaktadır. Burada da dünya menfaatlerinin önemli olmadığını anlarız. Yine sadece dünyada imanımız,yaptığımız ibadet ve iyiliklerin dışındaki şeylerin faydasının olmadığını kavrarız.
Diyelim ki,çok meşhur birisisin, ama Arafat dağında binlerce kişi içinden bir kişisin,seni o anda kim tanır,herkes kendi ruhi haliyle Yüce Allah’tan af diliyor,dua ediyor, zikir ediyor. Herkes o anı değerlendiriyor. Arafattaki vakfe anı ömürde bir kere yakalanabilecek bir an... İşte o an sen kim olursan ol...Başkaları için hiç bir değerin yok...Yalnız Allah’a yakınlık,yalnız takva ve yalnız samimiyet önemlidir,o an. Aslını söylemek gerekirse her an bu duyguyu ve düşünceyi yaşatmalıyız.
Orada yaşadığımız Yüce Allah’a çok yakın olma,sadece O’na yönelme ve O’na yalvarma,tövbe etme,iyi ve güzel duygular geliştirme, sağlam bir inanç kazanma,düzgün bir müslüman olma, iyi ve yararlı bir kişi olma duygularını geliştirip,hac ibadeti sonrası bunları devam ettirme kararlılığı göstermek her hacı için ulaşılmak istenen bir durumdur.
Hacda ayrıca birbirine tahammül etmeyi ,sabrı ve saygıyı da öğreniyoruz. Orada hiçbir zaman kötü söz ve kırıcı hareketler olmaz. İbadetin özü bunu gerektirir.
Bazı kişiler hac için harcanan para ile ihtiyaç sahiplerine yardım edilsin. Bu hacdan daha sevaptır deniyor. Hac ibadetini yerine getirdikten sonra da iyilik yapılabilir, ihtiyaç sahiplerine  yardım  edilebilir.
Bakın Hac ibadeti farzdır. Yani zorunludur. Hiçbir ibadet başka bir ibadetin yerine geçmez. Hepsinin özelliği ve önemi farklıdır. Allah'ın emirleri, şartları taşıyanlar için  yerine getirilmesi mecburidir.   
NOT:Bu yazı ile önemli olduğunu düşündüğüm şu açıklamayı da yapmak zorunda olduğumu düşünüyorum.
Çevremizde devamlı bu konuyla ilgili sorularla karşılaşıyoruz:
Hac ibadetinin yapılması zorunlu olan masrafların (Yol-Yemek-Konaklama) dışında hiçbir harcama yapma zorunluluğu yoktur. İnsanlar hac parasının dışında bir sürü masraflar yaparak hac parasını toparlamanın zor olduğu bilinmektedir.
Yani kısaca şunu ifade etmek istiyorum. Hac yemeği ve sonrasında hediye verme Hac ibadeti dışında yapılan fazla bir şeydir. Gücü olanlar yapabilir,herkese mecbur değil,yani dinin gereği değil....
Mümkünse Sadece Zemzem ve Hurma ikramı yeterlidir.
(Seccade,havlu,tespih,takke,koku,yüzük,incik boncuk,oyuncak vb.şeyler haccın maddi yükünü artıran şeyler olup,hac ibadetiyle ilgisi yoktur. Zengin olup bunları yapanlara sözüm yoktur. İyilik ve hediyeleşmek her zaman yapılabilir. Unutmayalım tebessüm de sadakadır.)
Ne mutlu kurbanı kabul olanlara...
Ne mutlu bayramını kardeşlik içinde geçirenlere....
Ne mutlu yaptığı hac ibadeti  kabul olanlara ve hac esnasında kazandığı güzellikleri devam ettirenlere...

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:


2 Ağustos 2019 Cuma

02.08.2019 Tarihli Diyanet Cuma Hutbesi: RABBİN İÇİN KURBAN KES


RABBİN İÇİN KURBAN KES 





Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Şüphesiz biz sana bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Âdemoğlu, kurban bayramı günü, Allah’a kurban kesmekten daha sevimli gelen bir amel işleyemez...”2


Aziz Müminler!

Rabbimizin rızasına yaklaşmamıza ve müminlerle kardeşlik bağlarımızın pekişmesine vesile olan Kurban Bayramının heyecanı yüreklerimizi sardı. Bizleri bu mübarek günlere ulaştıran Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun. 11 Ağustos Pazar günü, inşallah hep birlikte bayrama kavuşacağız. Kurbanlarımızla Rabbimize olan teslimiyet ve sadakatimizi, yardım ve ikramlarımızla da kardeşlerimize olan muhabbetimizi tazeleyeceğiz.


Kıymetli Müslümanlar!

Kurban, belirli şartları taşıyan hayvanları usulüne uygun olarak ibadet maksadıyla kesmektir. Bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da asıl maksat kurbiyettir. Yani, Allah’a yakınlaşma çabasıdır. Takvaya ulaşma arzusudur. Kurban, itaatkâr kullarından, Rahmân’a yükselen bir saygı ve samimiyet beyanıdır. Cenâb-ı Hak, bu gerçeği bizlere şöyle haber verir: “Kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. O’na ulaşacak olan yalnızca takvanızdır.”3


Değerli Müminler!

Kurban, Hz. Âdem’den bu güne her topluma emredilmiş bir ibadettir. Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Biz her ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık ki kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar…”4

Kurban ile samimiyet sınavına tabi tutulan Hz. Âdem’in çocukları Habil ve Kabil’i hatırlayınız. Bu sınavda Allah’ın emrine en güzel şekilde itaat eden ve kanaatkâr davranan Habil kazanmış, samimiyetsiz ve kıskanç tavrıyla Kabil kaybetmiştir. Çünkü bütün ibadetlerin özü ihlas ve takvadır.

Kurban ile teslimiyet imtihanından geçen Hz. İbrahim’i ve oğlu İsmail’i hatırlayınız.  Bu ağır imtihanda Peygamber bir baba ve oğlu, sahip olunan her şeyin Allah yolunda tereddütsüz feda edilebileceğini insanlığa göstermiştir.

Vefat edinceye kadar her yıl kurban kesen Peygamber Efendimizi hatırlayınız. Allah’ın Sevgili Elçisi (s.a.s), kurbanlarını bizzat boğazlamış, etinden hem kendisi ve ailesi yemiş, hem dostlarına ikram etmiş, hem de ihtiyaç sahiplerine infak etmiştir. Kurbanda Peygamberimizin vefası ve duası vardır. Onun infak ve paylaşma ahlakı vardır.


Aziz Müslümanlar!

Kurban, maddi ve manevi anlamda yüce bir sorumluluktur. Eşimizle, dostumuzla, komşumuzla, akrabalarımızla, kardeşlerimizle aynı nimet etrafında buluşmaktır. Kurban, Allah yolunda iyilik ve infakta bulunma, O’nun nimetlerini paylaşma bilincini diri tutmaktır. En yakınlarımızdan başlamak üzere, muhtaçların,  mağdurların, garip ve kimsesizlerin yüzünü güldürmektir. Renk, dil ve coğrafya ayrımı gözetmeksizin, ihtiyaç sahiplerinin hanesine muhabbet ve sevinç taşımaktır. Adını bile duymadığımız nice ülkelere, hiç görmediğimiz insanlara iyilik eli uzatmaktır.  Kardeş olmanın, bir olmanın, ümmet olmanın şuuruna ermektir.


Muhterem Müminler!

Diyanet İşleri Başkanlığımız, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği içerisinde vekâlet yoluyla kurban kesim faaliyeti yürütmektedir. Geçen yılki vekâletle kurban çalışmamıza büyük teveccüh gösterdiniz. Emanet ettiğiniz dört yüz otuz bin hisse kurbanı, on yedi milyon altı yüz elli bin ihtiyaç sahibi mazlum, mağdur, mülteci kardeşimize ulaştırdık elhamdülillah.

Bu yıl, “Kurbanını Paylaş, Kardeşinle Yakınlaş” şiarıyla başlattığımız faaliyet çerçevesinde emanet ettiğiniz kurbanların bir bölümü ülkemizde, bir bölümü de yurtdışında görevlilerimiz nezaretinde kestirilecektir. Emanetlerinizi, büyük bir titizlikle gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız. Böylelikle müminlerin gönülleri arasında sevgi köprüleri kurulmasına, ümmet bilincinin güçlenmesine vesile olacağız. İslam’ın infak ahlakının, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun bütün bir insanlık nezdinde canlı tutulmasına ve daha da yaygınlaşmasına hizmet etmiş olacağız.

Türkiye Diyanet Vakfı, Arefe günü akşamına kadar bağış almaya devam edecektir. Siz kıymetli cemaatimizi bu hayır faaliyetine katılmaya davet ediyoruz. Unutmayalım ki, bir hisse kurban, binlerce dua olarak bizlere geri dönecektir. Konuyla ilgili cami görevlilerimizden ve müftülüklerimizden bilgi alabilirsiniz.

Bu vesileyle, sağlık, huzur ve afiyet içerisinde bizleri bayrama ulaştırmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Cenâb-ı Hak, kurbanlarımızı ve diğer ibadetlerimizi yüce katında makbul eylesin.                                                    

1 Kevser, 108/1-2.
2 Tirmizî, Edâhî, 1.
3 Hac, 22/37.
4 Hac, 22/34.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Hutbeleri2
Diyanet Cuma Hutbeleri

1 Ağustos 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler): 48- VEDÛD

                                                         VEDÛD


Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Vedûd'dür.

Vedûd “çok seven, çok sevilen” demektir. Esmâ-i hüsnâdan biri olarak “sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen” mânasına gelir.

el-Vedûd, Kullarını en fazla seven, sevilmeye en layık olan  anlamına gelir.

Alimler genellikle vedûdü şğyle yorumlamışlardır. İbn Fûrek’in naklettiğine göre vedûd, “taati ve ibadeti müminler ve âriflerce sevilen, kullarını hakkı ayakta tutmaları için sevip kendilerini muvaffak kılan” anlamına gelir.
 Mâtürîdî ise vedûdü “her şey ve her iyilik O’ndan geldiği için sevilmeye lâyık olan, kendisine tevessül edip yaklaşanı seven” şeklinde yorumlamıştır. 
Hattâbî de vedûdü “sevilen, sâlih kullarını seven, onlardan razı olup amellerini kabul eden, onları halka sevdiren” diye açıklamıştır. 
Gazzâlî vedûde “bütün yaratıklar için iyiliği seven, onlara iyilik yapan ve gerçekleştirdikleri iyilikleri öven” mânasını verdikten sonra vedûd ile rahîm arasında muhteva yakınlığı bulunduğunu belirtmiştir.
 Gazzâlî kulun Allah’ı sevmesini “kendisi için arzu ettiği her şeyi Allah’ın diğer yaratıkları için de istemesi, hatta onları kendisine tercih etmesi” sözleriyle açıklamıştır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

"O, çok bağışlayandır, çok sevendir." (Bürûc Suresi 14. Ayet)

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”
 (Hûd Suresi 90. Ayet)

"(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir."
(Âl-i İmrân Suresi 31. Ayet)

"İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır."
(Meryem Suresi 96. Ayet)

"İşte bu, Allah'ın, inandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapan kullarına müjdelediği şeydir. De ki (ey Muhammed): “Ben bu tebliğ hizmetinden ötürü, sizden akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."
 (Şûrâ Suresi 23. Ayet)

 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:



26 Temmuz 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 26.07.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:BEDEN MAHREMİYETİ VE TESETTÜR


BEDEN MAHREMİYETİ VE TESETTÜR 





Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah halîmdir, hayâ sahibidir, kusurları örtendir. Hayâyı ve örtünmeyi sever…”2


Muhterem Müslümanlar!

Bedenimiz, ruhumuz gibi Rabbimizin bizlere lütfettiği büyük bir nimet, aynı zamanda bir emanettir. İnanan her erkek ve kadın, bu emanete sahip çıkmakla mükelleftir. Nitekim sahip olduğumuz her nimet gibi bedenimizin de üzerimizde hakkı vardır. Nimetin kıymetini bilen her mümin, bedenini salih ameller işleme ve iyiliğe yardım etme yolunda kullanmalıdır. Zira gün gelecek, bedensel gücümüzü, güzelliğimizi ve yeteneklerimizi hangi amaçla kullandığımızın hesabı sorulacaktır.


Aziz Müminler!

Bedenimiz ile ilgili sorumluluklarımızın başında onu örtmek, kem gözlerden ve kem sözlerden muhafaza etmek gelir. Bedenin örtülmesi, her şeyden önce dinî bir yükümlülüktür. Aynı zamanda fıtrî ve ahlâkî bir davranıştır.

Örtünmek, başkalarından ziyade, insanın kendisi için yaptığı bir iyiliktir. İnsanın kendisine olan saygısının ve özeline sahip çıkmasının bir göstergesidir. Mahrem yerleri örtmek, vücuda olan itinanın ve hayâ duygusunun bir yansımasıdır. Sadece insana has olan hayâ duygusunun kaynağı ise, Peygamberimizin ifadesiyle imandır. Doğduğunda bir örtüye sarılıp annesine emanet edilen insanoğlu, öldükten sonra da bir örtü altında yıkanır ve yine bir örtüyle kefenlenerek toprağa verilir.


Kıymetli Müslümanlar!

Mümin, kendi bedenine duyduğu saygıyı, bir başkasına da göstermek zorundadır. Vücudunu izinsiz ve haksız bakışlara karşı örttüğü gibi, bir başkasının mahremiyetine de hürmet göstermelidir. Bakışlarıyla hiç kimseyi rahatsız etmemeli, sınırlarını bilmelidir. Halk arasında yaygın olarak kullanılan “Güzele bakmak sevaptır!” sözünün yüce dinimiz İslam’da karşılığı yoktur. Zira güzel ya da çirkin fark etmeksizin her insanın mahremiyet hakkı vardır. Yüce Rabbimiz, bu hususta müminleri şöyle uyarır:





“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.”3






“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet yerlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar.”4

Ayet-i kerimelerin apaçık beyanıyla, Cenâb-ı Hak, erkek ve kadın bütün müminlerden edeb ve mahremiyet konusunda hassasiyet bekler. Gözlerimizi haramdan çevirmenin ve tesettüre riayet etmenin hepimiz için bir vecibe olduğunu ifade buyurur. Özellikle erkekler için beden sağlığını da tehdit eden dar giysiler, mahremiyetin korunmasını sağlamadığı için tesettür bilincine uymaz. Tesettür bilinci ise bedeni örtmek kadar, kalbi ve aklı da her türlü kötülüğe, fuhşiyata ve harama karşı kapatmak, örtmek ve korumaktır.


Değerli Müminler!

İffet, kadına, erkeğe, gence, yaşlıya kısacası her insana yakışan üstün bir meziyettir. Irz ve namus dokunulmazlığı, insanların ortak değeridir. Bu değere riayet etmek kadını ne kadar saygın kılıyorsa, erkeği de o derece saygın kılar. Zira kadınıyla erkeğiyle her insan mükerremdir.


Muhterem Müminler!

Mahremiyete özen göstermek, takvanın yani Allah’a karşı saygılı ve sorumluluk sahibi bir duruşun gereğidir. Öyleyse bedenimizi bize lütfeden Rabbimiz ile aramızdaki bağı zayıflatmayalım. O’nun sevdiği ve razı olduğu bir ömür yaşayalım. Bedenimizin kıymetli ve dokunulmaz, ruhumuzun şerefli ve saygın olduğunu bilelim. Ailemize ve bilhassa çocukluk çağından itibaren yavrularımıza mahremiyet bilinciyle özgüven aşılayalım. Erdemli bir toplum olmanın, ahlaki, manevi ve kültürel değerlerimize sahip çıkmaktan geçtiğini unutmayalım.                                                    

1 A’râf, 7/26.
2 Nesâî, Gusül, 7.
3 Nûr, 24/30.
4 Nûr, 24/31.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Cuma Hutbeleri