15 Mart 2019 Cuma

Artık .Ayasofya Açılsın: Önemli Bir Öneri




Ayasofya Açılsın: Önemli Bir Öneri

Ayasofya  İstanbulumuzun  ve ülkemizin önemli bir  tarihi eseridir. Elbette Ayasofya Bizanslıların eseridir. Hristiyanlar için ayrı bir öneme sahiptir.  
Bizim içinde Ayasofya çok önemlidir. İstanbulun Fethinin simgesidir. Büyük Kağan Fatih Sultan Mehmet Han İstanbulu  fethettikten sonra fethin mührü olarak Ayasofya Kilisesini  Camiye çevirmiştir. Fethedilen yerlerdeki en büyük mabedin Camiye çevrilmesi  gelenek haline gelmişti. İşte Ayasofya da bu geleneğe uygun olarak Camiye dönüştürülerek  Fethin simgesi olmuştur. Bu şekilde  Kilise Camiye dönüştürülerek asırlarca Ayasofya  Camii  adını taşımıştır.
1934 yılından itibaren Ayasofya müze olarak  günümüze kadar gelmiştir. Müzeye dönüştürülme sürecinde çeşitli iddialar yazılıp çizilmektedir. Bazı zamanlarda ibadet edilen bölümün açık tutulması tartışmaları olmuştur. Süleyman DEMİREL Küçük  bir bölümünü ibadete açmıştı. Daha sonra  tekrar bu bölümde kapatıldı.
Ayasofyanın açılıp açılmaması sürekli tartışma konusu  olmaya  devam etmiştir.  Günümüzde de bu konu sıcaklığını korumaktadır.
Acizane bir teklifim var:
Ayasofya ‘yı  bütünüyle bu tartışmalardan  uzaklaştırıp, siyasi bir malzeme yapmadan tarafsız bir komisyon kurularak, Ayasofyay’ı  eski haline dönüştürebiliriz. Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesine uygun olarak ve Büyük Sultan Fatih’in hatırasına hürmet ederek Ayasofya'yı tekrar Camiye  dönüştürerek ibadete açalım;
Ama  esas teklifim Şudur:
Ayasofyanın tarihi eser olarak  hiçbir zerresine zarar vermeden Camiye dönüştürelim.  Teknoloji çağındayız. Teknik olarak  ışıklı görsellerle hiçbir şeye zarar vermeden  ibadet anında cemaatle namaz kılarken islami motiflerle dizayn edilmesi. Namaz sonrasında müze olarak tekrar orijinal haline getirilmesi...
Bu yapılabilir....
Ziyaretçilerden de ücret alınmalıdır. Ülkemize ve devletimize de maddi yönden katkı  sağlanmalıdır.
Evet muhakkak Ayasofya Camii  açılmalı..
Ayasofyanın tekrar  Cami olarak açılması Türk ve İslam aleminin özlemidir.
Ve aynı zaman da bu, Fatih Sultan Mehmet Han’ın hatırasına saygıdır.
Bunu yapabilirsek Hem bu büyük tarihi eseri  korumuş oluruz , hem de gururumuzu ve dolayısıyla varlığımızı  korumuş oluruz.

Efkan VURAL




zellan da da müslümanlara katliam

Diyanet İşleri Başkanlığının 15.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:ÇANAKKALE ZAFERİ VE BİRLİK RUHU

Diyanet İşleri Başkanlığının 15.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:


ÇANAKKALE ZAFERİ VE BİRLİK RUHU



Muhterem Müslümanlar!

Vatan, insanın huzur ve güven içinde yaşadığı, hür olmanın şerefini taşıdığı topraktır. Aynı değerler uğruna baş koyanların, aynı ideallerle geleceği inşa edenlerin yurdudur. Dinini, milletini, şeref ve izzetini korumak için şehadet şerbeti içenlerin, gazi olup varlığından geçenlerin emanetidir. Bu emanete sahip çıkıp onu savunmanın karşılığı ise özgürlüktür.

Kıymetli Müminler!

Allah’ın korunmasını emrettiği mukaddes değerler uğruna can vermenin adı olan şehitlik, dinimize göre en yüce makamlardan biridir.  Çünkü şehit; din, vatan, millet, devlet ve istiklal uğruna anadan, babadan, yârdan, evlâttan hâsılı tüm sevdiklerinden ayrılmayı göze almış, mukaddesatı uğruna gözünü kırpmadan canını feda etmiştir. Bu eşsiz fedakârlığının mükâfatı ise Yüce Rabbimizin sonsuz iltifatına ve ikramına mazhar olmaktır. Cenâb-ı Hak şehidin ulaşacağı bu yüce makamı şöyle haber vermektedir:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma! Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”[1] 
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ise şehidin ahiretteki durumunu şöyle ifade buyurmuştur: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve onlarca kez yeniden şehit olmayı ister.”[2]

Değerli Müslümanlar!

Ecdadımız, Allah’a olan imanları, vatana olan sevdaları, cesaretleri ve fedakârlıklarıyla üzerinde yaşadığımız bu toprakları asırlarca korumuştur. Tarihin hiçbir döneminde inancından ve bağımsızlığından taviz vermemiş, zulme asla boyun eğmemiştir. “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” şuuruyla vatanın her karış toprağı için çarpışmış, ne pahasına olursa olsun canından aziz bildiği yurduna düşmanları uğratmamıştır. Tarih, vatanı ve mukaddesatı uğruna her türlü zorluğa göğüs geren şanlı ecdadımızın kahramanlık destanlarıyla doludur. İşte imanlı sinelerin Allah aşkıyla şahlandığı bu destanlardan biri de Çanakkale Zaferi’dir.

Kıymetli Müminler!

Çanakkale Zaferi, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bir milletin omuz omuza vererek üstlendiği büyük mücadelenin adıdır. Çanakkale, ismini Sevgili Peygamberimizden alan kahraman Mehmetçiğin, imanından aldığı güçle bütün dünyaya “Çanakkale Geçilmez” diye haykırdığı, tertemiz alnından vurulup toprağa düştüğü yerdir. Yüreği sarsılmaz bir imanla dolu olanların, kalbi vatan aşkıyla çarpanların yedi düvele karşı bütün yokluk ve imkânsızlıklara rağmen kazandığı zaferdir Çanakkale.

Muhterem Müslümanlar!

Çanakkale Savaşı bize bir kez daha göstermiştir ki; Allah’ın rızasını kazanmak, i‘lâ-yi kelimetullahı yeryüzüne hâkim kılmak için çarpan yürekler asla esaret altına alınamayacaktır. Yurdumuzun üstünde tüten en son ocak sönmeden rengini şehidin kanından alan al bayrağımız inmeyecektir. Şehadetleri dinin temeli olan ezân-ı Muhammedi hiçbir zaman dinmeyecektir. Bu uğurda gerekirse nice canlar verilecek ancak mabedimizin göğsüne nâmahrem eli değmeyecektir. Hakka tapan milletimizin birlik ve beraberliğine göz dikenler asla muvaffak olamayacaktır.

Aziz Müminler!

Bugün bizlere düşen, Çanakkale’de şahlanan o muazzam ruhun idrakinde olmaktır. Bizi biz yapan, bizi millet yapan değerlerimizin etrafında kenetlenmek, onları nesillerimize aktarmaktır. Şehit ve gazilerimizin emaneti olan mukaddesatımızı aynı bilinç ve idealle yarınlara taşımaktır.
Unutmayalım ki, millet olarak birlik, beraberlik ve kardeşlik şuurunu diri tuttuğumuz, değerlerimize sahip çıktığımız müddetçe karşı koyamayacağımız hiçbir hain saldırı, kazanamayacağımız hiçbir mücadele, elde edemeyeceğimiz hiçbir zafer yoktur.
Muhterem Müslümanlar!

Yeni Zelanda’da müminlerin bayramı olan Cuma gününü hüzne çeviren, ibadet halindeki Müslüman kardeşlerimize düzenlenen menfur saldırı hepimizin yüreğini sızlatmıştır. Şu husus iyice bilinmelidir ki, dünyanın neresinde olursa olsun, kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, mabetlerimize ve Müslümanlara yapılan hiçbir saldırı asla kabul edilemez.

Bu gibi provokatif hadiseler karşısında akl-ı selim ile hareket etmek Müslümanların şiarındandır. Bu menfur saldırıda şehit olan kardeşlerimize Rabbimden rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Cenâb-ı Hak her türlü bela ve musibetten ümmet-i Muhammed’i muhafaza eylesin.




[1] Âl-i İmran, 3/169-170.
[2] Buhârî, Cihâd, 21.


KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Hutbeleri1
Diyanet Hutbeleri2
Diyanet Cuma Hutbeleri

14 Mart 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 29- HAKEM


                                                                       HAKEM  


Allah’ın isimlerinden biri de el-Hakem’dir.
El-Hakem: Sözlükte, Hükmeden, hak ile batılın, yanlış ile doğrunun, güzel ile çirkinin ve iyi ile kötünün arasını ayıran, hakkı yerine getiren demektir.
Allah’u Teâlâ Hâkim’dir, her şey’in hükmünü de O vermektedir.
O’nun hükmü olmadan hiçbir şey, hiçbir olay meydana gelemez ve O’nun hükmünü bozacak, geri bıraktıracak hiçbir kuvvet olamaz.Tek hüküm Yüce Yaradana aittir.
El-Hakem;Hakkı batıldan ayıran ve kıyamet günü kullarının arasında hükmedip haksız ve zalimlerden mazlumun hakkını alıp sahibine iade eden veren manası içermektedir.

Allah-u Teâlâ Hakem’dir. Hak ile hükmeder. Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ve iyiyi kötüden ayırır. Eğer Cenab-ı Hakk’ın bu isminin tecellisi olmasaydı, bizler bu zıtlar arasında bir ayırım yapamayacak, neyin hak, neyin batıl; neyin güzel, neyin çirkin ve neyin iyi, neyin kötü olduğunu hiçbir zaman bilemeyecektik.


Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

(De ki:) "Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size kitabı açıklanmış olarak indiren O’dur." Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur’an’ın gerçekten rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (En'âm Suresi,114 . Ayet)
“ Eğer içinizden bir gurup benimle gönderilene inanır, bir gurup da inanmazsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.” (A’raf,87.ayet)
 Allah kıyamet gününde, ihtilâf etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir.”(Hac suresi,69.ayet)
“Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” (Tin suresi,8.ayet)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:

8 Mart 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi: İYİLİK PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:


İYİLİK PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR

 Muhterem Müslümanlar!

 Peygamber Efendimizin Medine’ye hicret etmesinin üzerinden dokuz yıl geçmişti. İslam dini dalga dalga yayılıyor, imana susamış gönüller Medine’ye akıyordu. Vâbisa isimli bir kişi de Müslüman olmak için Medine-i Münevvere'ye koşanlar arasındaydı. Kelime-i şehâdet getirip İslam’la şereflenen Vâbisa, Resûl-i Ekrem’e iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sordu. Peygamberimiz (s.a.s), üç parmağını birleştirip Vâbisa’nın göğsüne dokunarak şöyle cevap verdi:

 “İyilik, gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar sana fetva verseler bile, gönlünü huzursuz eden ve içinde kuşku bırakan şeydir.”

Kıymetli Müminler! 

Hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmektir. İmanına salih amelleri yoldaş eylemektir. Sevdiği maldan yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, hasılı bütün ihtiyaç sahiplerine harcamaktır. Namazı kılıp zekâtı vermek, verilen söze sadık kalmaktır. Darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabretmek, bollukta ve sağlıkta şükretmektir.2 

Değerli Müslümanlar!

 İyilik, insanın bu hayattaki en önemli kazancı, en değerli mirasıdır. İyilik, merhametli bir yüreğin sesine kulak verip yetime kardeş, yoksula sevinç, mülteciye ve muhâcire ensâr olmaktır. Mazluma elini, evini, gönlünü açmaktır. Tabiatı korumak, bir karıncayı bile incitmemektir. Yaratılan her bir cana Yaratıcı’sının hürmetine şefkatle davranmaktır. İyilik, ekmeği, duayı, sevgiyi ve kederi paylaşmaktır.

 Aziz Müslümanlar! 

Mümin, Rabbinin rızasını her şeyden üstün tutar. İnsanların takdirine ümit bağlamadan, kibir ve gurura kapılmadan, gösterişe kaçmadan iyilik peşinde koşar. Allah’ın ikramı olan merhamet duygusuyla hayra vesile olmanın yollarını arar. Cenâb-ı Hakk’ın kendisine emanet olarak verdiği nimetleri, yine O’nun rızası uğruna harcar. Mümin, Allah yolunda sevdiği şeylerden infak ettiğinde gerçek anlamda iyiliğe ulaşacağının bilincindedir. O, iyiliğe davet ederek ve iyilikleri çoğaltarak kötülükle mücadele eder. Cenâb-ı Hakkın şu emrini hayat düsturu olarak okur:

 “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü iyilikle önle. O zaman göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sımsıcak bir dost oluvermiş!”3

 Aziz Müminler!

 Ne hazindir ki bugün kötülük kıtalar dolaşmakta, kötülüğe yatırım yapanlar insanlığa büyük acılar yaşatmaktadır. İslam coğrafyasının mazlum köşelerinde Müslümanlar baskı, şiddet ve zulme maruz kalmaktadır. Bilhassa çaresizlik içinde kıvranan, hapsedilen, göçe zorlanan kadınların ve çocukların hali yüreklerimizi parçalamaktadır. Oysaki kadınlar, şefkat kanatlarını üzerimize gererek bizlere karşılıksız iyiliği öğreten annelerimizdir. Yuvamızda iyiliğin çoğalması, mutluluğun ve huzurun kök salması için emek veren eşlerimizdir. İki cihanda iyilik duamız olan gözümüzün nuru kız evlatlarımızdır. Onları incitmek, merhametten ve adaletten mahrum bir dünyaya mahkum etmek, mağdur ve mazlum durumuna düşürmek hem dinî hem de insanî bir vebaldir.

 Muhterem Müminler! 

Küçük de olsa, her iyilik değerlidir. İnsanın eliyle, diliyle, malıyla, ilmiyle, tecrübesiyle yapabileceği nice iyilik vardır ki, bir hurma kadar bile olsa Allah Teâlâ onu Uhud Dağı kadar büyütüp bereketlendirir. Yeter ki insan iyiliğe gönül versin ve iyilikten yana olsun! Kötülüklerin, savaşların, yoksulluğun, şiddetin karşısında durarak, iyiliği yeryüzüne hâkim kılmak için çabalasın. Bu çabayı Allah Resûlü (s.a.s), bir hadislerinde şöyle anlatmaktadır:

 “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın asgarî gereğidir.”4 

Kıymetli Müslümanlar!

 İyiliğin, ıslahın, vicdanın, adaletin ve şefkatin izinden gidelim. Kötülüğün, ifsadın, zulmün, fitnenin ve şiddetin karşısında duralım. Dünyayı iyilik değiştirecek, geleceğimizi iyilik kurtaracaktır. Unutmayalım ki, âlemlerin Rabbi olan Allah, yeryüzünde iyiliğin çoğalması için çalışanları muhakkak destekleyecek, onları asla yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır. 


KAYNAK: 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
Diyanet Cuma Hutbeleri

7 Mart 2019 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 28- BASİR

28- BASİR

Allah’ın isimlerinden biri de el-Basir’dir.

El-Basîr: Sözlükte, görmek, bilmek ve sezmek anlamındadır.

Basir,her şeyi bütün incelikleriyle gören,Yüce Allah,bütün varlıkları en küçük hareket ve davranışlarını, işaretlerini ve yaptıkları her şeyi  bilir  ve görür.Onun görmesi için gece veya gündüz fark etmez,ışık veya karanlık gerekmez. Onun görmesi için göze veya her hangi bir cihaza  ihtiyacı yoktur. Bütün evrende olan her şeyi Allah görür. O’ndan hiçbir şey gizli kalmaz.

Kur’ân’ı Kerim’de“Basîr” ismi, 4 ayrı anlamda, “sezen” , “gözüyle gören”, “kesin delil sayesinde gerçeği idrak eden” ve “ibret gözüyle bakan” anlamlarında kullanılır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz´da yazılı)dır.   (Yûnus Suresi,61.ayet)

“...Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na aittir. O öyle bir duyar, öyle bir görür ki!...”(Kehf suresi,26.ayet)
“... Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Âl-i İmrân Suresi , 156 . Ayet)
“...Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür. Hud Suresi,112. Ayet
Onlar, üstlerinde sıra sıra süzülerek kanat çırpan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân’dan başkası tutmuyor. Muhakkak ki O, her şeyi en iyi görendir. (Mülk suresi 19. Ayet)
“Kıyamet gününde ne yakınlarınızın ne de çocuklarınızın size yararı olabilir; Allah aranızda hükmünü verir. Yapıp ettiklerinizi Allah tamamıyla görmektedir.” (Mümtehine Suresi,3 .ayet 
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:

1 Mart 2019 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi:BEREKET MEVSİMİ: ÜÇ AYLAR

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi


BEREKET MEVSİMİ: ÜÇ AYLAR



Muhterem Müslümanlar!

Rahmet ve mağfiret iklimi olan üç ayların eşiğindeyiz. Bizleri bu mübarek günlere ulaştıran Cenâb-ı Allah’a hamd ü senâlar olsun. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimize salât ve selam olsun.

Recep, Şaban ve Ramazan’ı içinde barındıran üç aylar, Regâib gecesiyle başlar. Miraç ve Berat gecesiyle devam eder. Bin aydan daha hayırlı Kadir gecesiyle zirveye ulaşır. Birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, ülfet ve muhabbetimizi artıran Ramazan bayramıyla taçlanır. Üç aylar, hasretle yolunu gözlediğimiz, gönül hanemize konuk ettiğimiz kutlu misafirimizdir. Allah Resûlü (s.a.s), üç ayları karşılarken şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır.”[1]

Kıymetli Müminler!

Üç aylar, ilâhî rahmetin oluk oluk aktığı, manevi huzur ve sükûnun gönüllere indiği kıymetli bir zaman dilimidir. Bizler bu mübarek vakitlerde ömrümüzün muhasebesini yapar, yaratılış gayemizi yeniden idrak ederiz. Kulluk ve ibadete, hayır ve hasenata, iyilik ve güzelliklere her zamankinden daha fazla yönelir, gönül dünyamızı imar ederiz. Hayatın karmaşası içinde ihmal ettiğimiz görev ve sorumluluklarımızı hatırlarız.

Değerli Müslümanlar!

Önümüzdeki hafta Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece feyz ve bereketle dolu Regâib gecesidir. Regâib, özlenen, rağbet edilen ve değer verilen demektir. Regâib gecesi, üç ayların müjdecisi, Kur’an ayı Ramazan’ın habercisidir. Bu gece,  akıp giden hayatımızda asıl kazancın, Cenâb-ı Hakk’a yönelmek, kulluk sözümüzü tutmak olduğunu bize hatırlatır.

Muhterem Müminler!

Yüce Rabbimiz, hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Evet,  Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizin tamamından haberdardır.”[2] 
Bu ilâhî hitaba uygun olarak her mümin, rahmet ve mağfiretle dolu üç aylarda daha fazla iyilik yapmaya vesile aramalıdır. İyiliğin yolları pek çoktur.  Bazen yolunu şaşıran birine yol göstermektir iyilik.  Bazen insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Bazen de ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmak, onlara infakta bulunmaktır. İnfak ise sadece parayla yapılan bir iyilik değildir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Her iyilik sadakadır”[3] buyurarak nice infak çeşidine işaret etmiştir. Şifa bekleyen bir hastanın derdine derman, hastalığına çare olmak da bir infaktır. Dünyevî hiçbir karşılık beklemeden, hastalarımıza umut ışığı olmak, organ, ilik ve kök hücre bağışında bulunmak ne asil bir davranıştır! Şüphesiz dinî ve insanî sorumluluğumuzun gereği olan böylesi davranışlar bereket ve mağfiret iklimi olan üç aylarda Rabbimizin rızasını bize kazandıracak en önemli amellerdendir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de “Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur”[4] buyurur.

Muhterem Müslümanlar!

Üç aylar, müminlere açılmış bir fırsat kapısıdır. Bu gün ve geceleri Rabbimizin rızasını kazanmak için vesile kılalım. Ancak kulluğumuz yalnızca bu gün ve gecelerle sınırlı kalmasın. Hayatımız boyunca rağbetimiz daima Yüce Mevlâ’ya olsun.

Bu vesile ile necip milletimizin ve bütün İslam âleminin Regâib Kandili’ni tebrik ediyorum. Üç ayların rahmet, mağfiret ve bereket ikliminin insanlığın hidayetine, barış ve huzuruna vesile olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.




[1] Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 189; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259.
[2] Haşr, 59/18.
[3] Buhârî, Edeb, 33.
4 Mâide, 5/32.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Efkan Vural'ın Eğitim,Kültür ve Bilgi  Sitesi