16 Mart 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 16/03/2018 Tarihli Cuma Hutbesi: MİLLETİMİZİN VAROLUŞ MÜCADELESİ: ÇANAKKALE ZAFERİ


MİLLETİMİZİN VAROLUŞ MÜCADELESİ:
ÇANAKKALE ZAFERİ




Muhterem Müminler!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğratılanların, savaşanların ve öldürülenlerin, işte onların günahlarını elbette sileceğim. Andolsun ki, Allah katından bir mükâfat olarak onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Şüphe yok ki nimetin güzeli Allah katındadır!”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Allah, sadece kendi yolunda cihad etmek ve kelime-i tevhidi doğrulamak üzere yola çıkan kimseyi cennete sokmaya veya çıktığı evine sevap ve ganimet ile döndürmeye kefil olmuştur.”[2]

Aziz Müminler!

Vatan, insanın yuvasını kurduğu ve huzur bulduğu yerdir. Baskı ve zulümden uzak, güven içinde özgürce yaşanan topraktır. Vatan sevgisi, Yüce Allah’ın kalplerimize nakşettiği benzersiz bir duygudur. Kahraman ecdadımız soylu bir mücadeleyle bu vatanı müdafaa ederken imanından güç almış, vatan sevgisiyle ayakta kalmıştır. Onlar, ezanımız dinmesin, bayrağımız inmesin, namusumuz çiğnenmesin diye canlarını feda etmekten kaçınmamıştır. Zira vatanı savunmak, bir milletin sahip olduğu maddî ve manevî bütün değerleri savunmaktır. Mukaddesâtı savunmanın karşılığı ise ya gazilik ya da şehitliktir. 

Muhterem Müminler!

Şehitlik, öyle ulvi bir makamdır ki, Rabbimiz tarafından övülmüş, Peygamberimiz tarafından arzulanmıştır. Şehitlik yeryüzünde hakkın, hakikatin ve adaletin hâkim olması için varlığını ortaya koymaktır. Kötülüğün ve zulmün karşısında iyiliğe ve barışa şahit olmaktır. Bu şehadetin mükâfatı, dünya hayatında şeref, ahirette ise cennettir. Şehitler diridir, ölmezler, onlara “ölü” denmez. Nitekim Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır:




Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.”[3]

Aziz Müminler!

Tarihin akışını değiştiren nice şanlı zaferler vardır. Çanakkale zaferi de bunlardan biridir. Yüreği sarsılmaz bir imanla ve vatan aşkıyla çarpanların, hayâsızca bir işgale gövdesini siper ettiği yerdir Çanakkale. Mehmetçiğin “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” parolasıyla istiklali ve istikbali uğruna toprağa düştüğü yerdir Çanakkale. Enginlere sığmayıp taşan bir milletin yeniden var oluş destanı yazdığı yerdir Çanakkale.

Anadolu’nun her köşesinden, Rumeli’den, Bağdat’tan, Şam’dan, Üsküp’ten, Bosna’dan kopup gelmiş, dilleri ve renkleri farklı ama davaları aynı olan bir milletin omuz omuza verdiği mücadelenin adıdır Çanakkale. Kadınıyla erkeğiyle ecdadımızın taşıdığı bir sancak, her karışında o aziz ruhu barındıran bir topraktır Çanakkale.

“…Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin…”[4]ayetini düstur edinen Mehmetçiğin yaralı düşman askerine su içirip onu sırtında taşıdığı, esir düşenlere insanca davrandığı, dünyaya savaş ahlakını öğrettiği yerdir Çanakkale.

Çanakkale “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.”[5] müjdesinin tecelli ettiği yerdir.

Aziz Müminler!

Birlik, beraberlik ve kardeşliğimize kastedenler dün olduğu gibi bugün de hiçbir vicdâni ve ahlakî değer tanımadan üzerimize gelmektedir. Terör örgütleri ve zulüm çeteleri, aziz milletimizin huzurunu, birliğini ve dirliğini bozmaya çalışmaktadır. Ancak, aramıza fitne tohumları ekmeye, irademizi ve basiretimizi zayıflatmaya uğraşanların sonu hüsran olacaktır. İmanımızdan aldığımız güç ve tarihimizden aldığımız ilhamla bizler bugün de barışı, huzuru, kardeşliği ve adaleti tesis etmek için mücadele etmekteyiz.

Öyleyse Aziz Kardeşlerim!

Tarihimizi, kültürümüzü, değerlerimizi, bizi biz yapan ve bugünlere getiren zaferlerimizi unutmayalım, unutturmayalım. Çanakkale’yi geçilmez kılan ruhu, şühedâ fışkıran toprağımızın izzetini evlatlarımıza öğretelim. Ecdadımızın emanetine sahip çıkalım. Bu emaneti aynı bilinç ve idealle yarınlara taşıyalım. 
Muhterem Müslümanlar!

Önümüzdeki Pazartesi günü bir kez daha rahmet, bereket ve bağışlanma mevsimi olan üç aylara kavuşmanın sevincini yaşayacağız. Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece de Regâib Kandili’ni idrâk edeceğiz. Yüce Rabbimiz üç ayları en güzel şekilde değerlendirmeyi, rızasını kazanmış olarak hep birlikte Ramazan’a kavuşmayı cümlemize nasip eylesin. Dinimiz ve mukaddesâtımız, vatanımız ve milletimiz, barışımız ve esenliğimiz için can veren bütün şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifalar ihsan eylesin.

Kardeşlerim!

Bugün ülkemiz genelindeki tüm camilerde  Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yurt içi ve yurt dışında inşaatı devam eden camilerimiz için yardım toplanacaktır. Yardımlarınızı bekliyoruz. Bununla birlikte “bir tuğla da benim olsun” diyen kardeşlerimiz CAMİ yazıp 1379’a mesaj göndererek 10 Türk lirası yardımda bulunabilirler. Rabbim yardımlarınızı kabul eylesin.

Hutbemi Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifi ile bitiriyorum: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!”[6]

12 Mart 2018 Pazartesi

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var –8






Peygamberimizin  Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var  –8

İnsanlar yalnız başına yaşayamazlar. İnsanlar toplum içinde birlikte yaşarlar.

Kişi her zaman kendi işini tek başına yapamaz. İnsan başkalarına ihtiyaç duyar.

Düğünlerde, cenazelerde,sıkıntılı durumlarda,hastalık,kaza ve benzeri hallerde birilerine 

 ihtiyaç  duyarız.

Her zaman birbirimize yardım eder ve böylece sıkıntılarımızı bertaraf ederiz.  Yapılan 

yardımlar ve iyilikler karşılıksız olmalıdır. Yaptıklarımızda her hangi bir menfaat ve karşılık 

gözetmemeliyiz. Sırf Allah ızası için iyilik ve yardım etmeliyiz.

 Yapılan yardım ve iyiliklerin karşılığı Yüce Allah’tan beklenmelidir.

Yaptıklarımıza gösteriş katmamalıyız. Gösteriş için veya  menfaat için yapılan iyiliklerin ve 

yardımların sevabı kalmaz.

Eğer bir mü’min kardeşimizin bir  ihtiyacını karşılarsak Yüce Allah’ta bizim herhangi bir 

ihtiyaçımızı karşılar veya istediğimiz bir şeyi bize nasip eder.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in  hadis-i  şeriflerindeki   mesajı  şöyledir:

“Kim bir (mü’min) kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah’ta onun bir ihtiyacını giderir..”
                                                                                                (Tirmizi, hudu, 3 .)

Ne mutlu başkalarının  her hangi bir  ihtiyacını , menfaat gözetmeden giderenlere....

Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


Milliyet Blog:






9 Mart 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09/03/2018 Tarihli Cuma Hutbesi: İSLAM’DA KADIN: ADALET, MERHAMET VE HAKKANİYET


İSLAM’DA KADIN: ADALET, MERHAMET VE HAKKANİYET



Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır”[1]

Peygamberimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Biliniz ki, sizin, hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır”[2]

Kardeşlerim!

İnsan, akıllı, sorumluluk sahibi ve en şerefli varlık olmakla Allah katında özel bir değere sahiptir. Elbette insanoğlunun erkek ve kadın olarak farklı niteliklerle yaratılmasında sayısız hikmetler vardır. Ancak şu bir hakikattir ki, kadın ve erkek, insan olma itibariyle aynı şerefi paylaşır; kul olma itibariyle de aynı sorumluluğu üstlenir. Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yaşamak; dünyada iyilik, adalet ve merhametin yayılması, kötülük, zulüm ve haksızlığın önlenmesi için çalışmak hem kadının hem de erkeğin vazifesidir. Nitekim Yüce Rabbimiz “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar”[3] buyurmaktadır.

Aziz Müminler!

Kur’an-ı Kerim’de kadının toplum içindeki konumundan, Allah katındaki değerinden ve haklarından bahseden çok sayıda ayet vardır. İnsanlığın annesi Hz. Havva’dan itibaren tarihte iz bırakan nice kadın Kur’an’da anlatılır.  İmanı ve cesaretiyle Hz. Asiye, iffeti ve sabrıyla Hz. Meryem, sadakati ve teslimiyetiyle Hz. Hacer hepimize örnek gösterilir. Sevgili Peygamberimize ilk inanan ve onu bütün gücüyle destekleyen Hz. Hatice’dir. Yüreğindeki tevhid aşkıyla İslam yolunda ilk kadın şehit Hz. Sümeyye’dir. Peygamberimizin hanesinden ilmi, sünneti ve hikmeti insanlığa taşıyan ise Hz. Aişe’dir. Bu nâdîde örneklerin ışığında dinimizin, milletimizin ve medeniyetimizin kadına bakışı daima onun saygınlığını ve haklarını korumak üzerinedir. Kadına dair nerede köhne bir anlayış ve zalim bir davranış varsa, o cahiliye döneminin kalıntısıdır.

Aziz Müminler!

Her insan en temel hakları ile doğar ve cinsiyeti yüzünden bu hakları bir insandan esirgemek İslam’a da insafa da sığmaz. Sırf kız olduğu için bir çocuğun doğumuna üzülmek, onu hor görmek, eğitimden mahrum bırakmak, zorla ve küçük yaşta evlendirmek zulümdür. Hâlbuki dört kız babası olan Sevgili Peygamberimiz kız çocuklarımızın bizim için rahmet ve mağfiret vesilesi olduğunu müjdeler ve: “…Her kim şu kız çocuklarını yetiştirirken birtakım zorluklara katlanırsa bu kızlar onun için cehennem ateşine siper olur” [4] buyurur.

Annelerimiz ise, bizim sevgi kaynağımız, dua kapımızdır. Emeğinin hesabını tutmayan, karşılık beklemeden veren, ayaklarının altına cennet serilen her anne, iyiliği ve ihsanı hak eder.

Kardeşlerim!

Erkek ve kadın için, aile kurmanın huzura kavuşmak anlamına geldiği hakikati bir ayette şöyle anlatılmaktadır: “İçinizden kendileri ile huzur bulacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için dersler vardır”[5]  Eşimiz, dünya hayatının yükünü birlikte taşıdığımız, üzüntü ve kedere beraber katlandığımız dert ortağımızdır. Yuvamızı, sevincimizi ve mutluğumuzu paylaştığımız hayat arkadaşımızdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s ) kadın ve erkeği “Bir bütünün birbirini tamamlayan iki yarısı[6] olarak tanımlar. Birbirine sevgi ve güvenle bağlanan, birbirini koruyan ve destekleyen bir tutumu bizlere öğretir.  Zira sağlıklı, huzurlu ve güçlü bir toplumu kadın ve erkek birlikte inşa eder.

Muhterem Müslümanlar!

Bugün insanlık her konuda olduğu gibi, kadın hakları konusunda da çetin bir imtihandan geçiyor. Dünyanın birçok yerinde savaş, şiddet ve zorbalık herkesten çok kadınları vuruyor. Acıyla kıvranan, hapsedilen, göçe zorlanan kadınlar yardım bekliyor.

Diğer yandanKadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü siz, onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve Allah'ın adını anarak (nikâh kıyıp) kendinize helâl kıldınız”[7] buyuran bir Peygamber’in ümmeti olarak kimi zaman onun hassasiyetine sahip çıkamıyor. Hayatında tek bir defa bile kadına el kaldırmayan Resul-i Ekrem’in yolundan gitmemiz gerekirken, onlara karşı merhametli davranmamız gerektiğini unutuyoruz. Ne acı ki, şiddet, istismar ve kadın cinayetleri tırmanmaya devam ediyor.

Bu vahim tablo karşısında geliniz, kadın söz konusu olduğunda merhamet, adalet ve hakkaniyetten asla vazgeçmeyelim. “Sizin en hayırlınız hanımlarına karşı en iyi davranandır”[8] buyuran Peygamber Efendimizin davetine icabet edelim. Emaneti gözü gibi koruyan müminler olarak şöyle dua edelim:

“Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” [9]





[1] Hucurât, 49/13.
[2] Tirmizî, Radâ, 11.
[3] Nisâ, 4/ 124.
[4] Buhari Zekat, 10.
[5] Rûm, 30/21.
[6] Ebû Dâvûd, Tahâret, 94.
[7] Müslim, Hac, 147.
[8] Tirmizî, Radâ, 11.

5 Mart 2018 Pazartesi

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var –7








Peygamberimizin  Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var  –7

Müslümanlar her türlü davranışlarında olumlu olurlar. İlişkilerinde ölçülüdürler. Aralarında barışıkdırlar.
Dinimizde kardeşlik,sevgi,saygı,yardımlaşma,hoşgörü,saygılı olma,merhamet ve bunun gibi güzel anlayış ve davranışların uygulanması tavsiye edilir.
İbadetler müslümanlara güzel davranışlar kazandırır. İbadetler güzel ahlağın besin kaynağıdır. İbadetlerini güzel bir biçimde yerine getiren kişilerin davranışları kontrollü, ölçülü, iyi ve güzel olur. Kötü ve hoş olmayan davranışlardan uzak dururlar.
Kötü davranışlardan uzak durmak için nefsimizin arzu ve isteklerine teslim olmamalıyız. Nefis insana sürekli kötü olanı yaptırmak ister.
İyi  bir kişi olmak için, birbirimize karşı saygılı davranışlar içinde olmalıyız. Kimseye kin ve nefret beslememeliyiz. Kimseye haset etmemeliyiz, hiç kimseye sırtımızı çevirip ilgisiz kalmamalıyız.
Yüce Allah’a inanan herkesle kardeş olduğumuzu bilmeliyiz. Kardeşler  birbirleriyle ilişkilerini kesip, birbirine küsmemelidir.
Dostluklar, Allah için olmalıdır. Kardeşlik ve dostluklar  konuşarak ve görüşerek sürdürülebilir. Bazı durumlarda dargınlıklar olsada bu durumu fazla sürdürmemek gerekir.
Küskünlükler uzun süre  devam ederse,dostluk ve kardeşlik hasar görürür. Bu durum dinimizce de uygun değildir.  Peygamberimiz bir müslümanın din kardeşinden üç günden fazla dargın durmasını  uygun görmemektedir.
Mutlu ve huzurlu yaşayabilmek için toplumda birbirimize hoşgörülü, sevgi ve saygı içinde hep birlikte kardeşçe yaşamalıy...Bu şekilde birlikteliğimizi ve gücümüzü  artırmış oluruz.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in  hadis-i  şerifteki  mesajı  şöyledir:
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, ” Birbirinize kin  beslemeyin,birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ınkulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.”
                                                                                                (Buhârî, Edeb, 57, 58 .)
Ne mutlu kardeşçe, huzurlu ,güvenli ve barış içinde yaşayanlara....

Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:



2 Mart 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 02/03/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:İSLAM’DA TİCARET AHLAKI


İSLAM’DA TİCARET AHLAKI


Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Allah Resûlü (s.a.s.) ihtiyaçlarını temin etmek için zaman zaman Medine pazarına giderdi. Alışveriş yapan insanları izler, onlarla sohbet ederdi. Yine bir gün pazar yerinde dolaşırken bir buğday satıcısı dikkatini çekti. Kuru görünen buğday yığınına elini daldırdı. Ancak çuvalın altı göründüğü gibi değildi. Parmakları ıslanan Peygamberimiz, satıcıya bu ıslaklığın sebebini sordu. Adam buğdayların yağmurdan ıslandığını söyledi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi?” buyurdu ve şöyle uyardı: “Bizi aldatan, bizden değildir!”[1]

Aziz Müminler!

Dinimize göre, kişinin bir başkasına muhtaç olmadan hayatını sürdürmesi ve aile fertlerinin nafakasını temin etmesi esastır. Bu maksatla helal ve meşru yoldan kazanç temin etmek, iş ve ticaret hayatının içinde bulunmak övgüye lâyık bir durumdur. Allah rızasının, kul hakkının ve helal-haram hassasiyetinin gözetilmediği her türlü alışveriş ise dinimizce yasaklanmıştır. Nitekim hutbemin başında okuduğum ayetlerde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar, insanlardan bir şey aldıklarında tam ölçüp tartarlar. Kendileri başkalarına vermek için ölçtüklerinde ise eksik tartarlar...”[2]

Kardeşlerim!

İnsanlığa huzurlu, dengeli ve hakkaniyetli bir hayatın yol haritasını çizen İslam, alışveriş ve ticaret ahlâkına dair de birtakım ilkeler koymuştur. Şüphesiz ticaret ahlâkının en önemli ilkesi kazancın helal olmasıdır. Müslüman, sadece dünya kârına değil, çok daha önemli olan ahiret yatırımına ağırlık verir ve kazancına haram bulaştırmamaya özen gösterir. Yüce Allah’ın haram kıldığı şeyleri alıp satmaz.  Helal olmayan yollardan servet edinmez. Haksız kazançtan, faizden, karaborsacılıktan, kamu malına el uzatmaktan ve vergi kaçırmaktan uzak durur. Ötekini yok eden, rakibini ortadan kaldırmaya çalışan tekelci ve fırsatçı bir anlayışı asla kabul etmez. Bencilliği değil, diğerkâmlığı şiar edinir. Kardeşim de kazansın anlayışıyla hareket eder.

Muhterem Müslümanlar!

Ticaret ahlâkının bir diğer ilkesi de doğruluk ve dürüstlüktür. Alışverişte açık sözlü ve şeffaf olmak, yalan, hile ve aldatmadan kaçınmaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”[3] buyurmuştur.

Doğru sözlü ve güvenilir bir insan olmak, mümin olmanın gereğidir. Mümin, helal kazanç uğruna ter dökerken, attığı her adımda ibadet bilinci taşır. İşte bu bilinçle hareket eden ecdadımız “Ahîlik” geleneğini oluşturmuş, çarşı pazarlarda hukuka riayet kadar, ahlâka da uygun davranılmasını temin etmiştir. Her bir ustayı, zanaatkârı ya da tüccarı, meslekî becerilerin yanı sıra güzel ahlâk ve maneviyatla da donatmıştır. Tarihte Müslüman tüccarların ticaret ahlâkından etkilenerek İslam ile müşerref olan nice topluluk vardır.
Kıymetli Kardeşlerim!

Peygamberimiz (s.a.s) “Bir Müslümanın kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan satması helâl değildir.”[4] buyurur. Zira malın kusurunu gizlemek, insanların birbirine olan güvenini ve alışverişin bereketini yok eder. Her ne kadar kısa vadede kâr etmiş gibi görünse de aslında gerçeği gizleyen satıcının sonu hüsrandır. Bunun bilincinde olan bir mümin, kâr elde etmek için her yolu mubah görmez; geçici dünya malına kalıcı ahiret saadetini değişmez. Bir başkasının kaybı ve zararı üzerinden kazanç ve menfaat devşirmez. Aldatıcı reklamlarla, haksız rekabetlerle piyasayı bozmaya tevessül etmez.

Kardeşlerim!

Ticari hayatımızda dikkat etmemiz gereken önemli hususlardan biri de alışveriş meşgalesinin Allah’a karşı kulluk görevlerimize engel olmamasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Öyle adamlar vardır ki onları ne bir ticaret ne de alışveriş Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyabilir.[5]

Ne hazindir ki, hayatımızda helal kazanç duyarlılığının, kanaat, tevazu, dürüstlük ve insaf gibi erdemlerin gün geçtikçe zayıfladığını görüyoruz. Hırs ve tamah, servete ve mala olan düşkünlük, lüks ve ihtiyaç fazlası tüketim bir çığ gibi büyüyor.

Geliniz hep birlikte bu gidişata dur demek için hayatımızı gözden geçirelim. Kazancımızı doğruluk ve samimiyet üzerine inşa edelim. Helale, iyiye ve temiz olana yatırım yapalım. Harama, kötülüğe ve sahteciliğe giden yolları kapatalım. Hak Teâlâ’nın rızası için kazanan ve kazancını hayır yoluna harcayan müminler olalım.





[1] Müslim, İman, 164; Darimî, Büyû', 10.
[2] Mutaffifîn, 83/1-3.
[3] Tirmizî, Büyû', 4.
[4] İbn Mâce, Ticaret, 45.
[5] Nur, 24/37. 
Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK:




1 Mart 2018 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-26



Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-26





İnsanların birbirleriyle tanışması ve birbirleriyle iyi ilişkiler kurulabilmesi için iyi bir iletişim içinde olunmalıdır.

İletişimin iyi ve etkili olabilmesi için konuşmak ve görüşmek  gerekir.  Görüşmelerde ,kouşmalarda ve kullandığımız ifadelerde “güzel söz” söylemeliyiz. Dilimizi ve konuşmalarımızı güzel sözlerle süslemeliyiz.

Kötü ve çirkin sözleri hiçbir zaman  söylememeliyiz. Konuşurken ve  ifade ederken,bin düşünüp bir konuşmalıyız. Ağzımızın söylediğini  kulağımız duymalıdır. Düşünceleimizi ifadeye dökerken aklımızın süzgecini iyi bir biçimde kullanmalıyız. Konuştuklarımızı,yazdıklarımızı ve ifade ettiklerimizi  iyi ölçüp iyi bir şekilde tartmalıyız.

Düşüncelerimizi  ve önerilerimizi  güzel  sözlerle ifade etmeliyiz. Karşımızdakilerle  iyi ve güzel sözlerle konuşmalıyız.  Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır,atasözüyle de, konuşmalarımızın güzel  sözlerle olması  önem kazanmaktadır.

Tüm konuşmalarımızda, görüşmelerimizde ve mesajlarımızda  düzgün ifadeler kullanmalıyız. Sürekli güzel sözleri kullanmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Herkes her daim güzel sözler söylemeli. Herkes çirkin ve kötü sözlerden uzak durmalıdır.

TV dizilerinde,filmlerde, tiyatro ve sanat gösterilerinde kötü ,çirkin, argo ve küfürlü  sözlere yer vermemeliyiz. Seyircileri  güldürmek ve  eğlendirmek için çirkin ve argo kelimeler kullanmamalıyız.

Toplumun   her zaman eğitim sürecinden geçtiğini unutmamalıyız. Bunun için her türlü faaliyetlerde güzel sözler ve güzel ifadeler  öne çıkarılmalıdır.

Bu konuda ,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: “Allah'ın, güzel  bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.”
(İbrahim suresi,24.ve25.ayetler)

Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır: