Efkan Vural'ın Yazıları
17 Aralık 2018 Pazartesi
13 Aralık 2018 Perşembe
Diyanet İşleri Başkanlığının 14.12.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:RAHMET VE MAĞFİRET KAPISI: TEVBE
Aziz Müminler!
Âdem (a.s.) ve eşi Havva validemiz, cennette bir
hata işlemişlerdi. Derhal bu hatalarının farkına vararak pişman oldular. Yüce
Rabbimiz, onlara hatadan dönme erdemini, tevbe nimetini lütfetti. Onlar da; “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi
bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz”[1] diyerek pişmanlıklarını dile getirdiler, Allah’tan
bağışlanma dilediler. Böylece insanlık tevbenin ilk örneğini Hz. Âdem ile
eşinden öğrenmiş oldu.
Kıymetli Müslümanlar!
Hepimiz beşeriz. Hayatımız boyunca bize vesvese veren
şeytanla ve bizi hatalara sevk etmeye çalışan nefsimizle mücadele ederiz. Bu
mücadelede bazen kulluğumuzun gereğini yerine getirir, bazen de savrulmalar yaşar,
gaflete ve hataya düşeriz. Hata ettiğimizde ise Allah’tan ümidimizi kesmez ve
rahmet kapılarını tevbe anahtarıyla açarız.
Değerli Müminler!
Tevbe, Yüce
Allah’ın kullarına lütfettiği kurtuluş ve arınma müjdesidir. Kulun Rabbini
hatırlaması, aczini dile getirmesi ve Cenâb-ı Hak’tan af ve mağfiret
dilemesidir. Merhametlilerin
en merhametlisi olan Yüce Allah’a iltica etmesidir. Tevbe, adeta hayata yeniden
başlamamız, tertemiz bir sayfa açmamız için Rabbimizin bizlere bir ikramıdır. Günaha düçar olan mümin için yolunu ve yönünü
tayin eden en önemli kılavuzdur.
Aziz
Müslümanlar!
Allah’ın, affetme ve
bağışlama anlamı taşıyan nice isimleri vardır. O, Tevvâb’tır; tevbeleri çokça
kabul edendir. Afüvv’dür; engin rahmetine sığınanları affedendir. Gafûr’dur;
dileyeni ve dilediğini bağışlayandır. Settâr’dır; hata ve kusurları örtendir.
Cenâb-ı
Hak, kendisine yönelen ve
samimiyetle tevbe edenleri asla boş çevirmez. Gönülden kendisine teslim
olanları asla mahcup etmez. Merhametiyle kullarına lütufta bulunur. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle
buyurur: “Ancak tevbe edip de iman eden ve salih amel
işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah
çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[2]
Muhterem Müslümanlar!
Tevbenin özü samimiyetle ve ihlasla
yapılan bir yakarıştır. Yüce Rabbimiz “Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tevbe edin”[3]
buyurmaktadır.
Tevbenin özü ruhumuzun derinliklerinde
hissettiğimiz pişmanlıktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir hadislerinde “Günahtan
pişmanlık duymak, tevbedir”[4] buyurarak bu gerçeği ifade
etmiştir.
Tevbenin özü hata ve
günahlarımızın bir an önce farkına varıp Yüce Allah’a yönelmektir. Kur’an-ı
Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Allah katında makbul tevbe, ancak
bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte
Allah bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir.”[5]
Tevbenin özü bir daha günahlara dönmeme,
heva ve hevesin esiri olmama azmidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) tevbeyi “Bir
daha dönmemek üzere günahı terk etmek”[6] olarak
nitelemiştir.
Kıymetli Müminler!
Tevbe kapısı ardına kadar açıktır. Son
nefesimize kadar da açık kalacaktır. Öyleyse bize düşen, Allah’ın rahmet
deryasından nasibimizi aramaktır. Samimiyetle, pişmanlıkla, kararlılıkla O’nun
merhamet ve keremine sığınmaktır. Gündelik hayatın karmaşası içinde bitap düşen
gönüllerimizi ve zihinlerimizi tevbeyle arındırmaktır.
Hutbemi Peygamberimizin seyyidü’l-istiğfar
duasıyla bitiriyorum:
“Allahım!
Sensin benim Rabbim, senden başka ilâh yok. Beni yarattın ben de senin kulunum.
Ben gücüm yettiğince sana verdiğim sözün ve senin vaadin üzereyim.
Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini itiraf ediyorum. Ve
günahımı da itiraf ediyorum. Beni, günahlarımı bağışla çünkü günahları senden
başka affedecek hiç kimse yoktur.”[7]
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 16 : KAHHÂR
KAHHÂR
Allah’ın isimlerinden biri de el-Kahhar’dır.
Yenilmeyen,yegâne kudret ve tasarruf sahibi demektir. İslam bilginleri
,kahr
kavramının temel manasını “boyun eğdirip üstün gelmek” olarak
belirlemişlerdir.
Alimler Allah’ın yegâne galip,sonsuz kudret ve tasarruf sahibi oluşunu
şöyle açıklamışlardır: İlahi hakimiyete karşı direniş gösterenlere
önce akla ve duygulara hitap eden belgeler
sunmak, bu yarar sağlamadığı takdirde çeşitli afet ve belalarla kendilerini
uyarmak ve nihayet onları ortadan kaldırmak.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:
“(Resûlüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhâr olan Allah'tan
başka bir tanrı yoktur.” (Sad suresi,65.ayet)
“Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı
durulmaz olan bir tek Allah mı?”(Yusuf suresi,39.ayet)
“Allah, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır.
Şüphe yok ki, Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Mücadele
suresi,21.ayet)
O gün arz (yeryüzü) ve semalar, başka bir hale
döndürülür (döndürülmüş olur). Ve onlar, Vahit (bir) ve Kahhar olan Allah’ın
huzuruna çıkmış olurlar. (İbrahim suresi,48.ayet)
Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)
Efkan VURAL
7 Aralık 2018 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 07.12.2018 Tarihli Cuma Hutbesi - SELÂM: İSLÂM’IN GÜVEN VE BARIŞ ÇAĞRISI
SELÂM: İSLÂM’IN GÜVEN VE BARIŞ ÇAĞRISI
Mübarek Cuma günü, aynı safta bir araya gelen aziz müminler!
Bizi yaratan, yaşatan, türlü nimetlerle donatan Allah’a hamdü senalar olsun! O’nun habîb-i edîbi Muhammed Mustafa’ya salâtü selâm olsun! Resûl-i Ekrem’in pâk ve temiz âline, aziz ve kerim ashabına selâm olsun! Barış ve esenlik dini İslam’a sımsıkı sarılan, etrafına huzur ve güven veren Müslüman gönüllere selâm olsun!
Muhterem Müslümanlar!
Allah Resûlü (s.a.s), emin belde Mekke’den esenlik diyarı Medine’ye hicret için yola çıktığında, Medineli Müslümanlar günlerce hasret ve heyecan içinde onu beklemişlerdi. Nihayet Sevgili Peygamberimizin şehre ulaştığı haberi duyulunca ahali büyük bir coşkuyla yollara döküldü. Herkesin gözü ve kulağı Peygamberimizde, onun mübarek ağzından dökülecek ilk sözlerde idi. Allah Resûlü (s.a.s), o gün kalabalığa şöyle seslendi: “Ey insanlar! Selâmı aranızda yayın, birbirinize yemek ikram edin, insanlar uykuda iken namaz kılın ki, selâmetle cennete giresiniz.”[1]
Kıymetli Müminler!
“Selâm”, Rabbimizin esmâ-i hüsnâsından biridir. Allah Teâlâ, kullarını selâmete eriştiren, onlara sağlık ve afiyet bahşedendir. Muhammed Mustafa (s.a.s), insanlığı tevhide ve adalete davet eden, Allah’a kulluk etmeye, güven ve huzuru hâkim kılmaya, kardeşçe yaşamaya çağıran son peygamberdir. İslâm, adı üzerinde, barış ve ebedi kurtuluş dinidir. Müslüman ise, elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kişidir.[2]
Değerli Müslümanlar!
Müminlerin birbirlerine “Selâmün aleyküm”, “Allah’ın selâmı üzerinize olsun” diyerek seslendiği her an, selâmın zengin anlam dünyası hayatımıza yansır. Mümin, imanından aldığı huzur ve güveni selâm ile çevresine yayar ve iyi niyetlerini duaya döker.
Selâm, kalabalıklar içinde kendi telaşına düşmüş, belki de birbirine yabancılaşmış insanları tanıştırır ve kaynaştırır. Bir dost selâmı, yalnız olmadıklarını onlara hatırlatır. Kalpleri yumuşatır, kırgınlıkları ortadan kaldırır. Selâm denizi coştuğunda gönüllerden kini giderir. Cennete ulaşan yolda, selâm ile yayılan muhabbetin payı vardır. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s), şöyle buyurmaktadır: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”[3]
Muhterem Müslümanlar!
Mümin, kâinattaki her varlıkla selâm ve güven ilişkisi kurar; her işinde selâm ve barış dili kullanır. Allah’ın selâmını veren Müslüman, adeta bulunduğu yerde sözleriyle ve davranışlarıyla huzurun teminatı olur. Can yakmaz, gönül yıkmaz, kimseyi hakir görmez, kimsenin onur ve haysiyetini zedelemez, kaba ve kırıcı konuşmaz. Hâsılı Müslüman’ın verdiği selâm kuru bir sözden ibaret değil, bilâkis mana ve maksadına uygun bir iyilik şiarıdır.
Aziz Müminler!
Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de bize şöyle hitap ediyor: “Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (yani İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”[4]
O halde, en yakınlarımızdan başlamak üzere selâmı yayalım ve tanımasak da selâm verdiğimiz müminlerin sayısını artıralım. Bir huzur ve bereket duası olan selâmın hakkını verelim. Varlığımızla bulunduğumuz her yere güven ve huzur taşıyalım. Selâmımızla dillerden gönüllere kardeşlik bağları kuralım. Böylelikle misafiri olduğumuz fani dünyayı kavga ve ızdırap yurdu olmaktan çıkarıp sulh ve selâmet yurdu haline getirelim.
6 Aralık 2018 Perşembe
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 15 : GAFFAR
GAFFAR
Allah’ın isimlerinden biri de el-Gaffar’dır.
Birinin kusurunu örten,suçunu bağışlayan anlamına gelir.
Allah kulunu azap görmesinden korumak ister. Buda Allah’ın günahı bağışlaması sonucunda olur.
Allah’ın bağışlaması ve mağfireti kur’an’da çokça
zikredilmesinden,insanların Allah’a ulaşabilmesi için kazanması gereken kemal
mertebelerine engel durumlar ve hatalı davranışlar sergileyebileceği
düşünülerek af ve bağış kapısının sürekli açık olacağı anlaşılmaktadır.
Allah bu isimle ,her türlü günahı hata ve kusurları bağışlayacağı anlaşılmaktadır.
Ye terki kul pişmanlık duysun.
Ancak şirk ve inkarın bağışlanması söz konusu değildir.
Ancak şirk ve inkarın bağışlanması söz konusu değildir.
Allah’ın Gaffar oluşunu
ifade eden bir çok ayet vardır.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce
Allah şöyle buyrur:
“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller
işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece
affediciyim.”
“Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nisa suresi,106)
Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)
Efkan VURAL
30 Kasım 2018 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 30.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:NEFİS: İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI
Muhterem
Müslümanlar!
Varlık âleminin en nadide üyesi, vahye muhatap olan insanoğludur.
Yeryüzünün en şerefli varlığı olmak, nimetin yanı sıra imtihanı da beraberinde
getirir. İnsan kimi zaman korkuyla, açlıkla, canıyla ve evladıyla, kimi zaman
da varlıkla, servetle, makam ve mevki ile imtihan olur. En büyük imtihanlardan
birisi de insanın nefsiyle mücadelesidir.
Nefis; kulun içindeki olumsuz duyguların, meşru olmayan
isteklerin, kötü huy ve fiillerin kaynağıdır. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Yusuf’un
dilinden nefsin bu özelliği şöyle anlatılır: “Yine de ben nefsimi temize
çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü
emreder; şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”[1]
Kıymetli
Müminler!
Cenâb-ı Hak insanı en güzel şekilde yaratmış, onu selim bir
akıl, sağlam bir irade ve engin bir gönül ile donatmıştır. Doğruyu yanlıştan
ayırt etmesi için ona Kur’an’ı ve peygamberlerin örnekliğini bahşetmiştir.
Verdiği nimetleri gereği gibi kullanmasını ve nefsinin sınır tanımayan
istekleriyle mücadele etmesini emretmiştir. Tercihlerini doğrudan yana yapan,
iradesine sahip olan, nefsine dur diyebilen, günahlarından arınıp kendini ıslah
eden kişi, kurtuluşa erer. Nefsinin isteklerine boyun eğen, hevâsının esiri
olan, aklını kullanarak arzularını kontrol edemeyen ise hüsrana uğrar. Yüce
Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu hususu bizlere şöyle hatırlatmaktadır: “Nefse
ve onu şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyeti verene yemin
olsun ki, nefsini arındıran elbette
kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyana uğramıştır.”[2]
Değerli
Müslümanlar!
Nefis,
iyiyle kötünün mücadele alanıdır. İnsanlık tarihi, nefsine uyup kendini ve
yaşadığı toplumu felakete sürükleyen nice örneklerle doludur. Hz. Âdem’in
çocuklarından biri olan Kâbil, hırsına, hasedine yani nefsine uymuş ve kardeşi
Hâbil’i öldürmüştür. Hz. Yakub’un oğulları, nefislerinin esiri olmuş,
kıskançlıkları yüzünden kardeşleri Hz. Yusuf’u kuyuya atmıştır. Firavunlar,
Nemrutlar, Karunlar, Ebu Cehiller hep nefislerinin peşinden koşmuş, vahyin
rehberliğine sırtlarını dönmüş, kimi tahtına, kimi gücüne, kimi servetine, kimi
de benliğine güvenmiş, hem dünyada zelil hem de ahirette azaba düçar
olmuşlardır.
Kıymetli Müslümanlar!
Mümin
için asıl olan, nefsini lanetlemesi değil, onu terbiye etmesi ve güzel huylarla
donatmasıdır. Allah’ın çizdiği sınırlara, ahlâka ve vicdana aykırı olan her türlü
isteğine karşı, nefsini kontrol altında tutmasıdır. İyiliğin ve iyilerin
tarafında, kötülüğün ve kötülerin karşısında yer almasıdır.
Aziz Müminler!
Resûl-i Ekrem (s.a.s),
bir hadislerinde şöyle buyurur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölümden
sonrası için çalışandır. Zavallı kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve
isteklerine uyan ve buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.”[3] O
halde, geçici dünyanın aldatıcı renklerine heves eden nefsimizin peşine
düşmeyelim. Aklımızı, irademizi, sabrımızı daima canlı tutalım. Hayatın bir
imtihan olduğunu, ölümün ve hesabın ansızın gelebileceğini hafızamızda canlı
tutalım. Yüce Rabbimizin gizli-açık
her halimizi gördüğü şuuruyla yaşayalım. Böylelikle küfrün karanlığından uzak,
günahın yükünden arınmış, huzurlu ve kâmil bir mümin olalım. Hutbemi Sevgili
Peygamberimizin şu duasıyla bitiriyorum: “Allah’ım! Nefsime takvayı ver. Nefsimi arındır; onu en iyi arındıracak
olan sensin. Onu koruyan da onun sahibi de sensin. Allah’ım! Faydasız ilimden,
huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana
sığınırım.”[4]
29 Kasım 2018 Perşembe
Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 14 : MUSAVVİR
Allah’ın isimlerinden biri de el-Musavvir’dir.
Musavvir
“şekil ve özellik veren” demektir.
Allah’ın Musavvir
ismi ile yaratmış olduğu bütün
varlıklara şekil ve suret veren manasına geliyor.
Musavvir,tasvir eden her
şeye ayrı bir biçim ve özellik veren, yaratmış olduğu varlıklara suret vererek
birbirinden ayrı bir biçimde yaratan odur, anlamlarına gelir.
Ayetlerde
Allah insanı dilediği surette terkip edip şekillendirdiği belirtilir. Allah
insana güzel bir suret vererek onu en
iyi bir biçimde yaratmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce
Allah şöyle buyurur:
“O Allah ki; Yaratan’dır, Bâri’dir (yokken var eden),
Musavvir’dir (şekil verendir),...”(Haşr suresi,24.ayet)
“...size şekil verip de şeklinizi güzel yapan... “
(Mü’min suresi,64.ayet)
“Biz insanı en güzel
biçimde yaratmışızdır.” (Tin suresi,4.ayet)
“Sizi yarattık, sonra size
şekil verdik…” (A’raf suresi,11.ayet)
Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
(Devam edecek)
Efkan VURAL
Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Celal'in Penceresinden:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







