19 Kasım 2018 Pazartesi

Işığı Kıyamete Kadar Sönmeyecek Olan Peygamber:Hz.Muhammed(s.a.v.)














Mevlid-i Nebi:
Peygamberimizin doğumu:


Kameri aylardan Rebiü’ül evvel ayının 11.ci gününü 12.ci güne bağlayan gece sabaha yakın iki cihan güneşi Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v.)doğdu. (11 Rebi’ül-Evvel=Miladi 20 Nisan 571)

Hz. Muhammed karanlıkları nura çevirdi. O yetim olarak doğdu. 6 yaşında annesini,8 yaşında dedesini kaybetti. Peygamberimiz amcası Ebu Talibin yanında büyüdü.

Allah ona çok özel bir görev tevdi etti. Onun görevi kutsal bir görevdi. O insanlara doğruluğu,iyiliği,çalışmayı,Allah’tan başkasına kulluk etmemeyi,haksızlık etmemeyi,adaleti,helalı,haramı ve bunun gibi bir çok şeyi öğretti.

Peygamberimiz islam dinini insanlara anlatmaya başlayıp,onları Allah’a inanmaya çağırıyordu. Çağrısına en yakınlarıdan başladı. Başta amcası ve diğer yakınları Peygamberimize inanmadıkları gibi onu alaya aldılar. Küçük düşürmeye çalıştılar. O  hiçbir kimsenin  kınamasını  dikkate almadan islam çağrısına devam etti.

İslam davetini yaparken,Peygamberimizin tek sermayesi güvenilir oluşuydu. O’na insanlar Muhammed’ül-Emin diyorlardı.(Güvenilir Muhammed)

Hz.Muhammed’in İslam davetinde kararlı olduğunu gören, Mekkeli ileri gelen müşrikler, onu Peygamberlik davasından vazgeçirmek için bir çok vaadlerde bulundular. Hz.Muhammed (s.a.v.) makam,mevki,mal,mülk vb.teklifler karşısında sarsılmaz bir inançla muhataplarına şu cevabı vermiştir:

“Bir elime Ay’ı bir elime de Güneş’i koysanız ben bu davadan  vazgeçmem”
Peygamberimiz bu kararlılığıyla bir çok eziyet,çile ve sıkıntılarıda göz önüne almış,her şeye rağmen Peygamberlik davasından bir an olsun geri kalmamıştır.

Peygamberimiz ve ona inananlar çok çileli bir mücadele vermiştir.

Mekkeli müşrikler,ilk inananlara  akıl almaz baskı ve zülümler uygulamışlardır.

İnananları, yerlerinden ve yurtlarından çıkmak zorunda bıraktılar.

Peygamberimizi öldürmeyi planlayan müşrikler, bunu başaramadı. Allah Hz.Muhammed’i koruyarak,Mekke’den sağ selim bir şekilde Medine’ye ulaşmasını nasip etti.

Peygamberimizin Mekke’den Medineye göç etmesine hicret denir. Hicret sıradan bir yolculuk değildir.

Bu bir göç yoculuğu değildir. Hicret müslümanların var oluşudur.
Hicret,İslam devletine giden yoldur.

Hiret, müslümanların güç ve kuvveti demektir.

Hicret,İslam güneşinin yayılarak tüm dünyayı aydınlatması demektir.
Hiret,bağımsızlık ve özgürlüktür.

Peygamberimiz Medine’de güçlü bir birlik oluşturdu. Medine’de yaşayan tüm topluluklarla anlaştı. Medine’de üç büyük savaş kazanıldı. Ardından Mekke fethedildi.

Artık İslam dini geniş toplulukların dini olmuştur. İslam dini Mekke,Medine,dışına yayılmaya başladı hatta Suudi Arabistan’ın dışına tüm dünyaya yayılmaya başladı.

İslamın yayılmasıyla insanlık huzura kavuştu. Hz.Muhammed(s.a.v.) İslam dininin güzelliklerini öğretiyor,müslümanlara Allah’ın dinini tatbik ettiriyordu.



Peygamberimiz tüm insanlığa özetle şunları seslendirmiştir:



Allah bir tektir. Eşi benzeri yoktur.

Hz.Muhammed(s.a.v.) O’nun kulu ve elçisisdir.

Allah’tan başkasına kulluk yapılmayacağı,

Yalnızca Allah’tan yardım istenebileceği,

Ahirete kesin inanılması gerektiği,

Doğru ve dürüst olunması gerektiği,

Her zaman ve her yerde adaletli olunması gerektiği,

Öldükten sonra kesin olarak  Allah’ın herkesi hesaba çekeceği,

Yapılan iyilik ve kötülüklerin zerre kadarının bile karşılığı verileceği,

Kul hakkına,komşu hakkına riayet etmek,

Yetimi korumak,yetim hakkını yememek,

Hastaları ziyaret etmek,Yaşlılara yardım etmek,

Engellilerle dost olmak,

Selamlaşmak,

Vatanı sevmek,vatanı korumak ve çok çalışmak,

İyilik yapmak,iyilerle beraber olmak,

Cömert davranmak,cimrilik yapmamak,

İnsanlara ve tüm canlılara merhamet etmek,

Hayvanları korumak,onlara eziyet etmemek,

Doğayı ve Çevreyi korumak,

Tasarruflu olmak,savurganlıktan kaçınmak,

İftira dedikodu,gıybet ve iki yüzlülükten uzak olmak,

Yalan konuşmamak,yalan yere şahitlik yapmamak,

Kötü alışkanlıklardan uzak durmak,

Çocuklara sevgi göstermek,büyüklere saygı duymak,

Bilinçli ibadet yapmak,Allah’tan hakkıyla sakınmak,

Okumak ve ilim öğrenmek,

Güzel ahlaklı olmak,
.......................,
Allah bizleri Hz.Muhammed’e tabi olanlardan eylesin.

Peygamberimizin şefaatine nail eylesin.

Ahirette Peygamberimize komşu eylesin.



Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


16 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 16.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :MEVLİD-İ NEBİ



MEVLİD-İ NEBİ


Aziz Müminler!

Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı şereflendirdiği Mevlid-i Nebi’nin yıl dönümünü idrak edeceğiz. Bizlere ümmet-i Muhammed olma bahtiyarlığını lütfeden Rabbimize hamd ü senalar olsun. İnsanlığa rahmet ve hidayet vesilesi olan Peygamberimize, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Allah, Resûl-i Ekrem Efendimizi şöyle tanıtıyor: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”[1] Peygamberimiz hak ve hakikate şahit, iyilik yolunda müjdeleyici, bâtıla karşı da uyarıcıdır. Kur’an-ı Kerim’i ümmetine tebliğ eden, açıklayan ve bizzat yaşayarak öğreten O’dur. İnsanlığı huzura, barışa, adalete davet eden O’dur. Hayatının her safhasında ümmetine yol gösteren, rehberlik eden, istikamet çizen, imtihan dünyasında rehberimiz olup yolumuzu aydınlatan da yine Allah Resûlü’dür.

Kıymetli Müminler!

Allah’a iman edip O’nun rızasını arayan, her iki dünyada da aziz ve mutlu olmak isteyenler için “üsve-i hasene” yani en güzel örnek Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. Rabbimiz bunu şöyle beyan buyurur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”[2]

Bu güzide örneği izleyerek onun terbiyesinde yetişen ashâb-ı kiram, iman ve adaletin, ilim ve hikmetin, cesaret ve merhametin timsali olmuştur. Onun inşa ettiği İslam toplumunun her bir ferdi, cahiliyenin karanlığını arkasında bırakarak yücelmiş, gittiği her yere vahyin huzur ve güven mesajını taşımıştır.
Değerli Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s) kendisine risalet görevi verilmeden önce de nezih bir gençlik dönemi geçirmiştir. Çevresinde “Muhammedü’l-emîn” yani “Güvenilir Muhammed” lakabıyla tanınan Peygamberimize, ilk inananlar da gençlerdir. Onun dürüst, erdemli, insaflı ve adaletli kişiliği, gençlerin en büyük güvencesi olmuştur. Genç sahabilere kâmil bir iman, salih bir amel ve güzel bir ahlakla yaşamayı öğreten Peygamberimiz, onları insanlığın ufkunda parıldayan birer rol model olarak yetiştirmiştir.

Aziz Müminler!

Gençleri anlama ve onları geleceğe hazırlama konusunda da Peygamberimiz bizler için eşsiz bir örnektir. O, gençlere daima güvenmiş, sorumluluk vermiş, fikirlerini dinlemiş, hatalarını incitmeden düzeltmiştir. Hz. Ali’yi kendi yatağında bırakıp Esma’nın taşıdığı azıkla hicret yoluna düştüğünde, Mus’ab’ı Medine’ye öğretmen, Muaz’ı Yemen’e kadı olarak gönderdiğinde, Üsâme’yi orduya komutan tayin ettiğinde hepsi birer gençtir.

Genç Kardeşim!

Allah Resûlü (s.a.s), “Şüphesiz ki Allah, hevasına tabi olmayan, haktan sapmayan genci sever”[3] buyuruyor. Sen de bugün, tıpkı genç sahabiler gibi, ömür sermayenin en bereketli yıllarını yaşıyorsun. Çevreni saran aldatıcı, oyalayıcı, hakikatten uzaklaştırıcı nice sahte davet olsa da imanın gücüne, ibadetin şevkine ve ahlâkın zenginliğine daima güvenmelisin. Gençlik enerjini Rabbinin rızasına uygun işlerde harcamalı, Peygamberini rehber ve model almalısın. Çünkü yeryüzünde iyiliği hâkim kılacak ve insanlığın kanayan yaralarına şifa bulacak olan sensin. Bu aziz vatanın, milletin, ümmet-i Muhammed’in filizlenen umudu sensin.
Kıymetli Müminler!

Sevgili Peygamberimizin doğum günü olan Rebiu’l-evvel ayının on ikinci gecesi, bu yıl 19 Kasıma denk gelmektedir. Bu geceyi içine alan hafta, “Mevlid-i Nebi Haftası” olarak kutlanacaktır. Başkanlığımız, haftanın temasını “Peygamberimiz ve Gençlik” olarak belirlemiştir. Bu vesileyle Peygamberimizi daha yakından tanımaya, anlamaya, bilhassa gençlerle iletişimini örnek almaya ve gençliğimizin sorunlarına sünnet-i seniyyeden çözümler bulmaya gayret edeceğiz. Mevlid-i Nebi Haftamız aziz milletimize ve bütün İslam âlemine hayırlar getirsin. Âmin!




[1] Ahzâb, 33/45-46.
[2] Ahzâb, 33/21.
[3] Ahmed b. Hanbel, IV, 151.


Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:



15 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 12 :HÂLİK



                                                        
    HÂLİK


Allah’ın isimlerinden biri de el-Hâlik’tır.Hâlik yaratan demektir.Allah’ın planlı ve amaçlı bir şekilde yaratan olduğu,Hâlik’ın yalnızca Allah için kullanılabileceği,zira Hâlik’ın  bir başka tanımı da şöyledir: “Ana maddesi  ve modeli olmadan nesneleri icat eden” dir.

Bu isim, Allah’ın sonsuz yaratma gücüne değinilen bir sıfat niteliğindedir. Hiçbir eşi benzeri bulunmayan bir şeyi ancak Allah’ın yoktan yaratabildiği ve bu isimle birlikte Allah’tan baştan hiçbir yaratıcının olmadığı anlaşılmaktadır.
Yüce Allah’ın yaratma sıfatı, bizim anlayamayacağımız 

kadar geniş ve derindir. Allah’ın “yaratma” sıfatı özeldir.

Kısacası yaratmak, Allah’a mahsus bir özelliktir. Başka 


varlıkların yaratma gücü de yeteneği de yoktur.

Kur’an’da “Hâlik” kelimesi çok fazla yerde zikretilmiştir.

Ayetlerde geçen ve çeşitli ilahi fiilleri anlatan yaratma 

genellikle “ana madde olmadan yoktan yaratma” veya 

“yokluktan varlık alanına çıkarma” şeklinde anlaşılmaktadır. 

Mesela Adem’in topraktan,daha sonra insan türünün üreme 

mekanizmasına bağlı olarak nutfeden aşılanmış yumurtadan yaratılışı böyledir.

Allah’ın yaratıcılığı süreklidir. İnsan ve diğer canlılar Allah’ın 

yaratılmasıyla çoğalırlar.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir 

değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen 

yaratıcıdır.” (Yasin suresi,81.ayet)

“Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.”
(Hicr suresi,86.ayet)

“O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler 

O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını 

yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.”

(Haşr suresi,24.ayet)



(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Celal'in Penceresinden:

9 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi : SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET


SAĞLIK: DÜNYALARA DEĞER NİMET



Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum âyet-i kerimede Hz. İbrahim, Yüce Rabbimizi şöyle tanıtmaktadır: “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir. Hastalandığımda bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan da O’dur.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizden kim huzuru yerinde, bedeni sağlıklı ve günlük yiyeceği de yanında olarak güne başlarsa, sanki dünyalar ona bağışlanmış gibidir.”[2]

Aziz Müminler!

Rahmet kaynağı olan dinimiz, bizleri bir taraftan Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmeye davet ederken, diğer taraftan da sağlıklı bireyler olmamız ve huzurlu bir toplum oluşturmamız için evrensel ilkeler belirler. Müminler için vazgeçilmez olan bu ilkelerin başında, canın muhafazası gelir. Zira Allah Teâlâ’nın insana emaneti olan can, imtihan dünyasına açılan kapımızdır. Hayır da şer de ancak can bedende iken elde edilir. İnanmak ve yaratılış gayemize uygun salih ameller işlemek ancak ruh ve beden sağlığımızla mümkündür.

Kıymetli Müminler!

Yaşamak, insan olmanın şerefini ve sorumluluğunu tatmak, dünyayı imar edecek akla ve iradeye sahip olmak eşsiz bir nimettir. İyi işler yaparak ardında güzel eserler bırakmak ise sağlıklı olmayı gerektirir. Ancak ne hazindir ki, Allah’ın lütfettiği canın ve sağlığın kıymetini çoğu kez bilemeyiz. Zararlı alışkanlıklarla, ihmal ve israfla bu hazineyi heba ederiz. Sağlıklı bir nefesin, sıhhatli bir bedenin, huzurlu bir kalbin değerini iş işten geçtikten sonra anlarız. Bu sebepledir ki, Allah Resûlü (s.a.s) bizi şöyle uyarır: 
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”[3]

Değerli Müslümanlar!

Sağlığının kıymetini bilen insan, kendini maddi ve manevi her türlü zarardan koruduğu gibi, hastalanınca tedavi olmaya da özen gösterir. Yüce Allah’ın “Şâfi” ismine sığınarak tedavi yolları aramak ve can emanetinin hakkını vermek hepimizin mesuliyetidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Tedavi olunuz. Çünkü Allah yarattığı her hastalığın mutlaka şifasını da yaratmıştır”[4] buyurarak şifadan ümit kesmemeyi tavsiye etmiştir.

Muhterem Müminler!

Erdemli ve insaflı bir mümine yakışan, kendi sağlığı kadar çevresinin sağlığını da korumak, şifa bekleyen kardeşleriyle ilgilenmek, tedavileri için elinden gelen gayreti göstermektir. Hasta ziyaretine, hasta için dua ve manevi desteğe büyük önem veren Allah Resûlü (s.a.s) “Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir”[5] buyurur. Günümüzde farklı sebeplerle sağlığını kaybeden, tedavi yolları tükenen pek çok hasta ve yakını, hasretle ve ümitle organ nakli beklemektedir. Allah’ın takdir ettiği an gelip fâni dünyadan göç ederken, hiçbir maddi karşılığı olmaksızın organlarını şifa bekleyen bir kardeşine emanet etmek, insanî ve ahlâkî bir davranıştır. Zira dinimizde esas olan, insanı yaşatmak, hayatı korumak ve umuda destek olmaktır.

Muhterem Müslümanlar!

O halde, sağlıklı geçen her dakikanın paha biçilmez bir nimet olduğunu unutmayalım. Genç, dinç ve sağlıklı olduğumuz günleri iyi değerlendirelim. Helâl ve temiz gıda ile beslenmeye dikkat edelim. Sağlığımızı tehdit eden ve dinimizce de yasaklanan zararlı maddelerden uzak duralım. Peygamberimizin şu tavsiyesini can kulağıyla dinleyelim: 
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini bil. İhtiyarlığından önce gençliğinin, hastalığından önce sağlığının, fakirliğinden önce zenginliğinin, meşguliyetinden önce boş vaktinin ve ölümünden önce hayatının.”[6]  




[1] Şuarâ, 26/79-81.
[2] Tirmizî, Zühd, 34.
[3] Buhârî, Rikâk, 1.
[4] İbn Mâce, Tıb, 1.
[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Birr, 19.
[6] Hâkim, Müstedrek, IV, 341.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

KAYNAK:

8 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 11 :MÜTEKEBBİR


                                            




 MÜTEKEBBİR

Allah’ın isimlerinden biride el-Mütekebbir’dir

Allah’ın büyük ve ulu olmasıdır.

Sonsuz büyüklük ve azamet sahibi, Büyüklükte eşi olmayan, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren, büyüklüğün kemâlinde olan, her şeyden yüce, her işte ve hadisede, aklın ve vehmin anlayış ve kabiliyetinin çok üstünde olan azâmet ve yüceliğini gösteren demektir.

Mütekebbir,esma-i hüsna’dan biri olarak Allah’ın zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu, anlamına gelir.

O, her açıdan büyüklük sahibidir! Öyle ki mutlak iyilik, ihsan ve mağfiret sahibi olan Allah"a kimse ihsanda bulunamaz. Çünkü O, ihsanı elinde tutandır. Mülkünün üzerindeki tasarrufuna hiç kimsenin müdahale edemediği en büyük kudret sahibidir. Azamet ve yüceliğini izhar ederken kullarına zulmetmekten uzak ve yüce olandır. Çünkü O, varlıkların sıfatlarından münezzehtir.

Allah’ın zatının, isim ve sıfatlarının ve fiillerinin büyüklüğü ve azametinden dolayı Allah Mütekebbirdir. Büyüklüğü ve azameti ancak kendi zatına layık görür.

Madem sadece Allah Mütekebbirdir ve büyüklenmek ona mahsustur. Kula düşen şu ayete kulak verip tevazu ile onun büyüklüğü ve azameti karşısında hayretle ve muhabbetle secdeye kapanmasıdır;

“ Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir, nede boyca dağlara erişebilirsin.” (İsra 37)

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).” (Haşr suresi,23.ayet)


(Devam edecek)

(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:

2 Kasım 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 02.11.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :TEMİZ GIDA TEMİZ NESİL



TEMİZ GIDA TEMİZ NESİL





Muhterem Müslümanlar!

Allah Resûlü (s.a.s), bir gün ashabına ve onların şahsında bütün insanlığa şöyle seslendi: “Ey insanlar! Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, Peygamberlerine emrettiği şeyleri müminlere de emretti.” Peygamber Efendimiz bu sözlerinin ardından şu âyeti okudu: “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.”[1]

Allah Resûlü (s.a.s) konuşmasına devam ederek, ashabına bir adamın halini anlattı. Bu adam uzun yolculuklar yapmış, üstü başı toz toprak içinde kalmış, ellerini göğe açmış “Yâ Rab, yâ Rab!” diye yalvarıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haram idi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?”[2]

Kıymetli Müminler!

Yerlerin ve göklerin sahibi olan Allah, uçsuz bucaksız bir kâinat ve bu kâinat içinde insanın hayatını devam ettirmesine uygun bir dünya var etti. Tatlı ve latif sularla, bin bir çeşit leziz yiyecekle çevremizi donattı. Ekinlerin yetiştiği arazileri, meyve bahçelerini, onları büyüten güneşi ve yağmuru lütfetti. Her biri ayrı güzel ve birbirinden değerli nice varlığı insanın emrine amade kıldı. Sonra da kullarından seçici davranmalarını isteyerek şöyle buyurdu:  “Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.”[3]

Ancak insanoğlu, çoğu zaman Rabbinin verdiği nimetlerden istifade edip yeryüzünü ıslah etmek ve iyiliği çoğaltmak yerine, fesat çıkarıp kendisine ve dünya evine zarar verdi. Şehir hayatının, lüks ve konforun cazibesi karşısında ziraatı, doğal hayatı, dengeli yaşamı terk etti. Kimi zaman tohumların genetiğini bozarak, kimi zaman kimyasal ve yapay ürünlerle tabiatı zehirleyerek tertemiz nimetlere yazık etti. Halbuki toprağımıza, ürünümüze, el emeğimize sahip çıkmak hepimizin vazifesiydi.

İnsanoğlu “Sakın dengeyi bozmayın”[4] ilahi uyarısına riayet etmeyerek kendi elleriyle toprağı, havayı ve suyu kirletti. Maddi menfaatlere aldanarak, kendisi dışındaki varlıklara ve gelecek nesillere karşı da sorumlu olduğunu unuttu. Oysaki Allah Teâlâ, bizi şöyle uyarmıştı: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın…”[5]

Aziz Müminler!

Bir toplumda maddi ve manevi tahribat gıdanın bozulmasıyla başlar. Helal haram duyarsızlığı, insanlarda bir bilinç kirlenmesine dönüşür. Ahlaki ve insani değerler göz ardı edilince, yenilip içilenler, üretilip tüketilenler fayda yerine zarar verir. Nihayetinde toplumsal bir yozlaşma gerçekleşir; küçücük dimağların ve gencecik yavruların fıtratı bozulur. Sevginin, saygının ve hoşgörünün tükendiği, kötülüğün, hayâsızlığın ve adaletsizliğin çoğaldığı bir ortam oluşur. Nitekim Cenâb-ı Hak, münafık şahsiyetinden bahisle, “O, senin yanından ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez”[6] buyurmuştur. O halde, dünya üzerinde huzuru ve barışı yok etmek isteyenler, ekini ve nesli ifsat etmek için çaba göstermektedir. Müminler için bu ayet hem bir uyarı hem de temiz bir gıda ve nezih bir nesil inşa etmeye davettir.  

Değerli Müslümanlar!

Her söz ve davranışımız gibi, her lokmamızın da hayatımızda derin tesiri vardır. İnsan ne yediğine ve ailesine, sevdiklerine ne yedirdiğine dikkat etmekle mükelleftir. Bu dünya bize, biz de birbirimize emanetiz. O halde sorumluluğumuzun farkına varalım; ölçülü ve ahlaklı bir hayatı benimseyelim. Helal kazancın, temiz üretimin, dengeli tüketimin ve sağlıklı nesillerin gayreti içinde olalım.






[1] Mü’minûn, 23/51.
[2] Müslim, Zekât, 65; Tirmizî,Tefsîru’l-Kur’ân, 2.
[3] Mâide, 5/88.
[4] Rahmân, 55/8.
[5] A’râf, 7/56.
[6] Bakara, 2/205.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:



1 Kasım 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 10 :CEBBÂR


                                           

                                                

                                           CEBBÂR


Allah’ın isimlerinden biri de el-Cebbar’dir.

Allah Cebbar'dır. Cebbar isminin Allah hakkında şu manaları vardır:

 Allah’ın dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olması. Kullarının işlerini yoluna koyması ve eksikleri gidermesi.  Kırık, dökük ve bozuk olan şeyleri onarması ve dertlere derman vermesi.Her şeyi tasarrufu altına alması  iradesini her durumda yürütmesi. Çok büyük ve azametli biri olması.

 Cebbarın manası bozulan,nizamından çıkan herşeyi yerine göre zor kullanarak islah etmektedir.Allah yaratılmışların halini iyileştiren,hakkı galip getiren,her güçlüğü kolaylaştıran,her kırığı onarandır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (istediğini zorla yaptıran),...” (Haşr suresi,23.ayet)

“Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver.”                           (Kaf suresi,45.ayet)

Semada yıldızlar kendi iradeleriyle değil Allah’ın cebri ile şimdiki düzeni almışlardır. Kâinatın küçük bir misali olan insanın da, bütün organlarının şekilleri, bedendeki yerleri, ve görevleri cebir ile tayin ve tespit edilmiştir. Ama ilâhî hikmet, bu dünya imtihanında insana hür bir irade bahşetmiş ve tercih ettiği fiillerde  onu serbest bırakmıştır. Fakat, emrine isyan edenleri cebri ile Cehennemine sokacağını da önceden haber vermiştir. 

Cennet ve Cehennemin yolları cebir ile tayin edilmiştir. Yani neyin helâl neyin haram olduğunu  Allah bizzat tayin ve tespit etmiştir. Ama, doğru ve yanlışı,iyi ve kötüyü  Cennet ve Cehennemi seçip seçmemekte insanı serbest bırakmıştır. 

 (Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

(Devam edecek)
Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden: