23 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 23.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ GENÇLERİMİZ


EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ GENÇLERİMİZ


Muhterem Müslümanlar!

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, ‘Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluşu ve doğruya ulaşmayı kolaylaştır’ demişlerdi.[1]

Bu ayette anlatılanlar, Ashab-ı Kehf adıyla anılan ve Allah’a iman edip hakkı söylemekten çekinmeyen bir avuç gençtir.[2] Tıpkı genç yaşında tevhidi kuşanan, güzel örnekliği ve ibretli sözleriyle halkını uyaran Hz. İbrahim gibi.[3]  Canıyla imtihana tabi tutulan ve “Babacığım! Sana emredileni yap; inşallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın”[4] diyen gencecik Hz. İsmail gibi. Kardeşleri tarafından kuyuya atılması, ağır imtihanlara tabi tutulmasına rağmen Rabbine itaatten vazgeçmeyen, “Ben Allah’a sığınırım”[5] diyerek nefsiyle mücadele eden iffet abidesi Hz. Yusuf gibi. Tıpkı annesi tarafından mabede adanan, hakaret ve iftiralara rağmen imanı ve sadakatiyle tarihe geçen Hz. Meryem[6] gibi.

Kıymetli Müminler!

Allah Resûlü (s.a.s), neşeyi ve huzuru Rabbine kullukta bulan gencin ideal bir genç olduğunu bildirmiş, iffetini koruyan ve gönlü mescitlere bağlı olan gencin ise mahşer günü Allah’ın arşının gölgesinde gölgeleneceğini[7] müjdelemiştir. Zira gençlik; hayallerin, heyecanın, merak ve arayışın en yoğun olduğu dönemdir. Ömrün en verimli ve değerli çağıdır. Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın, yorulmaksızın çalışarak iyiliği çoğaltmanın zamanıdır. Bu sebeple mümin, gençliğini nerede ve nasıl harcadığından sorguya çekileceği[8] bilinciyle hareket etmeli ve bu nimetin kıymetini bilmelidir.

Aziz Müslümanlar!

Her asırda olduğu gibi günümüzde de gençlerimizi kuşatan bazı sorunlar bulunmaktadır. Onların ümit ve ideallerini çalmak, heyecan ve enerjilerini istismar etmek isteyen hain eller vardır. Genç yüreklerle iletişim kanallarımızı kapattığımızda, nice sahte kurtarıcılar ve sanal âlemler onlara kapılarını açmaktadır. Cazip ve eğlenceli görünen, geçici menfaatler öneren başıboş bir dünya, gençlerin aile ve toplumdan kopmasına, mahremiyet sınırlarının çiğnenmesine ve bağımlılık tuzağına düşmesine sebep olacaktır.

Muhterem Müslümanlar!

Gençlerimizi tehdit eden bir diğer problem, zararlı akımlar ve zehirli ideolojilerdir. Ailesinden yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyen, sorularına ikna edici cevaplar bulamayan, kendisini yalnız ve desteksiz hisseden gençlerimiz, İslam’ı temsil ettiklerini iddia eden din tacirlerinin, bozgunculuk yapan ve kan döken hain şebekelerin hedefi olmaktadır. Bu durumda bize düşen, ister sanal âlemde isterse gerçek dünyada kurulan bütün tuzakları boşa çıkarmak için gençlerimize rehberlik etmek,  onları inanç ve medeniyet değerlerimizle buluşturmak olmalıdır. 

Değerli Müminler!

Genç nesillerimiz için en önemli tehlikelerden biri de hayatın anlamını, var oluşun gayesini kaybetmeleri, beden ve ruh sağlığının en büyük düşmanı olan zararlı alışkanlıklara ve teknoloji bağımlılığına müptela olmalarıdır. Göz aydınlığımız, sevincimiz, ümidimiz olan yavrularımız genç yaşta elimizden kayıp gitmektedir. Yüce dinimiz İslam’a, hidayet rehberi Kur’an’a, âlemlere rahmet ve en güzel örnek olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in sünnetine sımsıkı sarılmak, gençlerimize sahip çıkmak önceliğimiz olmalıdır.
Aziz Müminler!
Gençler bir milletin geleceği, en büyük imkânı ve zenginliğidir. Gençliğine sahip çıkıp onları eğitimli ve güzel ahlaklı bir şekilde yetiştiren toplumlar geleceklerini inşa etmiş demektir. Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Allah Teâlâ’nın İslam yolunda kendisine itaat eden nice fidanlar yetiştirmeye devam edeceğini”[9] müjdelemektedir. Aziz milletimizin ve ümmet-i Muhammed’in bekası için gençlerimizi anlamalı, onlara değer vermeliyiz. Düşüncesini,  hayat tarzını, giyim kuşamını yargılayarak dışlamak yerine, hepsine kucak açmalıyız. Kendilerini keşfetmelerini sağlayacak bir rol model de biz olmalıyız. Şuurlu nesiller için gençlerimizi sahih din bilgisiyle ve kültürümüzle donatmalıyız. Çağımızın gençlerine Resul-i Ekrem gibi yaklaşabilir, O’nun metodu ile İslam’ı temsil ve tebliğ edebilirsek bu asırda da ashabın gençlerine dost olacak yiğitler çıkacağını asla unutmamalıyız.




[1] Kehf, 18/10.
[2] Kehf, 18/10-16.
[3] En'âm, 6/74.
[4] Saffat, 37/102.
[5] Yûsuf, 12/23.
[6] Meryem, 19/16-28.
[7] Buhâri, Ezân, 36, Zekât, 16; Hudud, 19;Tirmizî, Zühd, 53. 
[8] Tirmizî, Sıfâtü’l-kıyâme, 1.
[9] İbn Mace, Mukaddime, 8.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:

22 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 13 :BARİ




                                                            BARİ


Allah’ın isimlerinden biri de el-Bari’dir.

Allah Bâri’dir. Yani öyle temiz yaratıcı ki, yarattıklarını temiz ve sağlam bir düzen  ile oluşturmuş ve birbirinden tamamiyle farklı  özelliklerle yaratmıştır.
Cenab-ı Hak ne yaratmışsa düzenli bir şekilde yaratmıştır.Hiç şüphesiz.Dikkat edilecek olursa yaratılan her eşya ve insanın diğer mahluklarlarla bir ilgi ve bir bağlantısı mutlak bulunuyor.
Eşyayı ve her şeyin tüm bölümlerini  birbirine uygun halde yaratan, bir örneği olmaksızın canlıları yoktan yaratan. Her şeyi bir asıldan var eden, varlıkları benzeri olmaksızın, en güzel ve uyumlu bir surette, en mükemmel ve en uygun şekilde yaratan, yokluktan varlığa çıkaran, yarattıklarını birbirinden farklı biçimlerde ayırt eden, her yarattığı farklı ve benzersiz olan demektir.
Allah  yaratılanları düzgün, âdeta bir kalıptan dökülmüşçesine uyumlu ve ahenk üzere yaratmaktadır. Bu uyum öyle bir uyumdur ki, gök cisimlerinin hareketinin hiç şaşmaması, yörüngelerinde yüzen gezegenlerin hiçbir zaman sapmaması;gecenin, gündüzün ve mevsimlerin birbirini takip etmesi hep bu uyumun neticesindedir.
Allah,toprağı ağaca,dünyayı insana uygun yaratandır. Her bir insana ayrı bir yüz,her bir kar tanesine ayrı nakış koyandır. Her tohuma ayrı meyvenin resmini çizendir. Yaratışında hiçbir uygunsuzluk olmayandır.
“O Allah ki; Yaratan’dır, Bâri’dir (yokken var eden),...”(Haşr suresi,24.ayet)

“Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?”(İnfitar suresi,8-6.ayetler)

“Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.”(Sad suresi,71.ayet)



Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Celal'in Penceresinden:

19 Kasım 2018 Pazartesi

Işığı Kıyamete Kadar Sönmeyecek Olan Peygamber:Hz.Muhammed(s.a.v.)














Mevlid-i Nebi:
Peygamberimizin doğumu:


Kameri aylardan Rebiü’ül evvel ayının 11.ci gününü 12.ci güne bağlayan gece sabaha yakın iki cihan güneşi Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v.)doğdu. (11 Rebi’ül-Evvel=Miladi 20 Nisan 571)

Hz. Muhammed karanlıkları nura çevirdi. O yetim olarak doğdu. 6 yaşında annesini,8 yaşında dedesini kaybetti. Peygamberimiz amcası Ebu Talibin yanında büyüdü.

Allah ona çok özel bir görev tevdi etti. Onun görevi kutsal bir görevdi. O insanlara doğruluğu,iyiliği,çalışmayı,Allah’tan başkasına kulluk etmemeyi,haksızlık etmemeyi,adaleti,helalı,haramı ve bunun gibi bir çok şeyi öğretti.

Peygamberimiz islam dinini insanlara anlatmaya başlayıp,onları Allah’a inanmaya çağırıyordu. Çağrısına en yakınlarıdan başladı. Başta amcası ve diğer yakınları Peygamberimize inanmadıkları gibi onu alaya aldılar. Küçük düşürmeye çalıştılar. O  hiçbir kimsenin  kınamasını  dikkate almadan islam çağrısına devam etti.

İslam davetini yaparken,Peygamberimizin tek sermayesi güvenilir oluşuydu. O’na insanlar Muhammed’ül-Emin diyorlardı.(Güvenilir Muhammed)

Hz.Muhammed’in İslam davetinde kararlı olduğunu gören, Mekkeli ileri gelen müşrikler, onu Peygamberlik davasından vazgeçirmek için bir çok vaadlerde bulundular. Hz.Muhammed (s.a.v.) makam,mevki,mal,mülk vb.teklifler karşısında sarsılmaz bir inançla muhataplarına şu cevabı vermiştir:

“Bir elime Ay’ı bir elime de Güneş’i koysanız ben bu davadan  vazgeçmem”
Peygamberimiz bu kararlılığıyla bir çok eziyet,çile ve sıkıntılarıda göz önüne almış,her şeye rağmen Peygamberlik davasından bir an olsun geri kalmamıştır.

Peygamberimiz ve ona inananlar çok çileli bir mücadele vermiştir.

Mekkeli müşrikler,ilk inananlara  akıl almaz baskı ve zülümler uygulamışlardır.

İnananları, yerlerinden ve yurtlarından çıkmak zorunda bıraktılar.

Peygamberimizi öldürmeyi planlayan müşrikler, bunu başaramadı. Allah Hz.Muhammed’i koruyarak,Mekke’den sağ selim bir şekilde Medine’ye ulaşmasını nasip etti.

Peygamberimizin Mekke’den Medineye göç etmesine hicret denir. Hicret sıradan bir yolculuk değildir.

Bu bir göç yoculuğu değildir. Hicret müslümanların var oluşudur.
Hicret,İslam devletine giden yoldur.

Hiret, müslümanların güç ve kuvveti demektir.

Hicret,İslam güneşinin yayılarak tüm dünyayı aydınlatması demektir.
Hiret,bağımsızlık ve özgürlüktür.

Peygamberimiz Medine’de güçlü bir birlik oluşturdu. Medine’de yaşayan tüm topluluklarla anlaştı. Medine’de üç büyük savaş kazanıldı. Ardından Mekke fethedildi.

Artık İslam dini geniş toplulukların dini olmuştur. İslam dini Mekke,Medine,dışına yayılmaya başladı hatta Suudi Arabistan’ın dışına tüm dünyaya yayılmaya başladı.

İslamın yayılmasıyla insanlık huzura kavuştu. Hz.Muhammed(s.a.v.) İslam dininin güzelliklerini öğretiyor,müslümanlara Allah’ın dinini tatbik ettiriyordu.



Peygamberimiz tüm insanlığa özetle şunları seslendirmiştir:



Allah bir tektir. Eşi benzeri yoktur.

Hz.Muhammed(s.a.v.) O’nun kulu ve elçisisdir.

Allah’tan başkasına kulluk yapılmayacağı,

Yalnızca Allah’tan yardım istenebileceği,

Ahirete kesin inanılması gerektiği,

Doğru ve dürüst olunması gerektiği,

Her zaman ve her yerde adaletli olunması gerektiği,

Öldükten sonra kesin olarak  Allah’ın herkesi hesaba çekeceği,

Yapılan iyilik ve kötülüklerin zerre kadarının bile karşılığı verileceği,

Kul hakkına,komşu hakkına riayet etmek,

Yetimi korumak,yetim hakkını yememek,

Hastaları ziyaret etmek,Yaşlılara yardım etmek,

Engellilerle dost olmak,

Selamlaşmak,

Vatanı sevmek,vatanı korumak ve çok çalışmak,

İyilik yapmak,iyilerle beraber olmak,

Cömert davranmak,cimrilik yapmamak,

İnsanlara ve tüm canlılara merhamet etmek,

Hayvanları korumak,onlara eziyet etmemek,

Doğayı ve Çevreyi korumak,

Tasarruflu olmak,savurganlıktan kaçınmak,

İftira dedikodu,gıybet ve iki yüzlülükten uzak olmak,

Yalan konuşmamak,yalan yere şahitlik yapmamak,

Kötü alışkanlıklardan uzak durmak,

Çocuklara sevgi göstermek,büyüklere saygı duymak,

Bilinçli ibadet yapmak,Allah’tan hakkıyla sakınmak,

Okumak ve ilim öğrenmek,

Güzel ahlaklı olmak,
.......................,
Allah bizleri Hz.Muhammed’e tabi olanlardan eylesin.

Peygamberimizin şefaatine nail eylesin.

Ahirette Peygamberimize komşu eylesin.



Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


16 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 16.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :MEVLİD-İ NEBİ



MEVLİD-İ NEBİ


Aziz Müminler!

Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı şereflendirdiği Mevlid-i Nebi’nin yıl dönümünü idrak edeceğiz. Bizlere ümmet-i Muhammed olma bahtiyarlığını lütfeden Rabbimize hamd ü senalar olsun. İnsanlığa rahmet ve hidayet vesilesi olan Peygamberimize, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Allah, Resûl-i Ekrem Efendimizi şöyle tanıtıyor: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”[1] Peygamberimiz hak ve hakikate şahit, iyilik yolunda müjdeleyici, bâtıla karşı da uyarıcıdır. Kur’an-ı Kerim’i ümmetine tebliğ eden, açıklayan ve bizzat yaşayarak öğreten O’dur. İnsanlığı huzura, barışa, adalete davet eden O’dur. Hayatının her safhasında ümmetine yol gösteren, rehberlik eden, istikamet çizen, imtihan dünyasında rehberimiz olup yolumuzu aydınlatan da yine Allah Resûlü’dür.

Kıymetli Müminler!

Allah’a iman edip O’nun rızasını arayan, her iki dünyada da aziz ve mutlu olmak isteyenler için “üsve-i hasene” yani en güzel örnek Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. Rabbimiz bunu şöyle beyan buyurur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”[2]

Bu güzide örneği izleyerek onun terbiyesinde yetişen ashâb-ı kiram, iman ve adaletin, ilim ve hikmetin, cesaret ve merhametin timsali olmuştur. Onun inşa ettiği İslam toplumunun her bir ferdi, cahiliyenin karanlığını arkasında bırakarak yücelmiş, gittiği her yere vahyin huzur ve güven mesajını taşımıştır.
Değerli Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s) kendisine risalet görevi verilmeden önce de nezih bir gençlik dönemi geçirmiştir. Çevresinde “Muhammedü’l-emîn” yani “Güvenilir Muhammed” lakabıyla tanınan Peygamberimize, ilk inananlar da gençlerdir. Onun dürüst, erdemli, insaflı ve adaletli kişiliği, gençlerin en büyük güvencesi olmuştur. Genç sahabilere kâmil bir iman, salih bir amel ve güzel bir ahlakla yaşamayı öğreten Peygamberimiz, onları insanlığın ufkunda parıldayan birer rol model olarak yetiştirmiştir.

Aziz Müminler!

Gençleri anlama ve onları geleceğe hazırlama konusunda da Peygamberimiz bizler için eşsiz bir örnektir. O, gençlere daima güvenmiş, sorumluluk vermiş, fikirlerini dinlemiş, hatalarını incitmeden düzeltmiştir. Hz. Ali’yi kendi yatağında bırakıp Esma’nın taşıdığı azıkla hicret yoluna düştüğünde, Mus’ab’ı Medine’ye öğretmen, Muaz’ı Yemen’e kadı olarak gönderdiğinde, Üsâme’yi orduya komutan tayin ettiğinde hepsi birer gençtir.

Genç Kardeşim!

Allah Resûlü (s.a.s), “Şüphesiz ki Allah, hevasına tabi olmayan, haktan sapmayan genci sever”[3] buyuruyor. Sen de bugün, tıpkı genç sahabiler gibi, ömür sermayenin en bereketli yıllarını yaşıyorsun. Çevreni saran aldatıcı, oyalayıcı, hakikatten uzaklaştırıcı nice sahte davet olsa da imanın gücüne, ibadetin şevkine ve ahlâkın zenginliğine daima güvenmelisin. Gençlik enerjini Rabbinin rızasına uygun işlerde harcamalı, Peygamberini rehber ve model almalısın. Çünkü yeryüzünde iyiliği hâkim kılacak ve insanlığın kanayan yaralarına şifa bulacak olan sensin. Bu aziz vatanın, milletin, ümmet-i Muhammed’in filizlenen umudu sensin.
Kıymetli Müminler!

Sevgili Peygamberimizin doğum günü olan Rebiu’l-evvel ayının on ikinci gecesi, bu yıl 19 Kasıma denk gelmektedir. Bu geceyi içine alan hafta, “Mevlid-i Nebi Haftası” olarak kutlanacaktır. Başkanlığımız, haftanın temasını “Peygamberimiz ve Gençlik” olarak belirlemiştir. Bu vesileyle Peygamberimizi daha yakından tanımaya, anlamaya, bilhassa gençlerle iletişimini örnek almaya ve gençliğimizin sorunlarına sünnet-i seniyyeden çözümler bulmaya gayret edeceğiz. Mevlid-i Nebi Haftamız aziz milletimize ve bütün İslam âlemine hayırlar getirsin. Âmin!




[1] Ahzâb, 33/45-46.
[2] Ahzâb, 33/21.
[3] Ahmed b. Hanbel, IV, 151.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:



15 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 12 :HÂLİK



                                                        
    HÂLİK


Allah’ın isimlerinden biri de el-Hâlik’tır.Hâlik yaratan demektir.Allah’ın planlı ve amaçlı bir şekilde yaratan olduğu,Hâlik’ın yalnızca Allah için kullanılabileceği,zira Hâlik’ın  bir başka tanımı da şöyledir: “Ana maddesi  ve modeli olmadan nesneleri icat eden” dir.

Bu isim, Allah’ın sonsuz yaratma gücüne değinilen bir sıfat niteliğindedir. Hiçbir eşi benzeri bulunmayan bir şeyi ancak Allah’ın yoktan yaratabildiği ve bu isimle birlikte Allah’tan baştan hiçbir yaratıcının olmadığı anlaşılmaktadır.
Yüce Allah’ın yaratma sıfatı, bizim anlayamayacağımız 

kadar geniş ve derindir. Allah’ın “yaratma” sıfatı özeldir.

Kısacası yaratmak, Allah’a mahsus bir özelliktir. Başka 


varlıkların yaratma gücü de yeteneği de yoktur.

Kur’an’da “Hâlik” kelimesi çok fazla yerde zikretilmiştir.

Ayetlerde geçen ve çeşitli ilahi fiilleri anlatan yaratma 

genellikle “ana madde olmadan yoktan yaratma” veya 

“yokluktan varlık alanına çıkarma” şeklinde anlaşılmaktadır. 

Mesela Adem’in topraktan,daha sonra insan türünün üreme 

mekanizmasına bağlı olarak nutfeden aşılanmış yumurtadan yaratılışı böyledir.

Allah’ın yaratıcılığı süreklidir. İnsan ve diğer canlılar Allah’ın 

yaratılmasıyla çoğalırlar.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir 

değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen 

yaratıcıdır.” (Yasin suresi,81.ayet)

“Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.”
(Hicr suresi,86.ayet)

“O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler 

O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını 

yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.”

(Haşr suresi,24.ayet)



(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Celal'in Penceresinden:

9 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi : SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET


SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET



Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum âyet-i kerimede Hz. İbrahim, Yüce Rabbimizi şöyle tanıtmaktadır: “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir. Hastalandığımda bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan da O’dur.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizden kim huzuru yerinde, bedeni sağlıklı ve günlük yiyeceği de yanında olarak güne başlarsa, sanki dünyalar ona bağışlanmış gibidir.”[2]

Aziz Müminler!

Rahmet kaynağı olan dinimiz, bizleri bir taraftan Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmeye davet ederken, diğer taraftan da sağlıklı bireyler olmamız ve huzurlu bir toplum oluşturmamız için evrensel ilkeler belirler. Müminler için vazgeçilmez olan bu ilkelerin başında, canın muhafazası gelir. Zira Allah Teâlâ’nın insana emaneti olan can, imtihan dünyasına açılan kapımızdır. Hayır da şer de ancak can bedende iken elde edilir. İnanmak ve yaratılış gayemize uygun salih ameller işlemek ancak ruh ve beden sağlığımızla mümkündür.

Kıymetli Müminler!

Yaşamak, insan olmanın şerefini ve sorumluluğunu tatmak, dünyayı imar edecek akla ve iradeye sahip olmak eşsiz bir nimettir. İyi işler yaparak ardında güzel eserler bırakmak ise sağlıklı olmayı gerektirir. Ancak ne hazindir ki, Allah’ın lütfettiği canın ve sağlığın kıymetini çoğu kez bilemeyiz. Zararlı alışkanlıklarla, ihmal ve israfla bu hazineyi heba ederiz. Sağlıklı bir nefesin, sıhhatli bir bedenin, huzurlu bir kalbin değerini iş işten geçtikten sonra anlarız. Bu sebepledir ki, Allah Resûlü (s.a.s) bizi şöyle uyarır: 
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”[3]

Değerli Müslümanlar!

Sağlığının kıymetini bilen insan, kendini maddi ve manevi her türlü zarardan koruduğu gibi, hastalanınca tedavi olmaya da özen gösterir. Yüce Allah’ın “Şâfi” ismine sığınarak tedavi yolları aramak ve can emanetinin hakkını vermek hepimizin mesuliyetidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Tedavi olunuz. Çünkü Allah yarattığı her hastalığın mutlaka şifasını da yaratmıştır”[4] buyurarak şifadan ümit kesmemeyi tavsiye etmiştir.

Muhterem Müminler!

Erdemli ve insaflı bir mümine yakışan, kendi sağlığı kadar çevresinin sağlığını da korumak, şifa bekleyen kardeşleriyle ilgilenmek, tedavileri için elinden gelen gayreti göstermektir. Hasta ziyaretine, hasta için dua ve manevi desteğe büyük önem veren Allah Resûlü (s.a.s) “Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir”[5] buyurur. Günümüzde farklı sebeplerle sağlığını kaybeden, tedavi yolları tükenen pek çok hasta ve yakını, hasretle ve ümitle organ nakli beklemektedir. Allah’ın takdir ettiği an gelip fâni dünyadan göç ederken, hiçbir maddi karşılığı olmaksızın organlarını şifa bekleyen bir kardeşine emanet etmek, insanî ve ahlâkî bir davranıştır. Zira dinimizde esas olan, insanı yaşatmak, hayatı korumak ve umuda destek olmaktır.

Muhterem Müslümanlar!

O halde, sağlıklı geçen her dakikanın paha biçilmez bir nimet olduğunu unutmayalım. Genç, dinç ve sağlıklı olduğumuz günleri iyi değerlendirelim. Helâl ve temiz gıda ile beslenmeye dikkat edelim. Sağlığımızı tehdit eden ve dinimizce de yasaklanan zararlı maddelerden uzak duralım. Peygamberimizin şu tavsiyesini can kulağıyla dinleyelim: 
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini bil. İhtiyarlığından önce gençliğinin, hastalığından önce sağlığının, fakirliğinden önce zenginliğinin, meşguliyetinden önce boş vaktinin ve ölümünden önce hayatının.”[6]  




[1] Şuarâ, 26/79-81.
[2] Tirmizî, Zühd, 34.
[3] Buhârî, Rikâk, 1.
[4] İbn Mâce, Tıb, 1.
[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Birr, 19.
[6] Hâkim, Müstedrek, IV, 341.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:

8 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 11 :MÜTEKEBBİR


                                            




 MÜTEKEBBİR

Allah’ın isimlerinden biride el-Mütekebbir’dir

Allah’ın büyük ve ulu olmasıdır.

Sonsuz büyüklük ve azamet sahibi, Büyüklükte eşi olmayan, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren, büyüklüğün kemâlinde olan, her şeyden yüce, her işte ve hadisede, aklın ve vehmin anlayış ve kabiliyetinin çok üstünde olan azâmet ve yüceliğini gösteren demektir.

Mütekebbir,esma-i hüsna’dan biri olarak Allah’ın zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu, anlamına gelir.

O, her açıdan büyüklük sahibidir! Öyle ki mutlak iyilik, ihsan ve mağfiret sahibi olan Allah"a kimse ihsanda bulunamaz. Çünkü O, ihsanı elinde tutandır. Mülkünün üzerindeki tasarrufuna hiç kimsenin müdahale edemediği en büyük kudret sahibidir. Azamet ve yüceliğini izhar ederken kullarına zulmetmekten uzak ve yüce olandır. Çünkü O, varlıkların sıfatlarından münezzehtir.

Allah’ın zatının, isim ve sıfatlarının ve fiillerinin büyüklüğü ve azametinden dolayı Allah Mütekebbirdir. Büyüklüğü ve azameti ancak kendi zatına layık görür.

Madem sadece Allah Mütekebbirdir ve büyüklenmek ona mahsustur. Kula düşen şu ayete kulak verip tevazu ile onun büyüklüğü ve azameti karşısında hayretle ve muhabbetle secdeye kapanmasıdır;

“ Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir, nede boyca dağlara erişebilirsin.” (İsra 37)

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (Haşr suresi,23.ayet)


(Devam edecek)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden: