12 Ekim 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 12.10.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :CENÂB-I HAK, HER HAK SAHİBİNE HAKKINI VERMİŞTİR



CENÂB-I HAK, HER HAK SAHİBİNE HAKKINI VERMİŞTİR


Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz, hicretten sonra muhacir ile ensarı kardeş ilan etmişti. Aralarında manevi kardeşlik bağı kurduğu sahabiler arasında Selmân-ı Fârisî ile Ebu’d-Derdâ da vardı. Ebu’d-Derdâ, İslam’la şereflendikten sonra Allah’a ibadet dışında hiçbir şeyle meşgul olmamaya karar vermişti. Ticareti bırakmış, hatta ailesini dahi ihmal etmeye başlamıştı. Onun bu durumuna şahit olan Selmân, kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı şu sözlerle uyardı: 

“Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Şu halde her hak sahibine hakkını ver!” Ebu’d-Derdâ, Selmân’ın bu sözlerini Peygamber Efendimize aktarınca Allah Resûlü (s.a.s), Selmân doğru söylemiş[1] buyurdu.

Muhterem Müslümanlar!

Hakkın kaynağı Allah’tır. O, yerin ve göğün maliki, her şeyin sahibidir. Bizleri yoktan var eden, bizlere sayısız nimetler bahşedendir. Dolayısıyla hakkına en fazla riayet etmemiz gereken de O’dur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), Rabbimize karşı sorumluluğumuzu ve bu sorumluluğu yerine getirdiğimizde elde edeceğimiz mükâfatı şöyle haber vermiştir: 

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamaları ve O’na ibadet etmeleridir. Bunu yaptıkları takdirde kulların Allah üzerindeki hakkı ise Allah’ın onlara azap etmemesi,  onları cennetine koymasıdır.”[2]

Kıymetli Müminler!

Allah Teâlâ, kendine kulluğun hemen ardından varlık sebebimiz olan anne babamızın hukukuna dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.”[3]

Anne babaların çocukları üzerinde hakları olduğu gibi çocukların da anne baba üzerinde hakları vardır. Onları helal lokmayla beslemek, dinine bağlı, vatanına, milletine, insanlığa faydalı, güzel ahlaklı bireyler olarak yetiştirmek çocuklarımızın bizim üzerimizdeki hakkıdır. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: 

“Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.”[4]

Değerli Müslümanlar!

Din, ırk ve cinsiyet farkı olmaksızın her insanın hayat hakkı vardır. Allah’ın çizdiği sınırlar dışında hangi gerekçeyle olursa olsun bir cana kıyılması, kadınların, çocukların, masumların yaşama haklarının ellerinden alınması çok büyük vebaldir. Rabbimiz, bu hususta şöyle buyurur:

“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”[5]

Muhterem Müslümanlar!

Dinimize göre; sadece insanlara değil, hayvanlara da şefkat ve merhametle yaklaşmalıyız. Hayvanlara eziyet etmenin, hayat haklarını hiçe saymanın ahiretteki neticesi hüsrandır. Nitekim Rahmet Peygamberi (s.a.s), bir kediyi hapsedip aç kalarak ölmesine sebep olan bir kadının bu zulmü yüzünden cehenneme gireceğini[6] buna mukabil susamış bir köpeğe su içiren bir adamdan Allah Teâlâ’nın hoşnut olup onu bağışladığını[7] haber vermiştir.

Aziz Müminler!

Hak ve hakikatin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Takva sahiplerinin mallarında yardım isteyenlerin ve yoksulların belli bir hakkı vardır.”[8] Malında ihtiyaç sahiplerinin de hakkı olduğu bilincini taşıyan bir mümin, fakire, yoksula, yetime, kimsesize yardım etmekte bir an bile tereddüt etmez. Harcamalarında ölçülü hareket eder. İsraf ve gösterişten kaçınır. Sadeliği ve kanaatkârlığı tercih eder. Bir lokma ekmekte bile yeryüzü sakinlerinin hakkı olduğunu bilir.

Kıymetli Müminler!

İçinde yaşadığımız topluma karşı da sorumluluklarımız vardır. Bunları yerine getirmek, kul hakkı kadar kamu hakkını da gözetmek hepimizin vazifesidir. Zira hak ihlalleri bir toplumda huzura ve kardeşliğe yönelen en ciddi tehdittir. Şiddete göz yummak, çevreyi kirletmek, trafik kurallarına uymamak, kaçak elektrik kullanmak, stokçuluk yapmak, kamu malına zarar vermek gibi davranışların sonu toplumsal gerilim ve kayıptır. Peygamber Efendimiz bu kaybın ahirete uzanan boyutunu şöyle anlatır:

“Âhiret gününde ne altın ne de gümüş para vardır. Bu nedenle haksızlık yapanın iyilik ve sevapları varsa bunlardan alınıp hak sahibine verilir. Şayet sevabı yoksa mağdur ettiği kişinin günahlarını yüklenir.”[9]

Kardeşlerim!

Allah’a döndürüleceğimiz, herkese hak ettiği karşılığın tam olarak verileceği ahiret gününe hazırlanalım. Hakka girmekten, hakkımız olmayanı talep etmekten, hakları sahiplerinden esirgeyerek zulmetmekten Allah’a sığınalım. Samimi bir kul, hürmetkâr bir evlat, şefkatli bir anne baba, vefakâr bir eş olalım.  Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevelim ve merhamet edelim.




[1] Buhârî, Savm, 51.
[2] İbn Hanbel, V, 239.
[3] İsrâ, 17/23.
[4] Tirmizî, Birr ve sıla, 33.
[5] Nisa, 4/93.
[6] Buhârî, Bed’ü’l-halk, 16.
[7] Buhârî, Müsâkât, 9.
[8] Zâriyât, 51/19.
[9] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 2.



Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


10 Ekim 2018 Çarşamba

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-5


Allah’ın İsimleri(Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-1




Esmâ-i Hüsnâ terkibi Allah’a ait olan isimleri ifade eder.Kur’an’da ve hadislerde Allah’a ait olan bir çok isim mevcuttur. Esmâ-i hüsnâ geniş anlamıyla bunların hepsini kapsamakla birlikte terim olarak daha çok doksan dokuz ismi içermektedir.

Hüsnâ kelimesi “güzel” ,”en güzel” isimler demek olup, Allah’a ait olan isimlerdir. Bu isimler Allah’a ait olduğundan en güzel  isimler olarak kabul edilmiştir.

Tüm evreni yaratanın ve onu yönetenin Allah olduğuna inanırız. Allah’ı maddi olarak kavrayamadığımızdan O’nu sıfat ve isimleriyle tanıyabiliriz.

Allah’ın evren,insan ve diğer varlıklarla olan ilişkisini  bu isim ve sıfatlarla kavrayabiliriz. Bu bakımdan Allah'a ait  olan bu güzel isimleri ve anlamlarını öğrenmek suretiyle, Allah’a olan imanımızı kuvvetlendirmiş  oluruz.

Allah’ın isimlerini orjinal lafızlarıyla bilmek ;Allah ile iletişim  sağlamk bakımından çok önemlidir. İsimlerin kelime ve seslerle söylenmesi  ve seslerin  kulakta yankılanmasıyla birlikte anlamlarını düşünerek Allah ile olan iletişimimizi  kuvvetlendirerek  imanımızı sağlamlaştırmış oluruz.

Kur’an’da ibadet,zikir ve dua sürekl, bir şekilde öğütlenmiştir. Peygamberimizin ibadet,zikir ve dualarında esmâ-i hüsnânın  çokça yer aldığını görmekteyiz.

Kur’an’da Yüce Allah,esmâ-i hüsnâ ile yani Allah’ın en güzel isimleriyle dua edilmesini istemektedir.

Yüce Allah Kur!an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

 “En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin...” (A'raf suresi, 180.ayet)

“De ki: 'İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur.'...” 
(İsra suresi,110.ayet

“Yüce Rabbinin adını tesbih et.” (A'la suresi,1.ayet)
“Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.” (Tâ-Hâ suresi,8.ayet)

Kur’an’da Allah’ın zatına bir çok isim nisbet edilmiştir. Bunlar sık sık tekrar edilmiştir.

Kur’an’da tevbe suresi hariç her surenin başında besmele bulunmaktadır. Besmele,Allah’ın adıyla başlamadır. “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...”

Her işimize besmele  ile yani Allah’ın adıyla başlarız. Besmele ile İşimize  ibadetle başlamış oluruz. Dilimizden “besmele”yi eksik etmemeliyiz.

İnanan bir kimse Allah ile zihni ve kalbi bir ilişki içinde bulunur. Allah’a ait olan isimleri ve anlamlarını zihnimizden geçirir,kalbimizden de Yüce Allah’ yakınlık duyarız.

Kur’an-ı Kerim’in ve hadis kitaplarının baştan sona kadar İlahi isim,sıfat ve fiillerle dolu  olduğunu görürüz.

Kur’an, Allah ile kul arasında geçen aktif bir iletişim aracı ve bir hitap vasıtasıdır.

Esmâ-i Hüsna ile sürekli Yüce Allah’a olan bağlılığımızı sürdürebiliyoruz.. Bunun içinde 5 vakit namazımızı ihmal etmemeliyiz. Çünkü, her namazda ve her rekatta okuduğumuz besmelede,fatiha suresinde,rukü ve secdelerde söylediğimiz tesbihlerde Allah’ın isimlerini zikretmekteyiz.

Allah’a ait olan en güzel 99  isim (Esmâ-i Hüsnâ) ve  anlamları şöyledir:

1-ALLAH




Kainatı yaratan ve idare eden en yüce varlığa verilen özel addır. Allah,varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık olan Zâtın adıdır.

“Allah” özel ismi esmâ-i Hüsnâ’nın ( Allah’ın en güzel 99 isminin) birincisidir.

Yüce Yaratıcı “Allah” kelimesini kendisine  özel isim olarak  seçmiştir. Yüce Yaratıcı dışında her hangi bir varlığa ad olarak verilmemiş ve herhangi bir şekilde de çoğul olarak kullanılmamıştır.

“Allah” kelimesi ,özel isim olarak diğer bütün isimleri ve anlamlarını kapsamaktadır.

Allah: Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah ve bütün isimlerin sultanı.
Allah evreni yaratan,canlıları yaratan,insanları ve diğer varlıkları yaratan,idare eden,rızıklarını veren,yaşamı ve ölümü veren,hesaba çeven adaletli ve çok merhametli  bir varlıktır.

Yüce Allah ile ilgili Kur’anda bir çok ayet mevcuttur. Allah kendisini her yönüyle Kutsal kitabımız Kur’an’da tanıtmaktadır.Bu ayetlerin bir kısmını Allah’ın diğer isimlerini açıklarken ifade etmeye çalışacağız.

Yüce Allah ile ilgili Kur’anda bazı ayetler şöyledir:

“De ki; O Allah bir tektir.” (İhlas suresi,1.ayet)

“...Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?” (Zümer suresi,6.ayet)

“Andolsun ki onlara: «Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?» diye sorsan, mutlaka, «Allah» derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?” (Ankebut  suresi,61.ayet)

“Lokman, oğluna öğüt vererek: 'Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür' demişti.” (Lokman suresi,13.ayet)

“Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!”
( Fussilet suresi,37.ayet)

“Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor;..” (Hac suresi,18.ayet)

“Allah'la beraber başka tanrı tutup tapma. O'ndan başka tanrı yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur, O'na döndürüleceksiniz.” (Kasas suresi,88.ayet)

2-RAHMÂN



Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkatlara merhamet eden, şefkat gösteren ve ihsan edendir.

Er-Rahmân ismi de yalnızca Allah için kullanılan bir özel isimdir. Çünkü dil açısından (rahm) ve (rahmet)ten türemiş ve sürekli ve pek fazla acıma mânâsına gelen;çok merhametli, çok rahmet sahibi mânâsına gelir. "Rahmân" yüce Allah'a ait bir sıfat ismidir.

Allah’ın sonsuz merhamet sahibi olması,lütuf ve ihsanda bulunmasıdır. Hepimizin dilinden düşürmediğimiz besmele ve Fatiha suresinde “Rahman” adını zikretmekteyiz. Besmelede rahîm ve rahmân Allah isminin sıfatı olmuştur.

Besmele ve fatiha suresi dışında diğer ayetlerde rahmân kelimesi sıfat olarak kullanılmamış,isim olarak ifade edilmiştir.

Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmuştur:

“De ki: 'İster Allah deyin, ister Rahmân deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur.'...” 
(İsra suresi,110.ayet)

“O, rahmândır ve rahîmdir.” (Fatiha suresi,3.ayet)

“İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir.”(Bakara suresi,163.ayet)

Allah Rahmân ismi ile dünyada herkese merhamet etmektedir. Allah bütün canlılara ve tüm varlıklara dünyada merhametli davranır. Dünyada Allah’ın rahmeti geneldir.Ahirette ise merhameti yalnızca mü’minleredir.

3-RAHÎM



Rahîm’de Rahman gibi “rahmet”kökünden türemiştir.Rahim Kur’an’da Allah’ın sıfatı olarak kullanılmıştır.

Er-Rahim, Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan demektir.

Rahîm, ” En yüce merhametin sahibi olan, ayrıca mümin kullarına rahmetini, “ Dünya ve Ahiret hayatında ” daha fazla ihsan ve ikram eden, daha fazla tecelli ettiren. “ anlamına gelen esmâ-i hüsna’dan biridir.

Allah  rahîm sıfatı ile  sadece “Ahiret’te” mümin kullarına merhamet edecektir.

Rahîm isminde tezahür eden merhamet, kaynağını Rahmân’dan alır.

Hepimizin dilinden düşürmediği besmele ve Fatiha suresinde “Rahîm” adını zikretmekteyiz. Besmelede rahîm ve rahmân Allah isminin sıfatı olmuştur.

Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmuştur:

“O, rahmândır ve rahîmdir.” (Fatiha suresi,3.ayet)

“(Kur'an) rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir.” (Fussilet suresi 2.ayet)

«Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamakta)dır.”(Neml suresi,30.ayet)

“(Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.”
(Hicr suresi,49.ayet)


(Devam edecek)
(Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:
Celal'in Penceresinden:

5 Ekim 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 05.10.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :CENAZE ÂDÂBI: AHİRET YOLCUSUNA SON VAZİFELER



CENAZE ÂDÂBI: AHİRET YOLCUSUNA SON VAZİFELER




Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmını almak, hastalandığında ziyaretine gitmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek ve aksırdığında ona rahmet dilemek.” [2]

Aziz Müminler!

Hayat, ilahi bir lütuf olduğu gibi ölüm de kaçınılmaz bir hakikattir. Dünyaya gelen her insan kendisine takdir edilen ömrü yaşayacak ve sonunda mutlaka ölecektir. İnsan nerede olursa olsun, ne kadar kaçarsa kaçsın, ne kadar çare ararsa arasın, ölüm onu muhakkak yakalayacaktır.[3] Dünyadan, anadan, babadan, yardan, evlattan ayrılış gibi görünse de aslında ölüm, mümin kulların Cenab-ı Hakkın huzurunda sevdikleriyle yeniden buluşmalarının adıdır. Allah’a karşı kulluk vazifelerini yerine getirenler için huzur ve mutlulukla dolu yeni ve ebedî bir hayatın başlangıcıdır. 

Kıymetli Müslümanlar!

Mümin olarak kardeşlerimizi ahiret hayatına uğurlarken yapmamız gereken dini ve insani birtakım sorumluluklarımız vardır. Bunların başında, ölüm döşeğinde olan kardeşimizi yalnız bırakmamak, son nefesine kadar ona yarenlik etmek, duyacağı şekilde kelime-i tevhid getirerek bu ikrar ile ruhunu teslim etmesine yardımcı olmak gelir. Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde “Ölmek üzere olanlarınıza 

 ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ sözünü telkin ediniz”[4] buyurmuştur.

Aziz Müminler!

Sevdiğini kaybedenin kalbinde hüzün, gözünde yaş olur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz de henüz bebek olan oğlu İbrahim’i kaybettiğinde gözyaşı dökmüştür. Ama ölümün ibret dolu gerçekliğiyle karşılaştığı o anda Peygamber Efendimizin dilinden şu sözler dökülmüştür: “Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Fakat biz Rabbimizin razı olacağı şeylerden başkasını söylemeyiz. Vallahi, Ey İbrâhim, biz senin ölümünden dolayı gerçekten üzgünüz.”[5]

Ölümü de hayatı da yaratan Allah’tır. Mümine düşen acısı ne kadar taze ve büyük olursa olsun feryat, figan, isyan etmeden, bir gün inşallah cennette buluşmak ümidiyle Allah’ın emrine rıza göstermek, O’ndan sabr-ı cemil niyaz etmektir. Yüce Rabbimizin 



 “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz”[6] ilahi hitabına olan inanç, gönüllerin acısına merhem, kalplerin hasretine ilaçtır.
Muhterem Müslümanlar!

Ölenin ardından yapılması gereken vazifelerden biri de onun teçhiz ve tekfinidir. Bir kişi öldüğünde yakınları, dostları, komşuları ve diğer Müslümanlar haberdar edilir. Cenazesi mahremiyete dikkat edilerek özenle yıkanır ve kefenlenir. Cenazeyi en yakın akrabası veya onun görevlendireceği ehil kişiler yıkar. Ölenin borcu varsa mümkünse namazı kılınmadan önce geride bıraktığı mallardan ödenir, vasiyeti varsa bekletilmeden en kısa zamanda yerine getirilir.

Aziz Müminler!

Ölen kardeşimizin cenaze namazına katılmak, fâni dünyadan ebedi hayata uğurlarken Rabbimizden onu bağışlamasını dilemek, yerine getirmemiz gereken bir diğer dini vecibemizdir. Allah Resûlü (s.a.s), “Cenaze namazı kıldığınız zaman ölen kimseye samimiyetle dua ediniz”[7] buyurmuştur.

Hüzünler paylaşıldıkça azalır. Ölenin yakınlarına taziyede bulunmak, sabır ve metanet dilemek iman kardeşliğinin bir gereğidir. Taziye geciktirilmemeli, başsağlığı dilerken ölenin yakınlarını üzecek söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadislerinde “Ölülerinizin iyiliklerini anınız, kötülüklerini zikretmekten kaçınınız”[8] buyurmuştur.

Muhterem Müminler!

Hüzün ve kayıp yaşayan cenaze sahiplerinin, ayrıca telaşa ve zahmete girerek taziye için gelenlere yemek hazırlayıp sunması uygun değildir. Akraba ve komşuların cenaze sahiplerine ve misafirlere ikramda bulunmaları ise sünnettir. Nitekim Mûte savaşında amcasının oğlu Câfer’in şehit olduğu haberi gelince Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Câfer’in ailesi için yemek hazırlayın, çünkü başlarına kendilerini meşgul edecek bir hâl geldi”[9] buyurmuştur.

Kıymetli Müslümanlar!

Resûl-i Ekrem (s.a.s) “Lezzetleri yok edeni, yani ölümü çokça hatırlayın”[10] buyurur. O halde ölümün vaaz veren, nasihat eden ve uyaran bir dili vardır. Cenaze merasimleri, ölene dua etmemize vesile olduğu kadar, kendimize bakmamıza ve hayatımızı gözden geçirmemize de imkân tanır. Bir gün gelecek ömür sermayemiz tükenecek, zerre miktarı da olsa her amelimiz karşılığını görecektir.
Müminler olarak bizler, Rabbimize karşı daima hüsn-i zanda bulunuruz. O’nun affını, mağfiretini ve merhametini bekleriz. Ölümün imanlı gönüllerimize ebedi baharın umudunu bırakacağına inanırız. Ancak bununla beraber İslam’ın dosdoğru yolundan ayrılmamak, hayatımızı istikamet üzere yaşamak için gayret sarf ederiz.  İşte o zaman ölüm bize Allah’tan gelen bir vuslat selamı ve sonsuz barış yurduna açılan kapı olur.




[1] Ankebût, 29/57.
[2] Buhârî, Cenâiz, 2.
[3] Nisa, 4/78; Cum’a, 62/8.
[4] Müslim, Cenâiz, 2.
[5] Müslim, Fedâil, 62.
[6] Bakara, 2/156.
[7] Ebû Dâvûd, Cenâiz, 54, 56; İbn Mâce, Cenâiz, 23.
[8] Ebû Dâvûd, Edeb, 42; Tirmizî, Cenâiz, 34.
[9] Tirmizî, Cenâiz, 21. 
[10] Nesâî, Cenâiz, 3.                
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

4 Ekim 2018 Perşembe

Diyanet İşleri Başkanlığının 28.09.2018 Tarihli Cuma Hutbesi :CAMİLER VE DİN HİZMETİNE ADANMIŞ ÖMÜRLER


CAMİLER VE DİN HİZMETİNE ADANMIŞ ÖMÜRLER


Cumanız Mübârek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),  Medine’ye hicretinin ardından ilk iş olarak bir mescit inşa ettirdi. Mescid-i Nebevî adıyla bildiğimiz bu mescidin hemen bitişiğinde kimsesiz fakir sahâbîlerin barınması için bir de gölgelik yaptırdı. Suffe adı verilen bu gölgelikte kalanlar, vakitlerinin büyük kısmını Resûlullah (s.a.s) ile birlikte geçirip ondan İslâm’ı öğreniyorlardı. Bir gün Peygamber Efendimiz mescide girdiğinde ashabının iki ayrı halka halinde oturduğunu gördü. Bu halkaların birinde Kur’ân okunuyor ve dua ediliyordu. Diğerinde ise ilim öğrenen ve öğretenler vardı. Sevgi ve rahmet dolu bakışlarla bir müddet onları izleyen Peygamberimiz, “Her biri hayır üzeredir. Şunlar Kur’an okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlar. Allah dilerse onların istediklerini verir, dilerse vermez. Bunlar ise ilim öğreniyor ve öğretiyorlar. Ben de muallim olarak gönderildim” buyurdu ve ilimle meşgul olanların yanına oturdu.[1]
Muhterem Müslümanlar!

Asr-ı Saâdetten bugüne mescit ve camilerimiz hem Allah’a ibadet edilen hem de ilim ve hikmet öğrenilen şerefli mekânlardır. Allah katında en makbul yerler olan camiler,[2]  içinde Rabbimizin adını andığımız, kulluğumuzu, dualarımızı, niyazlarımızı O’na arz ettiğimiz mukaddes yerlerdir. Camilerimiz; dil, renk, ırk, makam, mevki farkı gözetmeden mümin gönülleri birleştirir, birliğimizi pekiştirir, imanımızı ve istiklalimizi simgeler. Minâreleri tevhîdin sembolü, ezanları şehâdetin temeli, mihrap, kürsü ve minberleri hak ve hakikatin sesi, safları huzur ve güvenin teminatıdır.

Aziz Müminler!

Ecdadımız başta imam hatiplik olmak üzere cami görevlerini yürütenlere; minberden, mihraptan, kürsüden dîn-i mübîn-i İslâm’a hizmet edenlere “Hademe-i Hayrat” yani hayra hizmet edenler ismini layık görmüştür.

Hademe-i hayrat; ömürlerini din hizmetine vakfetmiş insanlardır. Samimiyetle çalışıp yaptıkları iyiliğin karşılığını sadece Allah’ın rızasında arayanlardır.  Şehrin manevi hayatına yön veren müftüler, okudukları ezanlarla insanlığı kurtuluşa çağıran müezzinler, mihraba geçtiğinde namaza önderlik eden imamlar, minber ve kürsüden İslam’ın dosdoğru yolunu öğreten vaizlerdir. Çocuklarımızı Yüce Kitabımızla ve Peygamberimizin örnek hayatıyla buluşturan, “En hayırlılarınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir”[3] şeklindeki nebevi iltifata mazhar olan Kur’an kursu öğreticilerimizdir. Rabbimizin “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?”[4]  müjdesine nail olmaya çalışan hocalarımızdır.

Onlar, hayatımızın her safhasında yanı başımızda olanlardır. Çünkü onlar, doğduğumuzda  ezan ve kâmetin ilahi muştusunu kulağımıza okudular. Çocukluğumuzun en unutulmaz anlarında, bir yol gösterene en çok ihtiyaç duyduğumuz gençlik çağımızda bize rehber oldular. Vatan borcumuzu ödemek için yola çıktığımızda, yuva kurmaya adım attığımızda, nihayet ebedi yolculuğa uğurlanırken dualarıyla hep yanımızda oldular.

Muhterem Müminler!

Her yıl 1-7 Ekim tarihleri Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu yıl “Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler” temasıyla kutlanacak olan hafta boyunca camilerin medeniyetimizdeki yeri ve önemi üzerinde durulacak, din hizmetine emek vermiş örnek şahsiyetler hatırlanacaktır. Aziz milletimizin cami ve Kur’ân kurslarımızın ihyâsı için gösterdiği destek ve fedakârlıklar hayırla yâd edilecektir.

Aziz Müminler!

Bu vesileyle geçmişten günümüze camilerimizin maddi ve manevi îmârı için gayret gösteren hocalarımızdan ve kardeşlerimizden ahirete irtihal edenlere Yüce Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum. Rabbim bizlere de hademe-i hayrat olmayı, insanlığa hayırlı hizmetler sunmayı nasip eylesin!




[1] İbn Mâce, Sünnet, 17.
[2] Müslim, Mesâcid, 288.
[3] Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 15.
[4] Fussilet, 41/33.
                                     
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü