14 Haziran 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 14.06.2019 Tarihli Cuma Hutbesi : CAMİLER ÇOCUK DOLSUN, AHLAKI KUR’AN OLSUN


CAMİLER ÇOCUK DOLSUN,
AHLAKI KUR’AN OLSUN


Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bizlere şu hatırlatmada bulunmaktadır: Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”[2]

Aziz Müminler!

Her çocuk, Allah’a inanma, O’nu sevme, O’na bağlanma duygusuna sahip bir şekilde dünyaya gelir. İnsanın fıtratında yani yaratılışının özünde iyiye yönelme, güzeli tercih etme ve doğruyu arama eğilimi vardır. Çocukluktan itibaren yüreğimizdeki pusula, hakkı ve hakikati göstermektedir. Ama büyüdükçe anne babasının ve çevresindekilerin etkisiyle her çocuğun yolu farklılaşır, inancı şekillenir ve ahlakı değişir.

Kıymetli Müslümanlar!

Allah’ın bizlere lütfettiği en değerli nimet ve emanetlerden biri de yavrularımızdır. Sevgili Peygamberimiz bizi bu nimetin kıymetini bilmeye ve bu nadide emanete sahip çıkmaya davet eder. Anne-baba ve evlat arasında hassas bir hak ve sorumluluk dengesi vardır. Çocuklarımızın üzerimizdeki en büyük hakkı ise, fıtratlarının saf ve temiz halini koruyarak onları her türlü kötülükten muhafaza etmemizdir.

Değerli Müminler!

Ailemizin gözbebeği, geleceğimizin umudu olan yavrularımızın maddi ihtiyaçlarını olduğu kadar manevi ihtiyaçlarını da karşılamakla mükellefiz. Çocuklarımıza Rabbimizi ve Peygamberimizi tanıtmak, ibadet alışkanlığı kazandırmak, güzel ahlak aşılamak bizim asli vazifemizdir. Onların masum yüreklerini, berrak zihinlerini ilimle, hikmetle, edeple donatalım. Her türlü sapkın düşünceden, ahlaka aykırı davranıştan, hurafe ve bidattan onları uzak tutalım. Elinde Kur’an, göğsünde iman ile hayatına yön veren samimi müminler yetiştirmek için emek verelim. Unutmayalım ki, Allah’ın Kitabı’na aşina olan, Allah’ın Resûlü’nü örnek alan, vatanına ve milletine vefa ile bağlanan güzel bir nesil bırakmak hepimizin vazgeçilmez sorumluluğudur.

Aziz Müslümanlar!

Kur’an-ı Kerim’i güzel okumak, en doğru biçimde anlamak ve hayatın her anında yaşamak mümin olmanın şiarıdır. Çocuklarımızı küçük yaştan itibaren Kur’an tilavetiyle ve Kur’an’ın temel değerleriyle tanıştırırsak, bu gayeye erişmeleri kolaylaşacaktır. Çocuk ruhu, Kur’an’ın sıcak ve samimi çağrısına, manevi sofrasına hepimizden daha yakındır. Yüce dinimizi öğrenmenin, namaz ve oruç gibi ibadetleri alışkanlık haline getirmenin, dürüstlük ve şefkat gibi erdemleri benimsemenin en güzel çağı çocukluktur. Yavrularımıza Kur’an sevgisi aşılamak ve Kur’an’ın aydınlığında devam edecek bir ömrün ilk adımlarını atmak istiyorsak, okulların eğitime ara verdiği yaz tatili bunun için eşsiz bir fırsattır.

Muhterem Müminler!

Teknolojinin cazibesine kolayca kapılan çocuklarımız, bilgisayar ve telefon ekranlarının önünde günlerini heba etmesin istiyoruz. O halde yavrularımızı bağımlılıktan kurtarıp akıl ve beden sağlıklarını güçlendirecek imkânlar oluşturmak bize düşmektedir. Çocuklarımızın gönül dünyalarını geliştirecek, hayal ve ideallerini zenginleştirecek en güzel vesilelerden biri önümüzde durmaktadır. 17 Haziran Pazartesi günü tüm camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda yaz kursları başlayacaktır. “Camiler Çocuk Dolsun, Ahlakı Kur’an Olsun” ilkesiyle camilerimiz çiçek açacak, kurslarımız yavrularımızla şenlenecektir. İman, ibadet ve ahlaka dair derslerin yanı sıra sosyal ve kültürel etkinliklerle çocuklarımız bir yandan öğrenirken bir yandan eğlenecektir. Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle, çocuklarımıza “en değerli miras” olarak güzel bir terbiye bırakmak için cami ve Kur’an kurslarımıza müracaatınızı bekliyoruz. Çocuklarımıza kucak açıyor, hepsi için Cenâb-ı Hak’tan başarılı, hayırlı, mutlu ve sağlıklı bir gelecek niyaz ediyoruz.




[1] Sâd, 38/29.
[2] Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK:

13 Haziran 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-42-CELÎL


                                                                    CELÎL

Allah’ın isimlerinden biri de el-Celîl’dir.

El-Celîl, azamet sahibi demektir.
El-Celîl : Sıfatları sonsuz kemalde bulunan. Celal ve azamet sahibi.

El-Celîl : Ululuk, celâlet ve büyüklük sahibi.

El-CelîlŞanına yakışmayan şeylerden uzak. Zatı ve sıfatları pek büyük ve ulu.

Allah'ın doksan dokuz isminden birisi olan el-Celîl¸ O'nu büyüklenmeyi ifade eden daima galip ve azamet sahibi manasına gelen "azze ve celle"; "azameti büyük manasına gelen "celle celâluhû"; "şânı yüce" manasına gelen "celle şânühû" ve "ulu olan" manasına gelen "celle ve alâ" gibi kalıplarla O'nu ta'zim için kullanılır. Bütün bu kalıplar¸ Yüce Allah'ın ululuğunu ve büyüklüğünü ifade eder.
Celalet ve ululuk ancak Allah’a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve nazır olan Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmaktadır.
Her büyük O’nun büyüklüğünün yanında hiç bir anlam ifade etmez. Allah Teâlâ, bütün sınırlama ve benzerlikleri aşan bir yüceliğe sahiptir. Değer ve mertebece en yüce olandır. Mü’minleri yücelten, amellerini kabul edip mükâfâtlarını artırandır. O, zât, sıfat ve fiilleri itibariyle en büyüktür. O’nun büyüklüğü hacim itibariyle değildir; şân, şeref ve yücelik itibariyledir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
“Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne yücedir.” (Rahmân Suresi 78. ayet)
“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.” (Nisâ Suresi 131.ayet)
“Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Tâ-Hâ Suresi 98. Ayet)
“Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.” ( Rahmân Suresi 27. Ayet)



“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf Suresi 16. Ayet)
“Ey iman edenler!  Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.” (Ahzâb Suresi 9. ayet)
 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:




7 Haziran 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 07.06.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:AİLE OLMAK, AİLE KALMAK


AİLE OLMAK, AİLE KALMAK




Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizin en hayırlınız ailesine en güzel şekilde davranandır. Ben, aranızda ailesine en güzel davranan kişiyim.”[2]

Aziz Müminler!

Yüce Allah, varlıkların en değerlisi olan insanı, erkek ve kadın olarak farklı cinsiyetlerde dünya hayatına yollamıştır. Birbirlerine eş olmaları, huzurlu bir yuva kurmaları için aralarında kuvvetli bir muhabbet ve merhamet bağı var etmiştir. İyilikte yardımlaşacakları ve kendilerini güvende hissedecekleri bir aile ortamı lütfetmiştir.

Kıymetli Müslümanlar!

Evlenerek bir aile kurmak, her şeyden önce yaratılışımıza uygundur. Cenâb-ı Hak, “Aranızdan bekâr olanları evlendirin.”[3] buyruğuyla kadın ve erkek için nikahı teşvik ederken, başta yakınları olmak üzere bütün bir topluma da evlenme çağına gelenlere destek olmalarını tavsiye etmiştir.

Aile kurmak, aynı zamanda Peygamberimizin sünnetidir. Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”[4] Fıtratına uygun bir şekilde sahih bir nikâhla nezih bir evlilik yapmak, her insan için onur ve şükür vesilesidir. Zira “Ey genç topluluğu, aranızdan evlenmeye gücü yetenler evlensin.”[5] buyuran Peygamberimizin ifade ettiği üzere, “evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur.”[6]

Değerli Müminler!

Aile içinde yaşamak, her yaştan insana güven ve mutluluk aşılayan bir nimettir. Sıcak bir yuvanın tadını, dertlere derman olan müşfik elini, hayata anlam katan desteğini başka hangi nimet karşılayabilir? Aile hayatını sağlam temeller üzerine bina eden eşler, sadece bu dünyada değil, ahirette de saadete kavuşacak, birbirini cennete taşıyacaktır.

Aile olmak, sadece aynı çatı altında yaşamak değildir. Aile aynı zamanda bir duygu, ideal, umut ve fikir birlikteliğidir. Eşlerin birbirine dost olması, iyilik ve takvada yarışmasıdır. Aile olmak, Rabbimizin rızasına uygun bir hayatı birlikte yaşamaktır. Sevinci ve kederi, varlığı ve yokluğu paylaşmaktır. Her türlü meşakkati beraberce göğüslemek, vefakâr bir eş, sâdık bir yâr, merhametli bir ebeveyn, salih bir evlat olmaktır.

Aziz Müslümanlar!

Aile kurmak kadar, aile kalmak da önemlidir. Ailesinin değerini bilmek ve kurduğu yuvayı korumak, kadın-erkek her Müslümanın vazifesidir. Aile kalmak, eşlerin birbirini örtü misali setretmesi, her türlü kötülükten muhafaza etmesi, ilgi ve sevgiyle bütünleştirmesi demektir. Bu sebeple Yüce Rabbimiz, “Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.”[7] buyurmuştur.

Aile kalmak, yuvayı tehdit eden hata ve kusurları terk etmeyi gerektirir. Mümin, ailesi içinde hoşgörülü ve affedici olmaya, sabırlı ve sebatkâr davranmaya gayret eder. Zira Sevgili Peygamberimiz  (s.a.s) bizlere şöyle nasihat etmektedir: “Mümin bir kimse mümine olan eşine nefret beslemesin; çünkü onun bir huyunu beğenmezse de hoşlanacağı bir huyu mutlaka vardır.”[8]

Aile kalmak, kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle her bir aile ferdinin sorumluluklarını yerine getirmesiyle ve en az kendi hakları kadar diğerlerinin haklarını da gözetmesiyle mümkündür. Aile kalmak, her hal ve şartta kendi menfaatini değil ailenin faydasını düşünmeyi gerektirir. Peygamber Efendimizin bir hadisine göre, “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi kişiye günah olarak yeter.”[9]

Muhterem Müminler!

Sevginin ve sevincin bereketlendiği, hüznün ve kederin dağıldığı bir aileye sahip olmak için gayret edelim. Gençlerimizi ailenin güçlü ve samimi ruhuyla tanıştıralım. Çocuklarımıza ve eşlerimize sükûnet veren bir aile ortamı sunalım. Ailemizin kıymetini bilelim. Unutmayalım ki ailemiz bize Rabbimizin emanetidir ve insan ahirette ilk önce anne babasına, eşine ve çocuklarına karşı davranışlarından hesaba çekilecektir.




[1] Rûm, 30/21.
[2] Tirmizî, Menâkıb, 63.                   
[3] Nûr, 24/32.
[4] İbn Mâce, Nikâh, 1.
[5] Buhârî, Nikâh, 3, Müslîm, Nikâh, 1.
[6] Buhârî, Nikâh, 3, Müslîm, Nikâh, 1.
[7] Bakara, 2/187.
[8] Müslîm, Radâ’, 61.
[9] Ebû Davûd, Zekât, 45.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Hutbeleri2
Diyanet Cuma Hutbeleri
            

6 Haziran 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-41-HASÎB


                                                                    HASÎB




Allah’ın isimlerinden biri de el-Hasîb’dir.

El-Hasîb,kullarına yeten,onları hesaba çeken, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir.
Herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen ve  bu hesabı görecek olan  Allah’tır. Ahirette Yaradanımız bizleri yaptıklarımızdan hesaba  çekecektir. Ceza ve mükafat veren ve kendisine tevekkül eden kullarına yeten, onlara yardım eden  Yüce Rabbımızdır.
Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerini, bütün ayrıntılarıyla hesabını iyi bilen; Her şey’e ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen yaratıcımız Allah’tır.
Allah herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen. Ahirette onları hesaba çeken. Ceza ve mükafat veren ve kendisine tevekkül eden kullarına yeten, onlara yardım edendir.

Allah bir çok ayette şöyle der: Dost olarak Allah yeter… Yardımcı olarak Allah yeter… Her şeyi bilen olarak Allah yeter… Şahit olarak Allah yeter… Vekil olarak Allah yeter… Günahlarını bilici ve görücü olarak Allah yeter…

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.” (Nisâ Suresi 45. ayet)
“Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.” (Zümer Suresi 36. ayet)

“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiyâ Suresi 47. ayet)


“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”(İbrahim Suresi 41. ayet)
“...Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisâ Suresi 6.ayet)
“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisâ Suresi 86. Ayet)
“İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.” (Bakara Suresi 202. ayet)
 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:




4 Haziran 2019 Salı

Diyanet İşleri Başkanlığının 04.06.2019 Tarihli Ramazan Bayramı Hutbesi:RAMAZAN BAYRAMI


RAMAZAN BAYRAMI



Muhterem Müslümanlar!

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden selamet olan Ramazan-ı şerifi bir defa daha yaşamanın şükrünü eda ediyoruz. Bu mübarek ayın nihayete ermesiyle hüzünleniyor ama aynı zamanda vefa ve kardeşlik duygularının dalga dalga yayıldığı bayram sabahına kavuşmanın sevincini taşıyoruz. Bizi bayrama ulaştıran Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. Bayramları neşe, sevinç ve Allah’ı zikretme günleri olarak niteleyen Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya salât ve selam olsun. Bayramımız mübarek olsun.

Aziz Müminler!

Ramazan ayının gündüzünde gecesinde, orucunda teravihinde Rabbimizin rızasını aramaya gayret ettik. İbadetlerimizi ve iyiliklerimizi çoğaltmaya, sabrımızı ve tevbemizi artırmaya, Kur’an’la beslenip takva elbisesi kuşanmaya çalıştık. Mukabelelerle Peygamberimizin sünnetini ihya ederken, iftar sofralarında lokmamızı sevdiklerimizle ve ihtiyaç sahipleriyle paylaştık. Zekât ve sadakalarımızın bizi mal tutkusundan, dünya hırsından arındırmasını niyaz ettik. Tekbir ve salavatların yükseldiği camilerimizde ümmet olmanın coşkusunu yürekten hissederken, itikâfla kulluk bilincimizi tazeledik. Geçen yıllarımızın muhasebesini yaptık. Hata ve günahlarımızdan tövbe ettik, Rahmân’ın affına sığındık. İşte böylesine feyizli ve bereketli bir ayın sonunda bayram sabahına ulaştık elhamdülillah!

Kıymetli Müslümanlar!

Bayram günleri, Ramazanı eda eden kullarına Rabbimizin bir ikramıdır. Bugün birbirimize yaklaşma, gönlümüzün ve hanemizin kapılarını açma, mutluluğumuzu paylaşma vaktidir. Bugün bayrama kavuşan bir mümin olmanın umudunu, şükrünü ve sevincini gittiğimiz her yere taşıma zamanıdır.

Öyleyse hürmete ve ikrama en çok layık olan anne-babamızla, acı-tatlı günlerimizin ortağı, can yoldaşımız eşimizle, evlerimizin tazecik neşesi ve ümidi olan çocuklarımızla birlikte bu sevinci yaşayalım. Aile büyüklerimizi, akrabalarımızı, komşularımızı, arkadaş ve dostlarımızı ziyaret edelim.

Hatırı sorulmamış hiçbir hasta, gönlü alınmamış hiçbir yaşlı bırakmayalım. Yetimlerin, gariplerin ve kimsesizlerin tebessümleriyle bayramımıza bir kat daha anlam katalım.
Bu bayram sabahında omuz omuza aynı kıbleye yöneldiğimiz kardeşlerimizle aramızdaki küskünlüklere, dargınlıklara son verelim. 

Yüce Rabbimizin 

 “Müminler ancak kardeştir.”[1] ilahî fermanına uyarak aramızdaki muhabbet ve güven bağlarını pekiştirelim.

Âhirete göç eden geçmişlerimizi ve mübarek vatanımız için canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle yâd edelim. İslam beldelerinde darda ve sıkıntıda olan kardeşlerimiz için el açıp Rabbimize yalvaralım. Onların da barış, huzur ve güven içinde ulaşacağı nice bayramlar için Cenâb-ı Haktan lütuf ve inayet dileyelim.

Aziz Müslümanlar!

Bir Ramazan-ı şerifi daha uğurluyoruz. Biliyoruz ki Allah’a kulluk görevimiz Ramazan ayıyla sınırlı değildir. Teravihlerden sonra da camilerimiz beş vakit dolmalı, iftarlardan sonra da muhtaçların sofrası donatılmalı, orucun zindeliği, sadakanın cömertliği bir yıla yayılmalıdır. Nitekim Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et.”[2] buyurarak ömrümüzün her anını kulluk şuuruyla geçirmeye bizleri davet etmektedir.

Rabbimizin bu emrine uyarak, bu ilahi davete icabet ederek, Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri hayatımız boyunca devam ettirelim. Ramazan günleri bitmiş olsa da Ramazan bereketi ve Ramazan samimiyeti ömrümüzden eksik olmasın.

Bu duygu ve düşüncelerle başta aziz milletimiz olmak üzere bütün İslam âleminin Ramazan Bayramını tebrik ediyorum. Bayramın insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifi ile bitiriyorum: “Ey insanlar! Selâmı aranızda yaygınlaştırın, yemek yedirin, akrabalık bağlarınızı gözetin, insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle cennete giresiniz.”[3]




[1] Hucurât, 49/10.
[2] Hicr, 15/99.
[3] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 42.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:


3 Haziran 2019 Pazartesi

Bayram Barış ve kardeşlik için bir fırsattır




Sevgili okurlar,

Hepinizin Ramazan Bayramı mübarek olsun.

Ramazan Bayramı sevinç ve coşkunun yaşandığı, kardeşlik duygularının kabardığı,sevgi ve saygının öne çıktığı önemli bir  gündür.

Bu güzel gün bahanesiyle dargınlıklarımıza son vermeliyiz. Tanıdığımız veya tanımadığımız kişilerle bayramlaşmalıyız. Komşu ve yakınlarımızın hal ve hatırlarını sormalıyız. Komşu ve akrabalarımızı ziyaret etmeliyiz. Onlarla  bayramlaşmalıyız.

Bayram günlerinde  dargınlıklarımızı daha kolay yok edebiliriz. Çünkü bayramlar barış ve kardeşlik için iyi bir fırsattır.

Bazı mağazalar yılın belli zamanlarında indirim uygular ve “fırsat ürünleri” belirler. Bu fırsat belli bir süre için geçerli olur.

İşte bu bayram günlerini de fırsata çevirmeliyiz.

Şu azgın nefsimizi biraz zapt edip mübarek Ramazan ve Bayram günlerinde dargın olduğumuz kişilerle barışmanın yollarını aramalıyız. Barışmak için üçüncü kişilere de iş düşebiliyor. Üçüncü kişiler de çekinmeden  bayram günlerini fırsat bilerek  dargınları barıştırmaya gayret göstermelidir.

Ne acıdır ki,her zaman dargınlıkların devam ettiğini görmekteyiz. Büyükler barışarak gençlere örnek olmalıdırlar.

Günümüzde  ne yazık ki, dargınlıkları her alanda görmekteyiz. İş yerindeki meslektaşlarda,  ailede, komşular arasında,arkadaşlar arasında dargınlıklar süre gelmektedir. Hatta kardeşler,eşler ,baba oğul vb. yakınlar bile birbirlerine dargın durumdalar....

Üç günlük geçici şu dünyada değer mi dargınlıklar.... Ölümlüyüz elbette. Er geç bir gün bu dünyadan göç edeceğiz.

İş işten geçmeden dargın olduğumuz kişilerle konuşalım, görüşelim,dertleşelim ..... Bunları insan olmamız  nedeniyle yapmamız gerekiyor.





Dinimiz  dargın durmanın uygun olmadığı bildirilmiştir.
  
Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “ Bir müslümana kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. (Buhari, edeb, 57-62.)

Ayrıca dostluk ve kardeşlik için Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur: “Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” (Buhari.nikah.45.)

Sevgi barış ve kardeşliğin öne çıktığı bayram günleri dışında da bu güzel davranışları devam ettirmeliyiz. Birbirimizi Allah için sevmeliyiz.

 Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de Mü’min olamazsınız…” (Müslim,İman, 93.)

 Kendimiz için istediğimizi din kardeşimiz için de istemeliyiz. Sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur : Hiç biriniz kendi nefsi için istediğini (Mü’min ) kardeşi için de istemedikçe (tam) Mü’min olamaz.”(Buhari,İman, 7)

Başka bir hadiste ise peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hiyanet etmez,yalan konuşmaz ve onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın her şeyi ; ırzı malı ve kanı müslümana haramdır…” (Müslim ,birr ve sıla, 32.)

 Bayram dolayısıyla küs ve dargınlıkları sonlandırmalı, barış ve sevgi içinde yaşamalıyız.

Hiç kimsenin düşünce ve kanaatine,siyasi görüşüne, dini anlayışına ve diğer farklılıklara bakmaksızın insanca  birlikte ve saygı içinde yaşamalıyız. 

Hepimiz aynı bayrak altında, aynı vatan toprağında, aynı inanç, aynı tarihi ve kültürel değerlerle bir ve beraberiz. Kısaca aynı gemi içindeyiz. Bu gemi Türkiye Cumhuriyetidir. Geminin bayrağı ise Türk Bayrağıdır. Gideceğimiz başka bir yer yoktur.

Bu vatan hepimizindir.

Gelin şu bayram günlerinde sevinç ve coşkuyla birbirimizle barışık bir şekilde sevgi ve saygı içinde birbirini kucaklayalım. Bayram bahanesiyle dargınlıkları giderelim. Kardeşçe yaşayalım.

Sevgi ve barış dolu nice bayramlara İnşallah!

Bayramınız kutlu olsun.

Efkan VURAL