19 Şubat 2018 Pazartesi

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var – 6





Peygamberimizin  Hadis-i Şeriflerinden Mesaj Var  – 6

İnsanoğlu iyiliğede,kötülüğe de yatkındır. İnsan güzel davranışlar içinde yaşamını sürdürürken her an şeytanın tuzağına düşebilir. Çünkü şeytan insanları yoldan çıkarmak için Allah’tan müsade almıştır. Şeytan insanları şaşırtmak ve hak yoldan uzaklaştırmak için görevini kıyamete kadar sürdürecektir.

Bizler Yüce Allah’ın buyruklarına uygun olarak hareket etmeye çalışmalıyız. Nefsimizin tuzaklarına düşmemeliyiz. Çünkü nefis insana kötülüğü emreder.

iş ve ve davranışlarımızda  iyi ve güzel olanı yapmaya çalışmalıyız.
Allah’ın bizi her daim gördüğünü düşünmeliyiz.Bu düşünceyle hareket eden insan bilerek  kötülüğe giremez. İnsan bazen nefsine yenik düşebiliyor,yapmaması gereken şeyleri yapabiliyor,günaha girebiliyor.

Günah batağına giren bir kişi kendini  düzeltmiyor. Umutsuzluğa kapılıyor ve  günahını sürekli hale getiriyor.

Şunu iyi bilmeliyiz ki ,yaptığımız günahlar için pişman olursak ve tövbe edersek ,Allah bizi bağışlar. Çünkü Allah tövbeleri kabul edendir. Allah bağışlayandır. Önemli olan,Allah’tan gerçek anlamda af dilemek ve pişman olmaktır.





Allah tövbe edenlerin  tövbelerini  kabul eder. Bize düşen  tövbe etmektir. Tevbe için herhangi bir zamanı beklememeliyiz. Hemen tövbeye yönelmeliyiz.

Allah’ın bağışlamasını dilemeliyiz. O’na kulluğumuzu  Allah’ın  istediği şekilde  yerine getirmeliyiz.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in  hadis-i  şeriflerdeki  mesajı  şöyledir:
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, “ Muhakkak ki, Allah can boğaza gelmeden (yapılan) kulun tevbesini kabul eder.”
  (Tirmizi,daavat,99.İbn Mace,zühd,30.)

Ne mutlu tevbesi kabul olup,  affedilenlere…


Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:



Milliyet Blog:



17 Şubat 2018 Cumartesi

Diyanet İşleri Başkanlığının 16/02/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:CİHÂD: ALLAH YOLUNDA CANLA VE MALLA MÜCADELE

CİHÂD: ALLAH YOLUNDA  CANLA VE MALLA MÜCADELE







Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!

Bir sahabî, Peygamberimizin huzuruna gelerek, “Hem sevap hem de şöhret kazanmak için savaşan bir adam hakkında ne dersiniz? Böyle birisinin kazancı nedir?” diye sordu. Allah’ın Resûlü, “Hiçbir şey kazanamaz.” cevabını verdi. Ancak adam, sorusunu ısrarla üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Hiç şüphe yok ki Allah, sadece kendi rızasını kazanma niyetiyle yapılan samimi amelleri kabul eder.”[1] buyurdu.

Aziz Müminler!

Cihâd, Allah yolunda harcanan emeğin, Hak uğrunda verilen mücadelenin adıdır. Cihâd, müminin, bütün varlığını seferber ederek Yüce Rabbinin rızasını kazanma çabasıdır. Cihâd, mukaddesatı korumak için beden, dil, fikir ve gönülle kararlılık göstermektir.  
Haksız bir saldırı, yok etme, sömürme ya da zulmetme mücadelesi değildir cihâd. Aksine Müslüman’ın, vatanında şerefi, kimliği ve özgürlüğüyle var olma; imanını, bayrağını, istiklâlini ve haysiyetini muhafaza etme azmidir. Cihâd, zulme ve zalime karşı, bir milletin hukukunu savunma gayretidir. Hakkı tutup kaldırma, yeryüzünde barış, huzur, adalet ve iyiliği yayma gayesidir.
Kıymetli Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerim’de Allah’a ve Resûlüne iman eden kimselerin mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihâd ettiklerini anlatmaktadır.[2] Peygamberimiz de “Ellerinizle, dillerinizle ve mallarınızla cihâd ediniz!”[3] buyurmaktadır. Bu âyet ve hadis göstermektedir ki; cihâd, sadece canı feda etmekle değil, kimi zaman elle, kimi zaman dille, kimi zaman da malla hakka hizmet etmekle olur.
 “Mücâhid, nefsiyle cihâd eden kişidir.[4] hadis-i şerifi gereği hepimizin cihâdı öncelikle kendi nefsimizde başlar. Nefsin kötülüğe, hataya ve isyana teşvik eden vesvesesi ile mücadele etmek de cihâddır.  Allah’ın dinini en doğru kaynaktan öğrenip en güzel şekilde yaşamak da cihâddır. Bizi fıtratımızdan uzaklaştıracak, uçurumlara sürükleyecek arzu ve isteklere karşı durmak da cihâddır. Ve mümin, eğer kendi nefsi ile olan cihâdında başarılı olabilirse, o zaman İslâm düşmanlarına karşı cihâdında da zafer elde edebilir.
Kıymetli Kardeşlerim!
İslam’ın hayat veren ilkelerini yeryüzünde yaymak, haksızlıkların sona ermesini sağlamak için yapılan cihâd, kimi zaman kalemle kimi zaman da kelâmla olur. Mümin, an gelir eliyle, gün olur malıyla Allah yolunda, kelime-i Hak için çalışır, çabalar. Doğruyu anlatmak, iyiye davet etmek, güzelliklere vesile olmak için gecesini gündüzüne katar. İnancı, varlığı, vatanı, bekası ve hürriyeti için silahlı mücadeleye girmesi ise, cihâdın en üst seviyesidir. Daha dün Doğusuyla Batısıyla, Kuzeyiyle Güneyiyle bu aziz vatanı korumak uğruna verdiğimiz mücadele, cihadın en canlı şahididir. Allah’ın yardımıyla muzaffer çıktığımız Çanakkale, varoluş destanının, iman, cesaret ve azmin adıdır.
Aziz Müminler!

Cihâd, eline silahı alıp körü körüne masum canlara kıymak değildir. Son yıllarda insaf ve vicdanını yitirmiş cinayet şebekelerinin yaptığı ve Müslümanlara mal edilmeye çalışılan intihar saldırılarının, vahşet ve şiddetin İslâm’ın cihâd anlayışı ile yakından uzaktan alakası yoktur. Çünkü İslam’da cihad öldürmenin değil, yaşatmanın; yok etmenin değil, diriltme çabasının adıdır. Cihâd, ancak insanı yaratılış amacından saptıran her türlü kötülüğü ortadan kaldırmak için yapılır.  Kime karşı ve hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, masum insanlara yönelik saldırılar, İslâm’ın cihâda yüklediği yüce ruh ve ideallerle asla bağdaşmaz. Bunlar, insanlığa karşı hunharca işlenmiş büyük cinayet girişimleridir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün de millet olarak canımızla ve malımızla bir beka mücadelesi veriyoruz. Mehmetçiğimiz, inancımız, bayrağımız, vatan toprağımız uğrunda hiç çekinmeden varlığımızı feda edebileceğimizi bütün dünyaya bir kere daha gösteriyor. Ömrünün baharında şehadet şerbetini yudumlayan her bir vatan evladı, adeta bizlere Rabbimizin şu müjdesini haykırıyor: “Allah yolunda öldürülenlere sakın ‘ölü’ demeyin. Onlar diridirler. Ancak siz bunu idrak edemezsiniz.”[5]

Aziz Müminler!

Bu varlık mücadelesinde hepimize sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluğun bir gereği olarak geliniz bu mübarek Cuma vaktinde hep birlikte Allah Teâlâ’ya gönülden şöyle niyaz edelim:
Allah’ım! İstiklal ve istikbalimiz, birlik ve beraberliğimiz uğrunda mücadele eden kahraman ordumuzu muzaffer eyle! Huzurumuz ve değerlerimiz uğrunda canlarını feda eden aziz şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifalar ihsan eyle! Fitne, fesat ve bozgunculuk peşinde koşanlara, milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hile ve tuzak kuranlara karşı bize feraset, basiret, kuvvet ve dirayet lütfeyle! Bizleri cihâdın gerçek anlamını kavrayan, senin yolunda mücahede ve mücadeleden kaçmayan samimi müminler eyle!
Rabbimiz! Sana inandık, sana güvendik, sana tevekkül ettik. Bizleri sensiz, sahipsiz, inayetsiz bırakma!





[1] Nesâî, Cihâd, 24.
[2] Saff, 61/11.
[3] Nesâî, Cihâd, 48.
[4] Tirmizî, Fezâilü’l-cihâd, 2.

9 Şubat 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 09/02/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:İSRAF, DİNÎ VE AHLAKÎ BİR İFLASTIR


İSRAF, DİNÎ VE AHLAKÎ BİR İFLASTIR




Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Medine’de sıcağın ve kıtlığın yaşandığı günlerden biriydi. Peygamberimiz (s.a.s), Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer ile birlikte sahabeden birini ziyarete gitmişti. Sahabî, bu değerli misafirlerin ziyaretinden son derece mutlu olmuştu. Zira Resûlullah’ın,  hanesini ve bahçesini teşrif etmesi, onun için bir rahmet ve bereket vesilesiydi. Bir ağacın altına oturan misafirlerine o anda elindeki en güzel nimetler olan taze hurma ve soğuk su ikram etti. Rahmet Elçisi, hurmayı yiyip suyu içtikten sonra Allah’a şükretti ve şöyle buyurdu: “Serin bir gölge, lezzetli bir hurma ve soğuk bir su… Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü bütün bu nimetlerden hesaba çekileceksiniz.”[1]

Aziz Müminler!

Peygamberimiz (s.a.s), yokluğun kol gezdiği bir zamanda bile nimetlerin hesabını hatırlıyor ve hatırlatıyordu. O, darlıkta da bollukta da her bir nimetin kıymetini bilmeyi ve israftan kaçınmayı öğretiyordu. Zira dinimizde israf haramdır. İsraf, nimetin sahibi olan Yüce Allah’ın er-Rezzâk ismine saygısızlıktır. Bu yüzdendir ki Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de müminleri bize anlatırken “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”[2] buyurmuştur. Peygamberimiz de “Kibre kapılmadan ve israfa kaçmadan yiyiniz, içiniz, giyininiz ve sadaka veriniz.”[3] hadisiyle tüketimin de bir ahlakı olduğunu dile getirmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim!

İsraf, sahip olduğumuz nimet ve imkânları ölçüsüzce kullanmaktır. Har vurup, harman savurmaktır. Hiç tükenmeyecek gibi bilinçsizce harcamaktır. Allah Teâlâ’nın bahşettiği nimetlere karşı bir nankörlüktür İsraf. Ve israf, sadece sofralarımıza hasredilemeyecek kadar kapsamlı bir kavramdır.

Mesela akıl nimetini iman ve hikmetle buluşturamaması, insan için en büyük israftır. Şu kısacık ömrümüzün dünya ve âhiretimize faydası olmayan beyhude meşgalelerle heba edilmesi, zamanın israfıdır. Zararlı alışkanlıklarla zihnin ve bedenin tehlikeye atılması, sağlığın israfıdır. Sahip olduğumuz ilmi ve tecrübeyi insanlığın hayrına kullanmamak, bilginin israfıdır.

Kendisinden yaratılıp beslendiğimiz toprağın, hayat kaynağımız olan suyun, her bir nefesimizde muhtaç olduğumuz havanın hoyratça kirletilmesi, tabiatın israfıdır.

Gelecek nesillere mamur ve yaşanılır bir çevre bırakmamız gerekirken, bize emanet edilen yeryüzünü kötülüklerin esiri haline getirmek, yaşadığımız kâinatın israfıdır.  

Kıymetli Müslümanlar!

Üzülerek belirtelim ki; günümüzde tam anlamıyla bir israf dünyasında yaşıyoruz. Savurganlık hayatımızın hemen her anını kuşatmış durumda. İnsanlık, daha çok kazanıp daha çok tüketmeye teşvik ediliyor. Harcamanın, hayatın anlamı gibi yansıtıldığı bir dünyada elbette bizim tüketim anlayışımız da hızla yara alıyor. Bir somun ekmek ile karnımızı bir gün doyurabilecekken ülkemizde her gün yaklaşık 5 milyon ekmek çöpe atılıyor. Yılda 18 milyon ton meyve ve sebzenin israfıyla devasa çöp yığınları oluşuyor. Bütün bunlar neticesinde sadece yıllık 214 milyar Liramız değil, aynı zamanda alın terimiz,  servetimiz, dahası geleceğimiz heba oluyor.

Oysa dünyada yiyecek bir dilim ekmek, içecek bir damla su bulamadığı için yılda on milyona yakın insan hayatını kaybediyor. Bu durumda mahrumun, mağdurun, yoksulun ümidi olan bizlere israfla mücadele konusunda büyük sorumluluk düşüyor. Ülkemizde başlatılan israfla mücadele seferberliğine hep birlikte destek vermemiz gerekiyor.

Kardeşlerim!

Allah’ın bize verdiği her nimetin, hem imtihan vesilesi, hem de emanet olduğunu unutmayalım. Nimetin bizi dünya ve âhiret mutluluğuna eriştirmesi için özen gösterelim. Her işimizde insaflı, dengeli ve tutarlı davranalım. Yeme içmemizde, giyim kuşamımızda, harcamalarımızda ihtiyaç fazlası ve lüksten kaçınalım. Savurganlığın, her geçen gün kişiyi iflasa sürüklediğini ve Allah’ın rızasından uzaklaştırdığını aklımızdan çıkarmayalım.

Kıymetli Kardeşlerim!

Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)’in öğrettiği şu dua ile bitirelim: “Rabbimiz! Bütün işlerimizdeki israfımızı, ölçüsüzlüğümüzü, cahilliğimizi, hatalarımızı ve bizden daha iyi bildiğin her türlü kusurumuzu bağışla! Ya Rabbi! Ciddi ve şaka yollu yaptığımız yanlışlarımızı, bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı affeyle!”[4]






[1] Tirmizî, Zühd, 39.
[2] Furkân, 25/67.
[3] Buhârî, Libâs, 1; Nesâî, Zekât, 66.

2 Şubat 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 02/02/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:İSLAM’IN İKİ ANA KAYNAĞI: KUR’AN VE SÜNNET

İSLAM’IN İKİ ANA KAYNAĞI:
KUR’AN VE SÜNNET


Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!

Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah ve Resûlü, hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, mutlaka bu çağrıya icabet edin! Bilesiniz ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilesiniz ki, hepiniz Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.”[1]

Peygamberimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”[2]

Değerli Kardeşlerim!

Bugünümüzün ve yarınımızın, dünyamızın ve âhiretimizin inşa edici gücü, rehberi Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân’ın hayatla buluştuğu, anlaşılır ve yaşanılır hale geldiği yer Peygamberimizin sünnetidir. Bu yüzden biz, on dört asırdır Din-i Mübin-i İslam’ı bu iki ana kaynaktan öğreniriz.

Kur’ân-ı Kerim, bize Allah’a imanla birlikte Peygamberimize imanı da emreder. Allah’a itaatin hemen ardından Peygamberimize itaati de ister. Zira Yüce Kitabımızı bize tebliğ edip öğreten Peygamberimizdir. Kur’ân, onun örnekliğinde yaşanan bir hayat modeline dönüştürülmüştür. Kur’ân’ın aydınlığında, Efendimizin eşsiz önderliğinde hayatlarını tanzim edenler, istikametlerini asla kaybetmeyeceklerdir.

Aziz Müminler!

Varlık gayemizin kitabı Kur’ân-ı Kerim, Allah’a imanı ve sadece O’na kul olmayı emretmiştir. Hayatı boyunca Allah’tan başka hiçbir kudretin önünde eğilmeyen, her şart ve durumda izzetli ve onurlu bir duruş sergileyen Peygamberimiz de gerçek imanı bize göstermiştir.

Kur’ân-ı Kerim, imanımızı diri tutan ve bizi Allah’a yaklaştıran ibadetleri emretmiştir. Namazı nasıl kılacağımızı, orucu nasıl tutacağımızı, zekâtı nasıl vereceğimizi, haccı nasıl yerine getireceğimizi, Rabbimize nasıl ibadet edeceğimizi ise bize Peygamberimiz yaşayarak öğretmiştir.

Kur’ân, iyiliği emredip kötülüğe karşı çıkmayı, hak ve hakikati savunmayı, güvenilir olmayı, şefkat ve merhameti, hâsılı ahlak ile yücelmeyi emretmiştir. Bu erdemleri yaşayarak nasıl iyi bir mümin olunabileceği konusunda ise Peygamberimiz hepimize örnek olmuştur.

Aziz Kardeşlerim!

Tarih şahittir ki; bizler, daima Yüce Kitabımıza gönülden bağlandık. Resûlullah Efendimize derin bir muhabbet duyduk. Kur’ân-ı Kerim’in huzur veren mesajlarını,  Peygamberimizin sünnetini doğru anlayıp yaşadığımız müddetçe insanlığa örnek, aziz bir ümmet olduk. Ancak ne zaman ki bu bağlılık ve muhabbetimizi davranışlarımıza yansıtamaz hale geldik, Kur’ân’ın ve Peygamberimizin bizden istediği ilim, irfan, azim ve gayretten uzaklaştık, işte o zaman gücümüzü kaybettik, zayıfladık. Ne zaman ki Kur’ân ve sünnetin bize kazandırmak istediği yüce ruh ve ideali ihmal etmeye başladık, işte o zaman cehalet bataklığına saplandık.

Muhterem Müslümanlar!

Bugün yaşadığımız acı ve sıkıntılardan kurtulup yeniden insanlığa huzur, barış ve medeniyet takdim eden bir ümmet olabilmemizin tek bir yolu vardır. Bu yol, Yüce Kitabımızın müminleri ve Sevgili Peygamberimizin ümmeti olarak Kur’ân’a ve sünnete sımsıkı sarılmaktır. Dinimizi doğru öğrenme ve yaşama konusunda bu iki kaynaktan taviz vermemektir. Kur’ân ve sünnetin arasına mesafe koymaya, bu en mukaddes değerlerimizi istismar ederek güç ve çıkar devşirmeye çalışanlara karşı uyanık olmaktır. Allah’ın son Kitabıyla, Resûlün nezih sünnetiyle hayata bakan, dinine ve milletine vefa ile bağlanan nesiller yetiştirmek için emek vermektir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Yavrularımızı Kur’ân ve sünnetten beslenen iman şuuruyla, ibadet sevgisiyle ve ahlak bilinciyle yetiştirmek, hepimizin vazifesidir. Onların iyi birer insan, örnek birer mümin olması hepimizin gayesidir. Bu gayeye hizmet edecek önemli bir hususu siz değerli cemaatime hatırlatmak istiyorum: Bildiğiniz üzere Kur’ân-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler dersleri okullarımızda seçmeli okutulmaktadır. Yavrularımızın, bu dersleri seçmeleri için gerekli hassasiyeti gösterelim. Rabbimizin emaneti olan ciğerparelerimizin, Allah’ın rızası doğrultusunda yaşayan nesiller olarak yetişmelerinin bizim sorumluluğumuzda olduğunu unutmayalım. Yüce Rabbimiz, çocuklarımızı anne babasına karşı hayırlı; dinine, milletine ve insanlığa faydalı nesiller eylesin.  


29 Ocak 2018 Pazartesi

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Öğretisi-1



Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın  Öğretisi-1

Her şeyi Allah yaratmıştır. Evreni, melekleri,cinleri,insanları,hayvanları,bitkileri,canlı- cansız her şeyi yaratan, şekil veren ve yöneten Allahtır.
Allah tüm varlıkları bir düzen içinde yönetmektedir. Her şey onun ilmi dahilindedir. Hiç bir şey onun bilgisi dışında kalmaz. Yüce Allah bu konuyla ilgili şöyle buyurur: “Gaybın (Görünmez bilginin) anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am suresi,59.ayet)
Allah varlıkları yaratıp kendi haline bırakmadı. Onlara uyacakları prensipleri haber verdi. Yüce Allah ilk insan olan Hz. Adem’i yarattı ve Ona  cebrail’i gönderdi. Cebrail meleği Allah’ın izniyle Hz. Adem’e her şeyi öğretti. Yüce Allah kur’an’da şöyle buyurur: “Allah Âdem'e bütün isimleri, öğretti...” (Bakara suresi,31.ayet)
Allah’ın öğretisi Hz. Adem’e  sayfalar halinde gönderildi. Yüce Allah Hz.Adem ile ilgili  şöyle buyurdu: “Doğrusu bundan önce Adem’e (bu ağaçtan yeme diye) emir vermiştik. Ne var ki, o bunu  unuttu...”(Taha suresi,115.ayet)
İnsanı en iyi bilen tanıyan Allah’tır. Çünkü, Alah insanı tasarlayayıp yaratandır. Dolayısıyla insanın tüm özelliklerini ve ihtiyaçlarını da en iyi bilen Allah’tır.
Allah insanların özelliklerine uygun ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir şekilde  hazırladığı öğretileri sayfalar ve kitaplar halinde  göndermiştir.  Bu sayfalar ve kitaplar dünya hayatını  gereği gibi kullanabilmek için Allah’ın hazırladığı “Kullanma Kılavuz”ları şeklindedir.
Yeni bir cihaz,makina veya elektronik bir eşya aldığımız zaman bize,üretici  firmanın hazırladığı kullanma kılavuzu verirlir. Cıhazın doğru bir şekilde kullanılması,sağlam ve uzun ömürlü olması için kılavuza göre hareket etmemiz istenir. Bazan kılavuz da yeterli olmaz bir servis elemanı ile  o cihaz kurulur ve çalıştırılır.
Yüce Allah’ta insanlara öğretilerini bir kılavuz halinde (Suhuf ve Kitaplar)  ve servis elamanı ile (Melek ve Peygamberler) göndermiştir.
Allah’ın gönderdiği öğretiler  zaman içinde insanlar tarafından unutulmuş veya değiştirilmiştir. Allah’ın gönderdiği suhuf veya kitaplar (Kullanma kılavuzu) değiştiği veya bozulduğu vakit ; Allah , yeni bir kitap ve yeni bir peygamber göndermiştir. Bu süreç Hz.Muhammed’in Peygamber olmasına kadar devam etmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gönderilen  ilahi mesajlardan oluşan öğretiler bir kitap (Mushaf) haline getirilip, hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır. Allah’ın son ilahi kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in hükmü kıyamete kadar sürecektir.
Yüce Allah bu konuda Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr suresi,9.ayet)
İşte bizler Allah’ın  öğretisini iyi bilmeliyiz. Yaşam tarzımızı Yüce Allah’ın öğretileri doğrultusunda düzenlemeliyiz. Bunun için de Allah’ın öğretilerinin bulunduğu  kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i  Türkçe mealiyle ve mümkünse tefsiriyle birlikte okuyarak iyice anlamalıyız.
Kur’an’’ın ve Peygamberimizin öğretisi doğrultusunda yaşayarak, hem bu dünyada ve hem de Ahirette (öteki alem) kurtuluşa ernlerden olmaya çalışmalıyız.
İnşallah bu köşede Kur’an-ı Kerimde’ki Allah’ın öğretilerini  bir yazı dizisi halinde sizlere sunmaya çalışacağım.

Allah’ın son ilahi kitabı Kur’an-ı Kerim’deki  mesajları dikkate alabilirsek  ailemizde,çevremizde, ülkemizde, İslam aleminde ve tüm dünyada huzur,güven,barış ve mutluluk oluşur...

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Milliyet Blog:




26 Ocak 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 26/01/2018 Tarihli Cuma Hutbesi:BİRLİK VE BERABERLİK RUHU


BİRLİK VE BERABERLİK RUHU




Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!

Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz, birbirinize düşmandınız da O, kalplerinizi birleştirmişti. O’nun nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O, sizi oradan kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”[1]

Peygamberimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Ancak şehit, cennette gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.”[2]

Kardeşlerim!

Millet olarak büyük badirelerden, ağır imtihanlardan geçtik. Daha dün Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da vicdanı paslanmış, insafını ve insanlığını kaybetmiş güçler, bizi tarih sahnesinden silmek amacıyla üzerimize geldi. 15 Temmuz’da tarihimizin en büyük ihanetlerinden birine maruz kaldık. Bu zor günlerde bizi muzaffer eyleyen muazzam bir gücümüz vardı. Bu güç, Allah’a olan sarsılmaz imanımızdı. Vatana, ezana, bayrağa ve bağımsızlığa olan aşkımızdı. Şehitlik ve gazilik sevdamızdı.

Bizler, din ve mukaddesat uğrunda doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle binlerce evladımızı şehit vererek bu toprakları beraberce vatan kıldık. Aynı secdede Rahman’a kul olmakla, aynı kıblede istikamet bulmakla, birbirimize olan muhabbetle, birlik ve beraberlik ruhuyla bütün zorlukların üstesinden geldik.

Muhterem Müminler!

Son yıllarda hem İslam ümmeti olarak hem de millet varlığımızla yine imtihan çemberinden geçiyoruz. Gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyenler, fitne, terör ve ihanet silahıyla üzerimize geliyor. İslam coğrafyasının dört bir köşesinde açılan ateş çukurlarının içine ülkemiz de çekilmeye çalışılıyor. Türlü hile ve desiselerle, plan ve tuzaklarla varlık ve bekamız, istiklal ve istikbalimiz hedef alınıyor. Birliğimiz ve dirliğimiz tehdit edilerek aslında İslam ümmetinin umutları tüketilmek isteniyor.  

Aziz Kardeşlerim!

Necip milletimiz, bugün oynanan bütün karanlık oyunları feraset ve basiretiyle elbet bozacaktır. Zorlukları elbirliğiyle bir kez daha aşacak ve ihaneti püskürtecektir. Bu kahraman milleti hedef alanlar iyi bilmelidir ki; bizim en muazzez değerlerimizin başında vatanımız gelir. Biz, gerektiğinde aç ve susuz yaşarız, fakat hürriyet ve bağımsızlığımızdan, izzet ve onurumuzdan asla taviz vermeyiz. Mukaddesatımız uğrunda bedenimizi siper ederiz, ama bir karış vatan toprağından bile vazgeçmeyiz.

Bu yüce millet, geçmişten günümüze kadar savaşı değil barışı, tefrikayı değil birlikte yaşamayı tercih etmiştir. Bizim temel şiarımız, her daim zalimin karşısında, mazlumun yanında yer almaktır. Hakkı ve haklıyı savunmaktır. Kimsesizin, mağdurun, mültecinin, garibin ümidi olmaktır. Çaresize çare sunmaktır.

İslam’ın fetih anlayışı gereği bizim yüce ideallerimiz vardır. Bu ideal, değerleri sömürmek değil, yüceltmektir. İnsanlığa huzur, barış ve medeniyet takdim etmektir. Yeryüzünde kötülüğe engel olup iyiliği hâkim kılmak için çalışmaktır. Kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla yaşlısıyla, kahraman güvenlik güçlerimizle milletimizin her ferdinin bugün verdiği şanlı mücadele, işte bu yüce ruh ve idealin bir tezahürüdür.

Aziz Müminler!

Millet olarak Rabbimizin karşısında, tarih önünde insanlık adına her birimize görev ve sorumluluklar düşüyor. Bizi birbirimize düşürmek isteyenlere inat, gönüllerimizi iman kardeşliğiyle sımsıkı kenetlemeye devam edelim. Terörü, fitne ve fesadı körüklemeye yönelik oyunlara karşı uyanık olalım. İstiklal Şairimizin,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

mısralarında ifade ettiği azmimizi, muhabbetimizi, birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek her türlü söylem ve eylemden uzak duralım.

Kardeşlerim!

Geliniz bu mübarek Cuma vaktinde hep birlikte Yüce Rabbimize şöyle niyazda bulunalım:

Rabbimiz! Okunan Fetih Sureleri hürmetine, istiklal ve istikbalimiz, birlik ve beraberliğimiz uğrunda mücadele eden kahraman ordumuzdan, güvenlik güçlerimizden nusret ve inayetini esirgeme! Millet olarak bize zafer ihsan eyle! Şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifalar lütfeyle!

Allah’ım! Birliğimize, dirliğimize göz dikenlere, izzetimize, şerefimize kast edenlere fırsat verme! Milletimizi ve İslam ümmetini her türlü dahili ve harici düşmanlardan muhafaza eyle!

Rabbimiz! Terör ve vahşetten, kan ve gözyaşından, fitne, fesat ve bozgunculuktan beslenenlere karşı milletçe yekvücut olmayı nasip eyle! Asırlardır İslam’ın sancaktarlığını yapan, senin adının gök kubbede yankılanması için çabalayan bu aziz milleti sen mahcup etme!




[1] Âl-i İmrân, 3/103.
[2] Buhârî, Cihâd, 21; Müslim, İmâre, 109.
                               Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
KAYNAK:


http://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/HutbelerListesi/Birlik%20ve%20Beraberlik%20Ruhu,.pdf

 https://61efkanvural61.blogspot.com.tr/2018/01/cuma-hutbesi.html

25 Ocak 2018 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-24





Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-24

Yüce Allah’a tam anlamıyla inanan,güvenen ve O’ndan medet dileyenlere Allah, yardımını esirgemez.
Allah’tan yardım isterken insan olarak yapılabilecek her şeyi yapmak ve her türlü tedbiri almalıyız. Elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra Yüce Allah’a samimi olarak yalvarıp dua etmeliyiz.Böylece Yüce yaratıcının yardımı ve zaferi bize yetişsin.
Hiçbir uğraş vermeden,hiçbir tedbir almadan,hiçbir çalışma yapmadan ve işin gereğini yerine getirmeden Allah’tan yardım dilemeye yüzümüz olamaz.
Tarihte özellikle savaşlarda Allah’ın,inanan kullarına yardımı esirgemediğini görüyoruz.
Allah,Hz. Musa (A.S)’a Fravun’a karşı yardım etti.Nehir yarılıyor,Hz.Musa ve ona inananlar nehri geçiyor; Fravun ve ordusu nehrin ortasına geldiklerinde  nehir birleşiyor ,Fravun ve ordusu boğulup yok oluyor.
Allah, Peygamberimize  yaptığı savaşlarda  yardım etmiştir. Bedir savaşında Müşrik ordusu müslüman ordudan üç kat büyük olmasına rağmen, müslümanlar ilk savaşı ezici bir üstünlükle kazanıyorlar. Allah melekleri  müslümanlara yardım için göndermiştir.
Peygamberimizin yaptığı tüm savaşlarda Allah yadımını esirgmemiştir. Peygamberimiz ve müslüman ordusu da üzerlerine düşen her türlü çalışma ve gayreti göstermişlerdi. Ve sonunda Allah’a güvenip savaşmışlardı.Böylece Allah’ta onları muzaffer eylemiştir.
Şanlı tarihimizde de milletimizin nice kazandığı zaferler vardır. Allah bu zaferler de de yardımını esirgememiştir.
Çanakkale’de,Kut’ül-Amarede, İstiklal savaşında, Kıbrıs’ta ve terörle mücadelede Allah ordumuza ve güvenlik güçlerimize yardım etmiştir.
Bugün  sınırlarımızda,sınır ötesinde, huzur ve güvenliğimiz için,zulüm gören din kardeşlerimiz ve mazlumlar için Türk ordusu Mehmetçik  Suriye’de Allah’ın yardımıyla zafere kavuşacaktır. İnşallah!
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu. ”
(Enfal suresi,9.ayet)
Allah’ım  Türk Askerine,Peygamberimizin askerleri Mehmetçiklere  yardım eyle...!

Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır: